Yazılar

Kalan Zaman

Kalan Zaman 2. bölüm

Kalan Zaman, Herkes Dergisi yazarı Erdal Fahlioğulları’nın yazdığı bir öykü dizisidir. Hastalığını öğrenen bir insanın kalan zamanında yaşadıkları ve hissettiklerini konu alıyor. Öyküyü kavrayabilmek için ilk bölümden itibaren okumanızı tavsiye ederiz.

1. bölüm

Kalan Zaman

Tek sıkımlık bir kurşun gibi hissediyorum kendimi. Feda edebileceklerimin sınırı yok şu an. Yolun sonunu gördüğüm için elimdeki her şeyi bıraksam da bir bırakmasam da. O yüzden ufkum açıldı her şeyi yapabilirmişim gibi hissediyorum. Aklımı, uçurumun kenarında yürüyor. Ama düşmekten korkmuyor,aşağıda ne var diye bakmıyor.

Hastalığımı anneme söyledim önce. Ağır oldu dinlemesi. Lafıma daha başlarken gözleri doldu. Nasıl baktıysam artık anneme konuştuklarımı dinlemesine gerek bile yoktu. Ayna olmuş gözlerim anlatmıştı her şeyi. Hıçkıra hıçkıra ağlamasını isterdim üzüntüsünü dışarı atmasını. Ama o tedaviyle ilgili olabilecek bütün soruları sorduktan, hastalığımın geri dönülemez olduğunu anladıktan sonra başladı içli içli ağlamaya. Göz yaşları damla damla akmadı, bir yol buldu kendine yanaklardan öyle boylu boyuna aktı saatlerce. Ta ki kuruyana kadar.

Günlerimin çoğunu dışarıda geçirmeye başladım. Mümkün olduğunca deniz kenarına gidiyordum. Deniz kokusu az da olsa kuruyan ciğerlerimi hissetmemi sağlıyordu. Ya da ben öyle hissediyordum. Belki de geri sayımı hızlandırmaktan başka bir işe yaramıyordu.

Bugüne kadar içimden gelen ne varsa yapmaya başladım. Resmen arzularımı isteklerimi bir kafese tıkmış, içimde saklıyormuşum. Bu haber o kafesin kapısını açtı ve beni içinde boğulmak üzere ucu bucağı olmayan bir nefis deryasına saldı.

Oturup bu arzu ve isteklerimin bir listesini yaptım. Kendime bunları gerçekleştirmeden ölmeyeceğime dair söz verdim. Eğer ki ölürsem peşimden bunları yapması içinde bir dostuma vasiyet bıraktım.

Onlar da ölecek olsaydı bana eşlik ederlerdi

Sokakta giderken bir adamın arkasına geçip sebepsiz yere ensesine bir vurdum ve “Bugün Cuma!” diye de bağırdım. Adam önce sinirlenerek ve bir o kadar da şaşırarak bana baktı. Tam vuracaktı ki benim tepkisiz kalışımı, meraklı gözlerle ona baktığımı gördü ve beni deli zannetti galiba ki küfürler savurarak uzaklaştı benden.

Otobüse bindim. İnsanlar tabi telefonlarına bakıyorlar. Belki bir iki tanış aralarında sohbet ediyor. Birbirinden kopuk bir ortam var tabi. Ben derin bir nefes aldıktan sonra başladım “Ada sahillerinden bekliyorum, her zaman …” diye şarkı söylemeye. Gözler açıldı. Gene şaşkınlıklar arttı. İçlerinden çoğu gülümsedi hatta içlerinden çoğu içlerinden eşlik etti. Başlarını sallayarak ritim tutmalarından belliydi. Onlar da ölecek olsaydı bana eşlik ederlerdi herhalde. Etmediklerine göre hepsi sonsuza kadar yaşayacaklar sanırım. Sonra ben bunu gideceğim durağa kadar devam ettirdim. Katılanlar oldu, sövenler oldu. Ama ben son durağa kadar devam ettim.

