Descartes yöntem

Descartes’in yöntem üzerine konuşmalar eseri ve tarih uyarlaması

16. yüzyılın sonunda dünyaya gelen Rene Descartes, 17. yüzyılda ortaya koyduğu düşüncelerle Aydınlanma Dönemi için önemli bir isim olmuştur ve Modern Dönemde de önemini korumaktadır. İlkokuldan itibaren kendisine verilen bilgilerde bir kuşku olduğuna tanık olduğu için, duyu organlarının insanı yanılttığını fark ettiği için, rüyaların gerçek gibi algılanmasını fark etmesi gibi konular üzerinden kendi tezini geliştirmiştir. Gerçeğe ulaşacak varlık zihin olduğu sonucuna varır. Varlık ile düşünceyi bağdaştırır: Düşünüyorum, öyleyse varım. Zihinle öyle bir gerçeğe ulaşmalı ki hiçbir kuşku duyma imkanı olmasın.

Bu çalışmada Descartes’in Yöntem Üzerine Konuşmalar kitabından Descartes’in yöntemini ortaya koyacağız ve tarihçilik açısından uygulanabilirliğini inceleyeceğiz. Çiğdem Dürüşken’in Türkiye’nin önemli Latince uzmanlarından olması, yüksek lisans tezinin felsefe
olması ve felsefe üzerine çalışmalar yapması nedeniyle çeviri eserini esas almaktayız: Descartes, Yöntem Üzerine Konuşmalar, (Çev. Çiğdem Dürüşken), Alfa, İstanbul 2015.

Descartes’in yöntemi üzerine

Descartes, öğrendiği bilgilerde hep kuşku götürür bir yan olduğunu görmesiyle, insanların bazılarının doğru bildiğini bazılarının yanlış bildiğine ve bu yüzden aralarında sürekli fikir ayrılıkları yaşandığına tanık olmasıyla, aynı konu hakkında farklı fikirleri alim kişilerin savunmasını görmesi kuşkuya varmasında etkili olmuştur. Kendisini kuşkuculuğa sevk eden
nedenlerin başında, insanların rüyalara ve sanrılara bağımlı varlıklar olması ve görerek, duyarak, koklayarak, tadarak ve dokunarak, yani duyularla elde ettikleri bilgilerin aldatıcılığına mahkum olması gelir. Descartes, yol aldıkça kendisinin sahip olduğu tek şeyin, zihnindeki derin kuşku ya da kesinlikten uzak oluş olduğunu fark eder. Kuşku duymadığı tek şeye yani düşünen Ben’e ulaşır.

Kesin olanın peşine düşmüştür

Kuşkusunda emin olduktan sonra sıkı sıkıya bağlı olduğu fikirleri, öncelikle hepsini yok sayıp, daha sonra aklının süzgecinden geçirip kabul etme yolunu tutar. Kendisinde az da olsa kuşku uyandırabilecek her şeyi yanlışmış gibi reddetmesi gerektiğini düşünüyordu. Zihnini abluka altına almış olan fikirleri kökünden söküp atar. Şüpheciler gibi davranmamış, yani sırf şüphe etmek için şüphe edenler ve kesin olmayanın dışında hiçbir şey aramayanlar gibi olmamış, o kesin olanın peşine düşmüştür.

Duyular bizi zaman zaman aldatıyordu. Rüya halindeyken, uyanıkken olduğumuz kadar gerçekmiş gibi hissettiğimiz sonucuna varmıştı. Buradan uyanıkken düşündüklerinin hiçbirinin rüyadaki kadar gerçek olmadıklarına hükmeder. Peki, rüyada isek gerçek olan
nedir? Burada zihin devreye girer ve hangi ortamda olursa olsun zihnin var olduğuna kanaat getirir; Düşünüyorum, öyleyse varım ya da mevcudum. Bu kanıt üzerine kendi yöntemini inşa etmiştir.

Descartes’in yönteminin dört kuralı

Descartes kendi yöntemini dört kural altında özetlemiştir.

Birinci kural

Doğru olduğunu açık bir şekilde bilmediğim hiç bir şeyi doğru olarak kabul
etmemek; yani bir yargıya varırken çok dikkatli davranıp acelecilikten ve önyargıdan
kaçınmak ve en ufak bir kuşku bile duyamayacağım şekilde açık ve seçik kavradığım
bir sonuca ulaşmak.

