Yazılar

herkes

Herkes yazarlarından seçme şarkıları

Herkes Dergisi yazarları, değerli okuyucularımız için bir şarkı listesi oluşturdu. Yazarlarımızın oluşturduğu liste, hafta boyunca okuyucular tarafından dinlenebilecek. Gelecek haftalarda yeni bir listeyle, yazarlarımız okuyucuları ile buluşacak.

Herkes Dergisi yazarları

1- Mehmet BAŞKAN / Ahmet Kaya – Acılara Tutunmak

2- Dilan GÜNGÖR / Bülent Ortaçgil – Pencere Önü Çiçeği

3- Bahaddin VURUR / Zeki Müren – Gitme Sana Muhtacım

4- Çağlar YILDIRIM / Hasret Gültekin – Harcanıp Gidiyor Ömür Dediğin

5- Suat İLHAN / Redd – Aşktı Bu

6- Mediha ÜNLÜ / Zeki Müren – Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun

7- Mehtap BOZKURT / Ahmet Kaya – Arka Mahalle

8- Betül AKAY / Dario Moreno – Deniz ve Mehtap

9- Yasin ÇETİN / MFÖ – Ali Desidero

Herkes Dergisi okuyucuları, iletişim bölümünden yazarak kendi şarkılarının da listede yer alması için başvurabilirler.

Sosyal dergimizin yazar alımı devam etmektedir. Kalemine güvenen ve kendisine yeni medya düzeninde yer bulmamış insanlara kapımız açıktır. Dergimiz edebiyat, felsefe, sosyal bilimler ve teknoloji alanlarında kendisine güvenen insanların başvurularını değerlendirecek. Bu nedenle, yazar alımı yapan dergiler arasında sosyal dergimiz önemli bir yere sahiptir. Yazarlardan okunma sayısı değil, nitelikli eser talep ediyoruz.

Facebook sayfamızı takip ediniz

Dergimizin Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Seni kaybetmeyi göze alamıyorum

Sepya rengine dönen rengarenk anılarımız

Köy okulları yardım projesi

Aşk Nedir?

Melike Öğretmen’e…

ruhumun keşfi

Ruhumun keşfi

Mehtap Bozkurt, Ruhumun keşfi yazısı ile Herkes Dergisi’ne merhaba dedi. Bozkurt, bundan sonra yazılarıyla okuyucuları ile buluşacak.

Ruhumun keşfi

Bir yıkılış devri yaşayan ruhum bir şey keşfetti. Kolay değil bu karmaşanın, bu dünya telaşının arasında bir şey keşfetmek. Yalnızlığımı… Dünya her ne kadar büyük ve karmaşık olsa da bir insanın gidişi siler bütün kalabalıklarınızı. Bir bakmışsın ilkokula yeni başlayan minik bir çocuk kadar yabancısın etrafa. Bilmiyorsun nereye gideceğini, bilmiyorsun neresinden tutacağını hayatın çünkü artık yalnızsın. Bütün acımasızlığıyla yüzüne vuracak zaman bunu…

Birbirinden farklı insanlar; yaşam tarzları, zihniyetleri, hayata bakışları… Birilerine ayak uydurmak o kadar zor ki… Kırk yılda bir gelir kalbi kalbine fikri fikrine denk olanı. Onu bulursan senden şanslısı olmaz bu hayatta. Hatta senden çok seveni de olmaz yani sen böyle düşünürsün. Onsuz yaşayamaz ona bir şey olursa hastalanır hatta ölürsün değil mi? Peki, o zat-ı muhteremin bir gün senin dünyana yabancı olacağını biliyor musun? İşte o zaman birer birer yüzüne çarpacak o dünyanın kapıları. Hatırlıyor musun o kapılara giden yolda çiçekler vardı sen ona giderken. Peki ya şimdi sen ondan giderken çiçekleri görüyor musun? Ben göremiyorum. Çiçekler küsmüş boynunu bükmüş o yollar dikenlere bürünmüş, kanlı dikenlere…

Alice harikalar diyarında ve aynanın içinden

Kapıları sonuna kadar aç

Bu dünyada yalnızlıkla savaşmayı bileceksin güzel dostum kaya gibi sert, demir gibi sağlam olacaksın o rezil duygunun karşısında. Utanacak seni görünce, senin gücünü görünce. Kalabalıklar arasına karışacaksın yeniden. Olmaz yapamam yeniden sevemem deme, en güzel zamanlar artık olmaz dediğinde yaşanır unutma. Kilitlediğin kapılarını aralık bırak mutluluk ne zaman gelir bilinmez ama ne zaman gider iyi bilirim. Çaldığı kapılar açılmayınca. Şimdi kapıları aç sonuna kadar güzel dostum yalnızlığına iyi bak onu uğurlayana kadar. Sevgiyle…

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Sepya rengine dönen rengarenk anılarımız

Hintlilerin ve Parsilerin ölü gömme gelenekleri

Köy okulları yardım projesi

Lewis Carroll yaşamı ve eserleri üzerindeki etkisi

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 9

zamana yolculuk

Zamana yolculuk

Zamana yolculuk, bir Mehmet Başkan öykü dizisidir. Herkes Dergisi‘nde yayınlanacaktır. Zamana yolculuk, kahraman bakış açısı ile yazılmış bir öyküdür.

Mehmet Başkan’ın tüm yazıları

Zamana yolculuk

Bir haftaiçi daha part-time işler ile öldü. Maaş alırken part-time, işi yaparken full-time olan işler ile gençliğim çürüdü. Cuma akşamı geldiğine göre artık rahatça dışarı çıkıp haftanın yorgunluğunu atma fırsatı geldi. Moda’da Selim, Şeyhmus ve Hasan ile içme zamanı sonunda geldi. Haftanın 5 günü, haftanın son 2 gününü bekleyerek geçiyor. 5 gün bekliyor ve 2 gün yaşıyorum tıpkı sözde modern her insan gibi. Yaşamak değil de beklemek demek daha doğru olur bu yaşama. İşe girmeyi beklemek, evlenmeyi beklemek, hastane kapısında beklemek, doğumhane önünde beklemek ve ölümü beklemek ile zaman geçiyor. Zaman geçiyor ama bir türlü yaşayamıyorum.

5 gün sabrettim ve o büyük kavuşma yaşanabilir artık. Her Cuma akşamı olduğu gibi Moda Meyhanesi’nde 4 kafadar bir büyük devirip, bira içmeye geçebilirim. Aileme göre alkolik, bana göre sosyal içiciyim. Haftanın her günü içmiyorum ama haftanın 5 günü içmeyi bekliyorum. Aslında birçok insan bu şekilde yaşıyor ama işleri olduğu için hiçbiri bu hakikat ile yargılanmıyorlar. İnsanın geliri düşük olunca kusurlar kabak gibi ortada olur ama gelir arttıkça kusurlar flulaşır. Tıpkı gecenin tüm kadınları makyajlayarak kusurları örtmesi gibi. Her insanın kusurları vardır ama bazı insanların parası yoktur. Ben de o parası olmayan kusurlu insanlardanım. Bu nedenle, tüm kusurlarım dev ekranda insanların gözünün önüne seriliyor.