Güneşli bir Pazar günü şemsiyeyle yürüdüm. Sokak köpeklerini topladım ve onların olduğu yere İskender sipariş verdim. Başka dinlerin ibadethanelerine gittim. Sevmediğim bir arkadaşıma onu sevmediğimi söyledim. İnternette birisiyle tanıştım ve ona yanlış buluşma adresi verdim.

Ben de isterdim daha güzel anlamlı şeyler yapmayı bu yaptıklarım size boş geliyor ama o işler öyle olmuyor işte. Öleceğimi düşününce her şey değersiz geliyor. Anlamını yitiriyor. Ben gittikten sonra hiç birisi olmayacak. 82 gün daha varlar. Sonra yoklar…

Devam edecek

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken öyküler:

Zamana yolculuk

Hey taksi!

Suçsuzum

Recep ile Nadan

Kirli Melek

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile

Haziran

İttihat ateşi

Benim Öyküm

Kurtuluş

kalan zaman

Kalan Zaman

Hey Taksi öykü dizisinin yazarı olan Erdal Fahlioğulları‘nın yeni öykü dizisidir. Kalan Zaman öykü dizisinin ilk bölümüdür. Kalan Zaman, Herkes Dergisi’nde düzenli bir şekilde yayınlanacaktır.

Kalan Zaman

Ay ışığının vurduğu bir odada uzanıyorum. O kadar uzun bir süre geçmiş olmalı ki görüşüm çok net. Öyle ki karşımda duran saatin akrep ve yelkovanının hareket etmediğini net bir şekilde görüyorum. Artık birbirlerini kovalamıyorlar. Zaman benim için durdu. Ya da ben öyle olmasını istiyorum.

Daha önce bu odanın ayrıntılarını bu denli hiç incelememiştim. Dolabımın köşelerinde hafif bir aşınma olmuş. Masamla duvar arasında bir örümcek umut dolu bir ağ örmüş. Hafif tozlanmış yatak başlığım. Bunları daha önce görmemiştim. Bakmıştım, ama görmemiştim.

Hemen kalkıp bir kâğıt bir kalem aldım elime. Silgiye gerek yoktu. Artık söylediğim, yaptığım şeyleri geri almama da gerek yoktu.

Gözlerim doluyor ama ağlayamıyorum. Haber öyle ani geldi ki şok etkisi yarattı. Üzülmeye bile fırsat bulamadım. Daha doğrusu böyle bir durumda hangi duyguyu yaşayacağımı bana okulda öğretmediler. Annem babam öğretmedi. Galiba kimse böyle bir şeyi öğretemez.

Günlerdir geçmeyen bir öksürüğüm vardı. İşim insanla olmadığı, bilgisayar başında olduğu için çok umursamadım. Ama en değerlisi olabileceğim tek insan, annemin ısrarları üzerine doktora gittim.

Başta her hastaya baktığı gibi baktı bana da. Her hastayı muayene ettiği gibi muayene etti beni de. Sıradan olabilmeyi isteyeceğim hiç aklıma gelmezdi. Tetkikleri devam ettikçe yüzü ciddileşmeye başladı. Bakışları genel değildi artık. Düşünceleri de öyle. Belli ki bir şey üzerinde yoğunlaşmıştı. Göz bebekleri anlattı bunu bana. Göz kapaklarını hafif kısması, kaşlarını çatması ve bakışlarını kaçırması.

Acil etiketi yapıştırdı üzerime sanki. Elime verdiği kağıtlarla hangi bölüme, hangi doktora gitsem aynı davranışları onlar da sergiliyor, beni ön sıralara alıyorlardı.

Azrail’in nefesi

Bir korkudur sardı beni. Ama belli etmemeye çalıştım. Hani küçükken geceleri battaniyeyi üzerimize örterdik öcülerden korunmak için. O battaniyeye o kadar ihtiyacım vardı ki…

Bütün gün oradan oraya koşturdum. Ne dedilerse yaptım. Uslu bir çocuk olmaya çalıştım galiba cezadan kaçmak için. Ama kaçırdığım nokta şu oldu. Ceza onlardan gelmeyecekti.