İkinci kural

İrdeleyeceğim problemleri rahatça çözmeme olanak tanıyacak kadar çok bölümlere ayırmak.

Üçüncü kural

Doğruyu araştırmak üzere sarf edeceğim bütün düşüncelerimi daima belirli bir düzende ilerletmek, yani en basit ve bilinmesi en kolay şeylerden başlayıp yavaş yavaş, adım adım daha zor ve daha karmaşık olanlarının bilgisine yükseltmek; hatta doğası bakımından birbirinin önünden ya da ardından gelmeyen şeyleri bile düşüncemizde belirli bir düzene oturtmak.

Dördüncü kural

Hem genel bilgiler elde etmeye çalışırken hem de bölüm bölüm ayırdığım zorlukların üzerinden geçerken, her şeyi kusursuz bir şekilde tek tek sıralamak ve hiçbir şeyi atlamadığımdan emin olmak için her şeyi etraflıca tekrardan gözden geçirmek.

Descartes, tek başına çalışmak ister

Tarih açısından uygulayabileceğimizi düşündüğümüz başka düşüncelerine ise şöyle dikkat çekebiliriz. Descartes, birçok insanın emeğinin bir araya gelerek, tek kişinin elde edebileceği yoldan daha fazla yol alabileceğine işaret eder. Diğer insanların çalışmalarından haberdar olmak ister ve çalışmalarından onları haberdar etmek ister. Böylelikle bilgi konusunda daha fazla yol kat edilecektir. Fakat dikkat edilmesi gereken bir husus var. Descartes, tek başına çalışmak ister ve tek başına daha doğru sonuçlara ulaşacağını düşünür.

Descartes

Descartes

Kütüphanesinde oturan bir alimin kendi kafasında uydurduklarıyla ya da bunun gibi günlük yaşama bir katkısı olmayacak şeylerle ilgili yürüttüğü fikirlerde o kadar doğruluk olamayacağını düşünür. Belki de tüm zamanımı kitaplar devirerek, alimlerin konuşmalarını dinleyerek geçirseydim, doğrunun bilgisine ermede bu kadar yol kat edemezdim, der. Burada normal hayatını yaşamasından ve seyahatlerden edindiği deneyimlerin yöntemi için yol almasındaki etkisini belirtmektedir.

Tarihe ait direkt düşünceleri

Bir insanın malumatfuruşlukla sürekli eskilerin dünyasında vaktiyle ne olup bittiğini araştırıp durursa, kendi dünyasında neler olup bittiğinden bihaber olacağını düşünür. Tarih bile, der; istediği kadar doğru olsun, okuyucusuna layık olabilmek için olayları istediği kadar olduğundan daha abartılı, daha değişik göstermemeye çalışsın, yine de en azından görece önemsiz ve dikkat çekici olmayan durumları geçiştiriverir. Bu yüzden tarihin anlattığı olaylar hiçbir zaman gerçeği olduğu gibi yansıtamaz, dolayısıyla tarihsel kaynaklardaki örneklere göre kendilerine davranış kalıpları çıkarmaya çalışan insanlar, geçmiş çağların kahramanlarının çığlıklarına kapılır ve boylarından büyük işlere kafa yormaya başlar.

Bu anlatımından, Descartes’in tarihin gerçeği olduğu gibi yansıtamayacağını düşündüğü açıktır. Tarih okuyucusunu tarih okurken günümüz olaylarını kaçırmaması açısından uyarır ve tarihten davranış kalıpları çıkarmaya çalışanları uyarır. Bizim amacımız Descartes’in tarihe bakışından ziyade, onun şüphecilik yönteminin tarihsel bilgiye ulaşmada kullanılabilirliğini tartışmaktır.

