Yazılar

hey taksi

Hey taksi 10. bölüm

Erdal Fahlioğuları‘nın yazdığı Hey Taksi öykü dizisinin 10. bölümüdür. Hey Taksi öykü dizisinin önceki bölümlerini okumanızı tavsiye ederiz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

5. bölüm

6. bölüm

7. bölüm

8. bölüm

9. bölüm

Hey Taksi

Vakit geceye yaklaşınca bir yorgunluk çöktü üstüme.Yaş daha kemale ermedi ama bu yollar beni kemale erdirdi. Kemal ne demek ise artık… Tam barların çıkış saatinde yattım pusuya. Bu gece şöyle durumu iyi bir sarhoş kaldırsam fena olmazdı hani. Hem çoğu zaman alkolün verdiği keyiften para üstünü de bırakırlardı.

“Hey Taksi!” diye anasonlu bir ses geldi kulaklarıma. Kafamı kaldırdığımda tam müşteri profilimi gördüm karşımda. Şık giyimli, kırklı yaşlarda çakır keyif bir beyefendi (Para kazandıracağı için beyefendi oldu galiba). İndim taksiden hemen. Arka kapıya yöneldim o gelene kadar. Kapıyı ona açtım çünkü genelde kapı kolunu bulana kadar illallah ettirirlerdi. Tekrar şoför koltuğuna geçtim, marşa bastım ve nereye diye sormadan çıktık yola.

Amca rakı içmiş belli ki. Anason oldu dört bir yanım. Arabayı havalandırmadan sigara içmemem gerekecek sanırım bir süre. Patlama ihtimaline karşı! Arada biriken gazlar ağzına geliyor ama ustaca çıkartıyor üstat. O an insan ihtiyaçlarının ne zaman ve kim tarafından ayıp konumuna getirildiğini düşündüm. Ama hemen vazgeçtim tabi bu düşüncemden. Ben orta sınıf bir çalışanın ne haddimeyse bu tarz sorgulamalara girmek?

Aklına geliyor bir yere gittiğimiz ve “Delikanlı eve gidiyoruz.” dedi. Bir an düşünüyorum “ev” neresi diye. Acaba onu tanıdığımı mı düşündü.Bir yerden akraba olabilir miydik?

“Dayıcım ben nerden bileyim evini senin?”

“Kusura bakma söylediğimi sandım. “Umutların Yeşerdiği Yere” gidelim.” diyor anasonlu ses.

Amcanın hareketleri çok rahat. Belli ki sarhoş olmaktan, düşkün gözükmekten rahatsızlık duymuyor. Bunu uzun süredir düzenli olarak yapıyor olmalı. Nefesi rakıyla yaptığını söylüyor. Bira olsa göbeği yok, viski olsa kokusu yok.

Gözlerin doğuyor gecelerime

Meze olarak bir de kıyak geçsem fena olmaz aslında bu anasonlu adama. Radyoyu açıyorum ve Zeki Müren’den “Gözlerim Doğuyor Gecelerime” çalmaya başlıyor. Hani alkol almadım ama bu adamı az daha dinlesem başım dönecek. Müziğin verdiği gevşeklikle soruyorum amcama “Ne vardı ki bu kadar içecek?”

“İçmek için bir neden lazım değil dostum. Bir güzel sohbet yeter insana. Çoğu kişi alkolün mezesi yapar sohbeti ama benim için sohbetin mezesi alkoldür. İnsan çakır keyif oldu mu kelimeler yağlanır kayıverir ağzında. Tartmaz kafasında düşüncelerini çıkıverir doğduğu gibi. Adam söyledikleri kazık gibi saplandı kafama. Düşüncelerim utandı zihnimin en dip yerlerine saklandılar.

“Umutların Yeşerdiği Yeri” bulamadım. Amcaya sordum ama o da unutmuş çoktan nerde olduğunu. Gecenin karanlığında rastgele bir sokakta durdurdu taksiyi de indi bir çırpıda ayılmış gibi.

Hala yandığından haberi olmayan sokak ışıklarının altında bir sağa bir sola yürümeye başladı. Arkasından baktım, baktım kala kaldım. Bu ayrıntıyı nasıl kaçırdıysam adamın bir kolu yoktu. Evet evet yanlış görmüyordum gerçekten de bir kolu yoktu. O kadar zamandır arabamda olan adamın kolunun olmadığını fark etmedim. O kadar incelememe rağmen.

Galiba ön yargılarım kör etmiş gözlerimi saplanmış kalmışım adamın sarhoş olmasına, anason kokusuna. Kim bilir daha ne ayrıntılar kaçırdım, ne hikayeler…

Devam edecek

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken öyküler:

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi

Recep ile Nadan

Zamana yolculuk

Haziran

Rahip

İttihat ateşi

Kirli Melek – 4

Herkes Dergisi‘nde Cem İraz‘ın yazdığı yeni öykü dizisidir. Öykü dizisinin diğer bölümlerini de takip ediniz. Düzenli olarak öykünün yeni bölümleri dergimizde yayınlanacak. Cem İraz‘ın kaleme aldığı Kirli Melek, bir hayat kadınının yaşamını konu alıyor. Öykü dizisinin ilk üç bölümünü okuduktan sonra bu bölümü okumanızı tavsiye ederiz.

1. Bölüm

2. Bölüm

3. Bölüm

Melek, hayatının baharında solup gitmişti.

Vücudunda morluklar ve kızarıklıklar bazen günlerce geçmiyordu. Hayvansal dürtülerle hareket eden erkekler Melek’i hırpalıyordu. O, her zaman susmayı, sessiz kalmayı tercih ediyordu. Bazen düşünürdü. “Ne kadar daha bu işi yapacağım.” diye. Vücudu her geçen gün bozuluyordu. Gözlerindeki o parlaklık artık yoktu. Mutsuzdu, mutsuzluk onu yıpratıyordu. Üzülüyordu, intihar etmek istiyordu. Buna cesaret edemiyordu. Kendisini kirli hissediyordu. Kirlenmiş bir vücudu olduğunu düşündükçe çıldırıyordu.

Aşk Nedir?

Melek

Melek hem bedensel hem ruhsal açıdan bir çöküş içerisindeydi.

Bedensel olarak çöküşünde uyuşturucu maddelerin de etkisi vardı. 5 yıl önce üniversitede arkadaşı olan Tarık aslında onu bu yola sürükleyen olmuştu. Artık madde bağımlısıydı. Maddeye alıştıktan sonra belirli aralıklarla uyuşturucu istiyordu. Maddeyi almak için elinde avucunda ne varsa verdi. Son olarak bedenini ortaya koydu.

Gökyüzü

Melek

Melek hayatının en güzel çağlarını elinden alan Tarık’ı bulsa en ağır şekilde cezalandıracaktı.