Tahlillerin çıkması birkaç gün sürdü. Bu zaman zarfında hiçbir şey olmamış gibi işe gidip geldim. Arkadaşlarımla zaman geçirdim. Köpeğimi gezdirdim. Annemin işlerine koşturdum. İş yerinde fazladan mesaiye kaldım. Düşüncelerimden kaçtım. Ta ki hastaneden telefon gelene kadar.

Yavaş adımlarla gitmeme rağmen hastaneye ulaştım. İçeriye girdim ve doktorun odasına doğru yöneldim. Sekreteri on beş dakika sonra beni alabileceğini söyledi. On beş dakika, on beş saat olarak geçtikten sonra içeriye girdim.

Terleyen ellerimi pantolonuma dayadım. Terini emmedi. Doktor karşımda oturmuş önündeki kağıtları inceliyordu. Gözlerinde kalın gözlükler, yorucu öğrencilik yıllarının etkisiyle dökülmüş saçlar ve yürütülememiş bir evlilikten kalan yüzük iziyle karşımda duruyordu. Ama benim tek dikkat ettiğim iki dudağının arasından dökülecek kelimelerdi.

Kalın gözlüklerini çıkardı ve masasının üzerine koydu. Artık ihtiyacı kalmamıştı önündekileri okumaya. Sanki ruh halimin önemi yokmuş gibi selam sabah vermeden girdi konuya.

“Bülent Bey, tahlillerinizi inceledim. ……………………………….Çok üzgünüm ama akciğer kanserisiniz. ………………………..Ve 3. Seviyeye geçmiş. En iyi halilyle 6 ay ………………”

Söylediklerinin sonrasını duymadım. Kulaklarımda tizden bir ses dış dünyadaki sesleri perdeledi bana. Vücudumdaki bütün tüyler duyduklarına inanmamış olacaklar ki hepsi birden ayağa kalktı. Yüzümde bir esinti hissettim. Azrailin nefesi olmalı bu. Yakında geleceğinin haberini veriyordu kendince.

Doktorun yüzüne baktım.En ufak bir mimik belirtisi yoktu. Bir an tıp fakültesinde bunun eğitimini alıp almadıklarını düşündüm. O konuşmaya devam ederken düşüncelerim domino taşı gibi birbirini devirmeye başladı.

O güne kadar izlediğim en acıklı film, duyduğum en hüzünlü şarkı, şahit olduğum en acılı olay, hepsi bir anda küçüldüler, küçüldüler yok oldular. Hiç birisinin bir anlamı kalmadı. Takip ettiğim takımın durumu, iş yerindeki terfiim, hepsi uçup gitti. Geriye sadece 90 gün kaldı.

Devam edecek

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken öykü dizileri:

İttihat ateşi

Hey taksi!

Haziran

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile

Recep ile Nadan

Zamana yolculuk

Kurtuluş

Toprak ana

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi

Suçsuzum

Benim Öyküm

Gün Karanlık

manisa

İzmir’den Manisa’ya bisiklet yolculuğu

Yolculuğa çıkmaya karar verdim ama nereye? Bu soruyu uzun uzun düşündüm. Çünkü uzun mesafeler için kendimi o kadar yeterli görmüyordum. Ama bir şekilde yavaş yavaş bir tur bisikletçisi haline gelmem gerekiyordu. Manisa geldi aklıma. Çok sevdiğim bir dostum da oturuyordu orada. Onda kalabilir, ardından ertesi gün dönebilirdim.

