Yazılar

Mehmet Başkan

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı

Mustafa Kemal Paşa, Osmanlı Devleti’nin kurumlarının ve Osmanlı Devleti’nin Padişahı ve hanedanın işgale karşı sessiz kalmasını kabul etmedi. Osmanlı Padişahı Vahdettin ise Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’da kalmasını kendisine karşı bir tehdit olarak gördüğü için Anadolu’ya gönderme gereği duydu. 19 Mayıs 1919‘da Mustafa Kemal Atatürk, Samsun’a müfettiş olarak sürgün edilişini Anadolu’nun Avrupa işgalinden kurtulması için fırsata çevirmeyi başardı. 19 Mayıs şiirleri, 19 Mayıs gösterileri ve Mustafa Kemal Atatürk’e övgüler bu sebebe dayanıyor. 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı, Türk milletinin şeref ve onurunu temsil ediyor. 19 Mayıs önemi nedir? 19 Mayıs ne anlama geliyor?

Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk milletinin iradesi, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a Mustafa Kemal Paşa’nın vatan uğruna yola çıkması ile yükseliyor. Mustafa Kemal Atatürk, Samsun’da müfettiş olarak görevlendirildiğinde iki önemli adımı gerçekleştirmeyi amaçlıyordu. Birincisi, Mustafa Kemal Paşa, Avrupa ülkelerinin işgallerinin Karadeniz ve Doğu Anadolu’ya sıçramasını engelleyerek bağımsızlık mücadelesi ile bir güvenli bölge yaratabilmek. İkincisi ise Mustafa Kemal Paşa, resmi görevi olabildiğince milli mücadele çıkarları için kullanarak Türk milletinin bağımsızlığı için Osmanlı imkanlarını kullanabilmek.

Mehmet Başkan

19 Mayıs 1919 ve İsmet Paşa

Mustafa Kemal Atatürk bu gayeler ile Samsun’a vardığında kendisinin başaracağına dair inançlar zayıftı. Hatta İsmet Paşa, yeni evlendiğini söyleyerek Mustafa Kemal Paşa ile milli mücadeleye başlamakta acele etmemiştir. İsmet Paşa, Fatih‘teki evinde otururken Mustafa Kemal Paşa’nın kararlılığını ve kahramanlığını fark etti.

19 Mayıs

İsmet Paşa ve 19 Mayıs 1919

İzmir’de Hasan Tahsin ilk kurşunu işgalci Yunan askerlerine sıkarak ölüme koştu. Mustafa Kemal de, Hasan Tahsin de bağımsız bir ülke için canlarını ortaya koymaktan zerre şüphe duymayan milli mücadele kahramanlarıdır. Mustafa Kemal Atatürk,  Samsun’a geldiğinde devlet imkanlarını kişisel çıkarları için kullanmadı. Samsun’a çıktığında Türk milletinin iradesine güvendi.

Mustafa Kemal, Samsun’a çıkarak Türkiye’de sine-i millet nedir tüm millete ve Türk aydınlarına öğretti. Mustafa Kemal Paşa, Osmanlı Padişahı’nın çaresizliğine ortak olmadı. Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları, Türk milletinin iradesine ve kahramanlığına güvendi. Osmanlı Devleti’nin yapısal olarak bittiğini ve ekonomik altyapısının artık çağa uygun olmadığını teşhis etmesi, milli iradeye güvenmek gibi özellikleri Mustafa Kemal Paşa’yı çağının birçok siyasetçisinden ve askerinden ayıran özelliğiydi.

Mustafa Kemal Paşa, İttihat ve Terakki Partisi ve Cemiyeti’nin geçmişteki hatalarını doğru teşhis etmeyi başardığı için Atatürk’ün Samsun’a çıkması, Türk milletinin tarihini ve yönetim şeklini değiştirmeyi başardı. Asker ve siyaset arasındaki çizgiyi çekmenin ne kadar önemli olduğunu kavrayan Mustafa Kemal Paşa, Samsun’da başlayan siyasi hayatı boyunca asker ve siyasetçiler arasında kesin bir çizgi çekmeyi prensip edindi.

Aziz Türk milletinin ve henüz doğmamış nesillerimizin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlarım. Nice milli şuuru ile yetişecek nesiller diliyorum.

Donald Trump Dönemi

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

Donald Trump Dönemi

Donald Trump Dönemi

Uluslararası Politika odaklı Amerika Birleşik Devletleri, özünden uzaklaşmıştı. 1. Dünya Savaşı da, 2. Dünya Savaşı da Amerika Birleşik Devletleri açısından Eski Dünya‘nın meseleleri olarak görülüyordu. Nitekim, her iki savaşa da Amerika Birleşik Devletleri sonradan müdahil olarak liberal düzeni koruma gereği duyduğu için mecburen girmek zorunda kaldı. İkinci Dünya Savaşı sonrasındaysa Sovyet Rusya tehlikesi, Amerika Birleşik Devletleri’ni özünden kopmak zorunda kalmıştı. ABD’de bu politikaların içerideki tepkilerine kulak veren bir siyasetçi ortaya çıktı. O isim Donald Trump oldu. Trump Dönemi hem ABD hem dünya için revizyonlarla dolu bir dönem olacak.

Trump Dönemi ve Amerikan Politikası

Donald Trump, Başkanlık süreci boyunca Amerika Birleşik Devletleri’ni bürokrasiyle mücadele ederek de olsa şekillendirecek, son nefesine dek bu böyle olacak. Amerika Birleşik Devletleri yeniden iç pazarına ve iç politikalarına yönelecek. Orta Doğu’da sınırları belirlemek ve emperyalizmin fedaisi olmaktan öte, vatandaşın kaygılarına odaklanan bir devlet haline gelmeyi hedefliyor. Donald Trump, bir kumar oynamadı. Aksine Donald Trump halkın taleplerini doğru okumayı başardı ve cesurca bunu dillendirdi. Donald Trump, “unutulan insanlar” olarak bahsettiği yerlileri yok eden, Amerikalılar kimliğini alan ve gerçek toprak sahibi haline gelenlerin kaygıları dikkate alacak. Amerika Birleşik Devletleri’nde Beyaz Amerikalılar dışında Latin Amerika kökenliler, Arap kökenliler, Afrika kökenliler sınır dışı edilecek algısı yaratılıyor ama öyle bir şey gerçekleşmeyecek. Yalnızca, Amerika Birleşik Devletleri’nde kaçak olarak çalışanların sınır dışı edileceğinden bahsediyor. Tüm devletlerin üzerine düşen görevlerden birisini yerine getireceğini vaat ediyor yalnızca. Geçmişte Recep Tayyip Erdoğan da Türkiye’de kaçak çalışan Ermenilerin sınır dışı edilmesinden bahsetmişti.