Uyuşturucu kullanmadığı zamanlar halsizleşir, suratı asık olurdu. Eli ayağı birbirine dolaşır, elleri titrer, vücuduna kasılmalar girerdi. İki kelimeyi bir araya getirip konuşamazdı. Gözleri puslanır, başına bir ağrı saplanırdı. O anlarda kendinden geçerdi. Sonuç olarak Melek bedensel ve ruhsal olarak her geçen gün eriyordu. Bu çöküş onu esir almıştı. Hiçbir şeyden keyif almıyordu. Tarık’ı bulsa öldürmeyi düşünüyordu. Başını belaya sokan o insanı bulmaya çalışıyordu…

5. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Altun yumurtlayan tavuk

Ruhumun keşfi

Hintlilerin ve Parsilerin ölü gömme gelenekleri

Recep ile Nadan – Bölüm 9

Köy okulları yardım projesi

Lewis Carroll yaşamı ve eserleri üzerindeki etkisi

Aşk sözleri anlamlı kadınlar için!

Araba Sevdası

Ölüm 4. bölüm

Suat İlhan’ın kaleme aldığı Ölüm öykü dizisinin ilk 3 bölümünü okuduktan sonra bu bölümü okumanızı tavsiye ederiz. Ölüm, 4. bölümü ile Herkes Dergisi okurlarına kavuştu.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

Ölüm

– Nasıl ayrıldınız?
– Aldattı!
– Sen de onu aldat.
– En yakın arkadaşımla aldattı.
– Adın ne senin?
– Selim.
– Selim hiç sevgilinle birlikteyken, başka kızlara baktın mı?
– Hayır!
– Yani hiç mi birini yatakta hayal etmedin. Şöyle kadınsal olarak bakmadın mı hiç?
– Hayır!
– Bana dürüst ol!
– Sadece aklımın ucundan geçmişti.
– Nasıl biriydi?
– Adı Buse. İyi de anlaşıyoruz. Hala beni arar. Esmer güzeli bir kız.
-Ara Buseyi.
– Telefonum yok.
– Evi nerede?
– Dikmen de öğrenci evi var.
– Git! Bir gece geçir onunla.
– Ne gerek var?
– Sana iyi gelecektir. Arabamın anahtarını al git. Torpito da cep telefonu var. Onu da kullan. Benim numaram kayıtlı. İşin bitince ararsın beni.
– Ciddimisin?

Kirli Melek 3

Boran, Reşat’a dönüp anahtarı vermesini istedi.

Reşat arabasının anahtarını uzatınca Boran gülmeye başladı. Reşat’ın anahtarını elinin tersiyle itti. O sıra da Halis Dayı masanın başında belirdi. Halis Dayı ellili yaşlarda uzun boylu heybetli bir yapıya sahipti. Kirli sakalı ve pos bıyığı beyazdı. Nadiren siyah var, bıyığının ortası da sigaradan sararmıştı. Eski kulağı kesiklerden Mezarcı Halis, yaşı ilerledikçe Halis Dayı olmuştu. Bazı yer altı dünyasının karanlık yüzleri Temizlikçi Halis derlerdi.

Cinayet işlenir Halis delil bırakmadan temizlerdi. Bir ara Diyarbakırdan yeni tayin olan pos bıyıklı genç komiser yakasından düşmemiş, delil olmadığından siyasi suçlu olarak bir kaç yıl yatıp çıkması dışında daha da hapise girmemişti. Halis dayının bu ününü sadece Reşat biliyordu masa da. Dayı güler yüzüyle masaya oturup garsonlara bağırdı ”Oğlum buraya gelin! Masayı donaltın ne içersiniz ne yersiniz demeyin! Ne varsa doldurun buraya.” Bir gencin sesi geldi salondan ”Tamam Halis bey hemen ilgileniyoruz.” Halis masadakilere dönüp ”Napıyorsunuz yeğenlerim” dedi babacan bir sesle, hemen Selim’e döndü. Biraz süzdü, elini uzatıp ”Ben Halis yeğenim. Sen kimlerdensin?” Selim konuşamadı bir kaç saniye, devreye Boran girdi.

– Dayı biz senin nasıl yeğeninizsek, o da bizim yeğenimiz, kardeşimiz bundan sonra.
– Öyle mi. Adı nedir yeğenimizin?
Selim donuk bir sesle adını söyleyip suskunluğuna devam etti. Boran Dayıya dönüp, elini omzuna koydu.
– Dayı.
– He yeğenim.
– Şu senin antikayla bir tur atabilirmiyiz?
– Düzgün kullanacaksanız köpeğin olsun.
– Merak buyurma Dayı.

Halis Dayı garsonlardan birini yanına çağırdı.

Bu mekan için fazlaca kabaydı Dayı. Müşteriler ağır ve nazik, yalnız Dayı içeriyi bir meyhane gibi sıradan bir lokanta gibi yönetiyordu. İşin garibi Daı ne yapsa müşteriler gülüyordu. Espirili tavrı yüzünden insanlar onun yaptıklarını kabalık değil, komiklik olsun diye yaptığını düşünüyordu. Halis Dayı, yanına gelen garson gencin kulağına bir şeyler fısıldadı. Garson genç hızlı adımlarla içeri kısma yürüdü. Boran ayağa kalktı, Selim’e eliyle dışarı doğru gitmesini istedi. Selim de hızla kalkıp, ağır adımlar dışarı doğru yöneldi. Boran ayağa kalkan dayıya ”Bagajdakini halledebilirmisin?” dedi sessizce. Dayı şok olmuştu biran. Kekelemeye başladı.
– Ne ne ne bagajı?
– Abim anlatır sana.
Reşat’ın umursamaz tavrı biranda gitmiş, hiddetle ayağa kalkıp şaşkınca Boran’a bakıyordu. O sıra da genç garson elinde anahtarla geldi. Boran hiç konuşmadan anahtarı alıp ”Eyvallah” deyip arkasını dönüp çıkışa doğru yürüdü. Arkasını döndüğün de garsonlar elindekileri Dayı ve abisinin masasına yerleştiriyorlardı. Ne Reşat ne de Dayı konuşmuyor, farklı yerlere bakıyorlardı. Kapıdan çıkınca Selim’i gördü. Ağızın da sigara kapıya doğru bakıyordu. Selim’in omuzuna elini koyup ”hadi gidelim” dedi. Selim sakin bir sesle.
– Nereye?
– Sen Buse’ye gideceksin.
– Ben seni bırakacağım.
– Evdemidir bilmem ki?
– Denersin şansını hadi.
64 model bordo çıtasız İmpala harika gözüküyordu. Selim yan koltuğa binecekken, Boran anahtarı ona fırlattı. Selim zar zor hava da tutabildi. Anahtara baktı sonra Boran’a baktı bir kaç saniye.
– Abi ben kullanamam.
– Kullanacaksın.
– Abi bir şey olur felan.
– Ben yaptım derim. Atla hadi.

