Yazılar

Herkesin Dergisi

Recep ile Nadan – Bölüm 3

Hikayeyi ilk defa okuyorsanız, daha iyi anlamanız açısından, aşağıdaki linkleri kullanarak 1. ve 2. bölümleri okumanız rica olunur.

Recep ile Nadan – Bölüm 1

Recep ile Nadan – Bölüm 2

Recep ile Nadan 3

Ben gördüğüm ilk cafeye dalmak istesem de, o ısrarla; “Cuqqa’ya gidelim ya. Orası daha iyidir.” Dedi. Hayır, kalabalıktan kendi iç sesini bile duymadığın, bayat çaya 5 lira verdiğin ve etrafta sana benzeyen, tek tip yaratıkların olduğu bir mekan için neden bu kadar ısrar edilir ki? Ama sırf daha fazla konuşmasın da, gökkuşağı desenli eşarbı beni hipnoz etmesin diye itiraz etmedim. Geldik, oturduk, kahve – tatlı eşliğinde okuldaki kızlar, kıyafetleri, çeyizi, tatile gitmek istediği otelleri dinledim. İki saat içinde bütün hayat enerjim emilmişti. Çok umursadığımdan değil ama insan nezaketen de olsa karşısındaki insana bir “Nasılsın?” diye sormaz mı acaba? Ayrıca, benim bu kızla ne işim var? Nasıl bir ortak noktamız olabilir? Birlikte bir ömür değil, bir hafta nasıl geçer? “Hıı hıı. Evet.” Diyerek 2 saat geçirdim ve çabucak eve geldim. Bütün keyfim kaçmıştı ama yarın yola çıkacaktık ve bu konuya üzülecek zaman değildi. Serkay adlı şarkıcının şarkılarını açıp, uyuyakaldım. Sabah uyandığımda adeta bir ırz düşmanına evrilmiş, “Kimin karısı – kızıyla AVM’lerde basılsam?” diye düşünür olmuştum. Neyse ki; yüzümü yıkayınca geçti. Allah muhafaza, o ne biçim bir şeydi?

Nurullah aradı ve on dakika içinde geleceğini söyledi. Üstümü giyinip, bir hışımla indim aşağı. VIP minibüs kiralamışlar sırf havalimanına gitmek için. Bu çocuklar gerçekten çılgın dostum! 2016’nın en hareketli şarkıları eşliğinde havalimanına gittik. Ve tabi şarkıları dinlerken oturduğumuz yerden yapmaya çalıştığımız dans figürleriyle adeta mini birer Adnan Rocktar olmuştuk. Tatil eğlenceli geçeceğe benziyordu ve biz şimdiden gayet mutluyduk. Son zamanlardaki kafa karışıklığım bu güzel tatille bir nebze de olsa geçecekti…

Havalimanına varınca herkes bavullarını aldı ve VIP girişine geçtik. Resmen baştan – sona krallar gibi bir tatil olacaktı. Bekleme salonunda, kumar parası ezmeye gittiği her halinden belli olan 3-5 iş adamı görünümlü ağabey vardı. Beklerken onlarla sohbet ettik. Neticede biz de geleceğin iş adamlarıydık ve böyle ilişkiler kurmak her yerde önemliydi. Tabi benim konuştuğum adamın 4 tane marketi varmış ve bana tek faydası, kayınpederin kuruyemişlerini markete bağlamak olur. Allah’ım! İstemeden bile olsa ne kadar hayırlı bir damadım. Acaba kaderime boyun eğmeye şimdiden mi başladım? Düşünmeden edemiyordum. Muhabbet ilerledikçe ağabey bana; “İlk defa gidiyorsan bilmende fayda var. Kumarhaneden kadın çıkartmaya kalkma! Ya tomarla paran gider, ya da temiz bir sopa yersin. Bazı yerlerde telefonların çekmeyebilir. Girmeden aramalarını ona göre yap da sonradan başın ağrımasın.” Tarzında tonla kart zampara nasihati verdi ki; aklımda bunların hiçbiri olmamasına rağmen, belki işime yarar bir şekilde diye bilinçaltıma işlenmişti. Hoş, benim bilinçaltımda da ne işlenecek yer kalmıştır ya…

Uçağın kalkma vakti geldi ve hepimiz yerlerimizi aldık. Başta Muharrem biraz korksa da, sonraki dakikalarda sakinleşti ve gayet eğlenceli bir yolculuk geçirdik. Ercan Havalimanı’na indiğimizde yine bir VIP minibüs tarafından karşılandık ve otele kadar bırakıldık. “Kalite böyle bir şey be kardeşim…” diye koltuklarımız kabaracaktı ki; önümüzde bir Mustang durdu. Sonra Porsche, sonra Maserati, Jaguar… Resmen fakirdik. Hiç uzatmadan, kaçar gibi otele giriş yaptık.