Bisiklet ile Manisa yolculuğu

Akşama doğru çıktım yola. Yaklaşık 48 km’lik bir yol. Şehir içinde geçmemin tehlikeli olacağı yerler olduğu için şehir içi tren ve metroyu kullanıp Bornova’ya ulaştım. Kaldı 27 km. yolculuğum çok güzel başladı. Önümde tırmanmamı bekleyen yaklaşık 600 metrelik yükseklik vardı. Enerjim git gide düştü. Rampalar çok dik, güneş çok yakıyor ve arabalar harıl harıl geçiyordu. Emniyet şeridi de kimi yerde sadece bariyerlerin altından sürünerek geçebilecek darlıklara ulaşabiliyordu. Ama pes etmedim, bunu bisikletçilik hayatımda bir sınav olarak gördüm ve tırmanmaya devam ettim. Ara ara molalarla, geçen arabalardan bana neden laf atma ihtiyacı hissettiklerini anlayamadığım hanzolarla devam ettim. Tabi küçük özçekimler de olmadı değil.

Bir an çıkışın hiç bitmeyeceğini düşünüyordum ki o inişi gördüm. Durdum, bisikletin amortisör ayarını inişe göre ayarladım ve bıraktım kendimi 600 metreden.

Hayatta bazen anlatamayacağınız şeyler olur, hiçbir kelimenin o hissettiklerinizi tarif edemeyeceğinizi düşünürsünüz. Ben de o anlardan birindeydim işte. O an elimde olsa en sevdiğim yazarlardan birini kolundan tutup benimle götürürdüm. Benim gördüklerimi benden daha iyi anlatsın diye.

Bir kartal gibi süzülüyorsunuz

Kendini daha insan hissediyorsunuz. Çünkü anlatınızda çok basit bir mekanizma var. Sizin de yapabileceğiniz, tamir edebileceğiniz, söküp takabileceğiniz, sizden başka hiçbir yakıta ihtiyaç duymayan bir alet. Bu, bisikleti size daha yakın ve sizin olduğunuzu hissetmenizi sağlıyor. Bir kartal gibi süzülüyorsunuz aşağıya, rüzgârı hissediyorsunuz, savuruyor sizi ama daha sıkı tutuyorsunuz bisikleti, daha da hızlanıyorsunuz, doğaya karşı koyuyorsunuz. Evet, tam da böyle oldu inişim ve Manisa’ya ulaşmam.

Orda bir gece konakladıktan sonra İzmir’e dağı dolanıp gitmeye karar verdim. Menemen üzerinden geçecektim. Yol o kadar güzeldi ki bittiğinde geri dönesim geldi.

Giderken çiftçilerin hasat edişini izledim. Üzümleri, onları yere serip nasıl kuruttuklarını. Bütün yol boyunca ağaçlarla süslenmiş bir demir yolu eşlik etti bana. Zaman zaman üzerinden geçen trendeki insanlar el salladı bisikletli öğretmene. Dereler gördüm, köprülerin üstünden geçtim, el salladım kaldırımla oturan annesinin babasının üzümleri koparmasını bekleyen çocuklara. Gülümsemelerine el salladım.

Yolculuğum bitti ve ben bu yazıyı bitirdikten sonra uyuyacağım. Umarım rüyamda o güzel nehirleri görürüm…

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Kirli Melek

Organik Tarım

1913 tarihli “Vakit, Zaman ve Tarih” başlıklı yazının “Gün” bölümü

Aynanın İçinden ve satranç motifi – 1. Bölüm

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi – 1

hey taksi

Hey taksi 9. bölüm

Erdal Fahlioğulları‘nın klasikleşen öyküsü Hey Taksi, 9. bölümü ile yayınlanmaya devam ediyor. Hey Taksi öyküsünün ilk 8 bölümünü okumanızı tavsiye ederiz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

5. bölüm

6. bölüm

7. bölüm

8. bölüm

Hey Taksi

Hafif hafif çiseliyor yağmur. Taksinin camları boncuk boncuk olmuş. Tabi silecekleri çalıştırmıyorum kendimi bu güzel manzaradan mahrum etmemek için. Su taneciklerinin arasından kesiyorum müşterileri. Artık kimse taksiye binmez oldu. Müşteri çıkmıyor kolay kolay.