Hitler Almanyası ile Türkiye’yi karşılaştırmak cahilliktir

Elbet bir gün buluşacağız

Her hafta olduğu gibi yine Hasan geç kaldı. En azından bu defa geç kalacağını söyledi, haberimiz olduğu için rakıları söyledik. Hasan geç kaldı nasıl olsa, o gelene kadar bir kadeh fazla içmiş olacağız. Biz her hafta aynı mekanda içtiğimiz için olsa gerek, yine Müzeyyen Senar, “elbet bir gün buluşacağız, bu böyle yarım kalmayacak” diyor. Müzeyyen ablanın sesinden şikayetçi olmak haddime değil. Hatta bu rutin hoşuma dahi gidiyor. Hayatımda istikrarlı olan bir şey varsa, o kesinlikle her haftasonu Müzeyyen Senar’ın sesinden “elbet bir gün buluşacağız”  dinlemektir.

zamana yolculuk

zamana yolculuk

Her hafta Hasan farklı bir kıza aşık olur, her hafta uzun uzun anlatır bu defa farklı olduğunu. Artık sıkıldım Hasan’ın her hafta platonik aşk hayatını dinlemekten. Bu hafta söyleyeceğim kendisine de, sen hiçbirini sevmiyorsun. Sen sadece birine aşık olduğun hissine kapılmayı seviyorsun. Şeyhmus ise bu hafta da yeni bir iş planı ile karşımıza çıktı. Aldı eline kadehi ve Kadıköy’de çaycı açmak istediğini anlatıyor. Her hafta bir iş kurmayı planlıyor, bu defa kesin diyor. Ancak bir sonraki hafta o işin esamesi dahi okunmuyor. Tabi baba parası ile hayaller kurmak ve sonunda hiçbir şey yapmamak kolay geliyor.

Selim ise yine bildiğimiz gibi, bu hafta da ne kadar mutsuz olduğunu ve yaşamak istemediğini anlatıyor. Selim için gerçek ve zihnindeki diye iki farklı dünya var. İki dünya arasında ortak noktalar azaldıkça Selim’in de yaşam ile bağı kopuyor. Zaman zaman intihar kelimesini ağzına alsa da, kendi hayatına son verecek kadar cesaretli değil. Selim bu korkaklık ile intihar fikrini gerçekleştiremez. Üç arkadaşımdan da şikayetim var. En az benim kadar sıkıcı ve boş insanlar…

Aşk en güzel kafa yapan uyuşturucudur

Geçen yine matiziz

Her hafta olduğu gibi bu hafta da içkiyi fazla kaçırdık. Bakalım bu hafta hangimiz sarhoş olacak? Hasan, Trabzonlu arkadaşı Mevlüt’ün amcasının geçen yine matiziz diyerek anlatmaya başladığı anılarını bize anlatır. Her defasında olduğu gibi oturur dinleriz. Hasan sırf sonradan geldiği için hızlı içmeye başladı, sırf parasının hakkını vermek için hızlıca içiyor. Bu hafta da rakıyı mundar ediyor. Hasan bu hafta sarhoş olur ve zorla eve taşırız. Annesi bizle görüşmesinden şikayetçi, güya Hasan’ın alkole düşme sebebi bizmişiz. Sonuçta ben Urfalı, Şeyhmus Mardinli, tüm kötülüklerin kaynağı biziz. Güney Doğulu olunca bir garip gözle bakılıyor.

Alice harikalar diyarında ve aynanın içinden

Moda

Bir kez daha yanılmışım, Hasan sarhoş olmadı. Aklımın ucundan geçmeyen gerçekleşiyor ve yine haksız çıkıyorum. Ben sarhoş oldum ve gözlerimi Moda Caddesi’nde açıyorum. Hasan’ın sarhoş olma ihtimalini düşünürken onu eve taşıma planları yapıyordum. Lakin ben sarhoş olunca hiç kimsenin aklına beni eve bırakmak gelmemiş. Arkadaş, arkayı toplayandır. Benim arkadaşlarım ise arkam dağıldığında kaçıyorlar.

zamana yolculuk

zamana yolculuk

Sabahın ilk ışıkları bile değil. Hiç olmadığı kadar Moda sakin. Halbuki bu saatte Moda’da en azından Kadıköy Lisesi öğrencileri olmalıydı. Onlar dahi ortada yok. Kadıköy Lisesi‘nin yanında boş arsada uyuyor olmama şaşırmayıp da, sokağın tenha olmasına şaşırmam da hayatımın neden böyle olduğunu anlatıyor. Yaşadıklarımda hep yanlış noktaya odaklanırdım. Uykum var ve hala alkolün etkisindeyim. Bir an önce eve gitmeliyim, sadakat yoksunu arkadaşlarım ortada bırakmasaydı şuan sıcacık yatağımda uyuyor olacaktım. Selim gibi duygusal ve naif görünümlü adam bile sarhoşluğuma duyarsız kalmış. Şuan ayakta bile zor duruyorum rıhtıma yürürken.

 

zamana yolculuk

zamana yolculuk

Rıhtımda garip şeyler oluyor. Sahilde Haldun Taner Sahnesi‘nin önünde sebze ve meyve kasaları var. Daha da ilginci ise devamı denize karışmış. Deprem oldu ve deniz mi yükseldi? Otobüs durakları neden yok? Bir anda başa çıkılamaz bir soru yumağının içinde kaldım. Kadıköy’de garip şeyler oluyor. Prime Time yapılan darbe girişimi, denizde yüzen adama araba çarpması gibi durumlara artık alıştık da, bu defa nasıl bir kargaşanın içine düştüm?

Sürgün ve Türkiye

Osmanağa Camii

Şuan gördüğüm arabalar ile dumura uğradım. Tüm arabalar eski model arabalar ve gayet yeni görünüyorlar. Gece Şeyhmus bize ne içirdi de böyle şeyler görüyorum? Otobüs durakları yerine deniz görüyorum, vapur iskelesi yerine deniz var. Civarda gördüklerim arasında tanıdığım bir tek Osmanağa Cami var. O camiyi de hiç unutmam, okuduğum bir kitapta Hüseyin Nihal Atsız’ın cenaze namazının Osmanağa Cami’nde kılındığı yazıyordu. Nihal Atsız hakkında birkaç satır okumak hayatımda ilk defa işime yaradı.