Donald Trump, kimlik inşaası ve kalkınma odaklı politikalarla Başkanlık sürecini tamamlayacaktır. İç yatırımlara ABD’nin yönelmesi, uluslararası piyasada “Dolar Krizi” habercisi olarak yorumlanabilir. Çin’in iç piyasaya yönelik yatırımlarının ve üretimlerinin artması, Çin‘in büyük bir sarsıntı yaşamadan yoluna devam edebilmesini sağlayacaktır. Ancak Türkiye gibi sıcak para girişine muhtaç olan ülkeler için Donald Trump Dönemi hayırlara vesile olmayacaktır. Gelişmekte olan ülkelere Amerikan dolarının yatırılmasından ziyade paranın Amerikan pazarında kalmasının gündeme gelmesi dahi Türkiye ve benzeri ülkelerde korku yarattı.

Trump Dönemi ve NATO

Donald Trump, Başkan seçilmeden evvel NATO hakkında oldukça sert açıklamalar yaptı. NATO’nun işlevsizliği ve gereksizliği gündeme getirildi. Ancak bu açıklamalardan NATO’nun lağvedileceği anlamı çıkarılamaz çünkü bu konuşmadan anlaşılması gereken nokta Avrupa için güzel günlerin geride kaldığıdır. Amerika Birleşik Devletleri, NATO’nun maddi ve manevi yükünü 2. Dünya Savaşı‘ndan bu yana tek başına sırtlıyor ve Amerikan halkı için de devlet için de büyük bir yük oluyor. Avrupa ülkeleri askeri harcamaları minimum tutarak sağlık ve eğitim alanında büyük bir yol kat etti. Amerika Birleşik Devletleri, artık eski kıtanın daimi koruyucusu olarak var olma gibi bir niyete sahip değil.

Kalkınmacı bir politika izleyecek olan Amerika Birleşik Devletleri, kaba bir söylemle Avrupa’ya ne halin varsa gör tehdidini savuruyor. NATO’da artık ABD tek başına yükü sırtlama niyetinde değil, eski kıtanın da elini taşın altına koymasını bekliyor. Adolf Hitler ve Mussolini tehditleri ortadan kaldırıldığından bu yana, Amerika Birleşik Devletleri zorunlu olarak Kapitalist ekonomik yapının ve liberal siyasal yapının bekçisi görevini üstlendi. Ancak ilk andan itibaren ABD bu durumdan hoşnut olmadı, aksine bu düzen Avrupa kıtasını askeri açıdan tembelleştirdi ve kolaya kaçmaya alıştırdı. Askeri harcamaları ABD’nin yapacağına inanarak refah odaklı bir anlayışa büründü. Amerikan halkının bu durumun sonucundan dolayı yaşadığı sıkıntıları doğru teşhis eden Trump, ABD halkının oylarını almayı başardı.

Trump’ın Başkanlık konuşması sonrasında attığı tweet ise gelecek hakkında ufak bir ipucu niteliğinde.

 

 

 

Trump Dönemi ve Suriye

Obama’nın Orta Doğu politikasında önemli bir farklılık vardı. Obama, Orta Doğu politikasında işbirliği için devletleri değil, örgütleri işbirliği için tercih etti. Türkiye’nin Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkisinin zayıflamasının altında yatan en önemli sebeplerin başında da Obama’nın bu anlayışı geliyor. Obama, Suriye’de PYD ile işbirliği yapma yoluna gitti ve bu işbirliği Türkiye’nin ABD’ye karşı güvenini zedeledi. Türkiye’nin Rusya ile son dönemlerdeki yakınlaşmasının en önemli sebeplerinden birisi ABD’nin bu tutumudur. ABD’nin doğrudan bir örgütü destekleyerek meşru devleti yok sayması, Amerika’nın itibarını zedeledi. Bunun yanında, muhalifleri Orta Doğu’da Amerika’nın piyonu durumuna düşürdü imaj açısından. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad‘ın stratejisine ek olarak, Rusya – İran – Çin üçlüsünün pratikte işbirliklerinin tatbikatını sağladı.

Obama’nın bu yanlış politikasının sonucunda ABD açısından tehdit olabilecek üç önemli devletin birbirlerine karşı yaşadıkları güvensizlikler azaldı ve gelecekte ABD açısından sorun yaratabilir. Donald Trump ise Orta Doğu’da yeniden devletleri muhattap olarak alacaktır ve bu hamle, ABD’ye yeniden Türkiye ile yakın ilişkiler imkanı sağlayacaktır. Suriye’nin kuzey bölgelerinde PYD yerine Türkiye üzerinden silahlı mücadele yürütülme yoluna gidilebilir. Beşar Esad’sız bir Suriye planını bir kenara bırakmak, ABD açısından uluslararası bir başarısızlık olarak algılanmamalı. Aksine “MAKE AMERICA GREAT AGAIN!” politikası gereği ABD’nin içe dönüşünün sembolü olacaktır ve ABD’nin güvenilirliğini arttıracaktır. George Bush ve Obama döneminde ABD’nin kötü imajının ve güvenilmez bir devlet olduğu algısının güçlenmesi sonrası böyle bir reaksiyonun ortaya çıkması, ABD açısından bir kazanım olacaktır.

Trump Dönemi ve Rusya

Radikal İslam ve İslami terör ile mücadele konu başlığına Trump’ın yönelmiş olması, Rusya ile ortak bir noktada buluşabilme açısından önemli bir fırsat olacaktır. Dünya yeni bir Soğuk Savaş evresine mi girdi sorusunun sorulduğu ve tartışıldığı bir dönemde İslami Terör ile mücadele için Rusya ve ABD’nin birlikte hareket edebilmesi, hem ABD ekonomisi hem de küresel ekonomi açısından büyük bir önem arz ediyor. İran ile yapılan nükleer anlaşmaya Trump döneminde sadık kalınacaktır ve İran ile ilişkiler en kötü ihtimal ile stabil tutulacaktır. Astana Zirvesi, Trump Dönemi’nin nasıl olacağı ile ilgili önemli bir ipucu verecek. Astana Zirvesi sonrasında ABD – Rusya – İran üçlüsünün ortak bir noktada buluşamasa dahi kazanımlar olması, Yeni Soğuk Savaş korkusunu bir nebze olsun zayıflatacaktır ve piyasalara olumlu yönde etkisi olacaktır.

Trump Dönemi ve Recep Tayyip Erdoğan

Recep Tayyip Erdoğan, Donald Trump’ın anlaşabileceği bir insan, çünkü Donald Trump kalıcı sistemler ve düzenli ilişkiler talep eden bir Başkan olacak. Recep Tayyip Erdoğan gibi, diğer ülkelerde de uzun süre aynı isimlerin yönetmesinin Trump’ın tercihi olduğu söylenebilir. Trump’ın Özgürlük yerine Medeni kavramını kullanarak ABD’nin ilişkileri için ufak bir ipucu veriyor. Kırılgan yönetimleri olan ülkelerden ziyade devamlılığı olan siyasi liderler ile daha iyi ilişkiler kuracak. Amerika Birleşik Devletleri Başkanları özgürlük kavramına ve iyi ilişkiler kurduğu devletlerdeki özgürlüklere önem veren bir anlayışa sahipti ama Donald Trump için önemli olan devamlılık ve istikrardır.

Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’de uzun yıllardır iktidarda olması ve toplumsal bir tabanının olmasının uzun süreli bir ilişki vaat ettiği için Trump için önemli bir yer edecektir. Fethullah Gülen’in Türkiye’ye iadesi konusunda Donald Trump’ın olası bir hamlesi Türkiye tarafını çok şaşırtmamalı. Fethullah Gülen’in Türkiye’ye iadesi için işkence yapılmaması ve cezaevi şartlarının iyileştirilmesi gibi şartlar ortaya konabilir özellikle son zamanlarda şiddet görüntülerinin basına yansımasından dolayı. Gülen’in iadesi ihtimali, Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşmasını durdurması için önemli bir adım olabilir. Fethullah Gülen meselesi, Türkiye için imkansız olarak görünmüyor fakat bu konuda Türkiye’nin üzerine düşecek iyileştirmeleri gerçekleştirmesi gerekir.

Trump Dönemi, Türkiye ve İsrail’de istikrarlı yönetimlerin devamını sağlayacaktır. Orta Doğu’da terör örgütleri veya muhalif örgütler yerine devletlerin aktör olarak görülecek olmasından dolayı, Obama dönemindeki gibi her iki devlet de ABD ilişkilerinde sorun yaşamayacaktır. Hem İsrail’de Netenyahu, hem Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan, Donald Trump Dönemi’nde yerlerini sağlamlaştıracaklardır.

İlgi çekebilecek yazılar:

Modern liberalizm ve modern liberalizmin özellikleri

Tek millet muhafazakarlığı

İran dış politikası üzerinde Rusya etkisi var mı?

Demokrasi ve Şehitler Mitingi

Demokrasi ve Şehitler Türkiye’nin Geleceği

Türkiye 7 Ağustos 2016’da bir tarih yazdı. 15 Temmuz’da darbenin püskürtülmesinden sonra ortaya çıkan en büyük gelişme 7 Ağustos’ta Türkiye’nin birlik ve beraberliği oldu. Türkiye’nin milli iradesinin tecellisine darbe vurulmaya çalışıldı. Ancak TSK içerisindeki demokrat askerler, Emniyet içerisindeki darbe karşıtları ve halk darbeye karşı dik duruş sergiledi. Demokrasi ve Şehitler Mitingi’nde Türkiye’nin gelecek senelerinin kodları belli oldu.

Demokrasi ve Şehitler Mitingi

Türkiye’de darbenin ardından yeni bir siyasi atmosfere kavuştu. İç politikada yaşanan gerginlikler ve kutuplaşmalar son buldu. Farklı cephelerde olduğunu zanneden AK Parti, CHP ve MHP tabanı aynı tabanda buluşmayı başardı. Türkiye’nin ortak nokta olduğu her kesim tarafından idrak edilebildi. Özellikle 2011 Genel Seçimleri sonrasında tutumunu sertleştiren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yaptığı hatayı fark etti ve Türkiye’nin tüm kesimlerini kucakladı. 7 Ağustos Demokrasi ve Şehitler Mitingi ise bu tutum değişikliğinin ilanı olarak algılanabilir. Kemal Kılıçdaroğlu ilk daveti kabul etmese dahi, birlik ve beraberlik adına bir kez daha Kılıçdaroğlu’na davette bulunarak samimi bir davet olduğunun mesajını verdi ve CHP saflarını iyi niyetine inandırdı.

Recep Tayyip Erdoğan’ın samimiyetinin yanı sıra, Kemal Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli’nin samimi tutumu da Yenikapı’daki birlikteliği taçlandırdı.  Kemal Kılıçdaroğlu yaptığı konuşmada suçlayıcı ve agrasif bir tutum sergilemedi. Aksine yapıcı ve birleştirici bir konuşma yaptı. Geçmişte yapılan hatalardan bahsetti ve bundan sonrasında aynı hatalara düşülmemesi gerektiğini vurguladı. Geçmişte hatalar yapıldı fakat biz bugün beraberiz ve yarınları hep beraber inşa edeceğiz mesajı verdi.

Hakimiyet Milletindir

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Hakimiyet Milletindir “ sözü Türk Siyaseti’nin gelecekteki ilkeleri arasında yer alacak. Artık millet hakimiyetinin ne kadar önemli olduğu konusunda tüm siyasi partiler birbirinin söylemlerine güveniyor. Bugünden sonra siyasi partiler birbirlerini darbeyi desteklemekle ve vesayeti savunmakla suçlayamayacak. 15 Temmuz gecesi TBMM bombalanırken AK Parti, CHP ve MHP milletvekilleri hep beraber milli iradeyi koruyabilmek adına mecliste kalarak ölümü göze aldılar. 15 Temmuz 2016 sonrasında meclisteki siyasi partiler birbirlerine karşı daha az şüpheyle yaklaşacaklar.

CHP’de ilçe yönetimleri dahi Yenikapı’daki Demokrasi ve Şehitler Mitingi’ne katılım gösterdi. Eski Şişli Belediye Başkanı “Mustafa Sarıgül” ve Şişli İlçe Meclis üyesi “Emir Sarıgül”, Şişli’yi Yenikapı Mitingi’ne davet etti. Hep beraber Türkiye olduğumuzun mesajını verdiler topluma. CHP içerisinde Sarıgül’ün ne kadar önemli bir unsur olduğu ve Genel Merkez için bir güvence olduğu anlaşıldı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve ekibinin Yenikapı’ya gitme kararını açıklaması sonrası Sarıgül büyük bir destek verdi  ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun tabana karşı daha güçlü olabilmesini sağladı. CHP, Mustafa Sarıgül’e güvenmenin ne kadar doğru bir hamle olduğunu bir kez daha görme fırsatı buldu. Yenikapı Demokrasi ve Şehitler Mitingi, CHP içerisinde birlik ve güven konusunda bir fırsat oldu.

15 Temmuz 2016’da ve sonrasında sosyal medya konusunda herhangi bir kısıtlama yaşanmadı. Türkiye’de yayın yasağı ve interneti yavaşlatmanın Türkiye’nin çıkarına olmadığı ve halkın haberdar edilmesinin ülkenin çıkarına olduğu fark edildi. 15 Temmuz 2016 sonrasında internet yavaşlatma ve yayın yasağı gibi yöntemlere başvurmayı talep eden siyasetçilerin iyi niyetinden şüphe edilmesi gerektiğini AK Parti de, CHP de öğrenmiş oldu.