“Hey Taksi!” diye bir ses dalgası su damlalarına çarpa çarpa, benim camımı da delerek geliyor kulaklarıma. İnce çerçeve gözlüklü, saçları genç yaşında hafiften ağırmış birisi taksimin kapısını açıyor ama binmiyor. Kapıyı arkasından kapatıyor. Tam arabadan inecekken taksinin diğer yanına geçip kapıyı açarak biniyor taksiye. “Kolay gelsin kusura bakmayın taksinizi de ıslattık ama…” diye lafa giriyor. Şaşkınlıktan ne yapacağımı-diyeceğimi şaşırıyorum. “Yok, önemli değil.” diyebiliyorum sadece.

“Nereye gidiyoruz?”

“Kuru bir yere gidelim lütfen.” dedikten sonra açıyorum taksimetreyi, düşüyoruz ıslak yollara.

Yeni evlenmiş almış diyeceğim

Elindeki alyans gözüme çarpıyor hemen. Nedense daha bir parlak gibi geliyor. Yeni evlenmiş almış diyeceğim ama yaşına ve göbeğine bakacak olursak evleneli hayli olmuş. Yüzüğünü kaybetmiş yenisini de almış olabilir gerçi. Şimdi yüzüğünü de sormak olmaz sanki göz koymuş gibi. Her gün parmağından çıkartıp silecek hali yok ya…

Üstü başı pek bir şık. Ama şık olmaya çalışmamış. Güzel markalardan yapılan alışveriş. Düzenli çamaşırların yıkanması ve ütülenmesi gibi etkenler onu böyle gösteriyor. Bunu yapacak maddi imkânı, zamanı ve kültürü varsa güzel bir işte çalışıyor olmalı. (Taksiyi ıslat-tık mı dedi az önce o?) İnsanlar sadece para kazandıkları zaman bakımlı gözükmezler. Bunun kültürünü de yaşıyor olmalılar. Her şey para değil sonuçta… Dış sesim iç sesime manidar bir gülümseme atıyor.

Aynadan adama bakıyorum ama adam bana bakmıyor. Dışarıya da bakmıyor. Takside yanına bakıyor. Gülümsüyor. Şaşırma nidaları yapıyor. Ne yaptığını anlayamıyorum. Galiba o da bir iç hesaplaşma yapıyor içinde. Ya da kimseye anlatamadığı şeyleri anlatıyor aynada kendine.

“Gerçekten öyle mi düşünüyorsun?” diye bir soru soruyor. Kafamı kaldırıp aynadan ona bakıyorum ama o gene bakmıyor.

“Bir şey dediniz duymadım?”

Taksiyi ıslat-tık mı dedi o

“Yok, size demedim.” diye cevap veriyor hödük. Ulan bana demediysen kime dedin. Kendimi korku filmlerinde gibi hissediyorum. Adamın deli olma ihtimalini düşünüyorum. Maddi durumları iyi olan insanlarda bu oran daha yüksek oluyor çünkü delirmeye zamanları oluyor! Bu ihtimali bir kenara bırakırsam kendi iç hesaplaşması da olabilir tabi. Bu ihtimal daha rahat hissetmemi sağlıyor o yüzden buna inanmayı seçiyorum. (Taksiyi ıslat-tık mı dedi o?)

hey taksi

hey taksi

Yağmur kesildi. Yollar hala ıslak ama. Sokak lambalarının ışıkları yoldaki sudan yansıyarak gözlerimize geliyor. Taksinin içini-tavanını aydınlatıyor. Adama bakıyorum yansıyan ışıkta. Gene yanına bakıyor. Sanki birisini dinliyor. Evet evet birisini dinliyor bu adam. Karşısındakinin dediklerine de tepkiler veriyor. Allah’ım! Şimdi sıçtım diyorum. Sonunda piyango bana vurdu. Ya şimdi bana bir şey yaparsa? Aniden bıçağı saplasa boynuma?!