Descartes’in yönteminin tarihe uyarlanması

Descaretes’in tarihin hiçbir zaman gerçeği olduğu gibi yansıtamayacağı fikirlerini yukarıda gördük. Burada asıl amacı insanları geçmişi incelerken, günümüz olaylarından kopmamaları için uyarmak olmalı. Ayrıca geçmişin mükemmel-veya idealleştirilmiş- dönemlerine bakıp olmadık fikirlere kapılmamaları için uyarmaktadır. Amacımız; Descartes’in Tarih görüşünden ziyade onun düşünce yönteminin tarihsel bilgiye ulaşmada kullanılabilirliğidir. Descartes’in hayatını bir masa üzerinde çalışarak değil de, seyahatlerle bilgiye ulaşmak için geçirdiğini görmekteyiz. Hayattan kopmaz, hayatın içerisindedir. Yöntemine ulaşmasında bu davranışının kitaplar devirmekten daha yararlı olduğunu söyler.

Tarih disiplinini düşündüğümüz zaman elbette kitap okumak ve literatürü bilmek önemlidir. Fakat alan araştırması yapılmayan bir tarih çalışması yarım kalacaktır. Elbette çalışılacak konu açısından alan araştırması mümkünse! Alan araştırması bazı konularda hayatidir. Çalışılan konuyu temelinden değiştirebileceği gibi kaynak eserlerin tenkiti açısından yeni deneyimler ortaya çıkarabilecek niteliktedir.

İki tarihçinin beraber çalışma yaptığına az rastlanır

Descartes, deney yapanların iş birliği içinde olması gerektiğini söyler. Fakat kendine göre çekinceleri vardır. Onun için beraber deney yapmaktansa, deneylerinden haberdar olmak isterken deneylerinden haberdar etmek ister. Tarih içerisinde de iş birliği konusu zaman
zaman gündeme gelen bir konudur.

İki tarihçinin beraber çalışma yaptığına az rastlanır. Tarihçilerinde genel olarak tek çalışma eğilimli oldukları anlaşılmaktadır. Fakat tek başına çalışırken ilgi alanıyla ilgili konularda çalışanlarla iletişim kurmasında yarar vardır. Bu sayede yeni gelişmelerden, yeni bir makaleden, yeni bir kitaptan bir an önce haberi olabilecektir. Daha önemlisi haberi olmayan bir kaynağın varlığından haberdar olması çalışması için çok önemli olabilir. Bu yüzden tarihçiler arasında (-çalışma alanıyla ilgili diğer disiplinden kişilerde olabilir) iletişim ve iş birliği olmalıdır.

Bölümlere ayrılması gerekir

Descartes’in yönteminde çalışılacak konunun açık bir şekilde çalışılabilmesi için, bölümlere ayrılması gerekir. Tarih disiplini çalışmalarında da seçilen konu bölümlere ayrılır. Diğer bir yöntem olan belirli bir düzen içinde, yani basitten zora doğru konunun incelenmesi meselesine dikkat edilmelidir. Bu şekilde ulaşılmak istenen neticeye daha rahat varılacaktır. Kolaydan zora doğru konunun anlatılması okuyucunun meseleyi algılamasını kolaylaştıracaktır.

Konunun üzerinden tekrar tekrar geçerek hiçbir şeyi atlamamak konusu tarihçilik açısından da önemlidir. Özellikle kullanan belgelerin birinin bile gözden kaçırılması, tarih gibi bir disiplinde çok farklı bir sonuç ortaya çıkarabilecektir. Sadece araştırmaya yoğunlaşıp düşünmek ve anlamak konusunu kaçırmamak gerekir. Onun için yapılacak çalışmada araştırma sonrasında, önemli bir zamanı konu üzerine düşünmeye ve anlamaya ayırmak gerekir.

Rüyaların gerçek gibi olması

Descartes, çocukluğundan itibaren kendisine verilen bilgilerde şüphe götürür yanlar olduğunu fark etmişti. Rüyalarının gerçek gibi olması, duyu organlarının onu yanıltmasını fark etmesi ile derin bir şekilde varlık hakkında şüpheye düştü. Kendisinin olamayacağı fikrini kabul edemeyeceğini söyler. Her şeyi algılayan şeyin ne olduğunun peşine düşür. Düşünen varlığın zihin olduğunu fark eder. Düşünüyorum, öyleyse varım kanıtını bu şartlar altında ortaya atmıştır. Düşünen varlığı zihin olduğuna göre varlığından şüphe edilemeyecek olan zihindir. Bedeni bir yanılsama olabilirdi ama mekan tanımadan zihninin olabileceğine kanaat getirdi.