Öteden

Dikmen’in sokaklarına girene kadar arabanın ne kadar zevki olduğunu konuştular.

Sinan Caddesine girince, evi aramaya koyuldular. Buse’nin evini bulunca Selim arabadan inip eve doğru hareket etti. Boran Selim’e seslenip cebinde ki telefonu uzattı ”işin uzarsa beni ara.” Selim gülümseyerek ”Tamam Abi” dedi.
Boran bol yokuşlu Dikmen sokaklarını klasik arabayla tırmanmaya başladı. Saat gecenin ikisin de bir umut tekel bayiilerine baktı. Belki on yasağını çiğneyecek bir gözü kara vardır diye düşündü. Biraz ilerledikten sonra ışığı kapalı ama sağa sola bakarak, elinde siyah poşetlerle çıkan insanları görünce ”Buldum sen!” dedi içinden.

Arabayı hemen marketin önüe çekip, marketin önüne ilerledi, cüzdenından yüz lirayı çıkarıp kepengi az birşey açık olan marketin içine gönderdi. İçeriden kısık bir ses geldi. ”Ne veriyoruz?”
Boran Dikmenin tepesin de Odtü Ormanının henüz yol yapılmamış kısmını ayakları altına almış, az biraz gözüken Mogan Gölüne bakarak birasını yudumluyordu. ”Bir insan nasıl olur da ağaçları yıkıp bununla övünebilir?” diye düşünüyordu.

”Övünecek birşeyi yoksa demek ki?”
”Mogan ne lan?”
”He la orası Gölbaşı değilmiydi?”
”Ne biliyim öyleydi. Hayır şimdi Ankara dışından bir arkadaş gelse bura ne gölü dese. Gölbaşı gölü mü diyeceğiz?”
”Saçma mı olurdu?”
”Bilmem.”
Boran’ın telefonu çaldı. Arayan Selim. Hemen telefonu açtı.
– Bu kadar kısamı?
– Yapamıyorum abi!
– Geliyorum bekle sen neredesin?
&&&&&&&&&&&&&&
Selim’in bacakları titriyor, yerine sığmıyordu. Bacaklarını sallıyordu sürekli belli ki sinir patlaması ya da hüzün patlaması mevcuttu. Boran eliyle bacağını tuttu Selim’in. ”Dur!” dedi.
– Abi ne yapacağı mı bilmiyorum.
– Şuan karşın da olsa ne yapardın?
– İkisini de öldürürdüm.
– Öldür o zaman.
– Ya abi.
– Neredeler biliyormusun?
– O piçin evine yerleşmiş.
– Hadi gidelim. Bir de ben konuşayım o piçle.
– Bırak abi. Boşver.
– Yolu tarif et.
– Abi iki sokak yukarıdaymış.
– Harika hadi in arabadan.
Selim arabadan indikten bir kaç saniye sonra Boran da indi. Hızlı adımlarla sokağın merdivenlerinden çıktılar. Selim parmağıyla göstererek
– Bu bina abi. Ama sen konuşsan ne olacak ki abi?
– Bazı şeylerin deyip deymeyeceğini göstereceğim.
– Sen git abi. Ben gelmeyeceğim.
– Kaçıncı kat.
– Üçüncü kat abi. Işıklar yanıyor.
– Numara kaç?
– Yedi.
– Arabaya dön.

Selim arabaya binip bir sigara yaktı.

Düşünceler beynini kemiriyordu. Ünlü bir sima ile böyle bir gece geçireceğini tahmin bile edemezdi. O kadar uyuşturucuya rağmen, kafası açılmıştı. Salakça ”Ben bu sigarayı ne zaman aldım?” diye düşünmeye başladı. Sonra tekrardan eski sevgilisinin en yakın arkadaşıyla şuan yatıp kalkıyor olması geldi aklına. Boran yukarıda ne yapıyordu? Yirmi dakikadır ses çıkmamıştı. Belli ki büyük nasihatı çekiyordur. Dayanamadı arabadan çıkıp eve doğru yöneldi hızla dış kapıdan zile basacakken telefon çaldı. Arayan Boran.
– Selim kapıyı açıyorum yukarı çık.
– Ne oldu abi.
– Yukarı çık.

Zamana Yolculuk

Selim yüzüne kapanan telefonun ardından, açılan kapıdan içeri girip merdivenlerden yukarı çıktı.

Dairenin kapısı açıktı. Salon’a doğru ilerledi. Boran kafasını ellerinin arasına almış koltukta oturuyordu. ”Nerdeler?” dedi Selım. Boran ayağa kalkıp, Selimin kollarından tututtu. Gözlerinin içine bakıp. ”Ölmüşler” dedi. Selim biran çırpınmaya başladı, Boran Selim’e sarılıp bırakmadı onu. Selim biraz daha çırpındıktan sonra Boran’ın ellerinden kurtulup koridordan odaya doğru koşmaya başladı. Boran da hızlı adımlarla Selim’in arkasından odaya girdi. İkisi de çırılçıplaktı, yatağa uzanmışlar. Elleriyle yorganı sıkmışlar. Hemen baş uçlarında iki tane şırınga vardı.

Boran, selimin kolundan çekip ”Polis’i aramalıyız” dedi. Selim hiç ses ini çıkarmadı. Kafasını tekrardan yatakta ölü bir şekilde yatan eski sevgilisine çevirdi. Her noktasını seviyordu. Bundan bir kaç hafta önce onunla ömür boyu sürecek bir hayatı planlıyordu. Şu an da ölü bedenine bakıyordu. Yanında da en yakın arkadaşı ve ikisi de çırılçıplak. Boran tekrardan kolundan tutup kendine çevirip bir tokat attı.
– Sen böyle olmasını istemedin mi?
– Hayır!
– İçin rahat mı Selim?
– Değil!
– Polisi ara. Çabuk polisi ara.

Devam Edecek…

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Benim Hikayem Biterken Başladı – 1

Kurtuluş 5. bölüm

Ruhumun keşfi

Hintlilerin ve Parsilerin ölü gömme gelenekleri

Avrupa futbolunda rekabet ve Arap sermayesi

Kirli Melek

Kirli Melek – 3

Cem İraz‘ın kaleme aldığı Kirli Melek, bir hayat kadınının yaşamını konu alıyor. Öykü dizisinin ilk iki bölümünü okuduktan sonra bu bölümü okumanızı tavsiye ederiz.