Kadıköy’de bu kadar politik duvar yazısı yoktu dün gece. Duvarlar beyaz boya ile kapatılmış. Solcular yazmış mal sahibi silmiş, sağcılar yazmış yine mal sahibi silmiş. Kazanan ise bir tek boyacı olmuş. Boyacılar yamaları yapmakla meşguller, herhalde soru sorsam bu kargaşada bir tek onlar bana cevap vermeye tenezzül eder.

-Selamın aleyküm!

-Merhaba, günaydın

zamana yolculuk

zamana yolculuk

Kadıköy’de selamın aleyküm yerine merhaba kullanmaya başlamalıyım artık. Hala aynı dil alışkanlığı ile selamın aleyküm dedim. Sorduğum kişi yoksul olunca hemen dini figüre sarıldım. Sorduğum kişi varlıklı biri olsaydı selamın aleyküm tercih etmezdim. Sonuçta din ülkemizde yoksulun yoksulluğunu kabullenerek yaşaması için sömürülen kutsal bir araç haline geldi.

-Kusura bakma ağabey, otobüs durakları nerede?

-Altıyoldan, Fener stadyumuna doğru in, sola döndüğünde göreceksin Kuşdili Gazinosu’nun orada.

-Sağ olasın, kolay gelsin.

Boyacı bana eski Salı Pazarı‘nın yerini tarif etti. İyi de otobüs duraklarını bir gecede nasıl oraya taşırlar? Hiçbir uyarı veya bilgilendirme yapmadan yine belediye kafasına göre iş yapmış. Kadıköy’den Kuşdili’ne kadar yürümek de çekilmiyor bu kafayla. Akılsız başın cezasını ayaklar çeker, yürüsün aptal ayaklarım. Artık bu yürüyüş iyice korkutmaya başladı beni. Hiçbir yeri tanımıyorum ve tanıdığım dükkanlar gitmiş. Yerlerini samimi ama sade dükkanlar almış. Zihinsel bir sorun yaşıyorum sanırım, eve gider gitmez söyleyeyim de hastaneye götürsünler beni. İyi bir Nöroloji doktoru şart. Gerçi anneme söylesem hocaya götürmeyi daha doğru görür. Kadriye teyze okursa hiçbir şeyimin kalmayacağını düşünür.

Kadıköy’de nargile kafeler neden popüler?

Akbil çalışmıyor

Otobüse sonunda geldim. Artık evime gidiyorum, ertesi güne kadar aralıksız uyumayı planlıyorum. Uyumama hiçbir şey engel olamaz. Otobüsün eski olması ve yapıların eski mimari yapıya göre olması artık ilginç gelmiyor. Nörolojik bir sorun yaşıyorum şuan ve bu nedenle ahmakça bir göz yanılgısı içerisindeyim.

-O elindeki nedir beyfendi?

-Akbil basacağım şoför bey. Para geçmiyor biliyorsunuz.

-Sen benimle alay mı ediyorsun lan? Para geçmiyorsa bu otobüste ne geçiyor? İçip içip sapıtıyor, sonra bana musallat oluyor bu anarşist gençler!

-İBB’nin Beyaz Masa’yı arıyorum ve seni şikayet edeceğim.

-Beyaz Masa nedir sarhoş herif? Yürü git, otobüsten uzak dur.

Otobüsten kovuldum ve ne yapacağımı bilmiyorum. Buradan eve taksiyle gitmeye kalkarsam dünyanın parasını öderim. Telefonum da çekmiyor, sanırım artık zihnim iflas etti.

2. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Lewis Carroll yaşamı ve eserleri üzerindeki etkisi

Melike Öğretmen’e…

Hey taksi 5. bölüm

Ölüm 2. bölüm

Recep ile Nadan

Minnoş güçlüler

ölüm

Ölüm

Kol saatini çıkarıp, özenle kutusuna koydu. Birkaç pahalı saatinin arasında en ucuzu, en gösterişlisiydi. ‘’Bazı şeyler ucuz ve gösterişli olabiliyor.” diyordu kendi kendine. Hiç sevmediği kol saatini gösteriş için, insanlara zamanının önemli olduğunu göstermek amaçlı takma alışkanlığı edinmişti. Yatak odasından, salona geçip salonun ışıklarını yaktı. Televizyonu açıp sesini kıstı, masanın üzerinde ki tenis topunu ışığı söndürmek için elektrik anahtarına fırlattı. Tutturamadı. Ayağında ki çorapları çıkarıp top haline getirdi. Tekrardan fırlattı. Görev başarılı, ışıklar kapandı. Televizyon koltuğuna oturup ayaklarını uzattı. Sigarasını aradı elleriyle, bulamadı. Ayağa tekrar kalktı, sinirlendi. Işığı tekrar yaktı. Yatak odasına gitti tekrar. Sigara paketini alıp salona tekrardan geçti. Koltuğuna doğru ilerlerken elektrik anahtarına attığı tenis topunu yerden aldı. Koltuğa tekrardan yayıldı. Sağ gözünü kapattı, kolunu bir okçu gibi dikkatle, özenle sabit tuttu. Bilek hareketiyle topu fırlattı. İlk atışta hedefi tutturmanın ufak gururuyla sigarasını yaktı. Telefonunu eline alıp mesaj kısmını açtı. Hala mesaj yoktu.

ölüm

ölüm

Alevilik üzerine bilgiler

Beklediği mesajdı

Bir şeylerin ters gittiğini aklına getirip, telaşlanmak istemiyordu. Erteliyordu birkaç bahaneyle telaşını. Telefonunu koltuğunun kolçağına koydu. Sessiz televizyonunu ışığında sızmak istiyordu ama o mesajın hala gelmemesi onu tedirgin ediyor, alkolün sızma yetkisini engelliyordu. Gözleri kapanacakken, mesaj sesiyle irkildi. Heyecanını bastırıp, yavaşça telefonunu eline aldı. Mesajı beklediği mesajdı. “Yüz ifadesini görmeliydin” Mesajı hızla cevapladı. “Tamam o zaman. Yarın akşam görüşürüz.”

Aşk en güzel kafa yapan uyuşturucudur

Doktora soracaktı

Güneş, evin her yanını esir alıyordu öğleden sonraya kadar. Uyuduğu yerde bir tutam bile ışık olmasını istemiyordu. Işık olacaksa sadece televizyonun ışığı olmalıydı. Bunun için de perdelerini siyah almıştı. Gözlerini açtığında güneş yoktu fakat perdelerde açıktı. Beli tutulma aşamasında kas katı kesilmiş, ayakları uyuşmuştu. Bu ayak uyuşmasının sebebini bir gün doktora soracaktı ama o gün bir gün gelmemişti. Ayaklarını kanepeden aşağıya doğru sarkıtıp, uyuşukluğun geçmesini bekledi. O sırada da pencereden dışarıya bakıp kendi çapında hava tahmini yapmaya çalıştı. Hava kapalı değildi “Muhtemelen güneş batmak üzeredir” dedi içinden.

