Yazılar

İttihat Ateşi

İttihat Ateşi 8. bölüm

Mehmet Başkan’ın yazdığı İttihat Ateşi öyküsünün 8. bölümüdür. İttihat Ateşi öykü dizisini daha iyi kavrayabilmek adına birinci bölümden itibaren okumanızı tavsiye ederiz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

5. bölüm

6. bölüm

7. bölüm

İttihat Ateşi

Selim, öncelikle siyasalcı çevreyi hedef almayı arkadaşlarına önerdi. Ancak Niyazi, Orhan ve Kemal bu fikre katılmadı. Siyasalcı çevre kadar Çekmeköy’de düşük ücretler ile çalışan işçilerin de, çalışanlarına maaşını verebilmenin çabasındaki esnafın da ikna edilmesi gerektiğini savundular. Siyasalcı çevre ve halkın aynı süreç içerisinde dahil edilmesi gerektiğini savundular. Aksi halde, halk temelli bir düşünce hareketi olmayacağı müdafaa edildi. Enver, İttihat Ateşi yanacak ise duyarlı vatandaşların talebi ve emeği ile yanabileceğini aksi durumda ise azınlık bir görüş olarak kalacağını belirtti.

Mustafa, ağrılı bir gecenin ardından daha ferah bir sabaha gözlerini açtı. Bünyesi yavaş yavaş iyileşme emareleri göstermeye başladı. Bıçaklı saldırının fiziksel etkileri yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladı. Bundan sonrasında geriye yalnızca psikolojik etkileri kalacak. Mustafa kafasında iki seçenek arasında gidip gelmeye evdeki ilk gecesinden başladı. Ya daha kararlı ve güçlü bir şekilde mücadelesine devam edecek, ya da ölüm korkusu ile her gün daha pasif bir şekilde yaşamına devam edecek. Ruhu vatan sevgisi ile kabaran Mustafa, ikinci seçeneği kişisel açıdan vatana ihanet olarak görüyor ve bu ihtimali düşündüğü için kendisine dahi kızıyordu. Ağrılı geçen bu gecesinde hiçbir bedensel ağrının fiziksel açıdan sağlıklıyken yaşayacağı baskı ve cehalet ortamından daha acılı olmadığını kendisine söylemeye çalışıyordu. Nitekim, gece “sizden korkmuyorum” diye sayıklayarak uyuyakaldı.

Sabah İttihat Ateşi sohbetini karar aşamasını yönlendirmemek adına Mustafa’nın yanında yapmadılar. Mustafa’nın uzun ve zorlu olacak olan bu yolda hiçbir yönlendirme olmadan var olması veya dinlenmeye çekilmesi gibi kararları bağımsız bir şekilde vermesi gerektiğini düşünüyorlardı. Sabah Mustafa henüz uyanmadan Selim arkadaşlarını tembihledi. Selim, Selanik göçmeni olduğu için esareti ve sürgünü çok iyi biliyordu. Çocukluğu, atalarının Selanik’te yaşadığı zulmü dinleyerek geçmişti. Ataları bu zulmü yaşamıştı. Ancak bir daha bu zulmü yaşamak gibi bir lüksleri de kalmadığını biliyordu. Anadolu’dan başka Türk’ün gidebileceği hiçbir yaşam alanının kalmadığını çok iyi  biliyor ve hissediyordu.

Anadolu’dan başka gidecek yerimiz yok

Enver, geçmişte esaret ve sürgün görenlerin daha hassas ve şüpheci olduğunu iddia ediyor. Enver, “benim ailem Makedonya’dan bir bavulla Anadolu’ya yani türkün son yurduna dönmek zorunda kaldı, Anadolu’dan da kovulur isek gidebileceğimiz başka hiçbir yer yok. Anadolu bizim sevdamız, yaşamımızdır.” dedi. Bir zamanlar üç kıtada hüküm süren Türk milleti için gidebilecek birçok kent vardı. Ancak artık sadece Anadolu var. İşte bu nedenle, sekiz genç de bir sevda gibi sarıldı Anadolu’ya! Enver dedesinin yetim büyüdüğünü söyledi. Enver’in dedesinin babası, Makedonya’dan Anadolu’ya göçmek zorunda kaldıktan kısa bir süre 1. Cihan Harbi patlak verince hiç şüphe etmeden cepheye koşmuş ve Çanakkale’de şehit düşmüş. Enver’in dedesi, babasını toprağa verdiği Anadolu’ya babasıymış gibi sarılmış.

İttihat Ateşi

İttihat Ateşi

Enver’in dedesi göçtükleri Balıkesir’de toprağı aşk ile ekinler ile donatmış. Ektiği her bir tahılın Anadolu’da açlık ve sefaletin önünde kocaman bir duvar olacağını düşünmüş. İşte Enver böyle bir vatan sevgisini ailesinden alarak büyümüş. Enver’in dedesi 1984’te hayata veda ettiğinde geride yüreği vatan sevgisi ile dolu evlatlar bırakmış. Ailesinin vatanperverliği ve bağımsızlık aşkı nedeni ile, Enver İttihat Ateşi için Balıkesir’de ailesiyle işe başlamaya karar verdi. Yoksulluk içerisinde geçen çocukluğunda memlekete hizmet için Mülkiyeli olabilmek için gecesini gündüzüne katarak ders çalıştı. Mustafa Kemal Atatürk’ün “köylü milletin efendisidir” sözünü hayatı boyunca toplum ve ekonomi anlayışının temeline oturtmaya henüz çocukluğundayken söz verdi.

Enver’in köylüye ve emeğe saygısı, birbirine gönülden bağlı sekiz arkadaşın tamamını etkiledi. Enver gibi Kemal ve Selim’in de köylü çocuğu olması, grubun tarım ve köylüye bakış açısını etkileyen önemli bir unsur oldu. İttihat Ateşi yanacak ise mutlaka köylüye refah, memlekete ucuz gıda getirmesinin şart olduğunu adeta koro halinde dile getirdiler.

Cemiyetin adını koymak gerekli

Niyazi, sekiz arkadaşın Mustafa’nın evinde temellerini attığı İttihat Ateşi hareketinin artık bir isme ihtiyaç duyduğunu söyledi. Mustafa her ne kadar bir süre bu konuların dışında bırakılmak istense de, Mustafa kararını vermiş gibi görünüyordu. Mustafa, bıçaklandığı anın öncesinden dahi daha hevesli görünüyordu. Mustafa, Düzen ve Adalet Cemiyeti adı ile anılmaları gerektiğini savundu. Mustafa’ya göre Türkiye’de birçok alanda yeniden düzenin inşa edilmesi gerekiyor. Ayrıca özellikle adalet vurgusu yapılması gerektiğini savunuyor. Adalete olan güvenin azaldığı bir ortamda insanlara öncelikle adalete kavuşma umudunun verilmesi gerektiğini belirtti. Niyazi ise İttihat Ateşi için hiçbir zaman intikam amacı ile hareket etmemesi ve adaleti herkes için istemesi gerektiğini belirtti. Kemal, cemiyete isim olarak  Vatan ve Huzur Cemiyeti ismini önerdi. Ancak, Niyazi ve Enver bu öneriye karşı çıktı. Vatan vurgusu yapmaya gerek olmadığını söylediler. Vatanın huzur ortamına kavuşması için yeniden adil bir düzen oluşturulması ve adalet duygusunun yayılmasının yeterli olduğunu ve bu kavramların ucunun vatan aşkına çıktığını savundular.

Sekiz arkadaş isim konusunda karar verebilmek için oylama yapma yoluna gittiler. Ancak oylamadan evvel uzun istişareler gerekliydi ve bu gereklilik de yerine getirildi. Selim, toplumun ortak karar verebilmesi ve hareket edebilmesi için toplumsal tabakaların birbiri ile iletişim halinde olması gerektiğini hatırlattı. Kemal, Güçlü bir iletişimin öncelikle kendileri arasında korunması gerektiğini savundu. Balık baştan kokar demişler ya, işte o misal öncelikle cemiyetin kurucu kadrosunun iletişim konusunda özenli olması gerektiği belirtildi. Kenan, bir gün Türkiye’yi yeniden inşa ettiklerinde ilkelerden ilkinin iletişim olması gerektiğini ortaya attı. Sekiz arkadaş yaptıkları gizli oylama ile cemiyetin adının Düzen ve Adalet Cemiyeti olmasına karar verdi. Hatta oylamada Düzen ve Adalet Cemiyeti’ne sekiz oy çıktı. Oy birliği ile alınan karar sonrasında Kemal’in kendi önerisi yerine Mustafa’nın önerisine oy vermesi, iletişimin bir sonucu ve Kemal’in bir erdemi olarak algılandı.