1. bölüm

2. bölüm

Melek, erkeklerin iç yüzünü bildiği için onların nasıl yaklaştıklarını artık tahmin edebiliyordu.

Melek için para, erkek için dolgun çekici bir vücut gerekliydi. Eğer karşılıklı olarak anlaşırlarsa Melek bedenini satacağı yere giderdi. Melek, İstanbul’un Aksaray semtini ve oranın piyasasını iyi bilirdi. Akşamları Aksaray ve onun civar semtleri hayat kadınlarının yoğunlukta olduğu yerlerdir. Melek gibi o civarlarda takılan hayat kadınlarının çok olması aralarında bir rekabete neden olmaktaydı.  Çünkü amaçları erkeklerin zevklerini yerine getirmekten çok paraydı.

Melek, Aksaray’ın o karanlık, dar sokakları arasında kırmızı, mavi, yeşil lambalı evlerden birinde yaşıyordu.

Her köşebaşında ağızlarında sigara, ellerinde tespih olan serserileri görmek Melek için bir tehlike teşkil ediyordu. Serserilerin ağızlarından akan salyaları gördükçe midesi iyice bulanıyordu. Camlardan sarkan hayat kadınları, travestiler… Hepsinin bir amacı vardı. Para, para, para… Melek, sokak boyu yürüyordu ama o yürüme esnası boyunca kaç kişinin ona dokunduğunu fark edemiyordu. Çünkü kendisini, kendi varlığını o sokakta hissedemiyordu.

Melek, havada uçuşan öpücükler kadar şu sözleri de çok duyardı:

“Heey yakışıklı, hayatımm gelsene, sevgilim çok ateşim var, aşkım ateşimi almaya gelsene, bu gece yalnızım gel içimde hisset beni…” Camlardan sarkan hayat kadınları işte bu sözlerle erkekleri etkileme peşindeydi. Peki erkekler? Kadınlarla beraber olan bekâr erkekler kadar evli olanları da vardı. Melek ve onun gibiler de bu ortama çanak tutmaktaydı. Seks düşkünü azgın erkekleri 50 liraya kabul eden de vardı. 300 liraya kabul eden de vardı. Bu tamamen erkeğin isteğine kalmış bir şeydi. Gecelik, saatlik ve postalık olarak satılan o bedenler her gün farklı farklı insanların kucağını görüyordu. Melek işte bu sokakta çürüyüp gidiyordu. Bazen odasında sevişir, bazen otel odalarında veya evlerde sevişirdi. Sonuç ne olursa olsun hayatı erkeklerin altında, erkeklerin kucağında erkeklerin üstünde çürüyüp gitmekteydi. Melek’in kadınsal duyguları hiç olmamıştı, hep kandırılan insan olmuştu… Hayatının son 5 yılı hep korku içinde geçmekteydi. Başta erkekler olmak üzere tüm canlılardan nefret ediyordu. Herkese düşman gözüyle bakıyordu. Hayatının baharında solup gitmişti.

4. Bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Altun yumurtlayan tavuk

Ruhumun keşfi

Hintlilerin ve Parsilerin ölü gömme gelenekleri

Recep ile Nadan – Bölüm 9

Köy okulları yardım projesi

Lewis Carroll yaşamı ve eserleri üzerindeki etkisi

Aşk sözleri anlamlı kadınlar için!

Recep ile Nadan

Recep ile Nadan – Bölüm 9

Recep ile Nadan öykü dizisini ilk defa okuyorsanız, daha iyi anlamanız açısından, aşağıdaki linkleri kullanarak 1, 2 ve 3.  4. ve 5. bölümleri okumanız faydalı olacaktır. Recep ile Nadan, gözlem yeteneği ile ortaya çıkmıştır. Türkiye’nin yeni ekonomik elitlerinin gençlerini konu alıyor.

Hikayenin önceki bölümlerini linkte bulabilirsiniz

Recep ile Nadan

Yaren odadan çıktıktan sonra telefon çaldı. Arayan Nadan’dı ve bu 29. cevapsız arama olacaktı. Meraktan çıldırmış ve durmadan konuşuyordu. Onun yaşadığı tüm telaş, benim beynimden o 5 dakikada aktı. Ne söylediğini, niye öyle konuştuğunu hiç hatırlamıyorum bile. Mecbur uyuyakaldım.  Akşama doğru odaya bizim çocuklar geldi. “Alt tarafı heyecandan bayıldın, hadi kalk artık.” diyorlardı. Aslında hakları vardı. Yaren’in gösterdiği ilginin sarhoşluğunu hesaba katmazsak tabi.

Yemeğe inene kadar gözlerim hep Yaren’i aradı, ortalıkta görünmüyordu. Nedense tuhaf bir enerjim vardı. İştah yerinde, normalden daha diri ve gereksiz bir mutluluk hali… Muharrem’in anlattığı her şey komik geliyordu. Nadanmon’un telefon saldırısını bile atlatmıştım, daha ne olabilirdi ki? Yemekleri yedikten sonra çocuklar huysuzlanmaya başladı. Doğal olarak; planların tümü, dilini bilmedikleri dünya ülkelerinin vatandaşlarıyla bir takım müzakereler sonucunda anlaşarak ülkesini temsil edebilmiş olmanın dayanılmaz hafifliği ile alakalıydı. Ben de; “Belki Yaren’i görürüm.” düşüncesiyle onlarla çıktım.

Güney Amerika’da oligarşi ve diktatörlük

Kıbrıs kumarhane

Sanki 40 yıllık uslanmaz bir kumarbaz gibi kumarhane övdüm çocuklara. Yolda öyle bir hale geldiler ki; içeri girerken kumarhaneyi kimin satın alacağını tartışıyorduk. Discoya giden bir avcı sürüsünü sırf Yaren’i görebilmek uğruna aslanlara av etmiştim. Onlar, nasıl oynayacaklarını dahi bilmedikleri makinalara saldırırken, ben tam bir  ‘hanımcı esas oğlan’ gibi rulet masasına koşmuştum.

Recep ile Nadan

Recep ile Nadan

Oradaydı! Tüm ciddiyeti, mimiksizliği ve duru güzelliğiyle. İçimden “Malım mülküm senindir!” diye bağırmak geldi, malımın ve mülkümün olmadığını fark ettim. Tabi ki yine koşarak yanına gitme hatasını yapmayacaktım ama onun dışında başka planım da yoktu. Poker oynayarak bir saat kamufle olmaya çalıştım, fazla para kazanınca alkış-kıyamet göze battı. Bir saat aralıksız Yaren’e baktığım için, kimse gözüme bakarak elimi anlayamadı. Kim bilir hakkımda ne düşündüler? Daha sonra 21 oynar gibi yaptım bir süreliğine. Filmini izlediğim bütün oyunlara dokundum. Rulete geri geldiğimde o’nu göremedim. Kumar gerçek bir illetmiş.