Recep ile Nadan

Elleri titriyordu

Ayaklarının uyuşukluğu geçtikten sonra pencereye doğru yürüdü belini tutarak. Pencereden baktığında tahminlerinin doğru olduğunu görüp, yavaşça mutfağa doğru ilerledi. Buzdolabından, cam şişede ki sulardan birini açtı. Ağzına dayayıp kanarak içmek istedi ama elleri çok titriyordu. Cam şişeyi mutfak masasına bıraktı, sandalyeye oturup, ağır hareketlerle ağzına dayayıp bir nefeste bütün suyu içti. Kafasını masaya koydu, gözlerini kapattı. Gömleği ve kumaş pantolonu kırışmış çorapları ayağında yok, ağzının içi ise anlamsız bir iğrenç tat alıyordu. Midesi bulandı, yutkunarak engellemeye çalıştı. Engelledi de. İkinci kusma taarruzuna engel olamayacağını düşünerek, elini ağzına götürüp hızla ayağa kalktı. Tuvalete koşup elini ağzından çekti.

ölüm

ölüm

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 1

Birkaç dakika hareket etmeyince

Çok rahatlattı bu. Ağzını çalkalayıp elini yüzünü yıkadı. Ellerini kurularken “Duş için hazır değildim!” dedi kendine. Salondan telefonun aldı. Yatak odasına girip, şarjı bitmiş telefonunu şarja taktı. Üstünü çıkarıp sağa sola fırlatıp yatağa süzüldü tekrardan. Uyuşuk bedeni birkaç dakika hareket etmeyince uykuya daldı.

Benim Öyküm

Ölüm ve cinayet

Evinin önünde alkollü gençler, sarhoşluğunu yaşıyordu. Az biraz kalabalıktı evinin önü. Her zaman da böyle olurdu. Telefonunu eline alıp mesajını yolladı. “Neredesin”. Saniyeler sonra cevap geldi. “Aynı yer”. Hızlı adımlarla caddeye çıktı, taksiye el kaldırmıştı ki taksinin önüne siyah bir Bmw kırdı. Önüne kadar gelene kadar hiç hareket etmedi. Önünde durdu, cam açıldı. Biran heyecanlandı, kendini geriye doğru attı. Bağırarak “Senin burada ne işin var lan!”

“Bağırma lan! Ben hep buradaydım.”

“İyi”

“Sen salaksın oğlum. Bin arabaya!”

Savcıyla ne alıp veremediğin var?”

“Eski bir mevzu.”

Senin adamını öldürttüm.”

ölüm

ölüm

“Aferin.”

“Savcıya ötecekti seni.”

“Sen niye müdahale ediyorsun ki bende bunu anlamıyorum.”

“Bak salak. İyi bir işin var. Paran var. Yoksa da bende var. Ama şu işlerden kendini alamıyorsun. Her şeyi öğrenebilme özelliğimi biliyorsun.”

“Evet”

“Seni bu duruma getiren durum nedir? Bunu öğrenemiyorum. Anlat lan!”

“Mekâna çek!”

“Otopark bulamayız oğlum oralarda.”

“Buraya çek yürüyelim.”

“Ben Raşit Kaleoğlu yayan yürüyor dedirtmem.”

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi – 1

Sıcak sohbetler

Raşit’ın dediği gibi olmadı tabi her şey. Araba o saniye de oraya park edildi, Raşit Kaleoğlu yayan yürüdü ve her zaman ki mekânlarına adımlarını attılar. Yıllardır gitmedikleri mekânların da hiç bir şey değişmemiş. Herkes biranda tanımıştı onları. Sıcak sohbetler içinde bulmuşlardı kendilerini. Yalnız oturmaya diye gelip, masalarından misafir eksik olmadı. Gecenin ilerleyen saatlerinde, yalnız kalabildiler. Alkolün dozunu kaçırmışlar, ayakları yeryüzüne değil artık gökyüzüne basıyordu. Reşat, merhametli bir sesle “Anlat seni dinliyorum” dedi.

İyiler bu dünyada kazanamıyor Raşit.”

“Ya oğlu, iyiler de öbür dünya da kazanır.”

“İyi, öbür dünya ya inanmıyorsa?”

Öbür dünyaya inanmayan iyi mi olur lan?”

“Öbür dünyaya inanan kötü, yok mu?”

“Ne biliyim vardır.”

“İyiliğin inançla alakası yok Raşit beeey!”

“Eeee sonuç?”

İyiler bu dünya da kazanamıyor Raşit!

Hey taksi!

Daha fazla içme

Raşit ayağa kalkıp, onun kolundan tutup kaldırmaya çalıştı.

‘’Tamam kalk, sen fazla içme yeter.”

O sırada Raşit’in kolundan da biri çekiştirdi. Raşit hızla arkasını döndü. Kolunu tutan, bir zamanlar yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen, çocukluk arkadaşı Kazım’dı. Uzun boyu, yapılı vücuduyla çocukluktan eser yoktu şimdi. Yıllardır birbirlerini görmemişlerdi. İkisi de hiç bir şey söylemeden sarıldılar. Hemen bir sandalye daha çekti Raşit. Kazım da onlara katıldı. Kazım, yüzünde tebessümle “Raşit’i biliyoruz. Adam aldı başını gitti. Sen çöküşlerdesin. Hayrola ne oldu?”

“Çöküş mü? Dedi gülümseyerek. “Ben kendime mola verdim. Biraz böyle iyiyim.”

“iyi bakalım”

Öykü dizisinin 2. bölümü

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Yarım kalan

Büyümek, kırmızı şarap ve aşk

Penisli Yargı ve Hakim Olamayan Avukatlar

Veronika

Pablo Escobar ve Kolombiya

Yalnız takılan Komiser Şekspir sancısı

Kusurlarımızın kısa ama kalın döngüsü

 

anlatılmaz

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 9

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile öykü dizisi, Cem İraz‘ın Herkes Dergisi bünyesinde yayınlanan öykü dizilerinden birincisidir. Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile öykü dizisini tam anlayabilmek için tamamını okumanızı tavsiye ediyoruz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

5. bölüm

6. bölüm

7. bölüm

8. bölüm

Anlatılmaz yaşanır o günler, meyhanede içip içip, kaldırımlarda uyuduğum günleri hatırlıyorum…

Kulağıma gelen köpek havlamaları ile gözlerimi yarı açık bir şekilde açtığım o günler… Nerede olduğumu, neden orada yattığımı bilmiyordum, sersem bir şekilde sağa sola çarpa çarpa yürüyor ama nereye gidiyordum ben de bilmiyordum. Yağmur, sis, çamur… Hissettiğim tek şey bunlardı. Yağmurun altında sırılsıklam bir şekilde yönümü bilmeden ilerliyordum. Arada bir taşlara takılıp yere düşüyordum. Üstüm başım çamur içinde yine ayağa kalkıp yürüyordum.