Türkiye, İç Politika’da büyük değişimler yaşanacağının sinyalleri verildiği gibi, Türk Dış Politikası’nda da köklü değişimler yaşanabileceğinin sinyalleri hem Başbakanlık, hem Cumhurbaşkanlığı tarafından hissettirildi. Türkiye’nin ABD ve AB’ye karşı güveni ve yakınlığı her geçen gün azalacak. Geçmişte de dile getirdiğim gibi Rusya ve İran ile yakınlaşmalar hız kazanacak. İncirlik Üssü konusunda AK Parti tabanının tepkili olması ve bu tepkinin desteklenmesi, Türk Dış Politikası’na değişimin ayak seslerinden birisi olarak algılanabilir. Bunun dışında, Başbakanlık Resmi Hesabı’ndan Fethullah Gülen Terör Örgütü gibi, örgütün arkasındaki güçlerinde vurgulanması Türkiye için Batı odaklı politikaların dondurulacağının sinyalleri olarak okunabilir.

Demokrasi ve Şehitler Mitingi’nde idam vurgusu ise kaygı duyulacak bir konu olarak göze çarptı. Geçmişte kumpaslar sonucu insanların neredeyse vatan haini ilan edildiği bir ülkede hukuk reformu gerektiği şüphesizdir. Örnek vermek gerekir ise, Türkiye’de idam cezası olsaydı Ergenekon ve Balyoz’da yargılananlar ve kumpasın mağdurları idam edildikleri için bugün mezarları başında anılacaktı. Gelecekte olası bir hukuksuzlukta temyizi olmayan idam cezası gibi yöntemler toplum vicdanını yaralayacaktır.

 

1993’de katledildiği güne dek Uğur Mumcu bugünlerden bahsetmişti ve bu sebep ile kalleşlerin bombalarıyla öldürüldü. Birçok gazeteci ve CHP milletvekili Fethullah Gülen Cemaati’nin devlete sızmasının tehlikeli olduğunu vurgulamıştı. Ancak geçmişte AK Parti tarafından bu tehlike göz ardı edildi. Fethullah Gülen ve haşhaşileri gibi gelecekte devlete sızması için yeni cemaatlerin, siyasi yapıların veya örgütlerin sızmaması için devlet kadrolarının adaletli bir şekilde dağıtılması gerektiğini Türkiye olarak acı bir şekilde deneyimledik. Bir daha benzer bir sıkıntı yaşamamak için geçmişimizle ve birbirimizle barışarak bu zorlu süreci geride bırakmalıyız.

Sevgili ile Sevgisiz

Sevgili ile sevgisiz

Sevgili, birçok zaman büyük bir duygusal bir yüktür. Çok defa bu yükü yaşadım ve beni çok yordu. Onlar sevgiliydi, seviyorlardı. Beni seviyorlardı, gözlerimi seviyorlardı, umursamazlığımı seviyorlardı, kaçışlarımı seviyorlardı, şehri seviyorlardı, yorganı seviyorlardı, pırasayı seviyorlardı. Kısacası seviyorlardı. Sevdiler ve bu sevgi bana yük oldu. Sevgili ile sevgisiz oluruz, tıpkı diğer aşıklar gibi…

Yalnızlığınızı satacak, sevgili satın alacaksınız!

Sevgiyi dillendirdim

Onlar bana sevgili oldu ama ben onlara `sevgisiz` olabildim. Beni çok da güzel sevdiler, haklarını yiyemem bu konuda ama ben kendimi sevmek zorunda hissettim. Sevebilmek için büyük mücadele verdim ama düşünceler gibi bir sistem içerisinde üzerinde çalışılarak sevilemiyor. Ben “sevgisiz” oldum, onları sevmedim ama onlara sevdiğimi çok sık dile getirdim. Çok da güzel sevgiyi dillendirdim, birçok zaman söylerken kafamın başka yerlerde olduğunu ve söylemem gerektiği için söylediğimi anladılar.

Ben sevemedim onları, sadece onları da değil. Sadece onları sevmemiş olsaydım belki bir sıkıntı olmayacaktı. Ben siyasal sistemi sevmedim, medyada içi boş adamları sevemedim, yorganımı da sevemedim. O insanların kokusu çıksın diye çok yıkadım, çok değiştirdim ama çıkmadı hiçbirinin kokusu. Zamanla birbirine karıştı kokular ve kokuları da ayırt edemez oldum. Yorganı sevemediğim için yorgandan kurtulmaya karar vermek de bir seçenek oldu benim için. Bu sebeple üstüm açık yattım. O çok sevdikleri  kaçışlarımı yorganıma da yaptım, yorganım da benden çok çekti. Yorganımı da bıraktım en sonunda, o da tattı bunu. Üstelik ben pırasayı da bir türlü sevemedim. Zorla pırasayı sevdirmeye çalıştılar, tükürdüm pırasayı ve masayı da berbat ettim. Herkes gördü zorla pırasanın da sevilmeyeceğini. Zorla sevilmiyor, ne pırasayı ne de bir kadını zorla sevemiyorum.

Evimizdeki Konsomatris

Sevgili ile sevgisiz olduk

Beraber birçok kadınla Sevgili ve Sevgisiz olduk. Çok güzel bir ikiliydik birçoğu ile, mütemadiyen sevilmek istedim ve istediğim gibi oldu da. Ancak hayal ettiğim ve tasarladığım gibi sevemedim. Sevemedikçe daha fazla zorladım kendimi, belki de “beni sevmeyecek misin” diyen bakışlar ile onlar zorladı sevmem için. Zorlamamıza rağmen sevemedim ve bir gün hiç beklenmedik zamanlarda ortadan kayboldum. Birkaç cümle oyalayayım kendimi dedim ama yok, dürüst olmalıyım. Ben sevmeyi çok da hayal etmedim, sadece kendimi rahatlatmak için “sevilmeyi hayal ettim” dedim.

Sevgili ile Sevgisiz” olmak kolayıma geldi büyük ihtimal ile. Sevilmemek seninle ilgili değildir ve bu sebeple üzemez kolay kolay. Ancak sevmemek seninle alakalıdır ve sevgisizliğin yarattığı boşluk senin içindedir. Seven için her şey daha kolay, bir sevginin varlığı kesinlikle bir sevgi kiyafetsizliği kadar hissizleştiremez. Sevilmemek insanı üzebilir, belki de kırabilir. Ancak sevmemek, hissizleştirir. Çok süslü kelimelere de gerek yok hissizliği anlatmak için.

