Yazılar

Kirli Melek

Kirli Melek – 6

Cem İraz‘ın kaleme aldığı Kirli Melek öykü dizisinin 6. bölümüdür. Kirli Melek‘i daha iyi kavrayabilmek için öncelikle ilk 5 bölümü okumanızı tavsiye ederiz. Öykü, bir hayat kadınının yaşamını konu alıyor.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

5. bölüm

Kirli Melek

Melek, kendine geldiğinde yanındaki adamın kim olduğunu çözmeye çalışmaktaydı. Ferruh ise yarı uyanık yarı uyur bir şekilde koltuğa kıvrılmış uzanmaktaydı. Melek belki de uzun yıllardır bu kadar rahat bir yatakta yatmamıştı. Bembeyaz çarşafta, bembeyaz yorganda, bembeyaz yastıkta uzun yıllardır yatıp dinlemiyordu. Yataktan çıkıp çıkmamak konusunda kararsız kalmıştı. Etrafındaki nesnelere baktı. Yattığı yatak cam kenarında, denize bakar konumdaydı.

Camdan dışarıya baktığında o eşsiz manzarayı gördü. İçindeki o korku hissi biraz da olsa gitmişti. Gözünü camdan çevirip odanın içine baktı. Duvardaki resimler dikkatini çekti. Resimlerde kullanılan ayrıntılara takılı kaldı. Ayağa kalktı masanın üzerindeki fotoğraflara baktı. Bunlar duvardaki resimlerin gerçekleriydi. Hepsinde hayatında hiç görmediği bir kadının fotoğrafları vardı. Yanında duran aynaya gözü çarptı. Eline aldığı fotoğraflara baktı. Sonra tekrar dönüp aynada yüzüne baktı.

Kendisine tıpatıp benzeyen birinin olduğunu fark etti. Birkaç dakika hareketsiz bir şekilde olduğu yerde kaldı. Elindeki fotoğrafı tekrar masaya koyup gardırobun olduğu yere doğru yürüdü. Dolabı açtığında içinin boş olduğunu gördü. Gardırobun yanındaki komodinin yanına geldi. Çekmeceleri açtı, çekmecelerin içinde odada uyuyan Ferruh’un fotoğraflarını gördü. Hızlı hızlı fotoğraflara bakıp yine yerine aldığı şekliyle koydu. Bu sırada Ferruh gözlerini açtı. Melek’i ayakta görünce bir anda uzandığı koltuktan fırladı.

Kirli Melek

Kirli Melek

“Hanımefendi, daha iyi oldunuz umarım?” diyerek yanına yaklaştı. Melek şaşırmış bir şekilde sadece “İyiyim”, demekle yetindi. Bu odaya nasıl geldiğini, nerede olduğunu, bu adamın kim olduğu hakkında bir fikri yoktu. Ferruh, Melek’in gözlerinin içine bakarak: “Hanımefendi, adınız nedir?” dedi. Melek adını unutmuş gibi beş on saniye düşündükten sonra “Melek” dedi. Sonra şu sözlerle konuşmasını sürdürdü. “Sen kimsin? Burası neresi? Benim burada ne işim var?” dedi. Ferruh küçük bir tebessümle “Adım Ferruh, burası benim evim, seni baygın halde bir kaldırım taşında yatarken gördüm, kendinden geçmiş bir haldeydin. Durumunu iyi görmediğim için hemen yanına geldim. Dinlenmeye ihtiyacın olduğunu, o anda kimseye ulaşamayacağını düşündüğüm için evime getirdim.

Recep ile Nadan

Korkuyu gördü

Melek o gün ne yaşadığını tam olarak hatırlamamaktaydı. O kaldırım taşına nasıl geldiğini, orada ne işi olduğunu bir türlü çözememekteydi. Tek hatırladığı şey o gece yüksek dozda kullandığı uyuşturucunun etkisiydi. Damarlarından vücuduna yavaş yavaş süzülen o maddenin vücudunun her yerini uyuşturduğu, başının döndüğü, gözlerinin karardığıydı.

Melek bunları düşünürken Ferruh odadan çıktı. Beş on dakika sonra içeriye girdi. “Sana yemek getirdim Melek Hanım.” dedi. Melek, hanım sözcüğünü duyunca bir an kendini tuhaf hissetti. Kendisini hanımlığa layık olarak gören hayatında daha önce hiç kimse olmamıştı. Melek: “Teşekkür ederim ama gitsem iyi olacak.” diyerek bulunduğu yerden ayrılmak istedi. Ferruh’un ısrarına dayanamayıp yemek yemeyi kabul etti. Melek yemeğini yerken Ferruh odadaki koltuğa oturup bacak bacak üstüne attı. Bir sigara tellendirdi. Sigara içerken Melek’in hal ve hareketlerini inceledi. Gözlerindeki o korkuyu gördü. Yemek yerken ellerinin titrediğini, bacaklarını hızlı hızlı hareket ettirdiğini gördü.

Onu biraz rahatlatmak adına “Melek Hanım çayınızı tazeleyebilirim isterseniz?” diyerek konuşturmaya çalıştı. Melek kafasını sağa sola sallayarak hayır demeye çalıştı. Ferruh bu kadının gerçek kimliğini, ne iş yaptığını da merak etmekteydi. Bunları sormak için konuya nereden gireceğini bilemiyordu. Bu sırada melek yemeğini yemiş önündeki ekmek kırıntılarını masasındaki peçeteyle temizlemişti. Ayağa kalkıp kapıya doğru yönelmeye başladı. Bunu gören Ferruh, Melek’i engellemeye çalıştı. “Melek Hanım kahve içer misiniz?” dedi. Melek: “Hayır, içmek istemiyordum.” dedi. Odadan çıktı. Merdivenlerden evin alt katına indi.

Kocaman geniş bir salonun ortasından geçerken gözüne yine yattığı odada gördüğü o kadının fotoğrafları çarptı. Arkasından gelen Ferruh şu sözü söyledi: “O benim karımdı.” dedi. Melek arkasını dönmeden gözlerini fotoğrafa odaklamış bir şekilde sadece “üzüldüm” demekle konuşmasını bitirdi. Melek odadan çıkmak üzereyken Ferruh tekrardan: “O benim karımdı.” dedi. Melek bu sefer yüzünü Ferruh’a dönerek “Anlıyorum seni, en azından anlamaya çalışıyorum.” dedi. Ferruh’un gözlerinin dolduğunu, sesinin buğulandığını hisseden Melek’in içi bir anda cız etti.

7. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Alice Kitaplarında Darwinci Hiciv – 4. Bölüm

Kalbimin senfonisi

Karanlıkta aynaya bakmak

Hey taksi 8. bölüm

Ölüme sitem, Tamer Başkan anısına

Kurtuluş 7. bölüm

Zamana yolculuk 3. bölüm

Toprak ana

Lewis Carroll yaşamı ve eserleri üzerindeki etkisi

Hitler Almanyası ile Türkiye’yi karşılaştırmak cahilliktir

Hükümet-i alem: Yunan harfli Türkçe metin

Sosyal liberalizm ve Sosyal Darwinizm mücadelesi

Anadolu göbeği

Yi Ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi! 4. bölüm

Yi Ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi!“, Orta Doğu ve Akdeniz kültürünün birleştiği Hatay’da yetişen ve yaşayan bir gencin üzerinden alışkanlıklar ve iradeyi anlatıyor. Öykü dizisinin yazarı Mehmet Başkan‘dır. Lütfen okumaya 1. bölümden başlayınız.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi

Doğu toplumlarındaki insanların büyük bölümünde olduğu gibi bende de sorun göbek sorunu değil. Benim sorunum çok basit ve kültürel bir sarmaşıktan ibaret. Ben insanlara hayır diyemiyorum, ısrarlara karşı koyamamak kültürümün bir parçası. Oldu bittiye getirilerek önüme koyulan bir tas çorbaya hayır demek, benim kültürümde büyük ayıp. Ancak insanın karnı tokken yemeğe hayır demesi bir saygısızlık değildir. Aksine doğaya ve yemeğe saygıdır. Dilim bunu söylese de, icraat ne yazıkki tam tersi oluyor. Anadolu göbeği, bir beslenme sorunu değildir. Beslenmenin de ötesinde bir kültürel sorundur. “Yi ha yi”, “bir tabak daha yi” diyerek iradeye bir müdahale yapılıyor. Toplumda kişi iradesi değil, topluluk kararı irade olarak kabul ediliyor. Aşiret mantığı da bu temeller üzerine yerleşiyor.

İttihat ve Terakki Partisi ve tarım

Teyzem beni bekliyor

Patatesli köfte yoğurup geldi teyzem. Annem ve benim aç olduğumuza karar vermiş. Karar verildi, Oytun’un ve annesinin nefes bile almadan yemesine ve iradelerinin yok sayılmasına toplum mahkemesi tarafından karar verildi. Birey olarak bir kez daha toplum ve aile geleneğine boyun eğdim. Bu yaşıma dek boyun eğmeye bir türlü doyamadım. Boyun eğmeye doysaydım, elbet karnımın doyduğunu da söyleyebilirdim.

Hayatımın en önemli anlarında toplum darbe yapıyor

Toplumun bana dayattığının sadece yeme alışkanlıkları olduğunu zannedecek kadar gerçeklerden kaçıyorum. Toplum yalnızca ne zaman ne yiyeceğime karar vermiyor. Toplum benim düğünümün nasıl olacağına, sünnet törenimin nasıl olacağına, cenazemin nasıl olacağına da karışıyor. Hayatımda önemli dediğim tüm aşamalarda toplum müdahale ederek benim dediğim olacak diyor.

Hayatımın en kıymetli, en üzücü, en sevindiren anları bir şekilde toplumun kontrolüne geçiyor. İkinci bir emre kadar hayatımda hiçbir karar bana verilmeyecek şekilde toplumun eline geçiyor. Canımın yarısı, babam vefat ediyor. Ne yapmam gerektiği konusunda toplum duruma el koyuyor. Gözyaşı dökecek oluyorsun, izin vermiyor. Tebessüm edecek oluyorsun, yakışmaz diyor. Toplum en kritik anların katili olarak bireyi bir böcek gibi ezip geçiyor.

Tüm müdahalelere ve bireyin yok edilişine rağmen, toplumun bana dayattığının sadece yağlı yemekler olduğunu zannedecek kadar korkağım. Örneğin, toplum bana devletim için ölmemi nasihat ediyor ama intihar edersem arkamdan korkak diyecekler. Devlet için kendimi öldürdüğümde cesur bir kahraman olacağım. Lakin kendimi sadece kendim için öldürürsem bir korkak olarak anılacağım. Ben baskılara direnemeyecek kadar zayıf bir insanım. Her alanda baskı altına alındım. Aslında bana özgü de değil, ne kadar da isterdim bana özel bir muamele yapılmasını. Ancak herkese yaptıkları baskının aynısını yaptılar bana. Sırf bu baskıdan dolayı kendimi zaman zaman özel bir insan dahi hissettim.

Köy okulları yardım projesi

Kendinden vazgeçen toplumdan da vazgeçebilir

Toplum, insanın birey olma özelliğinden vazgeçmesini istiyor. İnsanın özünden vazgeçmesini sağlayan toplum, insanın toplumdan da vazgeçebileceğini düşünmek dahi istemiyor. Kendinden vazgeçtiği gibi, hissizlik fırtınasında toplumdan da vazgeçerek intihar ettiğinde ise suçu bireye atarak bir anda toplum kendisini temize çıkaracak. Örneğin, birazdan eve gittiğimde Selim amcamın emaneti silah ile kendimi öldüreceğim. Ancak şuana dek birey yok, biz bir bütünüz diyen toplum bir anda beni yalnız bırakacak. Toplum olarak zayıfız demeyecek kimse, birey olma özelliğimi yok eden toplum bir anda başarısızlık nedeni ile beni birey olarak değerlendirecek.

Birlikte üstesinden gelemeyeceğimiz engel yok derken çok güzel bir toplumduk. Ne zaman biri kaybedecek olsa, kaybeden birey oldu. Misal, Sabahattin amca iflas ettiğinde toplum olduğumuzu hiç kimse hatırlamadı. Sabahattin amca parayı işletmeyi bilmedi, iş bilmez olduğu için kuru ekmeğe muhtaç oldu. Kendisinin parası varken sen veya ben yoktu sadece biz vardı. Para hepimizin, güç hepimizindi.

Herkes yazarlarından seçme şarkıları

Toplumdan istifa edeceğim

Birazdan toplumdan istifa edeceğim. Arkamdan üçlü gruplar halinde kısık sesle zayıf olduğumu konuşacak ve biraraya geldiklerinde ne kadar iyi bir insan olduğumu dile getirebilecek kadar ikili bir oyunun içine girebilecekler. İş yerinden amirim gelecek, belki cenazemde reklam olması için şirketin isminin yazdığı bir çelenk gönderecekler. Her neyse. Ayrıntılara çok da takılmamak gerekiyor. Nihayetinde şuan ayrıntılar ile uğraşmak bitmiş bir maç hakkında pozisyon tekrarlarını izlemek ve tartışmaktan öte bir anlam taşımayacak. Sonuç itibari ile karşılaşma sona erdi. Henüz karşılaşmanın başında hakemin baskısı ile 1-0 yenik başladım. Aslında maçtan daha erken çekilmem gerekiyordu, ikinci yarıya hiç çıkmamalıydım.

90 dakika sona erdi. Karşılaşmada yaşanan adaletsiz kararlardan dolayı birey sahadan çekilme kararı aldı. Birey sonsuzluğa veya hiçliğe yolcu edilirken taraftarlar ve hakem bireyim ne kadar zayıf olduğunu dile getirerek karşılaşmayı uzun yıllar yorumlamaya devam edecekler. Bunca zaman karşılaşmada hiçbir sorun yokmuş gibi bulunduğum için birçok psikolojik rahatsızlık üretecekler, konduracaklar. Bu zamana kadar neden yaşadığım sorgulanacak, neden vazgeçtiğim konuşulmayacak. Şimdiye dek sabrettiğim için öncesi hiç yokmuş gibi düşünülerek anlık bir yaklaşım olarak algılanacak. Kim ne şekilde algılarsa algılasın, karşılaşma bitti ve birazdan odamdan yükselen silah sesi ile tribündeki seyirciler sahaya inecek. Günler sonra ışıklar kapandığında ise yaşam aynı düzeninde devam edecek.