Penisli Yargı ve Hakim Olamayan Avukatlar

Midem bulanıyordu, kusmak istiyordum ama bir türlü içimdekileri çıkartamıyordum.

Belki içimdekileri söküp atsam rahatlayacaktım. Karanlıkta bir ben vardım, bir de sokak köpekleri. Gecenin bir vakti hangi Allah’ın kulu dışarıda olur? Ben oluyordum ama. Ben de ölmek istiyordum, yaşamak bana göre değildi bu saatten sonra. Kendimi sarhoş edip Canan’ın hayali ile bir iki saat yaşamaktansa ölüp onun yanına gitmeyi tercih ediyordum.  Ancak Allah’ın verdiği canı ondan başkası alamaz diyerek bu kararımdan vazgeçiyordum. İstemsizce ağlıyordum. Kendimi tutamıyordum. İçimde yaşayamıyordum hislerimi. Kontrol artık benden çıkmıştı. Bazen kendi kendime konuşuyor, sanki bir soru geliyormuş gibi can kulağıyla dinliyor ve cevaplıyordum.

Herkes Dergisi yazar alımı hakkında

Varlık ile yokluk arasında gidip geliyordum.

Varlığımın veya yokluğumun bu dünyada ne işe yarayacağını istemsizce düşünüyordum, çünkü hayatım alt üst olmuştu. Kendimi tek bir insana odaklamıştım, o da artık yoktu… Eve gitmez olmuştum, hiç uğramıyordum. Bahçedeki çiçeğimi sulayıp, onunla konuşup gidiyordum. Gün aydınlanıncaya kadar çiçeğimle oturur sonra giderdim. Zihnimde, gün ışığına karşı bir kötülük hissi doğuyordu. Kuşların cıvıltısı, ağaç yapraklarının rüzgar dolayısıyla birbirine değip çıkarttığı hışırtılar, sokaktaki insanların sesi, aklınıza gelebilecek hemen her ses beynimde zonkluyor, beni bir yerden bir yere fırlatıyordu. İnsanların büyük bir çoğunluğunun sahte, yalancı, ve aldatıcı olduğunu düşünmeye başlamıştım. Evdekilere varlığımı belli ettirmemek için geceleri geç, sabahları erkenden gözden kaybolurdum. Bana deli gözüyle bakmaları canımı acıtıyordu.

Devam edecek…

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Yarım kalan

Evimizdeki Konsomatris

Pablo Escobar ve Kolombiya

Recep ile Nadan – 15 Temmuz Özel

20

herkes

Herkes Dergisi yazar alımı hakkında

Türkiye’de yüzlerce hatta binlerce dergi var. Kimisi para kazanmayı, kimisi ise sadece devam edebilmeyi amaçlıyor. Peki Herkes Dergisi neden var? Herkes ekibi hangi amaçla devam ediyor? Yazar alımı yapan dergiler arasında neden herkes ailesi tercih edilmeli? Bir okur için neden Herkes önemli bir seçenektir? Kısa yazılar, öykü dizileri, denemeler ve siyaset yazıları için neden önemli bir seçenek olmalıyız?

Türkiye’de yayın hayatına devam eden dergiler arasında kaliteli dergiler olmadığını söylemek haksızlık olur. Herkes Dergisi ailesi olarak kaliteli dergiler arasında yer almayı hedefliyoruz. Emin adımlarla çalışmalarımıza devam ediyoruz. Yazar alımı yapan dergiler arasında kaliteli yazarların neden bizi tercih etmesi gerektiği konusunda net bir yanıtımız var. Herkes Dergisi yönetim kurulunun Herkes Dergisi yazarlarından hiçbir zaman daha fazla okunmaları ve popülizm peşinde koşmaları gibi bir talebi olmadı. Hiçbir zaman da bu talep olmayacak. Kaliteli bir eser ortaya çıkartan yazarın yazısının yalnızca bir kişi tarafından okunması dahi dergimiz için büyük bir kıvançtır. Sebebi ise kaliteli bir eserin topluma kazandırılmasına vesile olabilmemizdir. Kısa yazılar, öykü dizileri, denemeler ve siyaset yazıları dergimiz açısından önem taşımaktadır.

Dergimiz yayınevlerine ilk yazarını çıkarttı

Herkes Dergisi

Türkçe yayın yapan dergiler arasında Herkes önemli bir konuma sahip olmayı amaçlıyor. Bu amaca ulaşabilmek için gecesini gündüzüne katarak çalışan fedakar bir ekibimiz var. Odablanc altyapı ve yazılım sorunları ile karşılaşmamamız için büyük bir çaba sarf ediyor. Yeri geliyor gecenin tam üçünde eksikleri kapatmak için seferber oluyor. Editörlerimiz yoğun çalışma temposuna yetişebilmek için elinden geleni yapıyor. Herkes Dergisi olarak zaman zaman editöryel zaafiyetler yaşayarak sorunlar yaşayabiliyoruz. Yazım hataları ile karşılaşmanız durumunda bize ulaşmanız bizler için büyük bir önem arz ediyor. İçi güzel olsun sloganı ile yola çıkan dergimiz içerik zenginliğine ve kalitesine önem veriyor ve vermeye devam edecek.

herkes

herkes

Okurlarımızın memnuniyeti ekonomik çıkarlardan daha önemli. Türkçe okuyan ve yazan milyonlarca insana ulaşabilmek hepimiz için büyük bir önem taşıyor. Türkçe okumak isteyen, tek kuruş parası olmayanın dahi okuyabilmesi için ücretsiz yayın yapmaya devam etmeyi hedefliyoruz. Birçok zaman görüştüğümüz yazarlar derginin basılmamasını olumsuz olarak algılıyor. Derginin basılması demek, derginin her ay binlerce TL sabit giderinin olması anlamına geliyor. Dergi satabilmeyi hedeflemek, derginin kalitesinin önüne geçiyor. Oysa biz yalnızca derginin kalitesine odaklanmak istiyoruz.

Türk Edebiyatı için hangi romanlar okunmalıdır?