Penisli Yargı ve Hakim Olamayan Avukatlar

Sevmenin ve sevilmemenin

Sevmek üzerine binlerce şair yazmıştır, her birinin sevgisini hayranlık ile okuduk. Ancak sevmemenin şiirini yazamadılar, yazamazlar da. Sevmemek bir boşluktur ve boşluğu anlatamazsın, süslü cümleler ile hissizliği kaleme alamazsın. Shakespeare’den aşkı okuduk, Attila İlhan’dan sevmenin ve sevilmemenin şiirlerini okuduk, Nazım Hikmet ile kusursuz sevmenin şiirlerini okuduk ki o Nazım’ın üç farklı kadına şiiri var. Her bir şiirinde ise bu adam bir başkasına göz ucuyla dahi bakamaz, nasıl da güzel seviyor deriz. Ancak sevgisizliği yazamıyorlar. Hiç bırakmayacakmış gibi sevip, bir zaman sonra bir başka kadını sevebilmişler. İşte bu sevgi takdir edilesi bir duygudur. Bir insanın yaşayabileceği duyguların en güzeli olmalı sevgi.

Çok da uzatmaya gerek yok sevgisizliği. Sevgili ile Sevgisiz beraber çok mutlu olabilir, bir gün ikisi de sevgili olursa. Unutmamalı ki sevgisiz de bir gün sevgili olacak, o güne dek sevmeli ve sevmenin bir sanat olduğunu unutmadan sanatkarlığı konuşturmalıdır.

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Hey taksi 3. bölüm

Veronika

Pablo Escobar ve Kolombiya

Herkes Dergisi yayınevlerine ilk yazarını çıkarttı

Sosyal Liberalizm

Sosyal Liberalizm

19. yüzyılda büyük bir çıkış yaşayan liberalizm, kapitalizm ile paralel bir şekilde gelişmiştir. Kapitalin serbest dolaşımı ve ticari imkanlar açısından kapitalizmin liberalizme ihtiyacı vardı. Nitekim, kapitalizmin dünyanın büyük bölümünde ekonomik altyapı olabilmesinde liberalizmin büyük bir payı oldu. Marksist açıdan bakılacak olur ise ekonomik altyapı, siyasal üstyapıyı belirler. Bu açıdan baktığımızda da, kapitalizmin siyasal üstyapı olarak liberalizme ihtiyaç duyduğu kabul edilebilir. Sosyal Liberalizm ve Klasik Liberalizm arasındaki farkı ekonomiden ziyade insan hakları ve sosyal haklar belirliyor.

Sosyal liberalizm

Liberalizm ile sosyal liberalizmin gelişimi ise paralel olmadı. 19. yüzyılda kapitalizmin en vahşi yüzü Avrupa’da yaşandı. Çalışma koşullarıın zorluğu ve sosyal yaşamın arka planda bırakılması, sosyal liberalizm zaafiyetini doğurdu. Ancak, sosyalizmin tohumlarının filizlendiği 19. yüzyılda sistemin devam edebilmesi için kapitalizmin dizginlenmesi ve işçi sınıfını sosyal haklarının genişletilmesi elzem bir ihtiyaç olarak belirdi. Kapitalizmin doruğu olan emperyalizmin neticesinde 1. Dünya Savaşı‘nın yarattığı yıkım, sosyalist şuur açısından uygun bir zemin hazırladı. Kapitalizmin devamlılığı için sosyalizm dizginlenmeliydi ve bunun bir tek yolu vardı. O da, sosyal liberalizm ile Avrupa ülkelerinde liberalizmi ekonomik boyutun ötesine taşımaktı.

Öncelikle 20. Yüzyıl‘da Batılı devletlerin çoğunda ve birçok gelişmekte olan ülkede devlet müdahalesinde bir artış görüldü. Bu devlet müdahalelerinin büyük bölümü, sosyal refah biçiminde görüldü. Yoksulluk, hastalıklar ve cehalet ile mücadele etme ve bu şekilde yönetimlerin vatandaşların refah sağlama teşebbüsleri yoğunlaştı. 19. Yüzyıl’da tipik minimal bir devlet söz konusu iken, 20 Yüzyıl’da tipik bir refah devleti görülmüştür ve bu durum modern devleti oluşturmuştur.

Devletler sosyal devlet çerçevesinde ulusal verimliliği arttırma ve sağlıklı işgücü amaçlamıştır. Elbette bu esnada daha güçlü askeri güce sahip olma arzusuna da kapılmışlardır. Askeri gelişimin yanı sıra, genel oy hakkının verilmesi işçi sınıfının taleplerini arttırmış ve köylü sınıfının sosyal reform talepleriyle siyasal yapıya baskı uygulanmıştır. Seçim baskıları sonucu Avrupa hızlı bir demokratikleşme süreci yaşadı. Bu talepler neredeyse toplumun her kesimi tarafından dile getirilmiştir. Sosyalistler, liberaller, muhafazakarlar, feministler ve hatta faşistlerin neredeyse tek ortak noktası bu toplumsal taleplerde birleşmiştir. Liberaller içerisinde özellikle modern liberaller bu talepleri daha arzulu yaptı. Bu anlayış, bireysel sorumluluk ve kişisel çabanın erdemlerini yücelten klasik liberalizmin zıt yönünde gelişmiştir.

Liberal anlayıştaki fırsat eşitliği kapsamında refah anlayışı savunuldu modern liberaller tarafından. Eğer bazı bireyler ve gruplar mevcut sosyal koşullardan dolayı zarara uğruyor ise, o zaman devletin zararları minimum düzeye indirmesi veya ortadan kaldırması gerektiği şiddetli bir dille savunuldu. 20. Yüzyıl’da liberal partiler toplumsal refahı savunmuşlardır. Bu görüş Avrupa’da İngiltere‘de 1. Dünya Savaşı’ndan evvel yükselişe geçti.İngiltere’de Asquith Liberal hükümeti tarafından ortaya atıldı. Yaşlılık maaşı ve kısıtlı da olsa ücretsiz sağlık hizmeti, işsizlik maaşı gibi birçok yeniliği hayata geçirmişlerdi. Modern liberal Wiliam Beveridge tarafından 1942‘de kaleme alınan Beveridge Raporu‘na göre İkinci Dünya Savaşı sonrasında sosyal haklar liberal Avrupa’da daha da genişletilmişti. Bu reformlar, “beşikten mezara dek sosyal haklar” olarak görülen ve yaşamın her aşamasını içeren geniş haklar içeriyordu.

Sosyal liberalizm, klasik liberalizm ile sosyalizm arasındaki derin çizginin ta kendisini oluşturuyordu. 21. Yüzyıl’da Türkiye’de de birçok kapitalist tarafından dile getirilmeye başlayan iyileştirmeler, büyük tartışmalara neden oluyor. 2016’da Ali Koç, işçilerin durumunun iyileştirilmesini ısrarla dile getirerek Türkiye‘de 21. Yüzyıl reformlarının fitilini ateşleyecek sermaye sahibi olarak görülüyor. Sosyal Liberalizm, Türkiye ve diğer gelişmekte olan ülkelerde kapitalizmin devamlılığı için bir güvencedir. Bu sebeple, sistemin devamlılığı için üretimde yer alan işçi sınıfının durumunun iyileştirilmesi ve sisteme karşı olası bir baş kaldırının önüne geçilmesi gerektiği bir ihtiyaç olarak hükümete sunuluyor.