Hey taksi 6. bölüm

Dombıra çalıyordu

Kumarhanenin içinde, koşmadan en hızlı ne kadar yürünebilirse, o kadar yürüyordum. Ara sıra çocuklara sordum ama onlar çoktan bu batağa saplanmışlardı. Muharrem bir ara; “Sizin üst sokaktaki dükkan ne kadardı?” diye sordu. Ellerimle canavarlar yaratmıştım, söylenemezdim. Kapıya doğru bakınca gördüm o’nu. Üstünü değiştirmiş, saçlarını salmış, kuğu gibi gidiyordu. Usain Bolt’a bir selam çakıp, yanına ışınlandım. Bu sefer gülümsüyordu. Artık George Michael değil, dombıralar çalınıyordu gönlümde. ..

– İyi geceler. Bu sefer ayık ve teşekkür etmek için geldim. Kabul edersen bir özür mahiyetinde bir de yemek…

Size yemin ederim; şu an, o durumda kurduğum kadar mantıklı bir cümle kuramazdım. Nabız 1500, akıl tatilde, panik bir halde tek bir nefeste söyledim bunu. Söyledikten sonra bir 10-15 saniye de; “Acaba bu da kafamda yaptığım provalardan biri mi?” diye sordum kendime. Bu defa şans benim yanımdaydı galiba.

– İyi geceler. İyi görünüyorsun. Daha iyi hissediyor musun?

– Sağol. Çok iyiyim. Şey, bir planın var mıydı? Ben öyle direkt sordum ama…

– Yooo. Otele dönecektim uyumaya ama bir şeyler atıştırabiliriz.

Bir an, hastalığımın geçtiğini görüp, benimle öyle ilgilenmeyecek sandım. “Olur.” cevabı alınca da Şampiyonlar ligi müziği hayatımın fonunda, gururumu okşuyordu.

DEVAM EDECEK…

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Köy okulları yardım projesi

Melike Öğretmen’e…

Aşk sözleri anlamlı kadınlar için!

Kirli Melek

Kadıköy’de nargile kafeler neden popüler?

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – (Final)

Babamın Hikayesi

Benim Öyküm

Kirli Melek

Kirli Melek – 2

Cem İraz‘ın kaleme aldığı Kirli Melek öykü dizisinin öncelikle ilk bölümünü okumanızı tavsiye ederiz. Öykünün akışı için ilk bölümden okumanız gerekli.

1. bölüm

Arkadaş çevresi Melek’i yavaş yavaş farklı ortamlara çekmeye başlamıştı.

Üniversitenin birinci yılının sonlarına doğru Melek giyiniş bakımından değişmeye başlamıştı. Yanındaki kız arkadaşlarının yaşadığı aşk olaylarını hayretle dinler kendi de heveslenirdi. Kendisini sevebilecek bir erkeğe ihtiyaç duyardı. O zamanlar oldukça saf ve temiz olan Melek, tüm insanlığın saf olduğunu veya öyle olacağını düşünmekteydi. Melek, erkeklere her güvendiğinde kendini üzerdi.

Bu şehir beni fırlatırken içim sendeliyor

Erkekler onu kullanırdı.

Kötü emellerine ulaştıktan sonra yüzüne bile bakmazlardı. Melek, okul yıllarında keyif verici maddeleri de kullanmaya başlamıştı. Bu maddelere alıştığı için bir yerlerden bulması gerekiyordu. Elinde parası olmadığı için alamıyordu. Kendisine bu maddeleri alıştıran üniversiteden arkadaşı Tarık’a her ne kadar yalvarsa da Tarık maddeyi vermezdi. Tarık için önemli olan para değil Melek’in bedenine sahip olmaktı. Melek maddeyi kullanmak için Tarık’ın istediği her şeyi yapmak zorunda kalmıştı. Melek’in hayatı bundan sonra değişmeye başladı. Şuan 25 yaşında ve 5 yıldır bu bataklığın içinde çırpınıyor. Okulu bıraktı, kimsesi olmadığı için bir yere de gidemedi, vücudunu satarak para kazanmaya çalışmaktadır.

Kirli Melek

Kirli Melek

Evimizdeki Konsomatris

Melek, artık eskisi gibi masum değildi.

O saf, o temiz, o güzel kalp artık yoktu. Tüm insanlıktan nefret ediyordu. Özellikle erkeklerin o iğrenç davranışlarından. Melek, kendi cinsel doyumlarını gerçekleştirmek isteyen erkeklerin, hayat kadınlarını bir mal satın almış gibi kullanmalarını doğru bulmuyordu. Erkekler kendi zevkine göre Melek’i şekilden şekile sokardı. Melek erkeğin dediği şeyleri bazen yapmak istemeyince dayak yerdi. O an mecburiyetten yapmak zorunda kalabilirdi. Her kucakta farklı bir kimliğe bürünen Melek o sahte gülüşleriyle, o sahte öpücükleriyle erkeğin mutlu olmasını sağlardı. Her vücutta biraz daha eskirdi. Her vücutta biraz daha batardı…

Hey taksi 6. bölüm

Her vücutta aynı şeyi görürdü.

Melek için bedenlerden akan şeyler iğrençti. Eve gelir gelmez banyoya girer baştan aşağıya yıkanırdı. Bu kir bedenden çıksa bile ruhundan, aklından çıkmıyordu. Yaşamak için buna mecburdu, ayakta kalabilmek için bunu yapmak zorundaydı. Kendini şöyle savunurdu: “Çalmıyorum, sadece bedenimi satıyorum. Bedenim üzerinden para kazanıyorum.” Evet, Melek bedenini satarak parasını kazanıyordu. Bu kazanç onu mutlu ettirmiyordu. Çünkü kendini mutsuz hissediyordu. Bu hayattan bir beklentisi yoktu.

3. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Köy okulları yardım projesi

Zamana yolculuk

Biraz daha yaşıyorsun

Avrupa futbolunda rekabet ve Arap sermayesi

Lewis Carroll yaşamı ve eserleri üzerindeki etkisi

Kadıköy’de nargile kafeler neden popüler?

