Herkesin Dergisi

Değişen Politik Güç Kavramını Anlamak

Güç kavramı, üzerine farklı alanlarda farklı tanımlamalar yapılan bir kavram olarak karşımıza çıkıyor. Türk Dil Kurumu’nu referans gösterecek olursak; altıncı ve yedinci tanımlamalarını dikkate alarak konuyu siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler perspektifinden ele almış olacağız. Sözlük altıncı tanımında: ‘’ Siyasi, ekonomik, askerî vb. bakımlardan etki ve önemi büyük olan devlet, devletler topluluğu’’; yedinci tanımında: ‘’ Bir ulus, bir ordu vb.nin ekonomik, endüstriyel ve askerî potansiyeli’’ olarak gücü tanımlamıştır.[1]

İşin dilbilimsel boyutundan ziyade değinmek istediğim asli konu, güç kavramının siyaset bilimciler ve uluslararası ilişkiler uzmanları tarafından nasıl ele alındığı hususu. Joseph S. Nye’ın görüşlerine iltifat edecek olursak; güç hava durumu gibidir ve herkes hakkında konuştuğu halde çok az kişi anlar. Çiftçilerle meteorologların konuya yaklaşımına işaret ederek bu yaklaşımı örneklendirir. Nye devamında gücü aşka benzetir; deneyimlemenin, ölçmekten ve tanımlamaktan daha kolay olduğunu ifade eder.[2] Burada anlatılmak istenen güç kavramını tanımlamaya çalışmanın çoğu zaman yetersiz ve eksik kalmasıdır. Kimilerine göre güç beraberinde tahakkümü getirir, kimilerine göre bu tahakküm gücün doğru kullanılamamasından kaynaklı olarak ortaya çıkar.

Yaptırım ve güç arasındaki ilişki elbette yadsınamaz ancak bu korelasyonu kurarken gücün farklı görünümleri ortaya çıkar. Güç deyince ilk olarak aklımızda şekillenen ve bunun ilkel anlamda bir yansıması olan fiziksel gücün, devletlere yakıştırılmış hali bambaşka bir durumken; kendini daha az hissettiren ve insanda mental güç olarak tanımlanabilecek, devletler bazında ise gücün daha rasyonel kullanımı temsil eden iki ana akım güç tipi sıralanabilir. Elbette bu iki ana akım güç tipi siyah ve beyaz gibi değildir. Aralarında geçiş mümkün olduğu gibi, aynı güç odağının elinde farklı zamanlarda bu iki tip güç türü kullanımı da mümkündür. Yani melez güç tipi yaratılabilir. Hatta bu doğru yer ve zamanda kullanıldığında ‘’gerçek’’ güç kavramını ortaya çıkarabilir.

Bahsettiğim bu güç tipleri yine Nye tarafından ilk kez tanımlanıp, adlandırılır: sert güç(hard power) ve yumuşak güç(soft power). Sert güç, elindeki kudreti açık bir şekilde zorlayıcı ve tehdit edici olarak genellikle silahlı-fiziksel tehdidi içeren bir güç tipiyken; yumuşak güç, sert gücün aksine elindeki gücü daha rasyonel ve perde arkasından kullanmaya dayanır. Yumuşak gücü en iyi anlatan cümle: ‘’Eğer istediğim şeyi istemeni sağlayabilirsem, o zaman yapmak istediğin şeyi yapmaya seni zorlamama gerek yoktur.’’[3]

Bu tanımlamalar ışığında konuya eğildiğimizde aslında karşımıza eski güç anlayışının günümüz dünyasında geçer akçe olmadığını, yeni dünyanın gerçeklerinin dolayısıyla eldeki güç araçlarının değiştiğini anlamamız kolaylaşır. Medyanın propaganda gücünü elinde bulundurmanın çoğu kez silahlı gücü elinde bulundurmaktan daha etkili olduğu günümüz gerçeği haline gelmiştir. Aslında bu silahlı ‘’çılgınlığın’’ durdurulması nükleer çağa girilmesi ve elinde nükleer gücü bulunduran ülkelerin çoğalmasıyla başlamıştır. Bu nükleer silahlanma dünyanın geleceğini tehdit eden, geriye dönülmez bir yok oluşa sebebiyet verebileceği için devletleri farklı bir güç anlayışı yaratma çabası içine sokmuştur. Yumuşak gücün ortaya çıkışını bu sebebe bağlamak mantıklı olacaktır.

Devletler artık stratejik önem arz eden ve dönem dönem değişen güç araçlarını kullanma yoluna gideceklerdir. Bu yolu ilk benimseyen ise dünya gücü olacaktır. Medya gücü, finansal güç ve kültürel güç gibi kavramlar yeni dünyayı domine etme araçları haline gelecektir.

1947 yılında ilan edilen Truman Doktrini erken dönem bir yumuşak güç kullanımı örneğidir. Aynı zamanda Soğuk Savaş’ın başlangıcı sayılan bu metin savaş sonrası yıkıma uğramış Avrupa’yı bir ayağa kaldırma projesidir. Tabi ki Amerika Birleşik Devletleri bunu kendi çıkarını gözeterek yapmış ve yaptığı ekonomik yardımları zayıflayan Avrupa’da komünist bir yayılmanın önüne geçmek için gerçekleştirmiştir. Aynı zamanda kendi ekonomik hinterlandını yaratarak bir taşla iki kuş vurmayı hedeflemiştir. Bu Avrupa ülkelerinin rejimsel bir bağ yaratmasını beraberinde getirdiği gibi, ekonomik bir bağı da beraberinde getirecektir.

Tarihteki ilk önemli ve küresel yumuşak güç kullanımına örnek olan bu doktrin, ABD’nin dünya gücü olmasında önemli bir adım teşkil eder. Bizdeki karşılığı ise ‘’kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez’’ anlayışıdır. Nitekim mikro bazda bir örnek olan Marshall yardımlarının Türkiye ayağında yapılan tarım teknolojileri yardımları, gelecekte tarlaların ölü traktörlerle dolmasına sebep olacak veya yedek parçaları, yapılan yardımlardan daha pahalıya gelecek ve neticede bu yardımlardan kârlı çıkan ABD olacaktır. Benzer durum askeri yardımlarda da görülecektir.

Gücün akıllıca kullanımı risk almayı gerektirir. Nitekim Truman’ın Amerikan Kongresi’nde yapılacak yardımları kabul ettirmesi kolay olmamıştır.

                                                                               Tevfik KARPUZCU

[1] http://tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.5617f9c711ca72.98034801 (09.10.15)

[2] NYE, Joseph, « The Changing Nature of World Power», Political Science Quarterly, Volume 105, Issue 2 (Summer, 1990), 177-192.

[3] NYE, Joseph, Amerikan Gücünün Paradoksu, Literatür Yayıncılık, İstanbul,2003, s. 10-11.