Son olarak, John Rawls A Justice Theory(Bir Adalet Teorisi, 1970) adlı eserinde, “hakkaniyet olarak eşitlik” anlayışına dayalı refah uygulamalarını ve yeniden paylaşımı savunmuştur. Rawls’a göre, eğer insanlar sosyal konum ve koşullarının farkında olmasaydı; eşitlikçi bir toplumu yoksulluktan sakınma arzusu zenginliğin cazibesinden daha güçlü olduğundan eşitsizlik olana göre daha “hakkaniyetli” görürlerdi. Bu sebeple Rawls farklılık ilkesini önerir, bir başka deyişle, sosyal ve iktisadi eşitsizliklerin, çalışma güdüsünün sağlanması için belli bir ölçüde eşitsizliğe olan ihtiyacın farkında olmakla birlikte en az variyetli olanların menfaatini gözetecek şekilde ele alınması gerektiğini iddia eder.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

Yeni Orta Doğu’da Bölgesel Güç Olmak

Toplumsal Sorun Üzerine

Eşekli Kütüphaneci

Fakir Baykurt – Eşekli Kütüphaneci

Fakir Baykurt’un kaleme aldığı Eşekli Kütüphaneci adlı roman, Ürgüp’ü görmeye gelen Yunanlı Dimitrios’un gözünden konu edilmektedir. Romanda üç öykü birbirine sarılıdır. Birincisi, Larisalı Dimitrios ile Ürgüplü Azizin, bu kentleri kardeş yapma çabaları. İkincisi Mustafa Güzelgöz‘ün hikayesi. Üçüncüsü ise yöresel bir aşık olan Refik Başaran’ın kısa yaşamıdır.

Fakir Baykurt’un Eşekli Kütüphaneci adlı eseri onun son çalışmasıdır. Romanın ana karakterlerinden birisi Mustafa Güzelgöz’dür. Mustafa Bey’de oldukça yoğun bir kitap sevgisi vardı. Bu kitap sevgisinin herkeste olmasını gerektiğini düşünüyordu. Bunun için elindeki tüm imkanları seferber eder. İlk olarak Harf devrimi sonrasında kütüphanenin rutubetli bir odasına atılmış olan Osmanlıca kitapları çıkartarak kurtarır. Yakın çevresinden eş, dosttan kitap bağışlamalarını ister. Topladığı kitapları eşeğe yükleyerek köy köy dolaşarak halka dağıtır. İki haftada bir gider yenilerini verirdi. Roman, bir bakıma okumanın gerekliliğine vurgu yapar. İnsanların kitap okuyarak kendi ufkunu geliştireceğini, bilgileneceğini, ülkenin daha ileri seviyelere gideceğini hissettirmek ister. Okumak bilgilerimizi geliştirir, olayları kavrama yeteneğimizi ilerletir, bakış açımızın farklı olmasını sağlar.

Okumanın yaşı, cinsiyeti yoktur. Herkes eşit şartlarda olmalıdır. Mustafa Güzelgöz’de bu düşüncede olan birisidir. Bulunduğu çevreye ve yakın köylere okumaları için kitaplar taşır. Her eve her çocuğa kitaplar dağıtır. Kütüphaneler açılır. İnsanların okuma alışkanlıklarını buralarda gerçekleştirmesinin daha güzel ve daha anlamlı olacağını düşünür. Ancak kadınlar bu konuda biraz geri planda kalır. Onlar sadece ev işleri ve çocuklarla ilgilendikleri için kitap okumaya veya başka işlerle uğraşmaya vakit ayırmakta zorlanırlar. Bu durumu gören Mustafa Bey buna bir çözüm bulur. “Makine kullanmayı bilen kadınların yardımıyla dikiş kursları açılır. Kadınların kurs vakitlerinde göz önüne dikiş, nakış, moda, yemek yapımı ve çocuk bakımı ile ilgili kitaplar konarak kadınların ilgi alanlarına ve ihtiyaçlarına yönelik kaynaklar sunulur. Böylece köylü kadınlar kütüphanelere çekilerek okuma alışkanlığı kazandırılmaya çalışılır (İleri ve Talipoğlu, 2007).” Erkekleri ise kütüphane yerine kahvehanelerde zaman geçirmektedir. Mustafa Güzelgöz buna da bir çözüm bulur. Köylüyü kütüphaneye çekebilmek için gurbetçilerden toplanan yardımlarla kütüphaneye radyo konulur. Bu düşünce sonuç verir ve köyün erkekleri kütüphaneye gelmeye başlar. Radyoyu kütüphanede dinlemeye başlarlar. Kütüphanelerin sosyalleşme aracı olarak kullanılması ayrıca önemlidir. Mustafa Güzelgöz’ün bu çalışmaları, o dönem insanları için bulunmaz bir nimet gibidir. Köylere yaptığı yardımlar sayesinde halk daha da bilinçlenerek dünyaya farklı bakmaya başlarlar. Sadece kitap alanında onlara destek çıkmamıştır. Farklı alanlarda da onların yanında olmak istemiştir. O insanları seven, insana değer veren bir karakterdir. Ülkedeki herkesin bilinçli birey olmasından yanadır. Dolayısıyla gencinden yaşlısına herkesin bilgili olmasını ister. Unutulmamalıdır ki okuyan, anlatan bir topluluk her zaman ileri seviyelere taşır kendini. Hatta sadece kendini değil, ülkesini de ileriye taşır, gelecek topluluklara örnek olunmasını teşkil eder. Yapılan işler gerek ülkede gerekse dünyada yankı uyandırır. Bu durumu İleri ve Talipoğlu şöyle açıklamıştır.

“Güzelgöz , 1967 yılında Amerikan büyük elçisinin Ürgüp’e yaptığı gezide, kendisinin karşılayarak yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi verir. Gördüklerinden etkilenen büyük elçi kütüphaneye bir pikap araç hediye eder (İleri ve Talipoğlu, 2007).”

Bürokrasi sistemi de alttan alta romanda işlenmiştir. Devlet kademelerindeki bireylerin doğrular karşısındaki sessizlikleri ve buna itiraz etmemeleri içler acısıdır. Ancak her şeye rağmen Mustafa Güzelgöz’ün ülkesindeki insanlar için hayatını adaması ve yoktan var etmesi büyük başarıdır. Ayrıca Yunan ve Türk dostluğunun çok öncelerden beri var olduğunu yazar zaman zaman okura sunmuştur. Bazı şeylerin öncelerde kaldığını belirtmiştir. Yıllarca ülkemizde yaşayan Yunanlılar daha sonra ayrı topraklarda bir ülke kurmuşlar ve bu aramızda olacak düşmanlığa sebebiyet vermemelidir. Geçmiş geçmişte kalmıştır, yazar bunu çok güzel bir dille okurlarına sunmuştur. İşte bu yüzden Larisalı Dimitrios’la Ürgüplü Aziz’in bulundukları kentleri kardeş kent yapma arzuları da ayrı bir önem taşımaktadır.