Yazar alımı yapan dergiler

Türkçe yayın yapan dergiler sık sık yazar alımı yapıyor. Yazar alımı yapan dergiler arasında dergimizi öne çıkaran en önemli özellik, yazarların özgürlüğüdür. Dergimiz kesinlikle sansüre ve yazarın manipüle edilmesine karşı çıkıyor. Yazarlara sipariş yazı yazdırılması ve yazı konusunun dergi yönetimi tarafından belirlenmesine karşı çıkıyor. Herkes Dergisi üniversite öğrencilerinin yazma alışkanlığı kazanması ve kendisini geliştirebilmesi için de bir adım olmayı amaçlıyor.

herkes

herkes

 

Tarih, spor sosyolojisi, edebiyat ve siyaset bilimi gibi önemli konularda içerik üretimi hedefliyoruz. Gazetecilik, tarih, siyaset bilimi, edebiyat, sosyoloji, spor yönetimi ve psikoloji gibi bölümlerden mezun veya öğrenci olanlar için önemli bir basamak olmayı arzuluyoruz. Yazar alımı yapan dergiler birçok defa talep kaygısı içerisine girebiliyor. Ancak dergimizin yönetimi kesinlikle yazarlardan kalitesiz gözde yazılar beklemiyor. Yazarın içeriğe önem vermesi, dergimiz için en büyük önceliktir. Dergimiz hakkındaki en ufak bir eleştiriyi ve kaygıyı dahi iletişim formu ile bizlere iletiniz. Emin olun ki her bir cümleniz dikkatle okunuyor.

Yeni yazılarımızdan haberdar olmak için Facebook sayfamızı takip ediniz.

Dergimizin Resmi Facebook Sayfası

Dergimizin ana sayfası

Öykü Dizileri

Siyaset

Edebiyat

Bilim ve Teknoloji

Dergimizin künyesi

Anlatılmaz yaşanır

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 8

Anlatılmaz yaşanır

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile öykü dizisi, bir Cem İraz eseridir. Herkes Dergisi bünyesinde yayınlanan öykü dizisinin önceki bölümlerini okuduktan sonra bu bölümü okumanızı tavsiye ederiz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

5. bölüm

6. bölüm

7. bölüm

Canan’ın ölümünden önce yaşananlar ve sonrası…

Canan’ın ani ölümü beni ve ailemizi çok derinden sarstı. Her şey yolunda giderken, her şey harika giderken onun ani ölümü beni benden aldı. Bir akşamüzeri evde otururken mutfaktan ani bir ses geldi, koşar adımlarla mutfağa girdim. Canan yerde yatıyor, rengi uçmuş, gözleri boşa bakıyor, nefes alıp vermesi azalmış, bilinci kapalı… O anlarda ne yapacağımı şaşırdım doğrusu, hemen ambulansı aradım, çok geçmeden ambulans geldi. En yakın hastaneye gittik, gittik gitmesine ama aslında her şey orada başladı. Canan beyin kanaması geçirmiş, durumu çok ciddiymiş. Beyindeki tüm fonksiyonları artık işlevini yerine getiremez hale gelmiş. Doktor bu halde çok yaşamaz, biz elimizden geleni yapacağız dese bile ben işte o anda yıkılmıştım. Her şey güllük gülistanlık giderken aniden olan bu vaka beni, ailemi, küçük kızımızı tamamıyla yıkmıştı.

Anlatılmaz yaşanır

Anlatılmaz yaşanır

Bu şehir beni fırlatırken içim sendeliyor

Canan günden güne eriyor, bir deri bir kemik halde hastane odasında cihaza bağlı şekilde yatıyordu.

Tam tamına 1 aylık süren yaşam mücadelesine yenik düşmüştü benim Canan’ım. O an ne ailem umurumdaydı, ne kızım, ne evim, ne barkım… Dünya yıkılsa Canan’ım kadar etki yaratmazdı. İki kolumdan biri, iki bacağımdan biri, iki gözümden biri artık yoktu. Her şeye sövüyordum, lanet ediyordum. Günlerce, haftalarca, aylarca kabullenemedim onun ölümüne. Bu kadar çok seviyorken, bu kadar çok istiyorken, bu kadar çok mutluyken onun senin elinden alınması ve toprağın altına girmesi kadar acı bir duygu yoktur.

Evimizdeki Konsomatris

Ağladığın kadar sevmişsindir her zaman, ben her gün ağladım.

Yine ağlıyorum, içim kan ağlıyor. Belli etmesem bile onsuz yaşamak bana azap dolu geliyor. Eve gelmez olmuştum, her gece meyhanelerde dertli dertli, gözlerim dolu dolu içiyordum. Sesini, gözlerinin rengini unutabilsem içmezdim. Unutmak çözüm değildi zaten. Beynim içkiyle her saat karıncalandıkça zaten onu karşımda görür gibi oluyordum. Baktığım her yerde onu, onun gülüşünü görüyordum. Gözüme öyle göründükçe içmeye devam ediyordum. Kadehlerin biri boşalıyor, diğeri doluyordu. Yakılan tütünlerin, sigaraların dumanları içeriyi adeta bacadan çıkan dumana döndürmüştü. O kadar dumanın içinde gözlerimin yanmasına rağmen ben yine Canan’ı görüyordum. Dumanların arasından bana el salladığını hissediyordum.

Anlatılmaz yaşanır

Anlatılmaz yaşanır

Benim Öyküm – Son bölüm

İçmek, sarhoş olmak dünyanın en kötü şeyleri arasındaydı. Bende aslında en kötü şeyleri yapıyordum.

Ama onu da başka türlü görmek mümkün olmuyordu. Beynini uyuşturduktan sonra çeşitli halüsinasyonlar görüyor insan. Ben de içerek bunu yapmaya çalışıyordum. Başım çatlasa da, midem yansa da, gelen sesleri duyma yetkim azalsa da, elim ve ayaklarım uyuşsa da, gözlerim baygın baygın baksa da, ayakta durmakta veya yürümekte zorlansam da içiyordum sessiz sessiz kendime ayrılan bir köşede. Karanlık, tek kişilik bir yer ayarlamıştım kendime. Her gün gelir içerdim. Rakı içerdim, en sert dublesinden. Zaman zaman sek içerdim, su katmadan. Ağzıma her aldığımda suratım ekşise de içerdim. İlk başlar alışmakta zorlansam da sonraları içmeye başladıkça alışmıştım.

9. BÖLÜM

Görsel: https://decklansheur.deviantart.com/art/ASK-I-RAKKASE-EFKAR-I-RAKI-48804078

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Hey taksi!