Uzun ve zorlu mücadele başladı

Saatler süren konuşmalar sonrasında 28 Aralık 2017 tarihinde Düzen ve Adalet Cemiyeti’nin temelleri atıldı. Artık sekiz arkadaş için uzun ve zorlu bir mücadele başladı. Daha fazla okuma, daha fazla insanla iletişim ve organizasyon çalışmaları ile ömürlerinin geri kalanı geçecek. Bir gün memleketi yönetmeye kararlı olan sekiz genç, önce Anadolu’ya sonra birbirlerine sonsuza dek sarılmak için söz verdi. Mustafa, cemiyetin kurulduğu gün yardım almaksızın ilk defa tuvalete tek başına gitti. Artık hayat normale dönmeye başladı ve aynı gün Türkiye’nin geleceği için yeni bir cemiyet tüm benliği ile mücadeleye başladı.

Henüz yolun başında olduğu için sekiz genç de nasıl zorluklar ile karşılaşacağından bihaber, kendisini memleket aşkı ile plan ve hayallere verdi. Cemiyetin kurucu kadrosu, henüz ilk günde faaliyetlerine başladı. Sekiz arkadaş da telefona sarıldı ve aileleriyle birlikte vatanperverliğine güvendikleri dostlarını aramaya başladı. Halkın bağrında doğan bu hareket, yalnızca halkın desteği ve mücadelesi ile var olmayı hedefledi.

9. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken öyküler:

Rahip

Zamana yolculuk

Recep ile Nadan

Haziran

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi

Kurtuluş

Benim Öyküm

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile

Benim Hikayem Biterken Başladı

Suçsuzum

korkuyu beklerken

Korkuyu Beklerken özeti ve analizi

Korkuyu Beklerken, Oğuz Atay‘ın hikâyelerini yayınladığı eseridir. Kitaba adını veren “Korkuyu Beklerken” ve “Beyaz Mantolu Adam” adlı hikâyeleri bu derlemede önemli yer tutar. Oğuz Atay, Tutunamayanlar, Korkuyu Beklerken, Günlükler gibi ölümsüz eserler verdi. Korkuyu Beklerken analiz ve özet bakımından birçok emsale sahip. Ancak internette yayınlanan birçok çalışma, yeterli seviyede değil. Cem İraz, bu eksikliği gidermek üzerine çalışmalar yürüttü.

Korkuyu Beklerken

Korku, kişinin kendi düşüncelerinin sebep olduğu bir duygudur. Bu düşüncelerin içeriğinde “tehlike” olduğu için korku reaksiyonu verir. Bu nedenle aynı durumla karşılaşan değişik kişiler, farklı düşünceleri neticesinde farklı reaksiyonlar verebilirler. Korku hissi oldukça rahatsız edici olduğu için korkuyu hisseden kişiler bu hissi uyandıran “nesne” veya “durumdan” mümkün olduğu kadar kaçmaya çalışırlar. Korkuya neden olan durumdan mümkün olduğunca uzak kalmaya başlandığında insan, hareket serbestliğini kendi kendine kısıtlar. Hikayede karakter hakkında pek bilgi sahibi olunmamaktadır. Metinde aktarıldığı kadarıyla bizler bilgi sahibi olmaktayız. Liseyi Kâzım Cemal’de bitirdiğini, küçükken kabakulak olduğunu, suçiçeği hastalığına yakalandığını, babasının Temyiz Mahkemesinde kâtip, annesinin ev hanımı olduğunu, gidip geldiği birkaç akrabası olduğunu, yalnız yaşadığını, ufak bir yazıhanesi olduğunu metinden öğreniriz. Bunun haricinde yazar pek bir detaya inmemiştir.

Metnin başında bir şeylerden korkmuş olan bir karakter ile karşılaşılır.

Bu korkunun nedeni köpeklerdir. Üç evli sokağın en ucundaki evde yaşamını sürdürür. Yalnız kalmaktan korkan bir karakterdir ve bunu kendisi de belirtir. “Yalnız kalmaktan korktukça yalnızlığım artıyor.” (s. 37) Eve gelir. Rafın üstünde duran zarf onu bir takım düşüncelere sevk etse de sonunda zarfı açar ve içindekileri okur. Okuduklarından bir şey anlamaz ve arkadaşından yardım ister. Arkadaşına göre bu mektubu gizli mezheplerden biri yollamıştır.

korkuyu beklerken

korkuyu beklerken

Mektupta karakterin zihninde korku uyandıracak şeyler yazmaktadır. “Mektubu aldığınız andan itibaren evinizden çıkmamanızı kesinlikle bildiririz, sizi uyarırız.” gibi şeyler yazmaktadır. Bu olaydan sonra her şeyden daha da tedirgin olmaya, süphe duymaya ve korkmaya başladığını zamanla fark eder. “Gizli mezhep işi biraz gülünç geliyordu bana; daha doğrusu, ben kendime gülünç geliyordum. Her gün bu meseleyi tepeme asılmış olarak hissedeceğime, bir gün evde oturur beklerim yarına ertelemekle ne olacak sanki? Ne olacaksa bugün olsun.” (s. 51) Zihni o kadar karışık bir durumdaki etrafındaki bir çok şeyi silmeye, yok etmeye meyilli bir hal içerisindedir. “Yakmalı bu mektupları yakmalı! Ölü diller uzmanını ve bu konuda görüştüğüm herkesi öldürmeli! Hayalimde daha önce çok insan öldürmüş olduğum için bu son ölümler beni fazla sarsmadı.” (s. 52)

Bahçeye çıkmakta bile tedirginlik yaşar.

Dört bir yanını âdeta korku sarmıştır. Ne yapacağına tam olarak karar veremeyen zihni sürekli bir hareket halinde olan bir karakterdir. Yarım bıraktığı işleri tamamlamaya karar verir ancak o işleri yine yarım kalacaktır. Başladığı bir işi tamamiyle bitirmemektedir. “İki gündür bahçeye çıkmıyorum. Sadece, iki saatte bir, perdenin aralığından bahçeyi seyretme izni veriyorum kendime. Bana çıkma dediler; fakat öl demediler. Merak ediyorum, hiç çıkmadan nasıl yaşar insan bir evde? Evden çıkmazsam ölürüm, gerçekten ölürüm. Siz kaybettiniz anlıyor musunuz? (Pek anladıklarını sanmıyordum. Cahil herifler! Örümcek kafalılar!) Burada çürüyeceğim işte. O zamanda çok yerinde bir sebeple çıkarım evden. Anlıyor musunuz? (Anlamıyorlardı). Ben kazandım! Öldüm be, ölürüm! Manevi filân değil, resmen ölürüm.”(s.54) Şüphelerinin ardı arkası kesilmez. Bahçeye çıktığı zaman dışarıda gördüğü insanlardan şüphe duymaya başlar. İçinde korku hisseder. Şüphe veya endişe korkudan gelmektedir.

Karakterde bir “paranoya” bulunur.

Paranoya, aşırıya kaçmış korku ve endişe ile tasvir edilen bir rahatsızlık olarak tanımlandırılabilir. Bu rahatsızlık çoğunlukla psikotik rahatsızlıklarla, bazı durumlarda da psikotik olmayan hallerle de birlikte görülebilir. Rahatsızlık kişinin bir olay karşısında, bu olayın farklı şekillerde gelişebileceğini düşünmesiyle, sınırsız sayılarda çeşitlendirdiği hayal ürünü düşüncelerden oluşur. Halk arasında kişinin aşırı şüpheci olması halinde kullanılan bir deyim olarak bilinir. Bu kişiler sürekli kendisiyle ilgili komploların varlığını düşünerek, endişe duyarlar.