Bitti.

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken öyküler:

Ölüm

Kurtuluş

Kirli Melek

Benim öyküm

Recep ile Nadan

Zamana yolculuk

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile

İlgi çeken yazılar:

Himaye-i Etfal Cemiyeti’nden günümüze devlet korumasında çocuk

Alice Kitaplarında Darwinci Hiciv – 1. Bölüm

Ruhumun keşfi

Asansör Müziği ve Gastronomi

Altun yumurtlayan tavuk

Sepya rengine dönen rengarenk anılarımız

 

 

 

benim hikayem

Benim Hikayem Biterken Başladı – 1

Herkes Dergisi yazarlarından Mediha Ünlü, Benim Hikayem Biterken Başladı öykü dizisi ile yeniden okuyucuları ile buluştu.

Benim Hikayem Biterken Başladı

Evet, hep böyle oldu.

50 yaşındayım ve ne zaman bitti dediysem vazgeçtiklerime sahip oldum. Umudumu kestiğim anda kesmemem gerektiğini öğrendim. Pes etmemem gerektiğini, inandığım doğrulardan vazgeçmemem gerektiğini öğrendim. Sevmeyi öğrendim, sahip olmayı öğrendim, hissettim ve yaşadım.

17 yaşının sonlarına doğru bir bahar sabahı annem beni köyün meydanındaki çeşmeden su getirmeye yollamıştı.

O gün yaşadıklarımı hiç unutamam. Unutamam… İnsan nasıl unutabilir ki aşık olduğu günü? Siyah şalvarımın üzerinde kırmızı ipek bluzum vardı. Açık gerdanımda nohut kolyem, siyahlı ve kırmızılı yazmamı boynuma attığımdan pek görünmüyordu. İki elimde kovalarla köy meydanına inmiştim. Herkes birbirini tanırdı bu küçük dağ köyünde. Zaten herkes birbirine akrabaydı. Dışarıdan kız alınıp verilmezdi. İç güveysi damat edinmekte huy edinilmediğinden bu köyde yabancı pek bulunmazdı. Sallana sallana geldiğim çeşme başında kovalarımın dolmasını bekliyordum. Kırmızı Willys marka bir araba durmuştu çeşmenin yanında. Tabii o zamanlar araba gördüğümüz mü vardı, sonradan öğrendim markasını da… Siyah saçları omzuna dökülen, beyaz gömlek, beyaz pantolon giymiş bir beyfendi inmişti içinden. Gözlerim kamaşmıştı, dışarıdan bakınca hali vakti yerinde birine benziyordu. Sol yüzük parmağında altın bir yüzüğü var, sol kolunda altın bir saati vardı. Boynunda ise ışıl ışıl parlayan bir künye. Ona öylece bakarken düşüncelere dalmış, suyun önüne dolması için koyduğum kovayı unutmuştum. Kova taşıyordu. Suyun şırıltısına kendime gelebildim ve kovaları aldığım gibi evin yolunu tuttum.

Kimdi bu adam, yabancı olamazdı ama kimdi?

Aradan 2 saat geçmeden gelen yabancının kim olduğunu öğrendim. Üvey halama gelen bir misafirmiş meğer. Halam da aslında pek üvey sayılmaz, çünkü bu köyde evlenilen kimse yabancı değil. Her ne kadar üvey hala desem bile öz dayımın karısıydı mesela, bir yerden sevmesem bir yerden yine karşıma çıkıyordu. Ayrıca benim çocukluk çağımda üvey de olunsa özde olunsa kimse birbirine kin beslemezdi. Bencillik yoktu sanırım. Evliliklerde böyle oluyordu. Kuzenler kuzenleri alır. Teyzemin kızı amcamın oğluyla evlidir mesela. Çaprazlama bir ilişki söz konusudur. İhanette söz konusu olmaz.

2. bölüm

Herkes Dergisi Facebook sayfasını takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Ruhumun keşfi

Sepya rengine dönen rengarenk anılarımız

Seni kaybetmeyi göze alamıyorum

Köy okulları yardım projesi

Öykü dizileri:

Kurtuluş 4. bölüm

Kirli Melek – 2

Recep ile Nadan – Bölüm 9

Zamana yolculuk

herkes

Herkes yazarlarından seçme şarkıları

Herkes Dergisi yazarları, değerli okuyucularımız için bir şarkı listesi oluşturdu. Yazarlarımızın oluşturduğu liste, hafta boyunca okuyucular tarafından dinlenebilecek. Gelecek haftalarda yeni bir listeyle, yazarlarımız okuyucuları ile buluşacak.

Herkes Dergisi yazarları

1- Mehmet BAŞKAN / Ahmet Kaya – Acılara Tutunmak

2- Dilan GÜNGÖR / Bülent Ortaçgil – Pencere Önü Çiçeği

3- Bahaddin VURUR / Zeki Müren – Gitme Sana Muhtacım

4- Çağlar YILDIRIM / Hasret Gültekin – Harcanıp Gidiyor Ömür Dediğin

5- Suat İLHAN / Redd – Aşktı Bu

6- Mediha ÜNLÜ / Zeki Müren – Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun

7- Mehtap BOZKURT / Ahmet Kaya – Arka Mahalle

8- Betül AKAY / Dario Moreno – Deniz ve Mehtap

9- Yasin ÇETİN / MFÖ – Ali Desidero

Herkes Dergisi okuyucuları, iletişim bölümünden yazarak kendi şarkılarının da listede yer alması için başvurabilirler.

Sosyal dergimizin yazar alımı devam etmektedir. Kalemine güvenen ve kendisine yeni medya düzeninde yer bulmamış insanlara kapımız açıktır. Dergimiz edebiyat, felsefe, sosyal bilimler ve teknoloji alanlarında kendisine güvenen insanların başvurularını değerlendirecek. Bu nedenle, yazar alımı yapan dergiler arasında sosyal dergimiz önemli bir yere sahiptir. Yazarlardan okunma sayısı değil, nitelikli eser talep ediyoruz.

Facebook sayfamızı takip ediniz

Dergimizin Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Seni kaybetmeyi göze alamıyorum

Sepya rengine dönen rengarenk anılarımız

Köy okulları yardım projesi

Aşk Nedir?

Melike Öğretmen’e…

Hey taksi 6. bölüm

Hey Taksi, Erdal Fahlioğulları öyküsüdür. Eserin tamamı Herkes Dergisi’nde yayınlanacaktır. Hey taksi öykü dizisinin önceki bölümlerini okumanızı öneririz. Aksi halde, hikayede kopukluk yaşayabilirsiniz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

5. bölüm

Hey taksi

Soğuk zamanlardan biriydi. Hani şu kışın en sert zamanında asla ama asla yazın sıcaktan şikâyet etmeyeceğinize yemin ettiğiniz günlerden. Allah’tan işim arabanın içinde olmamı gerektiriyor ki motorun sıcaklığı ısıtıyor beni. Durakta sıkılmış, müşteri avına çıkmıştım. Şöyle bol gelirli, kilolu bir müşteri gelse fena olmazdı. Genelde kiloluları gözüme kestiriyorum çünkü hem maddi imkânların iyi olmasından kilolu oluyorlar hem de kilolu oldukları için yürümeyi pek tercih etmiyorlar. Az ileride içinde ne bulunmuşsa atılmış, yanan bir tankerin yanında ısınmaya çalışan bir adam gördüm. “Hey Taksi!” dedi birden bana. Şaşırdım. İçimde kısa bir ahlaki muhakemeden sonra para vermeme ihtimaline karşı aldım onu taksiye.