Bir süre endişe duyduktan sonra kendimi sakinleştiriyorum. Ben de normal bir insan değilim sonuçta. Arada kendi kedime konuşuyorum. İlginç hobilerim takıntılarım var. Mesela insanlar taksinin camını tam yarıya kadar açınca sinir oluyorum. Ya biraz aşağıya ya da yukarıya kaldırıyorum. Tam orta noktada kalmasına katlanamıyorum.

İkimiz de deliyiz

O yüzden bu adamla iletişim kurabilirim. Sonuçta ikimizde deliyiz…

“Yanınızda kim var?” diye bodoslama dalıyorum muhabbete. Tabi şansımı da zorlamış oluyorum. Onunla dalga geçtiğimi zannetme ihtimali benim yaşama ihtimalimle ters orantı oluşturuyor. (Matematik öğretmenim bu örneği verdiğimi duysa oturup ağlardı herhalde.)

Adam bana aynadan bakıyor. Anladı benim de deli olduğumu. Onun seviyesinde olduğumu. İndirdi şaşkın kaşlarını. Düzeltti bütün mimiklerini ve cevap verdi.

“Sevgilim oturuyor.”

“Ben neden göremiyorum onu?”

Çünkü kendisi iki yıl önce öldü.” Beynimde yankılanıyor bu kelime. Öldü, öldü, öldü, öldü… Tüylerim diken diken oluyor. Arkamda hayali birisi değil bir hayalet oturuyor!

Onunla nasıl konuşuyorsun?

Hemen toparlanıyorum adamla iletişimimi kaybetmemek için. Tüylerimi yatıştırdıktan sonra sohbetimize devam ediyoruz.

“Öldü mü? Peki, öldüyse onunla nasıl konuşuyorsun?”

“Kafan karıştı anlıyorum. Ben deli değilim. Biliyorum onun öldüğünü. Toprağın altında olduğunu biliyorum. Öldükten üç gün sonra geldi oturdu yanıma. Konuştu benimle. Kafayı yediğimi düşündüm. Psikologlara gittim. Tedavi dedikleri şeyler uyguladılar bana. Ama onu kafamın içinden atamadılar.”

Adam bunu anlatırken o kadar samimiydi ki bir an kendime küfür ettim onu görmediğim için. Suçlu hissettim adama kendisini deli hissettirdiğim için. Hatta onu görmeyen herkese bir küfür salladım ta içimden.

Bir süre sonra ben de onunla konuşmaya başladım. Bana iyi gelmeye başladı bu. Hem kendisi de biliyor ölü olduğunu. O benim kafamın içinde yaşıyormuş öyle söylüyor. Kendisi de bilmiyor ne zaman öleceğini. Yani kafamda ne zaman öleceğini bilmiyor. İkimizde çaresiziz.”

Adama anlıyorum demek istedim ama anlayamadım. Üzüldüm demek istedim ama üzülemedim. Hangi duyguyu hissetmem gerekiyorsa onu hissedemedim. Bu olayın bana normal gelmesine şaşırdım sadece. Demek bu kadar uç yaşıyormuşum ben.

Yollar kuruyunca durdum. Kuru yere gelmiş olduk çünkü. “Geldik abi.”

“Teşekkür ederiz. Bu arada o sizi çok sevmiş öyle söylüyor. İlk defa ona birisinin olduğuna çok mutlu oldu. İletmemi istedi. Tekrar teşekkür ederim dinlediğiniz için.” dedikten sonra taksiden indi. Diğer tarafa geçti kapıyı açtı. Bekledi ve kapattı kapıyı. Kolunu kaldırdı hafifçe, o da koluna girdi galiba yürümeye başladılar.