Fakir Baykurt’un bu son eseri okunası kitaplar arasında yer almaktadır…

Kaynaklar:

Baykurt, F., 2015, Eşekli Kütüphaneci, Literatür Yayıncılık.

İleri, A. ve Talipoğlu, T., 2007, Eşekle Gelen Aydınlık, Anfora Yayıncılık.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Mustafa_G%C3%BCzelg%C3%B6z

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

Hüseyin Rahmi Gürpınar Gulyabani

Gürpınar’ın Şeytan İşi Romanında Toplumsal Meseleler

Fethullah Gülen

Gülen Cemaati’nin Tek Yolu Var

Fethullah Gülen ve cemaati 17-25 Aralık sonrasında tahminlerinden çok daha büyük zorluklar yaşadılar. Büyük ihtimal ile böyle bir zorluk yaşayacaklarını da düşünmemişlerdir. Yolsuzluk Operasyonu sonrasında AK Parti’de çözülmelerin daha güçlü olacağını planlamış olmalılar. Ancak bekledikleri gibi gelişmedi ve AK Parti – Gülen Cemaati arasındaki mücadeleden AK Parti zafer ile ayrıldı. En azından şuan için bu şekilde görünüyor tablo. Fethullah Gülen ve Gülen Cemaati’nin tek yolu var. Her geçen gün cemaat güç kaybediyor ve yok olmaya doğru yaklaşıyor.

Fethullah Gülen’in cemaatin mürşidi olarak üzerine geleni yapması ve devamlılığı esas alması gerekiyor. Fethullah Gülen’in kendisini öne atması dışında hiçbir yol cemaatin devamlılığını sağlamayacaktır. Ancak Fethullah Gülen bu seçeneği pek de düşünüyormuş gibi değil. Bu koşullarda Gülen cemaati yok olmaya mahkum, çünkü Gülen’in vefatı sonrasında cemaati birarada tutabilecek bir irade mevcut değil.

Fethullah Gülen’in Türkiye’ye dönmesi ve teslim olması gerekiyor. Fethullah Gülen, ömrünün kalanını cezaevinde geçirmeyi göze alabilmesi gerekiyor. Müridlerini kurtarabilmesi için, Gülen’in teslim olması gerekiyor. Gülen’in cezaevine girmesi ve ömrünün son günlerini cezaevinde geçirmesi, cemaatin yüz sene sonra da devam edebilmesi anlamına geliyor. Müridleri bu yolda cezaevine girmeyi dahi göze alabilir iken, Gülen’in ABD’de yaşamına devam etmesi Gülen’in itibarını zedeliyor. Gülen sonrasında cemaat yok olacak ve operasyonlar başarıya ulaşacak.

Gülen’in samimiyet, dürüstlük ve liderlik gereği teslim olması ve suçsuz dahi olsa bir bedel ödenecekse bunu ödemek için kendisini ortaya atması gerekiyor. Ancak, Gülen nefsinin ve politik hesaplarının arasında kayboluyor şuan. Eğer cemaat masum ise Gülen’in bu fedakarlığı yaparak yüzlerce sene sonra dahi cemaatini ayakta tutabilmesi gerek. Aksi halde, Gülen’in vefatı sonrasında cemaatin devamlılığı olmayacaktır. Yerel ve küçük yapılanmalar halinde birbirinden tamamen bağımsız bir yapı olarak varlığını devam ettirmeye çalışacaktır cemaat. Elbette sonrasında o yapılanma da yok olmaya yüz tutacaktır.

Fethullah Gülen’in kişisel ikbalini bir kenara bırakarak Türkiye’ye geri dönüş yapması ve teslim olması gerekiyor. Eğer bu hamleyi yapmaz ise cemaat, Fethullah Gülen’in hataları sebebi ile yok olacaktır. Geçmişte AK Parti ile ilişkileri dizayn ederken yapılan hatalar sonucunda bugünleri yaşayan cemaat ayakta kalabilmek istiyor ise mürşid olarak görülen Fethullah Gülen’in en kısa sürede yurda dönmesi ve teslim olması gerekmektedir.

8 Mart kadın

8 Mart

Cinsiyetçi algının toplumsal yaşamda gittikçe egemen olmaya başladığı bir dönemde “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü” ‘ nü kutlamak her geçen yıl daha da önemli bir hale geliyor. Ne yazık ki ülkemizde son yıllarda cinsiyet ayrımcılığı konusunda oldukça geriledik.

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün 5 Aralık 1934 yılında kadınlara seçme ve seçilme hakkını verdiği andan öncesi ve sonrası
Kültür, Sanat, Eğitim, Siyaset ve birçok alanda kadınlarımızın ilerlemesinde, ulus olarak etkin bir rol oynadığımız aşikardır. O yıllarda birçok Avrupa ülkesini arkamızda bıraktığımızı gururla söyleyebiliriz. Cumhuriyetimizin kuruluşundan itibaren kadınlarımızın elde ettikleri kazanımlar, ne yazık ki son yıllarda kesintiye uğramaktadır. Özellikle de günümüzde kadınlara karşı gerçekleşen şiddet, tecavüz ve cinayet olaylarında dramatik bir artışın olduğu görülmektedir. Hangi birini sayalım ?

Sadece geçtiğimiz yıl, ülkemizde yüzlerce kadın erkekler tarafından öldürüldü. Yüzlerce kadına tecavüz edildi. Kadınlarımız töre cinayeti kurbanı oldular. Cinsiyetçi şiddete karşı bir sürü dava açıldı. Bu davaların bazı sonuçları, toplumdaki cinsiyetçi algının körüklenmesine sebep oldu. Bazı yargıçların katillere “iyi hal indirimleri” ve ‘beraat’ kararı vermesi buna en büyük örnektir.

Bunca hadise yaşandıktan sonra geçtiğimiz yıllarda “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair” bir yasa çıkarıldı.
Bu yasa hazırlandıktan sonra, özellikle de siyasi iktidara yakın birçok kadın dernekleri de bu durumdan oldukça memnun durumda.
Gerçekten bu yasanın kadına yönelik şiddeti engelleyeceğine veya azaltacağına inanıyorlar mı ?

Bu yasa kadın ve erkek arasındaki tüm eşitsizlikleri giderecek mi ?
Bu yasa kadının hayatın her alanına özgürce katılabilmesini sağlayacak mı ?
Bu yasa kadınların sosyoekonomik anlamda güçlenmesinde etkili olacak mı ?
Bu yasa kadınların ekonomik anlamda bağımsızlıklarını elde etmelerini sağlayacak mı ?
Bu yasa kadının sosyal ve ekonomik tüm haklarını güvence altına alıyor mu ?

