Latte

Hanım efendiye Latte!

Rüzgar, bulutlu, kapalı havaya eşlik ediyordu. Yoldan geçen arabalar, hava soğuk olmasına rağmen, karşıdan karşıya geçecek olan birkaç insana; arabalarının içinde, sıcakta olmalarına rağmen yol vermiyorlar. Karşıdan karşıya geçmeyi bekleyen insanlar, rüzgarın kesilmesini bir yandan umut ederken bir yandan da arabaların durmasını umut ediyor ve karşıya geçmek için her fırsatı kovalıyorlardı.

Yağmur çiselemeye başladığı sırada, Göktuğ kafenin içinden dışarıyı izliyordu (aslında kendine dışarıdan bir iki nokta seçmişti, zaman aralıkları içinde baktığı noktalar arasında göz gezdiriyordu), öyle durgundu ki kasadan ona gözlerini dikmiş garson kızın farkına bile varmamıştı. Oysa önceden hep kafasında garson kızlar ile göz göze gelmeyi kurgulardı. Bu sırada yakın zamanda sevgili olduğu Merve, garson kıza ters ters bakarak ve Göktuğ’un oralı olmamasına sevinerek masaya geldi. Garson kız tüm kafasında kurduklarını bir kenara bırakarak, sipariş almak için başka masaya doğru ilerledi.

Göktuğ önündeki çay bardağı ile oynarken, hiç yerinden kalkmadan Merve’nin selamına karşılık verdi. Merve, Göktuğ’un ayağa kalkmamasına şaşırarak yerine oturdu, oysa ilk iki buluşmalarında hiç böyle bir tavrını görmemişti. Göktuğ, bir aydır şehir dışındaydı ve çok az telefonla görüşmüşler ve Göktuğ, Merve’nin çok az mesajına cevap vermişti. Son iki hafta ise hiç konuşmadan ve mesajlaşmadan geçmişti. Merve, duruma anlam veremiyordu; Göktuğ, bir gün aniden mesaj atmıştı; geldim, buluşalım, diye.

Hanım efendiye Latte

Şimdi kafede birkaç müşteri ile beraber sessizce oturuyorlardı. Merve, kafasında bin bir türlü tilki ile Göktuğ’un ne diyeceğini düşünüyordu. Bir süre daha sessizlik oldu; sonunda Göktuğ konuşacaktı, Merve heyecanla beklerken Göktuğ:

-Bir şey içer misin? diye sordu.

Merve hayalkırıklığıyla:

-Latte, dedi.

Göktuğ, içinden çayın nesi varmış, diye düşünerek garsona:

Hanım efendiye bir latte, benim de çayımı tazelerseniz sevinirim, dedi. (Sevinmek neydi ki?)

Masada sessizlik devam ederken, garson çayı ve latteyi getirdi. Göktuğ önceden sardığı sigaralardan birini parlement paketinden çıkardı. Evde çakmak veya kibrit bulamayınca mutfakta ocağı yakmak için kullandıkları çakmağı yanına almıştı. Uzun borusu ve büyük tutma yeri olan çakmağı ağzına götürdü. Kasada bulunan garson kız elini ağzına götürerek gizliden güldü; Göktuğ durumu fark etse de umursamayarak, mutfak çakmağını cebine koydu. Merve’de şaşırmıştı ama o bir cevap beklediği için onunla ilgili bir şey söylemedi. İçinden sadece bizi rezil ediyor, diye geçirdi. Göktuğ sigarasını içerken, artık dayanamayarak lafa girdi.

-Haftalardır neden beni aramıyorsun!

(Göktuğ, sigarasından bir duman çekti, ufak bir sessizlik sonrasında konuştu.)

– Konuştuk ya!

(Merve, biraz sinirle baktı.)

– Ben ben mesaj atmayınca, ben aramayınca, aramıyorsun.

(Göktuğ, konuşmaya isteksizce iki kelime söyledi.)

– Fazla büyütmeyelim.

(Sessizlik sonrasında Merve artık son raddeye gelmişcesine tek kelime söyledi.)

– Bitti

(Ufak bir sessizlik)

– Ne, ne bitti?

(Ufak bir sessizlik)

– İlişkimiz.

(Göktuğ bir süre sessiz kaldıktan sonra konuşacak gibi oldu ama sonra vazgeçerek tek bir şey söyledi.)

– Peki!

(Merve ceketini giyerken, Göktuğ sessizce duruyordu)

– Yazıklar olsun sana, gitme, açıklamam var, dersin diye düşünmüştüm, seni hiç tanıyamamışım, dedi.

Yüzünü kapattı

Göktuğ’nun anlamsız bakışları içinde, gözyaşlarıyla karşıdan karşıya geçmeye çalışan kafilenin arasına girdi. Göktuğ çakmağını çıkardı ve yeni bir sigara yaktı. Sigarası bitince hesabı ödeyip, kapıya yöneldi. Tam çıkarken uzaktan bir akrabaları, neydi halasının kocasının dayı oğlu muydu yoksa amca oğlu mu? Hatırlayamadı. Uzaktan akraba olan kişi, biraz durgun ve üzgün görünmeye çalışarak konuştu.

– Merhaba Göktuğ, duyduk çok üzüldük, annen vefat etmiş, başın sağolsun.

Göktuğ ufak bir sessizlik sonrası içi bulanarak kafenin az ilerisinde bulunan çöp kovasına koştu ama kusmasının yarısı çöpün dışına geldi. Kasada bulunan garson kız, durumu görünce kafasını çevirip, yüzünü kapattı. Uzaktan akraba, halasının kocasının dayı oğlu veya amca oğlu isteksizce yanına geldi.

– İyi misin?

– İyiyim, (sessizlik) bir sigaran var mı?

Sigarayı aldı, mutfaktan aldığı çakmağı çıkararak yaktı. Uzaktan akrabaya bir el hareketi ile veda ederek, karşıdan karşıya geçmek için yolun başına geldi. Rüzgar sigarasının dumanını aldı ve bulutlara taşıdı.

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Manzarayı Sen Anlat Fikret

Yat Oğlum Rıza

Meğer

Çok Oldun Sen Piyer !

Dünün çocukları

Terziliği Bırak Artık Latife

Boşluk hissi