Keskin sirke kokusu

Adam arka koltuğa oturduğunda ortama bir keskin sirke kokusu yayıldı. Günler boyu terle-kuru döngüsü içinde kalmış birisinin kokusuydu bu. Adam ellilerine merdiven dayamış, bolca yıpranmış birisiydi. Saçları omuz seviyesine kadar dağınık bir şekilde, yer yer karlar düşmüş. Sakalları keza aynı denebilecek tonda ve karlı bir şekilde boynunun aşağısına kadar düşüyor.

“Beni aldığın için sağ ol abi.” dedi. Ben ondan ya küçüktüm ya da onunla aynı yaştaydım. Abi dedi bana demek ki abilik yaşla olmuyormuş. Onu taksiye aldım ve abi oldum. Muhtemelen almasaydım o..pu çocuğu olacaktım arkamdan ellerini havaya sallayıp bağırırken.

İnsanlığın öldüğünü biliyordum

“Ne demek insanlık ölmedi ya.” dedim ama insanlığın öldüğünü biliyordum. Refleks bir cevaptı bu. Hani dizinize vururlar da istemsiz havaya kalkar ya, bana da teşekkür edilince istemsiz bu cevabı veriyorum.

“Beni şu adrese götürür müsünüz?” derken elinde eskimiş sarı bir kâğıdı uzattı. Trafik kuralları gereğince arkama bakmadan aldım uzattığı kâğıdı. Gurur duydum kendimle bu denli dikkatli bir şoför olduğum için(!)

taksi

taksi

Adres aslında genelde zengin muhitin oturduğu bir mahalledeydi. Galiba dilenmeye gidiyor diye düşündüm. Üstünde eskimiş dizlerine kadar uzanan bir palto vardı. Vücuduyla palto arasına da onu soğuktan koruyabilecek ne varsa sıkıştırmıştır herhalde. Ellerinde kalın birer eldiven de tabloyu tamamlayan son parçalardı.

Adamın yüzü bir yerden tanıdık geliyor ama çıkartamıyordum. Sokakta gezerken bir kaldırımın köşesinde mi görmüştüm? Ramazan bayramı sokaklarda kurulan, tokun-açın, niyetli-niyetsizin gittiği iftar çadırlarının sırasında mı görmüştüm? Hatırlamakta güçlük çeken beynim bu işe bir ara verip adama yöneldi tekrar.

“Çok üşümüşe benziyorsun.” (Bana abi dedi ya, sizi-bizi kaldırdım aradan hemen.)

Canım yanıyor

“Çok üşüdüm doğru ama canım ondan yanmıyor. Canım yanıyor çünkü çocuklarım sıcak evlerinde oturuyor! Canım yanıyor çünkü benim sokakta olduğumu önemseyen kimse yok!” Sesinde öfke değil, kırgınlık vardı.

“Bu yaşıma geldim başımı sokacak sıcak bir evim yok. Çok çalıştım ama birkaç ufak hata beni bu duruma soktu. Hem devlet de bakmıyor bana. Girdiğim yerlerden kiramı ödeyemediğim için atılıyorum. Kimse ondan sonra ne yapacağımı sorgulamıyor, merak etmiyor.”

Şimdi ne cevap vermeli ki bu adama? Ben de şu an ona yardım edebilecek mesafedeyim aslında. Ama hayat o kadar zor ki, aç-açıkta kalmamak için öylesine mücadele ediyoruz ki başkasına yardım edecek zaman bulamıyoruz. En azından vardığımız zaman taksi ücretini almam diyorum ve içimdeki acıma duygusu bir nebze geçiyor.

“Şimdi sen de bana acıyorsundur. Gecenin bu vakti buz gibi havada üşüdüğüm için aldın taksine. Ama helal olsun başkası gene de yapmazdı bunu. Sahi neden aldın beni taksiye? Ücreti çıkartamayacağımı az çok anlamışsındır.”

“Seni aldım çünkü ben de aynı durumda olabilirdim. Hem almasaydım arkamdan küfür edecektin öyle daha mı iyi olacaktı?”

Aynada kısa bakışmadan sonra hafifçe güldük ikimiz de. Bir an olsun yüzündeki o yorgunluğun gittiğini, güldüğünü gördüm. Nasıl da mahzun bakıyordu gözleri dışarıya. Dışarısı karanlık ama o baktığı yerde, baktığı şeyi görmüyordu ki. Kafasında gezinen hatıraların illüzyonu dans ediyordu karanlığın içinde.

Taksimetreyi sıfırladım

Vardık verdiği adrese. Çok ihtişamlı olmasa da şık bir villaydı bu. Arabayı durdurunca ışığı açtım ve taksimetreyi sıfırladım vicdanımı rahatlatarak. Arkaya baktım ve “Verdiğin adrese geldik. Şimdi ne yapacaksın burada?” diye sordum sonrasını merak ettiğimi göstererek.

Adam gülümseyemeye başladı. Yüzündeki o mahzunluk gitti bir anda. Yerini bir zafer duygusu aldı sanki. Yüzünde bir maske takıyormuş da onu çıkartmışçasına değişti bütün yüz ifadesi. Mimiklerini tek tek kontrol ediyormuşçasına hareket ediyorlardı yüzünde.

“İnandın mı gerçekten?” Paltosunun ünündeki düğmeyi açtı. İçinde tahmin ettiğim gibi doldurma şeyler yoktu. Çok iyi bir markanın giysileri vardı.

“Tanımadın mı la beni?” dedi ki aklımda şimşekler çaktı. Ankara’nın cinayet büro komiserini tanımadığım için ağıtlar yaktım içimde. Karşımda Behzat Ç. oturuyordu resmen.

taksi

taksi

“Ama sen…” diye tutuldu kaldı dilim. Ne demeye çalışsam garip sesler çıkıyordu ağzımdan. Sonra o müthiş Türkçesiyle konuşmaya başladı.

Seni kandırdıysam özür dilerim. Ama bir oyunculuk üzerinde çalışıyordum ve bu kılığa girdim. Daha doğrusu kılık değil, direkt kişinin kendisi oldum. Buna metod oyunculuğu deniyor. Ama sen anladığım kadarıyla beni televizyonlardan tanıyorsun. Ona rağmen tanımadın şu yolcuğumuz boyunca. Buna çok sevindim. Demek ki o kişi olmuşum gerçekten.” dedi ve iyi akşamlar diledikten sonra arabadan inerek evine gitti. Giderken yürüyüşünün bile değiştiğine yemin edebilirim!

Aptal aptal bir müddet oturduktan sonra yola koyuldum. Ama şaşkınlığımı uzun süre atamadım. Erdal Beşikçioğlu benim taksime binmişti hem de başkası olarak! Bunu kime anlatsam inanmaz düşüncesiyle üzüldüm.

Bir yandan da insanların dış görünüşlerinin ne kadar yanıltıcı olabileceği geldi aklıma. Dehşete düştüm. Benim hayatım boyunca yaptığım gözlemler yanlış mıydı şimdi…?

7. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Kirli Melek

Ölüm 2. bölüm

Kadıköy’de nargile kafeler neden popüler?

Sürgün ve Türkiye

Aşk Nedir?

Recep ile Nadan – Bölüm 8

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 9

 

taksi

Hey taksi 5. bölüm

Erdal Fahlioğulları‘nın yazdığı “Hey taksi” öykü dizisinin 5. bölümüdür. Öyküyü daha iyi kavramak için ilk 4 bölümü okumanızı tavsiye ediyoruz.

Hey taksi öykü dizisinin diğer bölümleri:

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

Gece karanlığı çökmüş yolda ilerliyorum. Şehrin ışıkları bir nebze aydınlatmaya çalışıyor ancak gece daha baskın. İzin vermiyor ışıklara delmesi için karanlığı. Belki güneş, güneş bir umut olabilir ama daha var tan vaktine. “Hey taksi!” diye bir bağırışın ardından basıyorum frenleri tepki olarak ve geri geri geliyorum.

Türk Edebiyatı için hangi romanlar okunmalıdır?

Hey taksi

Gençten bir oğlan bu beni çağıran. Ellerinde çalgı aleti diye tahmin ettiğim bir çanta var. Usulca arka kapıyı açıp koltuğa bıraktıktan sonra dikkatlice kapatıyor kapıyı. Böyle değer verdiğine göre iyi de çalıyordur diye düşünüyorum. İnsan sevdiği değer verdiği işi daha canla başla yaparmış.

Işık vurunca net görüyorum müşterimi. Hafiften kızıl bir oğlan, saçlarının bir kısmı dökülmüş ama bıraktığı sakalları fazlasıyla kapatmış aradaki farkı. Adaletin ayaklı temsilcisi gibi olmuş. Saçlarındaki dökülme dengesiz gibi, büyük ihtimal saç ektirmiş olacak ki ön tarafları daha gür çıkmış. Böyle uzaktan görsen 30 yaşında dersin ama ellerindeki derinin tazeliği ve gözlerindeki yaşama sevinci yaş tahminlerimi bir hayli düşürüyor. Demek hayat yormuş bu oğlanı. Yaşının üstünde şeyler yaşatmış ki hormon yemiş meyve gibi erken olgunlaşmış.

taksi

taksi

“Hayırlı işler abi, “Çok da aklında kalacak sanki” ye gidebilir miyiz?”

Başımı sallayarak cevap veriyorum. Bir aşağı bir de yukarı doğru kısa bir hareket. Konuşacak çok kelimem kalmadı gibi bugün, az önceki müşterimle o kadar çok konuştuk ki kredimi tükettim. Az biraz gidelim, öyle konuşmaya başlayacağım.

Fenerbahçe neden başarısız

Emekçi olarak görüyor

Ön koltuğa oturdu. Belli ki beni şoför değil, bir emekçi olarak görüyor. Anne ya da babası emekçi bir insan olmalı. Halden anlıyor çünkü bana bakışından belli. Arabamın ekmek teknem olduğunun bilincinde. Ayağını uzatırken bile usulca uzatıyor.

taksi

taksi

Üstünde smokin var, özel gecelerde giydiğimiz, ne kadar az giyersek o kadar pahalıya satılan kıyafetler ailesinden olan smokin. Belli ki grubundaki herkes o kıyafetten giyerek çıkıyor sahneye. Kıyafetler aynı ama çalgı aletleri farklı çıkardıkları sesler, yüzleri ve geriye kalan her şeyleri farklı. “Neden kıyafetleriniz aynı?” diye soruyorum birden. Yıldırım gibi tam ortasından sohbete dalmış olmalıyım ki şaşırıyor. Kısık gözleri hafif açılıyor, kaşlar hafif yukarıya çıkıyor. Bütün şaşırma suratına atanan yüz kasları görevlerini yaptıktan sonra ağız bitirişi yapıyor. “Efendim? Anlamadım?”

Hükümet-i alem: Yunan harfli Türkçe metin

Bir an acıyorum

Kısaca açıklamasını yapıyorum bu ani balıklama dalışımın ve sohbetimize başlıyoruz. “Çok da aklında kalacak sanki” uzak çünkü daha yolumuz var. Bir an acıyorum aldığı paranın bir kısmı yola gidecek diye.

“Evet, kıyafetlerimiz aynı çünkü grup olduğumuzun belli olması lazım. Göze de hoş gözüküyor hem.”

İyi de siz müzik grubusunuz sizin kulağa hoş gelmeniz gerekmiyor mu?”

“Tamam, müzik grubuyuz ama ne kadar çok duyu organına hitap edersek o kadar akılda kalıcı oluruz, o kadar etkili oluruz.” (Her cümlesine başlarken önce bana hak verip sonra nazikçe düzeltiyor beni. Bir eğitimci olabilir ya da eğitimcinin çocuğu. Belki de her ikisi. Azıcık olumlu etki oluyor bu görüşlerimde.)

taksi

taksi

“Kalıcı olmasan ne olacak, o zaman çalmayacak mısın?”

“Tabi ki de çalacağım! Bu benim içimden gelen bir şey. Ben bunu çalmadığım zaman da müzik yapıyorum. Kafamın içinde her daim bir orkestra şefi var ve çevreden gelen sesleri muazzam bir besteye dönüştürüyor. Araba kornaları, yağan yağmur, ağlayan bebek sesi, çayı karıştırırken çıkan ses ya da şu an tekerlerin yolda çıkarttı gıcırdama sesi… Aklına ne gelirse benim için bir malzemedir. Çalarken her zaman çaldığımdan, karşıya hissettirdiğimden fazlasını hissediyorum. Ama evet karşıdakinin de beğenmesi gerekiyor çünkü insani ihtiyaçlarım da var benim. Onları hislerimle karşılayamam!”

Fethullah Gülen ve Abdullah Öcalan projesi

Parmaklarıyla piyano çalıyor gibi bacaklarına  vuruyor

Bir an şah damarına bastığımı hissediyorum. Soruduğum sorudan fazlasını aldım çünkü. Hak da veriyorum söylediklerine. Arabada müzik olmamasına rağmen başını sallıyor sanki bir müzik varmış gibi. Parmaklarıyla piyano çalıyor gibi bacağına vuruyor. Haklısın diyorum sakinleşmesi için.

taksi

taksi

“Ben de işimi seviyorum. Arabada insanlarla tanışmak, farklı yaşantıların minik kısımlarına tanık olmak, bunlar beni de mutlu ediyor. Ama gel gör ki bu araba da bir yakıt yakıyor.”

Lafımı bitirince hafif gülümsüyor. Bunu bir metafor olarak algıladı galiba. Hâlbuki hiç öyle bir niyetim yoktu. Neyse bozuntuya vermiyorum. Mutlu olsun kısa yanlış anlamayla.

Kurtuluş 2. bölüm

Sosyal özürlü olmalı

Bir telefon görüşmesi yapıyor ama karşısındakinin sesi bana da geliyor ve aralarındaki konuşmalara şahit oluyorum. Tam bir sosyal özürlü olmalı. Karşımda duran düzgün sandığım kadarıyla başarılı çocuğun, karşısında kardeşim diye seslendiği kişi aynı seviyeden değilmiş gibi. Ses tonu bile itici geliyor bana. Ben ki insanları dış görünüşlerine göre yargılarım. Arkadaş seçimleri kötü belli ki, çok çekeceği var ilişkilerden. Ya da kim bilir çekmiştir belki de.

taksi

taksi

Geldik “çok da aklında kalacak sanki” ye. Parasını ödedi indi arabadan. Selametle dedi giderken hayırlı işler diledi.