Recep ile Nadan

Veronika

Penisli Yargı ve Hakim Olamayan Avukatlar

Fenerbahçe neden başarısız

Yarım kalan

Yarım kalan

Neden hayal kuruyoruz? Özellikle gerçekleşmeyeceğini adımız gibi bildiğimiz hayalleri neden kurmaya devam ediyoruz? Çok mu seviyoruz hevesimizin kursağımızda kalmasını… Tabi ki hayır. Çünkü gördüğümüz en küçük umut ışığı hayal kurmamız için yeterlidir. Küçük hayallerle de yetinmeyiz, hep daha fazlasını isteriz. Bu küçük umutlar yetmez, yanımızda olan birini daha fazla yanımızda olsun isteriz. Çok yakın, herkesten yakın olsun isteriz. Sonuç ne mi olur? İnkisar, kursakta kalan hevesler, yarım kalan umutlar ve hayaller

Recep ile Nadan – Bölüm 7

Yarım kalan

Onu ilk gördüğüm anda anlamıştım bu gözleri, bu kokuyu, onu özleyeceğimi, özledikçe yenileceğimi, yenildikçe güçleneceğimi… Gözlerimiz ilk defa birbirine kenetlendiğinde anlamıştım canımın çok yanacağını. O anda anlamıştım savaşacağımı… Gün geçtikçe daha çok görmeye başladım. Alıştım, hayatına dahil oldum. Aynı şarkılara kadeh kaldırıp, aynı dizelere sigara yaktık. Günler hızla geçiyordu, geçiyorken de yenildiğimi bildiğim gözlerine doya doya bakıyordum, bağlanıyordum. Yarım kalan o muydu yoksa hayallerim mi?

Yarım kalan

Yarım kalan

Hayat içi dopdolu bir kitaptır

Küçük hayaller

Günler, haftalar, aylar hatta yıllar geçiyordu. Hep en yakınındaki insan ben oldum. İlk zamanlar da kurduğum küçük hayallerden de eser kalmamıştı. Hep daha fazlasını istemeye devam ediyordum. Aslında buna izin veren bizzat oydu. Beni umutlandırıp sonra da hiçbir şeyden sorumlu değilmiş gibi davranan oydu. Tek suçlu bendim. Hislerimi göz ardı etmeyi beceremedim. Sahi nasıl başaracaktım ki dizlerimde uyumuş, saçlarımın kokusunu doyasıya içine çekmiş birini unutmayı? Nasıl başaracaktım bunu? Boynumun kokusunu ezbere bilen birini nasıl yok sayacaktım? Nasıl umutlanmayacaktım?

Yarım kalan

Yarım kalan

Her şeyin farkına varıp yere çakıldıktan sonra anladım ne kadar saf duygularla hareket ettiğimi. Fügen dedim kendi kendime, insanlar kötü… Hem de çok kötü, acımasız… Hissetmeden öperler, sevmeden seviyormuş gibi görünürler. Kalpsizdirler. Vicdanları yokmuşçasına davranırlar.  Bu gerçeğin farkına belki de çok geç vardım ama yine de zararın kenarından dönmeyi başardım.

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 1

Yarım kalan çoktur

Serin bir yaz akşamında balkonda otururken rüzgarın soğukluğunu suratımda hissedince anladım bazı şeylerin geçmişte kaldığını… O zaman anladım bu zamanda aşk denilen duygunun var olmadığını… Leyla’nın da Mecnun’un da artık olmadığını anladım. Duygularını belli edenlerinde her zaman kaybedeceğini fark ettim. Çünkü sevdiğini söyleyip de kaybeden, yarım kalan hatta hayata küsen çoktur ama sevdiğini söylemeyip de kaybeden yoktur. Ya yarın ölürsek düşüncesi ağır basıyor, kaybedecek neyimiz var ki diyerek hareket ediyoruz ama bazen aldığımız yanıtlar bizi yıkabiliyor. Sevdiğimizi söylediğimizde aldığımız yanıt hele ki olumsuzsa kolay unutulmuyor. İçimizde fırtınalar da koparsa bu duyguları, üzülmemek adına gizlemek gerekiyor. Çünkü dostum şartlar bunu gerektiriyor…

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çekebilecek aşk yazıları:

Veronika

Kadınlar… yeter ki anlayın onları be kardeşim…

Kalp atışının ucundaki hayat

Mezheplere yenilen aşk oyunu

Kusurlarımızın kısa ama kalın döngüsü

hey taksi

Hey taksi 3. bölüm

Hey Taksi öykü dizisi, Herkes Dergisi öykü dizileri arasında yer alıyor. Erdal Fahlioğulları öykü dizisidir. Hey taksi öykü dizisinin ilk 2 bölümünü de okumanızı tavsiye ederiz.

1. bölüm

2. bölüm

Akşam olacaktı birazdan. Güneş batmak üzere yerini ayırtmıştı gökyüzünde. Bulutlar geçmesine izin vermeyecekmişcesine önünde sıralanmıştı, tam da ufuk çizgisinin üstünde.

Hemen ortalığı bir telaş kapladı tabi. İnsanlar işlerinden çıkmaya başlamıştı. Hiç bitmeyen bir tempoyla evlerine, onları bekleyen şeylere gidiyorlardı. Bu kimi için sıcak bir yuva, kimi için mikrodalgada ısıtılacak bir yemekti. İnsanlar farklı yerlere gidiyorlardı ama hepsi aynı düzen içinde gidiyordu.

Theodor Reik kitabı aşk ve şehvet üzerine

Taksi

Arabamın sırası geldi. Elinde evrak çantasıyla bir hanımefendi bindi. Tabi hanımefendi dedim çünkü elinde evrak çantası vardı. Elinde o olmasa, az biraz da geleneksel giyinse hemen abla-bacı olacak, öyle seslenecektim ona.

İnsanları görür görmez ilk önce dış görünüşüne göre yargılıyoruz hüküm veriyoruz tabi. Çoğu da bunun yanlış olduğunu söylüyor ama ne yapabilirim ki önce sesini duymuyorum, ya da ona dokunmuyorum. Onu görüyorum. Ee, önden gelen duyu organım hükmü veriyor hemen.

Bindi taksiye “Hemen Karanfil Sokağa gidelim.” Dedi. “Hemen abla.” Diye cevap verdim. Evet, kendi yargılamamı kırdım onu ilk gördüğümde hanımefendi demek istemiştim ama ben abla dedim. İçgüdülerimle sosyal benliğim kavga etti ve kazanan “abla” oldu. Bu küçük başarımla biraz avunduktan sonra tekrar eski dinginliğime döndüm.

taksi

taksi

Abla bir yandan telaşını bastırmaya çalışıyor bir yandan da çantasından çıkardığı boyaları yüzüne sürüyordu. Aynada tasdik ettikten sonra süslenme işinin diğer aşamalarını birer birer yapıyordu.  Tamam dedim bu kadın işini iyi biliyor çünkü taksime binen kadın ile inen kadın aynı olmayacak.

“Radyoyu açar mısınız? dedi. “Tabi hanımefendi.” Dedikten sonra açtım radyoyu. (Hay Allah! Nerden çıktı şimdi hanımefendi, süslendi diye mi abla, hanımefendi oldu?)