Taksiyi sürmeye devam ettim. Yağmur da devam etti…

DEVAM EDECEK…

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Hayal, evim ve eşim

Sokak kedilerinin İstanbul’u

Benim Hikayem Biterken Başladı – 2

Descartes’in yöntem üzerine konuşmalar eseri ve tarih uyarlaması

Zamana yolculuk 6. bölüm

Alice kitaplarında Darwinci hiciv 5. Bölüm

Karanlıkta aynaya bakmak

Söven adamın bir günü

Kirli Melek – 6

Güven kırıntıları

hey taksi

Hey taksi 8. bölüm

Hey taksi, Erdal Fahlioğulları‘nın kaleme aldığı bir öykü dizisidir. Hey taksi öykü dizisinin önceki bölümlerini okuduktan sonra bu bölümü okumanızı öneririz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

5. bölüm

6. bölüm

7. bölüm

Hey taksi

Sıcak bir Pazar günü arabada oturmuş müşteri bekliyorum. Yılın son sıcakları kendini gösteriyor. Güneş ışıkları arabamın konsoluna o kadar vurmuş olacak ki hafif bir plastik kokusu sarmış arabanın içini.

Etraf sakin. Hafta içinin koşuşturması olmadan şehir daha bir güzel geliyor gözüme. İnsanların acelesi olmadan düzen daha bir iyi işliyor sanki. Acele etmeyince kimse bir yere geç kalmıyor gibi geliyor bana. Derken orta kellikte bir adam uzaktan “Hey Taksi! diye sesleniyor bana. Ellerinde poşetler var. O yüzden işleyen demir pas tutmaz mantığıyla tek marşta çalıştırarak arabamı kaldırımına yanaşıyorum. Yükleme işlemi tamam, “Nereye gidiyoruz abi?” diye soruyorum.

“Hani Şu Hafta Sonu Piknik Yapıldıktan Sonra Bok Gibi Bırakılan Yeşillik Alan’a gidelim.” diyor. Rüzgârın güneşin etkisini hafifletmesi ile rahat bir nefes alıp mesaime başlıyorum.

Mangalın felsefesi

Adam rahat kıyafetler giymiş. Yakasının önü hafif açık, orta kıllıkta bir adamdı bu. Yüzünde güzel bir gülümseme var. Çok sevdiği bir şey yapmaya gidiyor gibi bir gülümseme bu. Ellerinde ki poşeti bagaja atarken içinde metalimsi şeyler hissetmiştim. Olay piknik olunca bu nesnenin ne olduğu MANGAL diye led ışıklarla yanıyor beynimde.

“Pardon biraz hızlı gidebilir miyiz” diye soruyor arkadan. (Küçükken mahallenin işsiz güçsüz-ne düğü belirsiz-hiçbir vasfı olmayan-kendini mahallenin abisi zanneden birisi “Pardon çıkalı ayılar çoğaldı.” demişti o aklıma geldi.

“Tabi yol boş zaten hızlanıyorum.”

Adam iç konuşmalarımı duymuş olacak ki pazar sakinliğini bozdu. “Ben de pikniğe gidiyorsunuz sanmıştım” dedim.

Evet, pikniğe gidiyorum geç kalmak istemiyorum. Ben mangal başıyım.” Dedi gülerek. Bunu ciddiye almıştı belli ki. Gülümsemesi alaydan değil, bu göreve layık bulunmasından ötürü hissettiği mutluluktandı.

“Tamam da, siz olmasanız başkası yakar mangalı. Ne olacak ki? “

“Olamaz öyle şey bu benim görevim. Anladığım kadarıyla siz mangalın felsefesini çok hafife almışsınız.

“Anlamadım mangalın felsefesi mi dediniz?

“Aynen öyle dedim. Mangalın felsefesini anlamamışsınız. Mangal bizi biz yapan, bir arada tutan yegâne şey. Mangal demek iş birliği demektir. Herkes bir görev alır üstüne eş zamanlı yapmaya başlar. Hazırlık yapanlar mangal başından haber alır hazırlıklarını ona göre tamamlar. Mangal başı mangalın yanış süresini hesap ederek işe koyulur. İçkiler birisindedir, oyunlar birisinde. Grubun eğlencesi de birisinde.”

“Ben hiç öyle düşünmemiştim.” diyorum azıcık utanarak. Adamın bu kadar ciddiye aldığı bir olayı ne kadar da alçak görmüşüm. Ben bunları düşünürken o felsefesini anlatmaya devam ediyor.