Yine gecenin karanlığında ilerlemeye başladım. Işıklar hala uğraşıyor aydınlatmak için ama zafer gelmemiş daha. Bu gece güzel bir insan tanıdım. Ama mazotum bitti. Mazot almalıyım şimdi.

6. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Sürgün ve Türkiye

Babamın Hikayesi

Recep ile Nadan – Bölüm 8

Alice harikalar diyarında ve aynanın içinden

Alevilik üzerine bilgiler

Büyümek, kırmızı şarap ve aşk

Kadınlar… yeter ki anlayın onları be kardeşim…

Penisli Yargı ve Hakim Olamayan Avukatlar

Çeşme ve Alaçatı neden pahalı?

anlatılmaz

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 9

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile öykü dizisi, Cem İraz‘ın Herkes Dergisi bünyesinde yayınlanan öykü dizilerinden birincisidir. Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile öykü dizisini tam anlayabilmek için tamamını okumanızı tavsiye ediyoruz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

5. bölüm

6. bölüm

7. bölüm

8. bölüm

Anlatılmaz yaşanır o günler, meyhanede içip içip, kaldırımlarda uyuduğum günleri hatırlıyorum…

Kulağıma gelen köpek havlamaları ile gözlerimi yarı açık bir şekilde açtığım o günler… Nerede olduğumu, neden orada yattığımı bilmiyordum, sersem bir şekilde sağa sola çarpa çarpa yürüyor ama nereye gidiyordum ben de bilmiyordum. Yağmur, sis, çamur… Hissettiğim tek şey bunlardı. Yağmurun altında sırılsıklam bir şekilde yönümü bilmeden ilerliyordum. Arada bir taşlara takılıp yere düşüyordum. Üstüm başım çamur içinde yine ayağa kalkıp yürüyordum.

Penisli Yargı ve Hakim Olamayan Avukatlar

Midem bulanıyordu, kusmak istiyordum ama bir türlü içimdekileri çıkartamıyordum.

Belki içimdekileri söküp atsam rahatlayacaktım. Karanlıkta bir ben vardım, bir de sokak köpekleri. Gecenin bir vakti hangi Allah’ın kulu dışarıda olur? Ben oluyordum ama. Ben de ölmek istiyordum, yaşamak bana göre değildi bu saatten sonra. Kendimi sarhoş edip Canan’ın hayali ile bir iki saat yaşamaktansa ölüp onun yanına gitmeyi tercih ediyordum.  Ancak Allah’ın verdiği canı ondan başkası alamaz diyerek bu kararımdan vazgeçiyordum. İstemsizce ağlıyordum. Kendimi tutamıyordum. İçimde yaşayamıyordum hislerimi. Kontrol artık benden çıkmıştı. Bazen kendi kendime konuşuyor, sanki bir soru geliyormuş gibi can kulağıyla dinliyor ve cevaplıyordum.

Herkes Dergisi yazar alımı hakkında

Varlık ile yokluk arasında gidip geliyordum.

Varlığımın veya yokluğumun bu dünyada ne işe yarayacağını istemsizce düşünüyordum, çünkü hayatım alt üst olmuştu. Kendimi tek bir insana odaklamıştım, o da artık yoktu… Eve gitmez olmuştum, hiç uğramıyordum. Bahçedeki çiçeğimi sulayıp, onunla konuşup gidiyordum. Gün aydınlanıncaya kadar çiçeğimle oturur sonra giderdim. Zihnimde, gün ışığına karşı bir kötülük hissi doğuyordu. Kuşların cıvıltısı, ağaç yapraklarının rüzgar dolayısıyla birbirine değip çıkarttığı hışırtılar, sokaktaki insanların sesi, aklınıza gelebilecek hemen her ses beynimde zonkluyor, beni bir yerden bir yere fırlatıyordu. İnsanların büyük bir çoğunluğunun sahte, yalancı, ve aldatıcı olduğunu düşünmeye başlamıştım. Evdekilere varlığımı belli ettirmemek için geceleri geç, sabahları erkenden gözden kaybolurdum. Bana deli gözüyle bakmaları canımı acıtıyordu.

Devam edecek…

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Yarım kalan

Evimizdeki Konsomatris

Pablo Escobar ve Kolombiya

Recep ile Nadan – 15 Temmuz Özel

20

herkes

Herkes Dergisi yazar alımı hakkında

Türkiye’de yüzlerce hatta binlerce dergi var. Kimisi para kazanmayı, kimisi ise sadece devam edebilmeyi amaçlıyor. Peki Herkes Dergisi neden var? Herkes ekibi hangi amaçla devam ediyor? Yazar alımı yapan dergiler arasında neden herkes ailesi tercih edilmeli? Bir okur için neden Herkes önemli bir seçenektir? Kısa yazılar, öykü dizileri, denemeler ve siyaset yazıları için neden önemli bir seçenek olmalıyız?

Türkiye’de yayın hayatına devam eden dergiler arasında kaliteli dergiler olmadığını söylemek haksızlık olur. Herkes Dergisi ailesi olarak kaliteli dergiler arasında yer almayı hedefliyoruz. Emin adımlarla çalışmalarımıza devam ediyoruz. Yazar alımı yapan dergiler arasında kaliteli yazarların neden bizi tercih etmesi gerektiği konusunda net bir yanıtımız var. Herkes Dergisi yönetim kurulunun Herkes Dergisi yazarlarından hiçbir zaman daha fazla okunmaları ve popülizm peşinde koşmaları gibi bir talebi olmadı. Hiçbir zaman da bu talep olmayacak. Kaliteli bir eser ortaya çıkartan yazarın yazısının yalnızca bir kişi tarafından okunması dahi dergimiz için büyük bir kıvançtır. Sebebi ise kaliteli bir eserin topluma kazandırılmasına vesile olabilmemizdir. Kısa yazılar, öykü dizileri, denemeler ve siyaset yazıları dergimiz açısından önem taşımaktadır.

Dergimiz yayınevlerine ilk yazarını çıkarttı

Herkes Dergisi

Türkçe yayın yapan dergiler arasında Herkes önemli bir konuma sahip olmayı amaçlıyor. Bu amaca ulaşabilmek için gecesini gündüzüne katarak çalışan fedakar bir ekibimiz var. Odablanc altyapı ve yazılım sorunları ile karşılaşmamamız için büyük bir çaba sarf ediyor. Yeri geliyor gecenin tam üçünde eksikleri kapatmak için seferber oluyor. Editörlerimiz yoğun çalışma temposuna yetişebilmek için elinden geleni yapıyor. Herkes Dergisi olarak zaman zaman editöryel zaafiyetler yaşayarak sorunlar yaşayabiliyoruz. Yazım hataları ile karşılaşmanız durumunda bize ulaşmanız bizler için büyük bir önem arz ediyor. İçi güzel olsun sloganı ile yola çıkan dergimiz içerik zenginliğine ve kalitesine önem veriyor ve vermeye devam edecek.

herkes

herkes

Okurlarımızın memnuniyeti ekonomik çıkarlardan daha önemli. Türkçe okuyan ve yazan milyonlarca insana ulaşabilmek hepimiz için büyük bir önem taşıyor. Türkçe okumak isteyen, tek kuruş parası olmayanın dahi okuyabilmesi için ücretsiz yayın yapmaya devam etmeyi hedefliyoruz. Birçok zaman görüştüğümüz yazarlar derginin basılmamasını olumsuz olarak algılıyor. Derginin basılması demek, derginin her ay binlerce TL sabit giderinin olması anlamına geliyor. Dergi satabilmeyi hedeflemek, derginin kalitesinin önüne geçiyor. Oysa biz yalnızca derginin kalitesine odaklanmak istiyoruz.