Paranoya yerleşmeden hastanın geçirdiği evreler vardır:

Dikkat ve analiz evresi: Hasta sürekli olarak etrafında olup biteni kontrol ederek, kendisine karşı yapılacak davranışları keşfetmeye çalışır. Hezeyanlarını besleyecek, destekleyecek olanları belirler.

Perseküsyon dönemi: Hastada hezeyanların ortaya çıktığı dönemdir. Saplantısının olduğu konuda tedbirler almaya başlar. Öldürülme korkusu varsa korunmaya, gasp edilecek bir şeyi varsa korumaya çalışır. Bulunduğu yeri, yollarını değiştirir. Gerekirse başka yere göç ederler. Bulunduğu ortamlarda kapı ve pencereleri kontrol eder, dinleme cihazları ararlar.

Büyüklük hezeyanlar dönemi: Önceki devrelerle birlikte gelişme gösteren bu dönemde, hastanın kendini büyük görmesi, başkalarını yönlendiren olarak algılaması sebebiyle çekemeyenlerin olduğunu düşünmesidir. Hastalarda dikkat ve hafıza yükselmiş, hezeyanıyla ilgili olarak daha fazla artış göstermiştir

Kötülük paranoyası: Hastanın çevresini düşman olarak görmesi, etrafında komplo üretmesi, kendinin kurban edileceği fikri yaygın olan paranoyalardır. Karakterin mektup olayından sonra etrafındakilerin ona zarar vereceği düşüncesi bu paranoya ile açıklanabilir.

Geçmişe dönük bir şeyler hatırlamanın derdindedir.

Hatırladıklarının sorgulamasını yapar. “Bütün hafızamı, hayal gücümü zorluyordum; geçmişe ait bir şeyler hatırlamak, bir şeyler görmek istiyordum. Olmuyordu. Aslında düşününce, canım şu zaman şöyle olmuştu, annemin yüzü beyazdı ve yatay çizgiliydi, okula başladığım gün ne kadar korkmuştum diyebiliyorum. Fakat, mesele bu değildi; mesele, bir şeyleri, sıcak bir çorbanın kokusunu duyar gibi hissedebilmekti. Bense bunu hiç becerememiştim ne tabiatı, ne insanları, ne de olup bitenleri hiç sevmemiştim. Kendimi bile, kendi yaptıklarımı bile.” (s. 61) En yakınının, babasının ölümü bile onu derinden sarsmamışken, üzmemişken bir mektup onun hayatını bambaşka bir yere götürür. “Babam öldüğü zaman yeteri kadar üzülmemiştim, mezarın başında küçük ayrıntılara takılmıştım. Babam öldükten iki yıl sonra bir akşamüzeri, biraz üzülür gibi olmuştum.” (s. 66)

korkuyu beklerken

korkuyu beklerken

Mektupla dil dersleri almaya başlar. Kendisine verilen ödevleri yapar ve iyi notlar alır. Bir günde, gazetenin birinde gördüğü halk üniversitesine yazılır. Sonunda bir diploma verilecektir. Kimseyle konuşmamaktan şikayetçidir. Öğrenmenin bir şeyler yapmanın peşindedir. Mektup bu aşamada devreye girer. Mektupla birçok şeyi başarabileceğini iyi yerlere gelebileceğini düşünür. “Burada paslanıp gidiyordum; hafızam paslanmaya başlamıştı bile. Yalnızlık, hafızayı zayıflatıyordu. Elbette! Kimseyle konuşmuyordum ki. Sonunda, bakkal çırağıyla konuştuklarımın dışında her şeyi unutacaktım. Konuşmalıydım, bağırmalıydım, öğrenmeliydim. Mektupla doktora yapmalıydım; mektupla doçent, mektupla profesör olmalıydım. Resim bilgim, genel kültürümü mektupla ilerletmeliydim. Kendimi göstermeliydim, bir yerlere başvurmalıydım.” (s.79)

Karakter psikolojik olarak bir çöküş içerisindedir.

Evde yeri gelmiştir aç yaşamıştır. Yiyecek yemeği olmadığı için zor şartlar altında hayatını sürdürmüştür. Dışarıya çıkmaya korktuğu için evde kalan artık malzemelerle kendince bir şeyler yapmaya çalışmıştır. Ama artık o da  insanların arasında olmak ister. Onlar gibi yaşamak, rahat davranmak, özgür olmak, hayatını bir düzene sokmak ister. Hiçbir düzene karşı çıkmayacağını, hatta evleneceğini bile düşünür bunları ister. Ancak kendi başına yaptığı bu konuşmasının ardından her ne kadar heyecanlandığını hissetse de ortada bir şey olmadığını her şeyin yine aynı olduğunun farkına varır. Kendisini içkiye verir. İçtikçe kendine acımaya başlar. Bir süre sonra evden dışarı çıkar ve dış dünya içinde yer almaya çalışır. Örneğin evlenmeye karar verir.

Etrafındaki insanların mutluluğunu görür.

Onları kıskanır, öfkesini çıkartacak yollar arar. “Odama kapanıp günlerce, onlara uygun bir kötülük düşündüm. Sonra da aklıma gelmesi gereken ilk kötülüğü yaptım: Onlara tehdit mektubu yazdım; Ubor Metenga tehdit mektupları, Onlara çok ağır sözler yazmalıydım, onlara dünyanın kaç bucak olduğunu göstermeliydim. Sonunda, çaresizlikten, bana gönderilen mektubun aynını yolladım onlara.” (s.98) Ancak beklediği tepkiyi alamadı onların tepkisinde bir değişiklik yoktu, bu aşamadan sonra karakter onlara bir kötülük yapamayınca kendine yapmak ister. En yakın karakolu arar ve teslim olur.
Kendini tehdit mektupları yazdığını ve bunları belirli kişilere gönderdiğini itiraf eder…

Kaynaklar:
ATAY, Oğuz (2007) Korkuyu Beklerken, İstanbul: İletişim Yay.

GENÇÖZ, Tülin,  “Korku: Sebepleri, Sonuçları ve Baş Etme Yolları”, Kriz Dergisi.

http://www.psikolojik.gen.tr/paranoya-nedir.html

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken öyküler:

İttihat ateşi

Haziran

Recep ile Nadan

Kirli Melek

Zamana yolculuk

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile

Zamana yolculuk

Zamana yolculuk 4. bölüm

Mehmet Başkan‘ın kaleme aldığı öykü dizisi olan Zamana yolculuk, 4. bölümü ile okuyucularının karşısına çıktı. Zamana yolculuk öykü dizisini tam olarak anlayabilmek için ilk 3 bölümü okumanızı tavsiye ederiz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

Zamana yolculuk

Kira konusunda da dedem ile müzakerelerim sonuç verdi. Dedem evlerini kiraya verirken mutlaka 10’da 2 oranında pazarlık payı üzerine ekleyerek fiyat belirler. Bu bilgiyi göz önünde bulundurarak pazarlığın kısa sürmesini sağladım. Dedemin belirlediği kira fiyatının 10’da 8’ini dedeme teklif ettim. İstanbul’a yeni geldiğim için henüz çevremin ve paramın olmadığını ve cevval bir kebapçı olduğumu söyledim. Kira konusunda dedem işsiz olduğumu öğrendiği için çok fazla pazarlığı uzatmadı. Sonuçta işsizdim ve kebapçıydım. Dedem bir an evvel konuya girmek için can atıyordu. Sonunda beklediğim de oldu…

-Ben kebapçıyım, eşrafın en iyi kebapçısıyım. Adalet Partisi’nden ve Halk Partisi’nden birçok milletvekili İstanbul’a gelince mutlaka dükkanıma gelir. Kebabını yer ve sonra gider işlerini halleder. İstersen iş aramaya uğraşma, gel benim dükkanda çalış. Eğer sanatından memnun kalırsam, oturur para konusunda da orta yol buluruz. İkimiz de Urfalıyız, yaparız birbirimize kolaylıklar.