Descartes için şüphesiz gerçeğe ulaşmak ancak zihinle mümkündü. Bu aşamadan sonra bütün önyargılı, yanlış bilgilerini bir çırpıda atıp yerine kuşku götürmeyecek, kendi yöntemi ile elde edeceği bilgileri koymaya karar verdi.

Düşündüğüm için varsam

Descartes açısından zihnimizin olduğunu kabul edersek, şüphe götürmez şekilde diğer insanlarında zihni olarak var olduklarını en azından kabul etmek zorundayız. Çünkü insanlığın varlığını kabul etmezsek, konusu insan olan tarih disiplinine ihtiyaç kalmayacaktır. O vakit ben varsam, düşündüğüm için varsam, insanlarda var ve düşünüyorlar, önermesini kabul etmek zorundayız. İşte ancak o zaman Descartes’in kuşkusunu tarih disiplinine uygulayabiliriz.

Bir tarih metni yazmak için olabildiğince önyargılarımızı bir kenara alıp koymalıyız, daha sonra kuşku götürmeyecek bilgiye ulaşmaya çabalamalıyız. Eğer kuşkulu bilgilere rastlıyorsak, kendi önyargılarımıza teslim olmadan kuşkulu bilginin çeşitlerini, hiçbirini atlamadan okuyucuya sunup tercihi kendisine bırakmalıyız. Okuyucu muhtemelen kuşku götüren bilgileri sevmeyeceği için kendisine yakın olanı kabul edecektir ama eğer bilgiye kuşku götürecek şekilde ulaşma imkanı yoksa, okuyucu da bilgiyi kuşkulu şekliyle kabul etmelidir.

Eğer çalışma yarar amaçlı yapılıyorsa, çalışmayı yapan kişi bu yöntemin hepsini rafa kaldıracaktır ve kendine yarayan şeklini dizayn edecektir. Böyle bir anlayışı ahlaki açıdan onaylamamaktayız. Devletler arasındaki sorunlar açısından konuya eğilecek olursak,
pragmatist tarih yazımının daha uzun yıllar aramızda olacağı anlaşılmaktadır. Belki devletlerin politik anlamda başka bir tarih anlayışına yönelmesi mümkün değildir. Descartes’in yöntemi ancak gerçek tarih bilgisine ulaşmak isteyen bireyler için yazılabilir.İnsanların düşünce aşaması ve gerçeğe ulaşmaları açısından önemli bir tarih yazımı olabilecektir.

Sonuç

Tarih disiplininden söz edebilmemiz için insanın varlığını kabul etmeliyiz. Descartes’de insan zihni olarak kesin olarak vardır. Eğer kendimizin zihni olarak varlığımız kabul edersek, tüm insanların zihni olarak var olduğunu kabul etmemiz için hiçbir sakınca yoktur. İnsanın zihni varlığını kabul etmezsek tarih disiplinine ihtiyaç kalmayacaktır. Tarih, konu itibariyle insanı ele almaktadır. İnsanın zaman içinde konumunu belirlemek için tarihçiler çalışır.

İnsanı içine almayan bir durum tarih konusu içerisine alınamaz. Descartes’in düşüncesi açısından bakıldığında insan önyargılarını ve kuşku götüren bilgileri bir kenara bırakarak gerçek bilginin peşinden gidebilir. Çalışılacak konu hakkında bütün önyargı bir köşeye bırakılarak bölümlere ayrılmalı, bir düzen içinde kolaydan zora doğru sorunlar çözülmelidir. Daha sonra tekrar gözden geçirilerek, hiçbir şeyin gözden kaçmadığına emin olmalıdır. Konuyu anlamak ve konuyu düşünmek için zaman ayırmalıdır. Ortaya çıkacak metinde kuşku götürecek hiçbir şey kalmamalıdır ya da kuşkulu olan durumlar okuyucuya açıklanmalıdır. Böylelikle tarihçinin ulaşabileceği tüm güvenilir bilgi aynı zamanda okuyucuya da sunulmuş olacaktır. Descartes’in kuşkusuz bilgiye ulaşmak için oluşturduğu yöntem, tarih bilgisine ulaşmada da kullanılabilir.