Haksız başarımı elimden alındı gibi hissettim. Sosyal benliğim bıyık altından güldü içgüdülerime. Bu sefer de kısa bir üzüntüden sonra tekrar eski dinginliğime döndüm.Benim meselem buydu, her olaydan sonra dinginliğime dönebilmek.

Radyo da açılan kanala itiraz etmedi abla. Demek ki sadece gürültü oluşmasını istedi kafasındakileri dağıtmak için.

Kalp atışının ucundaki hayat

İletilen bir mesaj

Düz bir yolda emniyetle devam ederken ben de mesaime başladım. “Bu memlekette trafik olmadığı aşikâr gerçi”. “Evet haklısınız. Hele kadınlar çok tehlikeli dedi” diye karşılık geldi arkadan ve hafif sahte politik bir gülüş attı. Gerçi politik dedikten sonra sahte kelimesini kullanmam anlatım bozukluğu oldu galiba. Lan !! Galiba gene dışımdan konuştum ama kadın bunu ona iletilen bir mesaj zannetti. Ben de “Estağfurullah” dedim ki bu kelimenin gizli anlamı; aynen öyledir.

Neyse aynadan onu incelediğimden rahatsız olmaması için kısa kısa bakışlar atarak aklımdaki fotoğraflardan çıkarımlarımın tadını çıkardım.

Herkesten sakladığı boyalı yüzünün altında belli belirsiz çizgiler var. Belli ki hayat yormuş onu çünkü hareketleri ve ses tonundan genç olduğu kanısına varıyorum. Ses tonunda canlılık var, beklenti var, umut var.

taksi

taksi

İnsan yaşı ilerledikçe beklentileri azalıyor. Galiba hep unutmak istediğimiz, bir gün öleceğimiz gerçeği, içten içten etkiliyor onu. Kalp atışları öleceğini hatırlatan bir saat misali atıyor.

Hava çok sıcak terliyor ama bunu sıkıntı etmiyor. Güneyli birisi olacak ki güneşin fırın etkisine alışmış. Arabaya binen her on kişiden sekizinin kullandığı klişeleri kullanmıyor. “Hava sıcak değil de nem çok.” “Biliyor musun son 30 yılın en fena yazını yaşıyoruz.” Bunları kullanmadığı için “Şükür” diyorum.

Kadın ummalı çalışmasından kafasını kaldırıp bana bakıyor. Kahretsin! Gene dışımdan konuştum. Ama bir şey demiyor kadın. Kafasındaki garip kataloğuna koydu galiba beni ki hareketlerim ona normal geliyor. Deli olmak lazımmış, meydanın ortasına sıçsam herkes deli der. (Bu fikir hoşuma gitti ilerde değerlendireceğim.)

Kadınlar… yeter ki anlayın onları be kardeşim…

Yüzük yok parmağında

Yüzük yok parmağında. Demek ki toplumda beraber yaşamayı gerektiren evlilik müessesinden nasibini almamış. Müessese dedim özellikle evet çünkü artık işler öyle dönüyor. Herkes toplumdaki statüsüne göre birisini bulup evleniyor. Baktı ki aklı havada biri bu kutsal görevi onu doğuran kişilere veriyor büyük bir gururla.

Çocuğu olduğunu sanmıyorum. Çünkü anneler her zaman bir tutam merhametle yaklaşıyorlar insanlara. Galiba karşısındakinin de bir annenin çocuğu olduğu biliyor ve kendi çocuğuna davranılması gerektiği gibi davranıyor. Ama ya çocuğuna da kötü davranıyorsa? Hemen bu tezimi siliyorum kafamdan. (acaba bizim kafamızda da çöp kutusu da var mıdır diye düşünüyorum kısa bir an.)

Gelelim bu kadının nereye gittiğine…

taksi

taksi

Elinde evrak çantası var. Galiba bir toplantıya gidiyor. Yüzüne uyguladığı boya onu çoktan 5 yaş gençleştirdi. Ama neden bu kadar acelesi vardı ki derken geliyoruz tarif ettiği adrese. Süre doldu.

Sokağın önü kapalı bir şenlik alanı var belli ki.

“Teşekkür ederim” diyor taksimetredeki tutarı tamı tamına verirken. Parayı aldım ama hala bu yere neden böyle ciddi bir şekilde geldiğini anlamıyorum. Sonra ileride gelinle damadın masada otururken görüyorum ve boş bir koltuk.

Kadın hemen masasına oturuyor, çantasından çıkardığı cübbeyi aceleyle giyiyor. Birbirine eş iki kişiyi toplumda beraber yaşayabileceği evlilik bağıyla bağlıyor.

Durağıma dönüyorum usulca, evlilikten nasibini almayanların taşıdığı baskıyla.

4. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken yazılar:

Penisli Yargı ve Hakim Olamayan Avukatlar

Benim Öyküm – Son bölüm

Evimizdeki Konsomatris

 

Herkes Dergisi yayınevi

Herkes Dergisi yayınevlerine ilk yazarını çıkarttı

Herkes Dergisi yayınevi

Herkes Dergisi yayınevi

Herkes, 2011 yılında bir hayal olarak ortaya çıktı. Bu hayal, o dönemde ihtiyaç duyduğumuz, bütünleştirici bir kavramdı. Bu bütünleştirici kavramın içerisinde yazmak isteyen herkese kapımız sonuna kadar açıktı.
İnsanı büyük yapan kendi azmi ve sabrıdır. Elbette bu süreçte aramıza katılan, aramızdan ayrılan arkadaşlarımız oldu. Herkes, medya sektöründe kendine yer bulamamış yazarlar ve genç yazarları sahiplenmeyi ve daha büyük kurumlara taşımayı misyon olarak belirledi. Böylelikle Herkes, genç yazarlar için yeni bir yer oldu. Hedeflerimizden birisi de genç yazarların sesini duyurmak ve onları daha güzel yerlere ulaştırmaktır.

Dilan Güngör’ü tebrik ediyoruz

Yazarlarımızdan Dilan Güngör, bir yayınevi tarafından fark edildi. Amacımıza ulaşmanın mutluluğu içerisindeyiz. Yazarımız Dilan Güngör‘ü tebrik eder, hayatı boyunca başarılarının devamını dileriz.
Bu çıktığımız yolda emek ve çile bizlerin, okumak ise değerli takipçilerimizin olsun. Olumlu veya olumsuz her geri dönüşü dikkatle dinleyeceğiz ve hiçbir zaman yazmak için bize başvuranlara kapıları kapatmayacağız.

Herkes yazarı olabilmek için iletişim formunu doldurunuz.

İletişim formu

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Resmi Facebook Sayfasımız