-Para konusunu sonra konuşuruz. Yevmiyemi haftalık ver, verirken de kirayı düş.

-Para pul bizde mesele olmaz iki gözüm. Hemşehriyiz biz.

-Haydi hayırlı olsun o zaman Müslüm ağa.

Dedem beklediğim şekilde yaklaştı bana. Hemşehri hemşehriyi gurbette öpermiş. Dedemin de ömrü boyunca Urfalılara yaklaşımı da bu şekilde oldu. Senelerce dedemin yanında çalışan nice Urfalı, dedemin ihtiyacı kalmayınca kapının önüne koyuldu. Dedem klişe bir kavramla, şark kurnazlığı ile tarif edilebilir. Elbette tüm bu özelliklerini dedeme kesinlikle söyleyemezsin, dedeme göre kendisi yüksek ahlakı ve geleneklere bağlılığı ile öne çıkıyor. Senelerce ne kadar ahlaklı ve doğru bir insan olduğunu çarpıtılmış anıları ile bizlere aşıladı.

Yi Ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi! 4. bölüm

Dedemin gölgesinde yaşıyor

37 sene evveline gittim ve babamın gençlik yıllarında yaşıyorum. Babam orta yaşlı olduğu dönemde olduğu gibi, yine dedemin gölgesinde yaşamına devam ediyor. Tüm işlerde yalnızca dedem ile karşı karşıya geliyorum. Babam ile henüz karşılaşma fırsatı dahi bulamadım. Dükkanda çalışmaya başladığımda babamı görme fırsatı yakalayacağım. Açıkçası babamın gençliğini çok merak ediyorum. Babamın iki sene evvel ansızın vefatı sonrasında babamı çok özledim. Babamın gençliğini görmek ve ona sımsıkı sarılabilmek için sabırsızlanıyorum. Babamın arkadaşı olarak hayatına girmeyi ve ona sarılacak kadar yakın olmayı hedefliyorum.

1980’e geldiğime seviniyorum

Meyhanede sarhoş olduğum bir gecenin sabahında 1980’e geldiğime şaşırdım. Ancak şaşırmaya ve inanamamaya bir saniye dahi kaybetmek istemiyorum. İki senedir bakışına, sesine ve yüzüne hasret kaldığım babamı görebilme ihtimali ile 1980’e tutundum. Hatta 2017’ye geri dönmenin yollarını aramak gibi bir amacım da yok. Şuan için 1980’de kalmaktan çok memnunum, bu ailemin yaşamına ve mazisine şahitlik etmek, oldukça cazip gelen bir ihtimal olarak belirdi.

Zamana yolculuk

Zamana yolculuk

Bir insanı özlemek kolay değildir. Hele ki ölen bir insanı özlemek ve sevmek azap verir. İki senedir ben de bu azabı yaşıyorum, her gece rüyalarımda buluşmak için yatağa girer ve hüsran ile uyanırım. Ancak bu defa farklı, rüyalarıma gelmeyen babamı görmeye ben 1980’e gittim. Neden ve nasıl gittiğim hakkında ise en ufak bir fikrim yok, merak da etmiyorum.

Türkiye NATO’ya ne zaman girdi?

Yeni bir geleceğe değil, geçmişe başlıyorum

Her insan yeni bir hayata ve geleceğe hazırlık yapar, planlar yapar. Ancak benim durumum daha farklı, ben yeni bir geçmişe başlıyorum. Yeni bir geçmiş için çalışacağım ve göreceğim. Modern yaşamın meslekleri ile sıkılmak yerine eski dünyanın mesleklerinden olan kebapçılık ile yaşamımı idame ettireceğim. Aslına bakarsak senelerce eğitim görmek yerine kebapçı olmak için mücadele verseydim, 2017’de güzel bir yaşamım ve ekonomik imkanlarım olurdu.

Zamana yolculuk

Zamana yolculuk

2017’de yaşayamadıklarımı 1980’in imkanlarında yaşayacağım. Zamana yolculuk olarak nitelendiriliyorum yaşadığımı, 1980’de yaşadığıma adım gibi eminim. İçinde bulunduğum zamanı sorgulamak yerine bu zamana uyum sağlamaya zaman harcayacağım. Yaşadığım durumun keyfini çıkarmaya çalışacağım.

Yeni evime eşyalar da bakmam gerekecek ama eşya konusunda bir sorun yaşamayacağım. 2017 yılının tüketim toplumu ve gösteriş merakı olmadığı için mütevazi bir evimin olması, hiç kimse için olumsuz bir Selim Aktaş imajı çizmeyecek. Eşya yalnızca kullanım için vardır ama 2017 Türkiye’sinde eşya bir gösteriş unsuru olarak var oluyor. Geçmişin evladiyelik eşyaları yerine günümüzün suntadan yapılan ama kaliteli ve gösterişli görünen mobilyaları var. Günümüz mobilyaları için kağıttan kaplan demek kesinlikle abartı bir benzetme olmaz.

5. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Kurtuluş 7. bölüm

Nekahet Kutusu

Alice Kitaplarında Darwinci Hiciv – 2. Bölüm

Herkes kent temsilciliği hakkında

Asansör Müziği ve Gastronomi

Altun yumurtlayan tavuk

Babamın Hikayesi

Evimizdeki Konsomatris

Hindi Çini anlatan 1886 tarihli bir metin

HİNDİ ÇİN

Yunan harfli Türkçe olarak yayınlanan Anatol Ahteri süreli yayınında “Hindi Çin” metni yer almaktadır. “Hindi Çin” metni 8 Eylül 1886 tarihinde yayınlanmıştır. Bu metinde Hindi Çin’in konumuna, nüfusuna, inançlarına, iklimine, yetişen ürünlerine, bölgede yaşayan hayvanlarına yer verilmiştir. Hindi Çini Asya’nın büyük kıtalarından olup poryoz[-Poyraz] tarafından Çin, notos[-Lodos] tarafından Malaka geçidi, Anatol[-Doğu] tarafından Çin denizi, garp[-Batı] tarafından Geyyal Körfezi[?] ve Hindistan hudududur.
Hindi Çini’nin takriben 23,000,000 ahalisi olup, bunların çokpayı öküzperst(vudistis) ise de Komfukos tabi olanları[-tevabileri] da olup, Malaka’nın garp tarafında bulunanlar İslam, Kohıgkın[?] ve Siam da bulunanların çoklarında Katolik dir.

Toprak Ana

Hindi Çini’nin kıyı tarafları sıcak, orta tarafları ılımlı

[-mutedil] ve arz-ı münbit[-verimli toprak] olup, pirinç, çay, biber, pampuk, çivit, şeker kamışı, temir hindi[-demirhindi], avanoz[-abanoz] ve bu gibi mahsuller meydana[-Husula] getirir, ve burada altun, rub n[?], safir, mermer, kalay ve gaz madenleri, ve ev hayvanlarından başka yabani hayvanlardan beyaz fil, zerkerdan[gergedan?], kaplan, zürafa, oraggutagg(dağ ademi)[-Orangutan] ve birkaç çeşit maymun vardır.

Nekahet Kutusu
Yukarıda eklediğimiz [-derc eylediğimiz] resim Kohıgkı’nın makarı[?] hükümeti olan Saygogg’da kain[-mevcut] en meşhur saraydır, bu seray bütün Kohıgkın(Yahot Tonkin) ile 1867 tarihinde Fransızlardan zapt olunarak şimdi onların hükmündedir. Bu Seray o mahallin âdetine göre kule gibi yüksek olup etrafını çevreleyen [-ihata iden] bahçe ve mahsusi yapılmış ormanlardan pek güzel bir manzarası olup, Kalufo nam adada [-ber-i cezirenisinin] Homeros’dan [Omırosdan] vasıf ve metih olunan mağarasına benzer desek yanılmayız.