Ve son olarak,
Bu yasa kadınlarla erkekler arasındaki ayrımcılığı yok ediyor mu ?

Yasayı tüm yönleriyle sorgulamamız gerekmektedir. Ancak bütün bu sıraladıklarım gerçekleşirse insani kalkınma ve refah düzeyi konusunda ilerleyebiliriz. Kadına yönelik şiddet ve cinayet oranlarında azalmalara ve yok oluşlara da tanık oluruz. Ve bütün bunların temelinde “Eğitim” yer almaktadır. Eğitimsizlik insanın her türlü yanlışları yapmasına neden olur. Bilinçli bir toplumu inşa etmek de, bilinçli insanların ellerindedir. Dikta rejimlerine doğru yol almaya başlamış siyasi iktidarlar, bilinçli toplumların var olmasından büyük rahatsızlık duyarlar. Bu nedenle bilinçli insanların karanlığa sövmek yerine ortalığı mumlarla yakıp aydınlatması gerekmektedir. Bu şartlarda, kadınların özgürce yaşayabileceği bir ulus olabilmek için çaba harcamak, artık her zamankinden daha önemli bir hale gelmiştir.

Kadın veya erkek, dil, din, ırk ve düşüncelerimiz ne olursa olsun, dostluk ve barış içinde, özgür, mutlu ve huzurlu bir ülkede yaşamamız dileğiyle,
“Tüm emekçi kadınlarımızın ve dünya emekçi kadınlarının gününü en içten dileklerimle kutluyorum.

Gezi direnişi fotoğrafları

Gece, Naylon Çadır ve Bizim Çocuklar

gezi-direnis-fotograflari-kemalaslan4 (1)

 

Bir ses duyacağız . Bir ses bağıracak şarkıların arasından, Sonra sabahlara kadar uyumayıp kalacağız orda ,ortalık yerde. Kimse eve gitmeyecek.
Sende gitme!

Bir ucu uzaya dayanan bir bir ihtimale inanıyoruz hayat boyu. Günü dünden mi takip edeceğim yoksa yarından mı, büyüyünce insan bilemiyor bunu pek.

Büyük vurulmalar, büyük kaçmalar anlatacağım bir gece ama o gece bu gece değil anlaşılan, uykum geliyor seni görünce, sakinleşiyorum. Dilim tutulduğu için değil susmak zevk veriyor diye susuyorum. Eskiden sana rastlasaydım mektup yazardım. Eskiden sana rastlasaydım senin için ölme ihtimalim bile vardı ama geç geldiğin bir varil başındayız.
Ben kırkıma merdiven dayamış hayatı boyuyorum, saçmalıkları örtüyorum çocuklar görmesin diye.

Aldırış etmediğim öyle çok bakış var ki hayatta bu bir şey sanılıyor, sen de öyle sanıyorsun. Seni önemsemek marifet değil, kolay iş. Ama ben yapamam bunu.

Şimdi biraz daha büyüdüğünü düşünüyordun ama küçücüksün hala sen.
Sen Devrim olabileceğine inanıyorsun mesela ben devrimcilere inanıyorum sadece.
Devrimciler kendilerine inanırlar .
Tıpkı dua edenlerin sonunda kendilerine inanmayı becerebildikleri gibi.

Ben de dua ediyorum.
Dualarımın sarı tarlaları ve ufukları yok, uçurumları yok, bir yalancının duaları benim dualarım.

Bazen hakketen çocuklar iyi ki var diyorum bu hayatta.
Bunu öylesine demiyorum ama gerçekten iyi ki varlar çocuklar bu dünyada.
İnsanlar o kadar kocaman şeylere sahip ki, eğer biraz yer açılıyorsa bu çocuklar var diye öyle dinine yandığım, yoksa herkes birbirini ezer, çarpar birbirine.
Birbiriyle görüşmemeyi öğütleyen binalara inanırlar.
Birbirine inanmayan her şeye katlanabilirler farkında dahi olmadan.

Sana geçenlerde, aşk ney, diye sordum.

En çok üzerine konuştuğun şey bu diye sordum, en çok üzerine düşündüğün şey diye sordum.
Ben yapamıyorum, aklım kumaş bitiş yerlerine, fırfırlara çok takılıyor.
Ne zaman huzuru bulsam bana mutluluğu vaat eden bir kadınla tanışıyorum.
O beni tanıyor belki.
Sen beni tanıyorsun belki
Oysa o kadar az ihtiyacın var ki buna, bu bildiklerime hayat hakkında.

Bir ses duyacağız.
ve herkes gece eve gitmek yerine burda sabahlamayı tercih edecek o gece.
Bir ses duyacağız ve termosuyla gelecekler parklara, çekirdekleriyle, uyku tulumları ve büskivi kartonlarıyla, geceye inanacağız.
Gecenin kendisiyle sarhoş olacağız, gençken bana bunu deselerdi inanmazdım ama savaşırdım bunun için.
Şimdi oldu, yaptılar İstanbul’da. Ben yoktum. Sen de yoktun besbelli.

Bir ses duyacağız.
Bu daha hiç bir şey

Bu dahası bir başlangıç
Bu daha başlangıç
ve mücadeleye devam!

 

Nude Dressing Her Hair

Nude Dressing Her Hair

İnsanı, doğayı ve eşyaları birçok boyutuyla inceleyen, sanatta eskiye dayalı tüm fikirleri yerle bir ederek farklı bir anlayışı ortaya koyan ve Empresyonizm / İzlenimcilik akımına karşı bir tepki olarak çıktığı varsayılan “Kübizm” akımının öncülerinden biri olan Pablo Picasso‘nun günümüzde değeri milyonlarca dolar değerindeki tablolarını duymuşsunuzdur.

İlham perisi olarak tanımladığı sevgilisi Dora Maar’ın
Dora Maar Au Chat…

Saint Lazare Hastanesi’ndeki bir mahkumu anlattığı düşünülmekte olan
Femme Aux Bras Crosies…

Pierrette’in Düğünü…

Bir meyhaneye ücretsiz yemek karşılığında yaptığı “Au Lapinm Agile” gibi eserlerinin yanı sıra sayamadığım ve sanat koleksiyoncuları, iş adamları tarafından satın alınan onlarca tablosunun yanı sıra bir de “Nude Dressing Her Hair”
(Saçını Tarayan Çıplak Kadın)
adlı tablosu bulunmaktadır.

Bu eser, bugün İstanbul Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen operasyonun sonucunda ortaya çıktı. Tablonun sahte olup olmadığının belirlenmesi için Mimar Sinan Üniversitesi’ne gönderildi. Orijinal olduğuna dair kanıtlanması durumunda ve yurtdışındaki koleksiyonerin belgeleri sunması durumunda tablo iade edilecek. Sunmaması durumunda ise müzelerin birinde sergilenecek. Eğer eserin sahteliği söz konusuysa, kalbim dayanmayacak…