Hükümet-i alem: Yunan harfli Türkçe metin

Alice harikalar diyarında ve aynanın içinden

Hey taksi 6. bölüm

Hey Taksi, Erdal Fahlioğulları öyküsüdür. Eserin tamamı Herkes Dergisi’nde yayınlanacaktır. Hey taksi öykü dizisinin önceki bölümlerini okumanızı öneririz. Aksi halde, hikayede kopukluk yaşayabilirsiniz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

5. bölüm

Hey taksi

Soğuk zamanlardan biriydi. Hani şu kışın en sert zamanında asla ama asla yazın sıcaktan şikâyet etmeyeceğinize yemin ettiğiniz günlerden. Allah’tan işim arabanın içinde olmamı gerektiriyor ki motorun sıcaklığı ısıtıyor beni. Durakta sıkılmış, müşteri avına çıkmıştım. Şöyle bol gelirli, kilolu bir müşteri gelse fena olmazdı. Genelde kiloluları gözüme kestiriyorum çünkü hem maddi imkânların iyi olmasından kilolu oluyorlar hem de kilolu oldukları için yürümeyi pek tercih etmiyorlar. Az ileride içinde ne bulunmuşsa atılmış, yanan bir tankerin yanında ısınmaya çalışan bir adam gördüm. “Hey Taksi!” dedi birden bana. Şaşırdım. İçimde kısa bir ahlaki muhakemeden sonra para vermeme ihtimaline karşı aldım onu taksiye.

Keskin sirke kokusu

Adam arka koltuğa oturduğunda ortama bir keskin sirke kokusu yayıldı. Günler boyu terle-kuru döngüsü içinde kalmış birisinin kokusuydu bu. Adam ellilerine merdiven dayamış, bolca yıpranmış birisiydi. Saçları omuz seviyesine kadar dağınık bir şekilde, yer yer karlar düşmüş. Sakalları keza aynı denebilecek tonda ve karlı bir şekilde boynunun aşağısına kadar düşüyor.

“Beni aldığın için sağ ol abi.” dedi. Ben ondan ya küçüktüm ya da onunla aynı yaştaydım. Abi dedi bana demek ki abilik yaşla olmuyormuş. Onu taksiye aldım ve abi oldum. Muhtemelen almasaydım o..pu çocuğu olacaktım arkamdan ellerini havaya sallayıp bağırırken.

İnsanlığın öldüğünü biliyordum

“Ne demek insanlık ölmedi ya.” dedim ama insanlığın öldüğünü biliyordum. Refleks bir cevaptı bu. Hani dizinize vururlar da istemsiz havaya kalkar ya, bana da teşekkür edilince istemsiz bu cevabı veriyorum.

“Beni şu adrese götürür müsünüz?” derken elinde eskimiş sarı bir kâğıdı uzattı. Trafik kuralları gereğince arkama bakmadan aldım uzattığı kâğıdı. Gurur duydum kendimle bu denli dikkatli bir şoför olduğum için(!)

taksi

taksi

Adres aslında genelde zengin muhitin oturduğu bir mahalledeydi. Galiba dilenmeye gidiyor diye düşündüm. Üstünde eskimiş dizlerine kadar uzanan bir palto vardı. Vücuduyla palto arasına da onu soğuktan koruyabilecek ne varsa sıkıştırmıştır herhalde. Ellerinde kalın birer eldiven de tabloyu tamamlayan son parçalardı.

Adamın yüzü bir yerden tanıdık geliyor ama çıkartamıyordum. Sokakta gezerken bir kaldırımın köşesinde mi görmüştüm? Ramazan bayramı sokaklarda kurulan, tokun-açın, niyetli-niyetsizin gittiği iftar çadırlarının sırasında mı görmüştüm? Hatırlamakta güçlük çeken beynim bu işe bir ara verip adama yöneldi tekrar.

“Çok üşümüşe benziyorsun.” (Bana abi dedi ya, sizi-bizi kaldırdım aradan hemen.)

Canım yanıyor

“Çok üşüdüm doğru ama canım ondan yanmıyor. Canım yanıyor çünkü çocuklarım sıcak evlerinde oturuyor! Canım yanıyor çünkü benim sokakta olduğumu önemseyen kimse yok!” Sesinde öfke değil, kırgınlık vardı.

“Bu yaşıma geldim başımı sokacak sıcak bir evim yok. Çok çalıştım ama birkaç ufak hata beni bu duruma soktu. Hem devlet de bakmıyor bana. Girdiğim yerlerden kiramı ödeyemediğim için atılıyorum. Kimse ondan sonra ne yapacağımı sorgulamıyor, merak etmiyor.”

Şimdi ne cevap vermeli ki bu adama? Ben de şu an ona yardım edebilecek mesafedeyim aslında. Ama hayat o kadar zor ki, aç-açıkta kalmamak için öylesine mücadele ediyoruz ki başkasına yardım edecek zaman bulamıyoruz. En azından vardığımız zaman taksi ücretini almam diyorum ve içimdeki acıma duygusu bir nebze geçiyor.

“Şimdi sen de bana acıyorsundur. Gecenin bu vakti buz gibi havada üşüdüğüm için aldın taksine. Ama helal olsun başkası gene de yapmazdı bunu. Sahi neden aldın beni taksiye? Ücreti çıkartamayacağımı az çok anlamışsındır.”

“Seni aldım çünkü ben de aynı durumda olabilirdim. Hem almasaydım arkamdan küfür edecektin öyle daha mı iyi olacaktı?”

Aynada kısa bakışmadan sonra hafifçe güldük ikimiz de. Bir an olsun yüzündeki o yorgunluğun gittiğini, güldüğünü gördüm. Nasıl da mahzun bakıyordu gözleri dışarıya. Dışarısı karanlık ama o baktığı yerde, baktığı şeyi görmüyordu ki. Kafasında gezinen hatıraların illüzyonu dans ediyordu karanlığın içinde.

Taksimetreyi sıfırladım

Vardık verdiği adrese. Çok ihtişamlı olmasa da şık bir villaydı bu. Arabayı durdurunca ışığı açtım ve taksimetreyi sıfırladım vicdanımı rahatlatarak. Arkaya baktım ve “Verdiğin adrese geldik. Şimdi ne yapacaksın burada?” diye sordum sonrasını merak ettiğimi göstererek.

Adam gülümseyemeye başladı. Yüzündeki o mahzunluk gitti bir anda. Yerini bir zafer duygusu aldı sanki. Yüzünde bir maske takıyormuş da onu çıkartmışçasına değişti bütün yüz ifadesi. Mimiklerini tek tek kontrol ediyormuşçasına hareket ediyorlardı yüzünde.

“İnandın mı gerçekten?” Paltosunun ünündeki düğmeyi açtı. İçinde tahmin ettiğim gibi doldurma şeyler yoktu. Çok iyi bir markanın giysileri vardı.

“Tanımadın mı la beni?” dedi ki aklımda şimşekler çaktı. Ankara’nın cinayet büro komiserini tanımadığım için ağıtlar yaktım içimde. Karşımda Behzat Ç. oturuyordu resmen.

taksi

taksi

“Ama sen…” diye tutuldu kaldı dilim. Ne demeye çalışsam garip sesler çıkıyordu ağzımdan. Sonra o müthiş Türkçesiyle konuşmaya başladı.