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Kirli Melek – 4

Herkes kent temsilciliği hakkında

Gökyüzü

Avrupa futbolunda rekabet ve Arap sermayesi

Güney Amerika’da oligarşi ve diktatörlük

Biraz daha yaşıyorsun

Lewis Carroll yaşamı ve eserleri üzerindeki etkisi

Herkes kent temsilciliği

Herkes kent temsilciliği hakkında

Herkes Dergisi, her geçen gün ilerlemeye  ve daha geniş kitlelere yayılmaya devam ediyor. Dergimiz vizyon ve misyon olarak hiçbir zaman yerinde saymayı ve kapalı bir yapı olarak kalmayı kabullenmedi. Her gün daha geniş kitleleri anlayabilmek ve anlatabilmeyi amaçladı. Zaman zaman yardım kampanyalarına destek verdik, ileriye dönük yeni hedefler belirledik. Herkes ekibi olarak, orta vadede bir kitap  yayınlamayı amaçlıyoruz. Bu amaca ulaşabilmek için herhangi bir acelemiz yok. Herkes, hedefleri doğrultusunda gelişmeye devam ederken okuyucular ile dergi arasında temas her geçen gün artıyor. Kent temsilciliği fikri, dergimizin tüm Türkiye’de okurları ile sıcak temas kurabilmesi için okurlarımız tarafından ortaya atılan bir projedir.

Herkes Dergisi

Geçtiğimiz günlerde Trabzon’dan bir okuyucumuz Herkes Dergisi Trabzon temsilcisi olmak için başvuru yaptı. Böyle bir temsilcilik sistemimiz yoktu. Herkes Dergisi, okuyucularının desteği ile büyüyor. Trabzon’dan bize ulaşan okurumuzun bu talebi dergimize yeni bir yol çizdi. Trabzonlu Herkes okuyucusunun talebi değerlendirildi. Herkes Dergisi Genel Koordinatörü Mert Birgören, Yayın Etik Kurulu üyesi Cem İraz ve dergimizin yazarlarının görüşleri doğrultusunda Herkes Dergisi kent temsilciliği sisteminin getirilmesine karar verildi.

Herkes kent temsilciliği

Herkes kent temsilciliği

Herkes Dergisi kent temsilcisi ne yapar?

1- Kent temsilcisi, bulunduğu ilde dergimizin tanıtım sorumlusudur.

2- Temsilcisi olduğu ilde yaşayan veya seyahat eden yazarlar ile iletişim halinde olur. Bir nevi o vilayetteki Herkes vekilidir. İlde dergiyi temsil eder.

3- Temsilciler, yaşadıkları şehirlerde yeni okurlarla temasa geçilmesi için çalışmalar yürütür.

4- Herkes’i temsil ettiği şehirde dergi hakkındaki özellikle yergi niteliği taşıyan eleştirileri toplayarak Herkes Dergisi Yayın Etik Kurulu‘na iletir.

Hangi illerde Herkes kent temsilciliği olacak?

Türkiye’nin 81 vilayetinde de Herkes Dergisi temsilcisinin olmasını hedefliyoruz. Nüfus ve yüzölçümü büyüklüğü nedeni ile bazı illerde birden fazla temsilcinin faaliyet göstermesi planlanıyor. Herkes Dergisi kent temsilcisi olabilmek için iletişim bölümünden ulaşmanız ve bulunduğunuz il, kişisel bilgileriniz gibi konularda bize bilgi aktarmanız gerekiyor.

İletişime geçmek için tıklayın

Herkes Dergisi kent temsilcileri, dergimizde ilan edilecek ve okuyucular istedikleri zaman temsilcilerin kim olduğuna ulaşabilecekler. Derginin yönetim kurulu, yazarları gibi kent temsilcileri de şeffaf olacak.

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken dergi duyuruları ve etkinlikleri:

Köy okulları yardım projesi

Herkes yazarlarından seçme şarkıları

Herkes Dergisi yazar alımı hakkında

Herkes Dergisi yayınevlerine ilk yazarını çıkarttı

zamana yolculuk

Zamana yolculuk

Zamana yolculuk, bir Mehmet Başkan öykü dizisidir. Herkes Dergisi‘nde yayınlanacaktır. Zamana yolculuk, kahraman bakış açısı ile yazılmış bir öyküdür.

Mehmet Başkan’ın tüm yazıları

Zamana yolculuk

Bir haftaiçi daha part-time işler ile öldü. Maaş alırken part-time, işi yaparken full-time olan işler ile gençliğim çürüdü. Cuma akşamı geldiğine göre artık rahatça dışarı çıkıp haftanın yorgunluğunu atma fırsatı geldi. Moda’da Selim, Şeyhmus ve Hasan ile içme zamanı sonunda geldi. Haftanın 5 günü, haftanın son 2 gününü bekleyerek geçiyor. 5 gün bekliyor ve 2 gün yaşıyorum tıpkı sözde modern her insan gibi. Yaşamak değil de beklemek demek daha doğru olur bu yaşama. İşe girmeyi beklemek, evlenmeyi beklemek, hastane kapısında beklemek, doğumhane önünde beklemek ve ölümü beklemek ile zaman geçiyor. Zaman geçiyor ama bir türlü yaşayamıyorum.

5 gün sabrettim ve o büyük kavuşma yaşanabilir artık. Her Cuma akşamı olduğu gibi Moda Meyhanesi’nde 4 kafadar bir büyük devirip, bira içmeye geçebilirim. Aileme göre alkolik, bana göre sosyal içiciyim. Haftanın her günü içmiyorum ama haftanın 5 günü içmeyi bekliyorum. Aslında birçok insan bu şekilde yaşıyor ama işleri olduğu için hiçbiri bu hakikat ile yargılanmıyorlar. İnsanın geliri düşük olunca kusurlar kabak gibi ortada olur ama gelir arttıkça kusurlar flulaşır. Tıpkı gecenin tüm kadınları makyajlayarak kusurları örtmesi gibi. Her insanın kusurları vardır ama bazı insanların parası yoktur. Ben de o parası olmayan kusurlu insanlardanım. Bu nedenle, tüm kusurlarım dev ekranda insanların gözünün önüne seriliyor.

Hitler Almanyası ile Türkiye’yi karşılaştırmak cahilliktir

Elbet bir gün buluşacağız

Her hafta olduğu gibi yine Hasan geç kaldı. En azından bu defa geç kalacağını söyledi, haberimiz olduğu için rakıları söyledik. Hasan geç kaldı nasıl olsa, o gelene kadar bir kadeh fazla içmiş olacağız. Biz her hafta aynı mekanda içtiğimiz için olsa gerek, yine Müzeyyen Senar, “elbet bir gün buluşacağız, bu böyle yarım kalmayacak” diyor. Müzeyyen ablanın sesinden şikayetçi olmak haddime değil. Hatta bu rutin hoşuma dahi gidiyor. Hayatımda istikrarlı olan bir şey varsa, o kesinlikle her haftasonu Müzeyyen Senar’ın sesinden “elbet bir gün buluşacağız”  dinlemektir.

zamana yolculuk

zamana yolculuk

Her hafta Hasan farklı bir kıza aşık olur, her hafta uzun uzun anlatır bu defa farklı olduğunu. Artık sıkıldım Hasan’ın her hafta platonik aşk hayatını dinlemekten. Bu hafta söyleyeceğim kendisine de, sen hiçbirini sevmiyorsun. Sen sadece birine aşık olduğun hissine kapılmayı seviyorsun. Şeyhmus ise bu hafta da yeni bir iş planı ile karşımıza çıktı. Aldı eline kadehi ve Kadıköy’de çaycı açmak istediğini anlatıyor. Her hafta bir iş kurmayı planlıyor, bu defa kesin diyor. Ancak bir sonraki hafta o işin esamesi dahi okunmuyor. Tabi baba parası ile hayaller kurmak ve sonunda hiçbir şey yapmamak kolay geliyor.