Türk Edebiyatı için hangi romanlar okunmalıdır?

Yazar alımı yapan dergiler

Türkçe yayın yapan dergiler sık sık yazar alımı yapıyor. Yazar alımı yapan dergiler arasında dergimizi öne çıkaran en önemli özellik, yazarların özgürlüğüdür. Dergimiz kesinlikle sansüre ve yazarın manipüle edilmesine karşı çıkıyor. Yazarlara sipariş yazı yazdırılması ve yazı konusunun dergi yönetimi tarafından belirlenmesine karşı çıkıyor. Herkes Dergisi üniversite öğrencilerinin yazma alışkanlığı kazanması ve kendisini geliştirebilmesi için de bir adım olmayı amaçlıyor.

herkes

herkes

 

Tarih, spor sosyolojisi, edebiyat ve siyaset bilimi gibi önemli konularda içerik üretimi hedefliyoruz. Gazetecilik, tarih, siyaset bilimi, edebiyat, sosyoloji, spor yönetimi ve psikoloji gibi bölümlerden mezun veya öğrenci olanlar için önemli bir basamak olmayı arzuluyoruz. Yazar alımı yapan dergiler birçok defa talep kaygısı içerisine girebiliyor. Ancak dergimizin yönetimi kesinlikle yazarlardan kalitesiz gözde yazılar beklemiyor. Yazarın içeriğe önem vermesi, dergimiz için en büyük önceliktir. Dergimiz hakkındaki en ufak bir eleştiriyi ve kaygıyı dahi iletişim formu ile bizlere iletiniz. Emin olun ki her bir cümleniz dikkatle okunuyor.

Yeni yazılarımızdan haberdar olmak için Facebook sayfamızı takip ediniz.

Dergimizin Resmi Facebook Sayfası

Dergimizin ana sayfası

Öykü Dizileri

Siyaset

Edebiyat

Bilim ve Teknoloji

Dergimizin künyesi

Recep 15 Temmuz özel koleksiyonu

Recep ile Nadan – 15 Temmuz Özel

Recep ile Nadan öykü dizisinin 15 Temmuz özel bölümüdür. Olağan öykü akışının dışında 1 sene önceye geri dönüş yaparak, 15 Temmuz’da Recep’in yaşadıklarını konu almaktadır.

Recep ile Nadan‘ın önceki bölümlerini okumanızı tavsiye ederiz.

1. Bölüm

2. Bölüm

3. Bölüm

4. Bölüm

5. Bölüm

6. Bölüm / Kumarhane

Recep ile Nadan

Her zamanki gibi çocuklarla nargile kafede oturup, tavla-nargile muhabbeti çevirip, bir yandan da hatun kesiyorduk. Bir gün de olsa şu tarz bir mekandan yanımızda kızlarla çıktığımız görülmemiştir ama bizimkisi de umut işte. En fazla mekanda check-in yapıp, listeden seçtiğimiz kızlara arkadaşlık isteği göndermek sureti ile onlarla iletişim kurmaya çalışıyorduk. Zaten saat 10’dan sonra oralarda dolaşan kızlar neden bize pas vermezler anlamadım. Gayet şekil, bakımlı, Müslüman ve eli ayağı düzgün çocuklarız. Bizi beğenmeme ihtimalleri yok. Bence onlar da bizimle tanışmak istiyorlar ama utanıyorlar. Gece kız kıza kafeye çıkmaya utanmıyorlar ama bizlerle tanışmaya utanıyorlar. Çok ilginç gerçekten…

Biraz zaman geçtikten sonra hepimizin telefonları çalmaya başladı. Herkes aynı anda; “Hadi lan!”, “Ne diyorsun ya?” tepkileri verince ben de biraz ürperdim. İlk başta ortak bir tanıdığımızın başına kötü bir şey geldi sandım. Tam bunları düşünürken benim de telefonum çaldı. Arayan Nadan’dı. (“Telefonum çaldı, arayan babamdı” – İsmail YK – Şapur Şupur’a sevgiler.)

– Selam’ın Aleyküm Recep. Nerdesin?

– Aleyküm Selam. Kafedeyiz çocuklarla. Neden? Ne oldu?

– Recep darbe oluyor! Çabuk eve git.

– Ne darbesi Nadan? Ne diyorsun? Bu saatte niye eve gidiyorum hem?

– Recep! Tartışmanın sırası değil. Asker köprüyü kapatmış. Kışlalardan çıkıyorlar.

– Tamam. Dur arayacağım seni.

6 kişi 6 araba ile

Telefonu kapatan herkes birbirine donuk donuk bakıyor ve olan bitene anlam vermeye çalışıyordu. İlk önce aramızda durumu istişare edip, sonra hemen evlere gitmeye karar verdik; fakat kafedeki insanlar o kadar hızlı bir şekilde kalkıyordu ki, valeye değil 20, 50 lira da ateşlesek, hepimizin arabasının en az 15 dakikası vardı. Zaten en başından beri 6 kişi, 6 araba ile dışarı çıkma olayını ve vale muhabbetini hiç anlamıyordum. Bir şekilde arabaları alıp, evlere doğru yola koyulduk.

O’nu kirletmeye çalışıyordu

Son 15 senedir ülkemiz tam bir demokrasi şölenine sahne oluyor ve bizim gibi dini bütün insanlar için gerçekten cenneti andırıyordu. İstediğimiz işi yapıp ticaretimizi geliştiriyor, türbanlı bacılarımız resmen sınıf atlıyor, daha iyi eğitim alabiliyor ve hepimizin altında neredeyse kalburüstü bir araba olabiliyordu. Ülkenin nasıl yönetildiğini bugüne kadar hiç düşünmemiştim. Çünkü “O” vardı. “O” ülkeyi harika şekilde yönetiyordu ve sürekli birileri “Çocuk tacizi, tecavüz, kadına şiddet, yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet vb.” iftiralar atarak O’nu kirletmeye çalışıyordu. Bizler ise; böyle şeylerin  olabileceğine ihtimal dahi vermedik. Çünkü “O” asla böyle şeylerin olmasına izin vermezdi. Yoksa bu darbe de, bu iftirayı atanların bir oyunu muydu? Yolda askeri araçlar, alelacele kaçmaya çalışan otomobiller ve insanlar gördüm. Hayatımda ilk defa yaşadığım bir durum olduğu için her şey çok tuhaf geliyordu.