 

Muharrem ve Furkan ile birbirimize laf sokarken sağ tarafımda bir şey gördüm… 26 senedir böyle bir şey görmemiştim.  Zaman durdu gibi ama akıyordu, insanlar ağır çekimde hareket etmeye başladı, kımıldayamadım. Olduğum yere çivilendim. Kafamın arkasına üçüncü kez tokat atan Muharrem bile korkmaya başlamış ve artık önüme geçip, beni sarsıyordu. Sonunda gözlerimi ondan almayı başarabildim ve bir saniyeliğine Muharrem’e baktım. Göz bebekleri kocaman olmuştu. Gerçekten korkuyordu adam ama yapacak bir şey yoktu; Zira ben de hareket edemiyordum. Ben 9.9 şiddetinde sarsılırken, o görüş alanımdan çıktı…

Bense sadece; “Muharrem ben galiba aşık oldum olm…” diyebildim.

Öykünün devamı için linki tıklayınız

Recep ile Nadan – Bölüm 4

LAP – TOP!

Elektronik aletler yaşantımıza ortak olduğundan beri, hepimiz onların kölesi olmaya başladık. Bendeki durum biraz daha değişik. Hepsiyle daha erken tanıştım. Yani; daha hazır değildim onlarla olan bu içli – dışlı duruma. 6 yaşında elektronik orgumla başladı maceram. Onu ne zaman çok sevsem, adaptörü bozulur, “cimiyuv cimiyuv” diye sesler çıkarırdı. Sonradan anladım ki aslında orgum Cimilli İbo‘ya delicesine aşık olmuş, can havliyle bana “Cimilli İbooovv” demeye çalışıyormuş…Ondan sonraki elektrikli aletlerim de hep aşık oldukları şeyle kavga eder bana bozulurlardı. Tabi en yakın dostları olduğum için de, onları onarmak yine bana kalırdı hep.

Çok hazin bir masaüstü bilgisayarından laptop’a geçiş hikâyem vardır. Onu da bir ara anlatırım ama şimdi konumuz o değil. Benim canım laptopcağızım son zamanlarda ateş gibi yanmaya, bana trip yapıp birden “çat” diye kapanmaya başladı. Anlamadım derdini. Doktor da değildim psikolog da veya pc tamircisi de…Anlayan bir arkadaşım; “Çok ısınıyor bu. Soğutucu fan al.” dedi. Aldık. Bir süre acısı dindi ve normale döndü. Fakat; şu sıralar yine başladı bu kapanmalar. 1,2,3… derken dayanamadım, en sonunda buzdolabına koydum bir kapanmasında. Aldığımda süper soğuktu ve gayet güzel çalışıyordu. Çok mutlu görünüyordu. Gel gelelim, bir süre sonra tekrar kapanıyor, suratı asılıyordu. Bunu defalarca tekrarladıktan sonra anladım ki; laptopum, cancağızım buzdolabına aşık olmuştu. Ne zaman onu buzdolabına koysam, mutlu, sevinçli, şeker bir hal alıyordu. Onu oradan ayırdığımda ise; kızgın nemrut, yavaş, aksi biri olup çıkıyordu. Ama nihayetinde o bir laptop ve benim ihtiyaçlarımı aralıksız karşılaması gerekirdi. Yine de hal böyle iken; sevenleri ayırmak bana cefa, bana keder… “Ne yapmalı?” diye hıçkıra hıçkıra ağlayasım gelse de içime atıyorum. Kapanınca kızmamaya çalışıyorum. Ama iş gitgide daha da ilginç bir hal alıyor. Resmen laptop – buzdolabı ilişkisinin tam ortasında kaldım ama sonunda mükemmel bir çözüm buldum…

Bu çözümü sevgili laptopuma şu an size yazarken açıklayacağım. Umarım hala yazarak anlaşabiliyoruzdur. Ey sevgili laptop! Eğer işlerimin ortasında kapanmaz, uslu durursan, efendi olursan bundan sonra ben yatağımda uyurken, seni de sevdiceğinin koynuna sokacağım. Ve hatırlatırım; ben en az 10 saat uyurum. Hangi şanslı insan sevdiceği ile 10 saat geçirebilir günde ? Ama sen makine olduğun halde bunu yaşayacaksın. Hadi koçum benim. Bu gece başlıyoruz. Göreyim hünerlerini. Sizden en azından bir ps4 bekliyorum.
Sevgiler. Sahibin Mert.