Selim ise yine bildiğimiz gibi, bu hafta da ne kadar mutsuz olduğunu ve yaşamak istemediğini anlatıyor. Selim için gerçek ve zihnindeki diye iki farklı dünya var. İki dünya arasında ortak noktalar azaldıkça Selim’in de yaşam ile bağı kopuyor. Zaman zaman intihar kelimesini ağzına alsa da, kendi hayatına son verecek kadar cesaretli değil. Selim bu korkaklık ile intihar fikrini gerçekleştiremez. Üç arkadaşımdan da şikayetim var. En az benim kadar sıkıcı ve boş insanlar…

Aşk en güzel kafa yapan uyuşturucudur

Geçen yine matiziz

Her hafta olduğu gibi bu hafta da içkiyi fazla kaçırdık. Bakalım bu hafta hangimiz sarhoş olacak? Hasan, Trabzonlu arkadaşı Mevlüt’ün amcasının geçen yine matiziz diyerek anlatmaya başladığı anılarını bize anlatır. Her defasında olduğu gibi oturur dinleriz. Hasan sırf sonradan geldiği için hızlı içmeye başladı, sırf parasının hakkını vermek için hızlıca içiyor. Bu hafta da rakıyı mundar ediyor. Hasan bu hafta sarhoş olur ve zorla eve taşırız. Annesi bizle görüşmesinden şikayetçi, güya Hasan’ın alkole düşme sebebi bizmişiz. Sonuçta ben Urfalı, Şeyhmus Mardinli, tüm kötülüklerin kaynağı biziz. Güney Doğulu olunca bir garip gözle bakılıyor.

Alice harikalar diyarında ve aynanın içinden

Moda

Bir kez daha yanılmışım, Hasan sarhoş olmadı. Aklımın ucundan geçmeyen gerçekleşiyor ve yine haksız çıkıyorum. Ben sarhoş oldum ve gözlerimi Moda Caddesi’nde açıyorum. Hasan’ın sarhoş olma ihtimalini düşünürken onu eve taşıma planları yapıyordum. Lakin ben sarhoş olunca hiç kimsenin aklına beni eve bırakmak gelmemiş. Arkadaş, arkayı toplayandır. Benim arkadaşlarım ise arkam dağıldığında kaçıyorlar.

zamana yolculuk

zamana yolculuk

Sabahın ilk ışıkları bile değil. Hiç olmadığı kadar Moda sakin. Halbuki bu saatte Moda’da en azından Kadıköy Lisesi öğrencileri olmalıydı. Onlar dahi ortada yok. Kadıköy Lisesi‘nin yanında boş arsada uyuyor olmama şaşırmayıp da, sokağın tenha olmasına şaşırmam da hayatımın neden böyle olduğunu anlatıyor. Yaşadıklarımda hep yanlış noktaya odaklanırdım. Uykum var ve hala alkolün etkisindeyim. Bir an önce eve gitmeliyim, sadakat yoksunu arkadaşlarım ortada bırakmasaydı şuan sıcacık yatağımda uyuyor olacaktım. Selim gibi duygusal ve naif görünümlü adam bile sarhoşluğuma duyarsız kalmış. Şuan ayakta bile zor duruyorum rıhtıma yürürken.

 

zamana yolculuk

zamana yolculuk

Rıhtımda garip şeyler oluyor. Sahilde Haldun Taner Sahnesi‘nin önünde sebze ve meyve kasaları var. Daha da ilginci ise devamı denize karışmış. Deprem oldu ve deniz mi yükseldi? Otobüs durakları neden yok? Bir anda başa çıkılamaz bir soru yumağının içinde kaldım. Kadıköy’de garip şeyler oluyor. Prime Time yapılan darbe girişimi, denizde yüzen adama araba çarpması gibi durumlara artık alıştık da, bu defa nasıl bir kargaşanın içine düştüm?

Sürgün ve Türkiye

Osmanağa Camii

Şuan gördüğüm arabalar ile dumura uğradım. Tüm arabalar eski model arabalar ve gayet yeni görünüyorlar. Gece Şeyhmus bize ne içirdi de böyle şeyler görüyorum? Otobüs durakları yerine deniz görüyorum, vapur iskelesi yerine deniz var. Civarda gördüklerim arasında tanıdığım bir tek Osmanağa Cami var. O camiyi de hiç unutmam, okuduğum bir kitapta Hüseyin Nihal Atsız’ın cenaze namazının Osmanağa Cami’nde kılındığı yazıyordu. Nihal Atsız hakkında birkaç satır okumak hayatımda ilk defa işime yaradı.

Kadıköy’de bu kadar politik duvar yazısı yoktu dün gece. Duvarlar beyaz boya ile kapatılmış. Solcular yazmış mal sahibi silmiş, sağcılar yazmış yine mal sahibi silmiş. Kazanan ise bir tek boyacı olmuş. Boyacılar yamaları yapmakla meşguller, herhalde soru sorsam bu kargaşada bir tek onlar bana cevap vermeye tenezzül eder.

-Selamın aleyküm!

-Merhaba, günaydın

zamana yolculuk

zamana yolculuk

Kadıköy’de selamın aleyküm yerine merhaba kullanmaya başlamalıyım artık. Hala aynı dil alışkanlığı ile selamın aleyküm dedim. Sorduğum kişi yoksul olunca hemen dini figüre sarıldım. Sorduğum kişi varlıklı biri olsaydı selamın aleyküm tercih etmezdim. Sonuçta din ülkemizde yoksulun yoksulluğunu kabullenerek yaşaması için sömürülen kutsal bir araç haline geldi.

-Kusura bakma ağabey, otobüs durakları nerede?

-Altıyoldan, Fener stadyumuna doğru in, sola döndüğünde göreceksin Kuşdili Gazinosu’nun orada.

-Sağ olasın, kolay gelsin.

Boyacı bana eski Salı Pazarı‘nın yerini tarif etti. İyi de otobüs duraklarını bir gecede nasıl oraya taşırlar? Hiçbir uyarı veya bilgilendirme yapmadan yine belediye kafasına göre iş yapmış. Kadıköy’den Kuşdili’ne kadar yürümek de çekilmiyor bu kafayla. Akılsız başın cezasını ayaklar çeker, yürüsün aptal ayaklarım. Artık bu yürüyüş iyice korkutmaya başladı beni. Hiçbir yeri tanımıyorum ve tanıdığım dükkanlar gitmiş. Yerlerini samimi ama sade dükkanlar almış. Zihinsel bir sorun yaşıyorum sanırım, eve gider gitmez söyleyeyim de hastaneye götürsünler beni. İyi bir Nöroloji doktoru şart. Gerçi anneme söylesem hocaya götürmeyi daha doğru görür. Kadriye teyze okursa hiçbir şeyimin kalmayacağını düşünür.

Kadıköy’de nargile kafeler neden popüler?

Akbil çalışmıyor

Otobüse sonunda geldim. Artık evime gidiyorum, ertesi güne kadar aralıksız uyumayı planlıyorum. Uyumama hiçbir şey engel olamaz. Otobüsün eski olması ve yapıların eski mimari yapıya göre olması artık ilginç gelmiyor. Nörolojik bir sorun yaşıyorum şuan ve bu nedenle ahmakça bir göz yanılgısı içerisindeyim.

-O elindeki nedir beyfendi?

-Akbil basacağım şoför bey. Para geçmiyor biliyorsunuz.

-Sen benimle alay mı ediyorsun lan? Para geçmiyorsa bu otobüste ne geçiyor? İçip içip sapıtıyor, sonra bana musallat oluyor bu anarşist gençler!

-İBB’nin Beyaz Masa’yı arıyorum ve seni şikayet edeceğim.

-Beyaz Masa nedir sarhoş herif? Yürü git, otobüsten uzak dur.

Otobüsten kovuldum ve ne yapacağımı bilmiyorum. Buradan eve taksiyle gitmeye kalkarsam dünyanın parasını öderim. Telefonum da çekmiyor, sanırım artık zihnim iflas etti.

2. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Lewis Carroll yaşamı ve eserleri üzerindeki etkisi

Melike Öğretmen’e…

Hey taksi 5. bölüm

Ölüm 2. bölüm

Recep ile Nadan

Minnoş güçlüler

herkes

Herkes Dergisi yazar alımı hakkında

Türkiye’de yüzlerce hatta binlerce dergi var. Kimisi para kazanmayı, kimisi ise sadece devam edebilmeyi amaçlıyor. Peki Herkes Dergisi neden var? Herkes ekibi hangi amaçla devam ediyor? Yazar alımı yapan dergiler arasında neden herkes ailesi tercih edilmeli? Bir okur için neden Herkes önemli bir seçenektir? Kısa yazılar, öykü dizileri, denemeler ve siyaset yazıları için neden önemli bir seçenek olmalıyız?