Seni kandırdıysam özür dilerim. Ama bir oyunculuk üzerinde çalışıyordum ve bu kılığa girdim. Daha doğrusu kılık değil, direkt kişinin kendisi oldum. Buna metod oyunculuğu deniyor. Ama sen anladığım kadarıyla beni televizyonlardan tanıyorsun. Ona rağmen tanımadın şu yolcuğumuz boyunca. Buna çok sevindim. Demek ki o kişi olmuşum gerçekten.” dedi ve iyi akşamlar diledikten sonra arabadan inerek evine gitti. Giderken yürüyüşünün bile değiştiğine yemin edebilirim!

Aptal aptal bir müddet oturduktan sonra yola koyuldum. Ama şaşkınlığımı uzun süre atamadım. Erdal Beşikçioğlu benim taksime binmişti hem de başkası olarak! Bunu kime anlatsam inanmaz düşüncesiyle üzüldüm.

Bir yandan da insanların dış görünüşlerinin ne kadar yanıltıcı olabileceği geldi aklıma. Dehşete düştüm. Benim hayatım boyunca yaptığım gözlemler yanlış mıydı şimdi…?

7. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Kirli Melek

Ölüm 2. bölüm

Kadıköy’de nargile kafeler neden popüler?

Sürgün ve Türkiye

Aşk Nedir?

Recep ile Nadan – Bölüm 8

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 9

 

Melek

Kirli Melek

Kirli Melek, Herkes Dergisi‘nde Cem İraz‘ın yazdığı yeni öykü dizisidir. Öykü dizisinin diğer bölümlerini de takip ediniz. Düzenli olarak öykünün yeni bölümleri dergimizde yayınlanacak.

Melek, bir horultu sesiyle yataktan fırladı.

Yanındaki adamın kim olduğunu bilmiyordu. Göbekli, pos bıyıklı, saçının üst kısımları dökülmüş, iri burunlu bu adamın yanından apar topar uzaklaşmaya çalıştı. Komodinin üzerine bırakılan parayı çantasına attı. İç çamaşırlarını, elbisesini kanepeden alıp aynanın karşısında giyinmeye çalıştı. Hava daha tam aydınlanmamıştı. Bir taksiye binip Aksaray’a, evine geçti. Ev oldukça eski, ufak bir sarsıntıda yıkılacak türdendi. Melek eve gelir gelmez kendini banyoya attı. Suyun altında dakikalarca durdu. Yanaklarını keseledi, eliyle dudaklarını silmeye çalıştı, omuzlarını, göğüslerini, kalçasını, bacaklarını, bacaklarının arasını köpükledi, köpükledi, köpükledi…

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi -3

25 yaşındaki o körpe vücut her geçen gün eskiyordu.

Aynanın karşısında vücudunu inceleyen Melek her bakışında kendini tutamayıp ağlardı. Bu duruma mecbur olduğunu bildiği için çaresizdi. Aynadaki yansımasına bakarken gözlerine bakmamaya çalışırdı. Gözlerindeki o mutsuzluğu görürse neler olacağını tahmin ediyordu. Melek, akşam vakitlerine kadar evde zaman geçirirdi. Akşam olunca hazırlanır, giyinir dışarıya çıkardı. Erkeklerle para karşılığında ilişki yaşayan Melek geceleri iki üç erkekle beraber olurdu. Bu işi yapmak istemiyordu ama başka bir yolu da yoktu. 5 yıldır hayat kadınlığı yapan Melek bu saatten sonra ne yapabilirdi?

Melek

Melek

Kimseye güveni yoktu. Parayı peşin alır sonra bedenini satardı. Bedeniyle beraber ruhunu da satardı. O anlar gözünü kapatır hiçbir şey düşünmemeye çalışırdı. İçinden ağlamak gelirdi ama ağlayamazdı. Çünkü müşteriyi memnun etmesi gerekmekteydi. Melek, vücudunu sattığı erkeklerin yanında başka bir kimliğe bürünürdü. Onları mutlu etmek için sahte gülüşler sergilerdi. Peki ya kendi mutluluğu? Kendi mutluluğunun asla olmayacağını biliyordu. Kendisi ölene kadar mutsuz olacaktı. Hayatı bir bataklıktaydı ve bunu kendisi de biliyordu.

Hey taksi 5. bölüm

Melek, 20 yaşında İstanbul’a okumak için gelmişti.

1.70 boylarında esmer tenli, koyu kahverengi gözleri, dolgun dudakları, tertemiz yüzü olan bu kız her erkeğin dikkatini çekecek derecede güzeldi. Psikoloji bölümünü okumak için İstanbul’a gelen Melek’in ailesi küçük yaşlardayken bir trafik kazası sonucunda vefat etmiştir. Kendisini dedesi ve ninesi büyütmüştür. İstanbul’a gelince dedesi ve ninesinden ayrılan Melek iki yıl önce dedesinin ve ninesinin de vefat haberini duyduktan sonra kimsesiz kalmıştır.

2. BÖLÜM

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Fenerbahçe yolsuzluk dosyası

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – (Final)

Aşk sözleri anlamlı kadınlar için!

Recep ile Nadan – Bölüm 8

Kurtuluş

Aşk en güzel kafa yapan uyuşturucudur

Alevilik üzerine bilgiler

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – (Final)

Cem İraz‘ın yazdığı Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile öykü dizisinin tüm bölümlerini okuyunuz. Bu okuyacağınız final bölümüdür.

1. bölüm 

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

5. bölüm

6. bölüm

7. bölüm

8. bölüm

9. bölüm

Hep dinlediğim bir şarkı sözü aklıma gelirdi. Bu şarkının sözleri şunlardı…

“Toprağından dönsün yüzüm
Ölünce sevemezsem seni
Kan ağlasın iki gözüm
Ölünce sevemezsem seni

Hak rahmetin görmeyim
Gonca gülün dermeyim
Muradıma ermeyim
Ölünce sevemezsem seni

Yaşamak yıldızlarda
Seninle olmak istiyorum
Sevişmek hüner değil
Yanında kalmak istiyorum
Yaşamak hüner değil
Seninle ölmek istiyorum”

Sevmek delilik olur mu hiç?

İnsan sevdiğini varlığında veya yokluğunda nasıl unutabilir? Unutmadığım için delirmiş gözüyle bakıyorlar bana. Düşünüyorum da ben Canan’ı çok çok öncelerden sevmişim. Bir anda nasıl söküp atılabilir insanın kalbinden sevdiği. Hem niye atayım, unutmak çözüm olsa bile?

Alevilik üzerine bilgiler

Sevmek, sevilmek dünyadaki en güzel duygular arasındadır.