Bittik

Eve girdiğimde annem korkmuş, babam ise adeta yıkılmıştı. Onları öyle görünce içimdeki korku daha da arttı. Babam; “Bittik evladım biz!” diyordu. Gerçekten bu kadar kötü olabilir miydi? Daha önce de darbeler oldu bu ülkede. Bu kadar mı etkileyecekti insanları? Ne iş-güç, ne ödeme, ne gezmek, ne eğlenmek…Bunlar bizler gibi demokrat ve özgür insanların kabul edeceği şey değildi. Babamla konuşurken; “Artık bitti! Bütün iş, güç her şey yalan oldu.” bağırınıyordu. Derken televizyonda yayınlanan bildiriyi gördük. Spiker;

“Sistematik bir şekilde sürdürülen anayasa ve kanun ihlalleri; devletin temel nitelikleri ve hayati kurumlarının varlığı açısından önemli bir tehdit haline gelmiş, Türk Silahlı Kuvvetleri dahil olmak üzere devletin tüm kurumları ideolojik saiklerle dizayn edilmeye başlanmış ve dolayısıyla görevlerini yapamaz hale getirilmiştir.

Gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içerisinde olan cumhurbaşkanı ve hükümet yetkilileri tarafından; temel hak ve hürriyetler zedelenmiş, kuvvetler ayrılığına dayalı, laik ve demokratik hukuk düzeni fiilen ortadan kaldırılmıştır.”

şeklinde bir metin okudu. Neresinden bakarsak bakalım saçmalıktı. Ne kanun ihlali? Ne gafleti? Hukuk düzeni ortadan kaldırılmış da, laik düzen bitmiş vs… Bu resmen çekememezlik. Ben 15 senedir ülkemde ne bir haksızlık, ne bir hukuksuzluk gördüm. Benim bir kere dahi olsa hakkım gasp edilmedi. Her istediğimi özgürce yaptım. Tek sıkıntım Suriyelilerin gelmesiydi ama o kadar da olacaktı. Din kardeşiyiz sonuçta… Darbe metni tamamlandığında babam iyiden iyiye köpürdü. Telefon bankacılığı ile bir şeyler yapmaya çalışıyordu ama o keşmekeşte tabi ki yapamıyordu. Demin “Ülke elden gidiyor! Bittik biz!” diye ağlayan adam şimdi banka ile ne yapıyordu ki? Darbeci şerefsizler babamın da dengesini bozmuştu.

Reisimiz canlı yayına bağlandı

Bir süre sonra hükümet yetkilileri açıklamalar yaptı ve ardından reisimiz canlı yayına bağlandı. Rahatlamıştım. Onu ele geçirememişlerdi ve bize kanlı canlı “Sokağa çıkın! Halkımı sokağa davet ediyorum!” diyordu. Eve gelirken gördüğüm manzara karşısında tekrar sokağa çıkmak istemiyordum. Tank var sokakta yahu! Ben tanka ne yapacağım? Elimde bir tek babamın 14’lü var, onu da şarjör şarjör tanka boşaltsam vız gelir tırıs giderdi. Babam heyecanlandı. “Tabi ya! Biz bu günleri görmek için çok bekledik! Öyle bırakamayız! Hadi oğlum! Giyin aslanım!” dedi. Emir büyük yerdendi. Giyinip çıktım…

Memleket meselesi, aile meselesi, ekmek meselesi

Köprüye kadar geldik. Büyük bir kalabalık vardı; fakat ilk yaylım ateşinde herkes kaçışmaya başladı. Söylentilere göre vurulanlar, hatta ölenler olmuştu. Bir an hayatın, siyasetin çok değersiz olduğunu hissettim. Babam tıkanmıştı ve koşamıyordu. Ona sarıldım, koluna girdim. “Hadi baba!” dedim. Resmen kamu spotundaki çocuklar gibiydim. Babam; “Oğlum, mesele memleket meselesi, aile meselesi, ekmek meselesi… Mesele hayatımız. Ama bize bir şey olursa bunların hiçbir anlamı kalmaz.” dedi. Eve döndük. Evine dönmeyen kahramanlar vardı. Onlar ne hissediyorlardı, ne düşünüyorlardı Allah bilir. Nadan’dan 18 adet cevapsız arama vardı. Benim için endişelenmişti. Ya da henüz evlenmeden dul kalacağından korkmuştu bilemiyorum. Televizyonu açtığımızda bunların hepsinin FETÖ’nün başının altından çıktığı ve ülkemizi bölmeye çalıştığını öğrendik. Bütün gece boş yere laiklere saydırmıştık

O korkuyu ve anlamsızlığı içimde taşıyorum

Sabaha karşı ortalık durulmuş ve halkımızın desteğiyle demokrasimiz büyük bir zafer kazanmıştı. Allah, ülkemize tekrar böyle bir acıyı yaşatmasın. Aradan bir sene geçti ve biraz araştırdığımda kafamda bir sürü soru işareti vardı. Çıkan haberler, bağlantılar, sızmalar vs. bu laik kanallar sanki darbe olsa kendi işlerine gelmeyecekmiş gibi darbenin kurmaca olduğunu söylüyorlardı. Benim hala Reis’ime güvenim tam! Her şeyin en iyisini yapar o. Zaten artık memleketimiz kimin dost, kimin düşman olduğunu daha iyi anladı ve daha da güçlü olarak yoluna devam ediyor. Bense hala köprüdeki o korkuyu ve anlamsızlığı içimde taşıyorum. Varsın olsun, memleketimiz var olsun, Reis’imiz başımızdan eksik olmasın.

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çekebilecek yazılar:

Çeşme ve Alaçatı neden pahalı?

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 5

Herkes Dergisi yayınevi

Herkes Dergisi yayınevlerine ilk yazarını çıkarttı

Herkes Dergisi yayınevi

Herkes Dergisi yayınevi

Herkes, 2011 yılında bir hayal olarak ortaya çıktı. Bu hayal, o dönemde ihtiyaç duyduğumuz, bütünleştirici bir kavramdı. Bu bütünleştirici kavramın içerisinde yazmak isteyen herkese kapımız sonuna kadar açıktı.
İnsanı büyük yapan kendi azmi ve sabrıdır. Elbette bu süreçte aramıza katılan, aramızdan ayrılan arkadaşlarımız oldu. Herkes, medya sektöründe kendine yer bulamamış yazarlar ve genç yazarları sahiplenmeyi ve daha büyük kurumlara taşımayı misyon olarak belirledi. Böylelikle Herkes, genç yazarlar için yeni bir yer oldu. Hedeflerimizden birisi de genç yazarların sesini duyurmak ve onları daha güzel yerlere ulaştırmaktır.

Dilan Güngör’ü tebrik ediyoruz

Yazarlarımızdan Dilan Güngör, bir yayınevi tarafından fark edildi. Amacımıza ulaşmanın mutluluğu içerisindeyiz. Yazarımız Dilan Güngör‘ü tebrik eder, hayatı boyunca başarılarının devamını dileriz.
Bu çıktığımız yolda emek ve çile bizlerin, okumak ise değerli takipçilerimizin olsun. Olumlu veya olumsuz her geri dönüşü dikkatle dinleyeceğiz ve hiçbir zaman yazmak için bize başvuranlara kapıları kapatmayacağız.

Herkes yazarı olabilmek için iletişim formunu doldurunuz.

İletişim formu

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Resmi Facebook Sayfasımız