Türkiye’de yayın hayatına devam eden dergiler arasında kaliteli dergiler olmadığını söylemek haksızlık olur. Herkes Dergisi ailesi olarak kaliteli dergiler arasında yer almayı hedefliyoruz. Emin adımlarla çalışmalarımıza devam ediyoruz. Yazar alımı yapan dergiler arasında kaliteli yazarların neden bizi tercih etmesi gerektiği konusunda net bir yanıtımız var. Herkes Dergisi yönetim kurulunun Herkes Dergisi yazarlarından hiçbir zaman daha fazla okunmaları ve popülizm peşinde koşmaları gibi bir talebi olmadı. Hiçbir zaman da bu talep olmayacak. Kaliteli bir eser ortaya çıkartan yazarın yazısının yalnızca bir kişi tarafından okunması dahi dergimiz için büyük bir kıvançtır. Sebebi ise kaliteli bir eserin topluma kazandırılmasına vesile olabilmemizdir. Kısa yazılar, öykü dizileri, denemeler ve siyaset yazıları dergimiz açısından önem taşımaktadır.

Dergimiz yayınevlerine ilk yazarını çıkarttı

Herkes Dergisi

Türkçe yayın yapan dergiler arasında Herkes önemli bir konuma sahip olmayı amaçlıyor. Bu amaca ulaşabilmek için gecesini gündüzüne katarak çalışan fedakar bir ekibimiz var. Odablanc altyapı ve yazılım sorunları ile karşılaşmamamız için büyük bir çaba sarf ediyor. Yeri geliyor gecenin tam üçünde eksikleri kapatmak için seferber oluyor. Editörlerimiz yoğun çalışma temposuna yetişebilmek için elinden geleni yapıyor. Herkes Dergisi olarak zaman zaman editöryel zaafiyetler yaşayarak sorunlar yaşayabiliyoruz. Yazım hataları ile karşılaşmanız durumunda bize ulaşmanız bizler için büyük bir önem arz ediyor. İçi güzel olsun sloganı ile yola çıkan dergimiz içerik zenginliğine ve kalitesine önem veriyor ve vermeye devam edecek.

herkes

herkes

Okurlarımızın memnuniyeti ekonomik çıkarlardan daha önemli. Türkçe okuyan ve yazan milyonlarca insana ulaşabilmek hepimiz için büyük bir önem taşıyor. Türkçe okumak isteyen, tek kuruş parası olmayanın dahi okuyabilmesi için ücretsiz yayın yapmaya devam etmeyi hedefliyoruz. Birçok zaman görüştüğümüz yazarlar derginin basılmamasını olumsuz olarak algılıyor. Derginin basılması demek, derginin her ay binlerce TL sabit giderinin olması anlamına geliyor. Dergi satabilmeyi hedeflemek, derginin kalitesinin önüne geçiyor. Oysa biz yalnızca derginin kalitesine odaklanmak istiyoruz.

Türk Edebiyatı için hangi romanlar okunmalıdır?

Yazar alımı yapan dergiler

Türkçe yayın yapan dergiler sık sık yazar alımı yapıyor. Yazar alımı yapan dergiler arasında dergimizi öne çıkaran en önemli özellik, yazarların özgürlüğüdür. Dergimiz kesinlikle sansüre ve yazarın manipüle edilmesine karşı çıkıyor. Yazarlara sipariş yazı yazdırılması ve yazı konusunun dergi yönetimi tarafından belirlenmesine karşı çıkıyor. Herkes Dergisi üniversite öğrencilerinin yazma alışkanlığı kazanması ve kendisini geliştirebilmesi için de bir adım olmayı amaçlıyor.

herkes

herkes

 

Tarih, spor sosyolojisi, edebiyat ve siyaset bilimi gibi önemli konularda içerik üretimi hedefliyoruz. Gazetecilik, tarih, siyaset bilimi, edebiyat, sosyoloji, spor yönetimi ve psikoloji gibi bölümlerden mezun veya öğrenci olanlar için önemli bir basamak olmayı arzuluyoruz. Yazar alımı yapan dergiler birçok defa talep kaygısı içerisine girebiliyor. Ancak dergimizin yönetimi kesinlikle yazarlardan kalitesiz gözde yazılar beklemiyor. Yazarın içeriğe önem vermesi, dergimiz için en büyük önceliktir. Dergimiz hakkındaki en ufak bir eleştiriyi ve kaygıyı dahi iletişim formu ile bizlere iletiniz. Emin olun ki her bir cümleniz dikkatle okunuyor.

Yeni yazılarımızdan haberdar olmak için Facebook sayfamızı takip ediniz.

Dergimizin Resmi Facebook Sayfası

Dergimizin ana sayfası

Öykü Dizileri

Siyaset

Edebiyat

Bilim ve Teknoloji

Dergimizin künyesi

Herkes Dergisi yayınevi

Herkes Dergisi yayınevlerine ilk yazarını çıkarttı

Herkes Dergisi yayınevi

Herkes Dergisi yayınevi

Herkes, 2011 yılında bir hayal olarak ortaya çıktı. Bu hayal, o dönemde ihtiyaç duyduğumuz, bütünleştirici bir kavramdı. Bu bütünleştirici kavramın içerisinde yazmak isteyen herkese kapımız sonuna kadar açıktı.
İnsanı büyük yapan kendi azmi ve sabrıdır. Elbette bu süreçte aramıza katılan, aramızdan ayrılan arkadaşlarımız oldu. Herkes, medya sektöründe kendine yer bulamamış yazarlar ve genç yazarları sahiplenmeyi ve daha büyük kurumlara taşımayı misyon olarak belirledi. Böylelikle Herkes, genç yazarlar için yeni bir yer oldu. Hedeflerimizden birisi de genç yazarların sesini duyurmak ve onları daha güzel yerlere ulaştırmaktır.

Dilan Güngör’ü tebrik ediyoruz

Yazarlarımızdan Dilan Güngör, bir yayınevi tarafından fark edildi. Amacımıza ulaşmanın mutluluğu içerisindeyiz. Yazarımız Dilan Güngör‘ü tebrik eder, hayatı boyunca başarılarının devamını dileriz.
Bu çıktığımız yolda emek ve çile bizlerin, okumak ise değerli takipçilerimizin olsun. Olumlu veya olumsuz her geri dönüşü dikkatle dinleyeceğiz ve hiçbir zaman yazmak için bize başvuranlara kapıları kapatmayacağız.

Herkes yazarı olabilmek için iletişim formunu doldurunuz.

İletişim formu

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Resmi Facebook Sayfasımız

Canan

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 3

Öncelikle ilk 2 bölümü okumanızı tavsiye ederiz.

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 1

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 2

Canan…

Zaman su gibi akıp geçmekteydi. İlkokul, lise bitmişti. Üniversiteye başlamıştık. Canan ile aynı okulda olmak bana daha sonradan keyif vermeye başlamıştı. Günler geçtikçe ondan ki bu değişimi, bu dönüşümü görmemek elde değildi. O pasaklı, eli ayağı kirli, burnundan sümüğü eksik olmayan, saçı başı birbirine girmiş kız gitmiş yerine saf, berrak, giyimine kuşamına önem veren, saçı başı toplu tertemiz biri gelmişti. Bir dönem düşman gözüyle baktığım, hatta ölmesini bile istediğim Canan’da ki bu değişim, bu dönüşüm beni derinden etkilemişti. Onun o esmer teni, kahverengi iri gözleri, ipek gibi saçları, pamuk gibi elleri, yumuşacık suratı ve kırmızı dudakları bana daha önce hiç bu kadar etkileyici gelmemişti. Nedendir bilmiyorum, önceleri onu hiç bu kadar güzel görmemiştim . Hep kavga dövüş halinde olduğumuz içindir belki… Zaman ilerledikçe ona karşı hissettiklerimde büyüyordu.