Ben sevdim, ben sevildim. Ben sevdim… ama artık sevilmiyorum. Bir yanım hep eksik kalacak. Ben unutmadım, vazgeçmedim, onu hep kalbimde yaşattım. Onunla her gece sabaha kadar konuşuyorum. Gece geçirdiğim vakitler su gibi akıp geçiyor. Her konuşmamızda kızımıza, kızına iyi bak diye sitem ediyor. Küçük Canan bana ondan kalan tek kanlı, canlı şey…

 

iPhone 8 özellikleri

Sabah erken uyandım, Canan uyuyordu.

Uyandırmadım, sabah kahvaltısını hazırladım. Odaya gittim ve uyandırdım. Birlikte oturduk yemek yedik. O biraz ağır yediği için ben erken bitirmiş bulundum. Pencerenin kenarına gittim, Canan bir yandan yemeğini yerken bir yandan da beni izlemeyi severdi. Yine aynı şekilde hem yemeğini yiyor hem beni izliyordu… Havalarda artık iyiden iyiye soğumuştu. Yazın sıcaklığı yerini sonbahara bırakmış, yapraklar artık ağaçlarda değil yerlerde toprakla iç içe bütünleşmişlerdi. Pencereden dışarıya baktığımda çiçeğimin üstünü kuru yaprakların kapattığını gördüm. O  kuru yaprak taneleri bile çiçeğime erişmemeli ve onu rahatsız etmemeliydi, aşağıya indim ve tek tek etrafındaki kurumuş yaprakları, dalları topladım, yanımda getirdiğim su ile çiçeğimi güzel bir suladım. Ona doya doya baktım, konuştum. Neler yaptığımızı anlattım. Çiçeğim konuşamasa da beni gördüğünü tahmin edebiliyorum. Bu çiçekle konuşma olayı bana Canan’dan bulaştı sanırım… Çiçeğim, sanki bana “ben iyiyim, beni merak etme.” diyordu. Çiçeklerin her biri renkliydi. Sarısından mavisine, mavisinden beyazına, beyazından kırmızısına çeşit çeşit mis kokan çiçeklerdi bunlar. Belki de bana verilen en güzel mesajdı bu çiçekler… Çok özledim seni güzel Canan’ım, senden kalan tek hatıran ismini verdiğim kızımız “Canan” kaldı… Erken ayrıldın sevgili karıcığım aramızdan. Yokluğun canımı çok acıtsa da küçük Canan’a belli etmemeye çalışıyorum. Annesiz büyümenin yokluğunu hissetse bile sen yine çiçekler sayesinde kendini unutturmamaya çalışıyorsun bizlere, ben buradayım sizlerin yanındayım diyorsun belki de…

Bu sevgi “Anlatılmaz Yaşanır Yıllar Geçse Bile…”

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Aşk Nedir?

Kurtuluş

Leviathan devlet ve özellikleri

Alice harikalar diyarında ve aynanın içinden

Hatay’ın Türkiye’ye katılması

Aşk en güzel kafa yapan uyuşturucudur

Herkes Dergisi yayınevlerine ilk yazarını çıkarttı

Sosyal liberalizm ve Sosyal Darwinizm mücadelesi

anlatılmaz

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 9

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile öykü dizisi, Cem İraz‘ın Herkes Dergisi bünyesinde yayınlanan öykü dizilerinden birincisidir. Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile öykü dizisini tam anlayabilmek için tamamını okumanızı tavsiye ediyoruz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

5. bölüm

6. bölüm

7. bölüm

8. bölüm

Anlatılmaz yaşanır o günler, meyhanede içip içip, kaldırımlarda uyuduğum günleri hatırlıyorum…

Kulağıma gelen köpek havlamaları ile gözlerimi yarı açık bir şekilde açtığım o günler… Nerede olduğumu, neden orada yattığımı bilmiyordum, sersem bir şekilde sağa sola çarpa çarpa yürüyor ama nereye gidiyordum ben de bilmiyordum. Yağmur, sis, çamur… Hissettiğim tek şey bunlardı. Yağmurun altında sırılsıklam bir şekilde yönümü bilmeden ilerliyordum. Arada bir taşlara takılıp yere düşüyordum. Üstüm başım çamur içinde yine ayağa kalkıp yürüyordum.

Penisli Yargı ve Hakim Olamayan Avukatlar

Midem bulanıyordu, kusmak istiyordum ama bir türlü içimdekileri çıkartamıyordum.

Belki içimdekileri söküp atsam rahatlayacaktım. Karanlıkta bir ben vardım, bir de sokak köpekleri. Gecenin bir vakti hangi Allah’ın kulu dışarıda olur? Ben oluyordum ama. Ben de ölmek istiyordum, yaşamak bana göre değildi bu saatten sonra. Kendimi sarhoş edip Canan’ın hayali ile bir iki saat yaşamaktansa ölüp onun yanına gitmeyi tercih ediyordum.  Ancak Allah’ın verdiği canı ondan başkası alamaz diyerek bu kararımdan vazgeçiyordum. İstemsizce ağlıyordum. Kendimi tutamıyordum. İçimde yaşayamıyordum hislerimi. Kontrol artık benden çıkmıştı. Bazen kendi kendime konuşuyor, sanki bir soru geliyormuş gibi can kulağıyla dinliyor ve cevaplıyordum.

Herkes Dergisi yazar alımı hakkında

Varlık ile yokluk arasında gidip geliyordum.

Varlığımın veya yokluğumun bu dünyada ne işe yarayacağını istemsizce düşünüyordum, çünkü hayatım alt üst olmuştu. Kendimi tek bir insana odaklamıştım, o da artık yoktu… Eve gitmez olmuştum, hiç uğramıyordum. Bahçedeki çiçeğimi sulayıp, onunla konuşup gidiyordum. Gün aydınlanıncaya kadar çiçeğimle oturur sonra giderdim. Zihnimde, gün ışığına karşı bir kötülük hissi doğuyordu. Kuşların cıvıltısı, ağaç yapraklarının rüzgar dolayısıyla birbirine değip çıkarttığı hışırtılar, sokaktaki insanların sesi, aklınıza gelebilecek hemen her ses beynimde zonkluyor, beni bir yerden bir yere fırlatıyordu. İnsanların büyük bir çoğunluğunun sahte, yalancı, ve aldatıcı olduğunu düşünmeye başlamıştım. Evdekilere varlığımı belli ettirmemek için geceleri geç, sabahları erkenden gözden kaybolurdum. Bana deli gözüyle bakmaları canımı acıtıyordu.

Devam edecek…

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Yarım kalan

Evimizdeki Konsomatris

Pablo Escobar ve Kolombiya

Recep ile Nadan – 15 Temmuz Özel

20