İnsan için kısa yazılar

Canan’ı her gördüğüm vakit içimden sanki bir şeyler kopuyormuş gibi oluyordu.

Elim ayağım birbirine dolaşır ne yapacağımı şaşırırdım. Dilim tutulur konuşamaz olurdum. Eskiden olsa saç baş birbirimze girer en olmadık şeyleri yapardık. Ama bu sefer başka bunu kelimelerle anlatamayacağım. Sanırım ben bu kızı seviyorum. Yastığa başımı her koyduğumda, yemek yediğimde, oturduğumda, ders çalıştığımda, dışarıda olduğum zamanlarda ve birçok faaliyetimde sürekli aklımdaydı. Sürekli onunla vakit geçirmek istiyordum. Canan bambaşka bir kız olmuştu. Sessiz sakin, hanım hanımcık bir kız olup evden okula, okuldan eve gider gelirdi. Kimseye lafı sözü olmaz, kimselere karışmazdı. Oldukça da zeki ve çalışkandı.

Serseriler için iyilik manifestosu

Sabahları erken kalkar kapıda beklerdim. Sırf okula beraber gidebilmek için.

Önceden olsa para verseler bile gitmek istemezdim. İnsan sevince değişebiliyormuş gerçekten. Yıllar önce mahallenin serserisi Yunus derdi de inanmazdım. Az kavga etmemiştik onunla bu yüzden. Ben daha önce kimseye karşı böyle şeyler hissetmemiştim. Canan benim için ilk olmuştu ve zaman ilerledikçe hislerimde büyüyordu. Oldukça içe dönük bir yapımın olduğunu söyleyebilirim. Olan biten her şeyi içimde saklardım. Çekingen, çabuk sıkılan utangaç bir kişiliğim vardı. Bunun iyi bir şey olmadığını herkes gibi bende iyi biliyordum. Sırf bu yüzden belki de Canan’a karşı olan duygularımı açamıyordum. Bu özelliklerimi değiştirmek kolay olmadı… Dakikalar, saatler, günler, haftalar ve aylar geçiyordu.

Hiç bilmediğim yerlerden geçiyorum

Canan’a karşı olan nefret ve kin yerini sevgiye, aşka bırakıyordu.

Vakit geçtikçe onsuz yapamayacağımı, onsuz nefes bile alamayacağımı tahmin bile edememiştim. Ona sevdiğimi söylesem belki de yüzüme bile bakmazdı. Korkuyordum, bir daha yüzüne bile bakamazdım. Bunun bir çözüm yolu olmalıydı, hem de bu sevgiyi yıllar sonra fark ediyorken. Çok acınası bir haldeydim gerçekten.

Öykü dizisinin 4. bölümü için aşağıdaki linki tıklayınız.

Öykü dizisinin 4. bölümü

Facebook sayfamızı takip ediniz:

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

kısa yazılar:

Halam Geldi ve Lal Gece

Recep ile Nadan

Theodor Reik kitabı aşk ve şehvet üzerine

Canan

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 2

Öykü dizisinin 1. bölümünü okumadıysanız öncelikle 1. bölümü okumanızı tavsiye ederiz.

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 1

Canan…

Aradan bir hafta geçmişti doktorlar kızı yoğun bakımdan çıkarmışlar, herkesin yüreğine su serpmişlerdi. Zeynep teyze kızı Canan’ın yanından bir dakika olsun ayrılmıyor, gözünü kırpmıyordu. Ben de Canan’ın yoğun bakımdan çıkarılmasına sevinmiştim, ancak bu durumu dışarıya aksettiremiyordum. Mahallenin serserisi Yunus sürekli benimle uğraşırdı onun o gereksiz laflarından sözlerinden o kadar çok sıkılmıştım ki anlatamam.

Bana sürekli Canan’ın lafını eder ileride onu seveceğimi onunla yaşamak isteyeceğimi dile getirirdi, o dönemlerde ben de bu durumu kabullenemiyordum. Çünkü öyle bir düşüncem yoktu. Sırf bu yüzden Yunus’la bile kavga bile etmişliğim vardı. Eve birçok kez ağız burun kanamış bir şekilde gelirdim. Evdekilerde bir o kadar kızarlardı dışarıda yaptığım haylazlıklara, ama ne yapabilirdim çocukluktu işte bazı şeyleri tam olarak idrak edemiyorduk ve algılayamıyorduk. Zamanla kişiliğimizin yerine oturmasıyla bu yaptıklarımızın, bu düşüncelerimizin ne kadar saçma olduğunun farkına vardık.

Mezheplere yenilen aşk oyunu

Zaman hızla akıp gitmekteydi.

Canan hastaneden çıkmıştı. Herkes, Zeynep teyzelere geçmiş olsuna gitmişti, bense sanki dünya umurumda değilmiş gibi dışarıda arkadaşlarımla top oynardım. Annem ne kadar ısrar ettiyse de beni Canan’ın yanına götüremedi. Oldukça da inatçı bir yapımın olduğunu söyleyebilirim, eğer aklıma yatmazsa o işi yapmamı kimsede o işi bana yaptıramazdı. Zaman zaman mahalledeki bütün çocuklar ile dışarıda hep beraber oyun oynardık. Ben oyunlara fazla katılmazdım çünkü uğraşacağım, onunla dalga geçeceğim, eğleneceğim insan yoktu. Canan dışarıya çıkıp oyunlara dahil olduğu vakit bende aralarına katılırdım. Maksat Canan’ı rahatsız etmek, onunla oynamak ve eğlenmekti. Oynadıkları her oyunun içine girer yaptıkları her oyunu bozardım onun o üzgün çaresiz bakışları beni mutlu ederdi. Sürekli Canan’la uğraşmak beni rahatlatıyordu.

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi – 1

Sokağımız oldukça şirin ve güzeldi. Evler birbirine karşılıklıydı.

Hepsi birer inci tanesi gibi sıra sıra dizilmişlerdi. Bizim öyle kocaman bir caddemiz yoktu, iki araba zor geçerdi, lakin bu durumda biz çocukların işine gelirdi. Dışarıda daha rahat oyunlar oynardık. Evler birbirine o kadar yakındı ki karşılıklı dedikodulara bile şahit oluveriyordum zaman zaman. Oturduğumuz yerin insanları çok iyi olmasına karşın, çokta dedikoduculardı. Olur olmadık laflar ederler, haklıyı haksız konumuna düşürürler, iyiyi kötü kötüyü iyi yaparlar, onun bunun arkasından konuşurlardı. Bunların arasında yaşamaktan bunalmıştım, bir çaresini bulup gitmek gerekiyordu ama ne yaparsın, yıllardır doğup büyüdüğüm yerdi, öyle he diyince bırakamıyor insan…

Theodor Reik kitabı aşk ve şehvet üzerine

Yine eskilerden bir gün,

mahallemizin sokağımızın kızı, Aysun ile yolda tesadüfen karşılaştım, pazardan geliyor olsa gerek ki elinde torbalar vardı. Oldukça ağır gözüküyordu, onu öyle görünce dayanamadım zorda olsa elindeki poşetleri aldım, evlerinin önüne kadar getirdim, keşke getirmez olaydım, nerden bilebilirdim insanların bu kadar saçmalayacaklarını. Bir iki gün sonra dedikodular, kuru iftiralar sokağa yayılmaya başladı. Sanki kızın namusunu kirletmişim, ona kötü bir şey yapmışım, onu kötü yola sürüklemişimde gerekli gereksiz konuşmalar dolanmaya başlamıştı. Altı üstü kızcağıza acıdığım için evine kadar poşetleri taşımıştım… Ben bu mahallede şunu öğrendim hele ki bizim sokakta sonuç ne olursa olsun, cesur olmak gerekiyor, eğer cesursan ve doğruysan hiçbir şeyden korkmana gerek yoktur. Çünkü ağır taşı kimse yerinden kaldıramaz…

Öykünün devamı için tıklayınız.

Öykü dizisinin 3. bölümü

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

Görsel: http://www.istanbul.net.tr/istanbul-rehberi/istanbul-fotograflari/siyah-beyaz-eski-istanbul-fotograflari/2/3