“Mangal faklı grupları da bir araya getirir. Böyle bir etkinlik yaptın mı insanlar toplanır sohbet eder. Tanışıp kaynaşırlar, yeni arkadaşlar-dostlar edinirler.

Mangal bilimi

Tatları da farklıdır mangalda pişenlerin. Normalde ocakta ne pişiyorsa ondan daha da güzel olur mangalda. Yardımseverdir de aynı zamanda. Yere düşenlerden sokak hayvanları nasiplenir. Karınlarını doyururlar. Yere düşmese bile yemek yiyenler kokudan da olsa pay ayırırlar yanlarında kokuya gelen kedilere-köpeklere. “

Adam bunu bir bilim gibi işlemiş içinde analiz etmiş. Bunun bir derneğini bile kurmuştur belki de diye düşünüyorum. Mesleği de mangalla ilgilidir diye tahmin ediyorum. (Bu soruyu ona sormayacağım içimde gizem olarak kalsın.)

“Mangal yapan adam temiz hava da alır. Doğa ile haşır neşir olur. Yeşillik alana gider. Yere oturur, o da olmadı tahta bir masaya oturur. Mis gibi açık havada temiz hava alır. Mangaldan sonra oynanan oyunlarla bedenine iyi bakmış olur. “

Adama cevap vermedim sadece aynadan onu dinlediğimi anlasın diye küçük küçük bakışlar attım. Benim cevap vermem bir şeyi değiştirmezdi çünkü. Şevkle yapılan işlerde yorum geri planda kalırdı.

“Buyrun alana geldik. Borcunuz “Toplu Ulaşımla Gelinse Bu Parayı Vermem” tutarında. Size kolay gelsin. “

“Teşekkür ederim. Dedi ve bagajdan eşyalarını aldıktan sonra alana bir baktım.”

Gerçekten de dediği gibiydi. İnsanlar açık havada eğleniyor, bir birleri ile şakalaşıyorlardı. Herkes bir işin ucundan tutmuştu. Karınları doyuyordu yanlarındaki sokak hayvanları ile beraber. Pencereden de mis gibi hava doluyordu içeri.

Döndüm taksi durağıma. Dönerken de marketten mangal aldım bir tane.

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Alice Kitaplarında Darwinci Hiciv 3. Bölüm

Yaşamak için

Çocuk

Recep ile Nadan – Bölüm 10 / Esnaf Lokantası

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 1

Söven adamın bir günü

Toprak ana

Asansör Müziği ve Gastronomi

Herkes Dergisi yazar alımı hakkında

Veronika

taksi

Hey taksi 7. bölüm

Hey taksi öykü dizisi, bir Erdal Fahlioğulları eseridir. Taksici gözünden anlatılan öykünün ilk 6 bölümünü okumanızı tavsiye ederiz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

5. bölüm

6. bölüm

Hey Taksi

Yoğun trafikte sıkışmış kalmıştım. Hiçbir yere kıpırdayamamanın verdiği rahatsızlıkla sürekli radyo kanallarını değiştirip durdum. Çevremdeki insanlar da benim rahatsızlığımı paylaşıyordu. Telefonda şiddetli konuşma yapanlar, sanki trafiği açma gibi bir gizli gücü olan kornayı kullananlar ve içindeki ruh ölmüşçesine önündeki arabaya bakanlar. Sanki hepsi ıstırap temalı bir yapbozun parçası gibilerdi.

Hey taksi” diye seslendi birisi sol yanımın arkasından. Frene basıyormuş gibi yaptım ben de. Kısa süreli eğlence yetti bana ve yeni müşterime baktım. Aceleyle bindi arabaya, taksi gidiyor olsaydı da yine de binebilirdi bu hızla.

Kırklı yaşlarına yaklaşmış ama saçları boyalı. O yüzden yaş tahminim tam tutmayabilir. Ellerinin çamaşır suyunun veya deterjanın bol değmesinden ötürü rengi değişmiş. Kimyasal maddeler anne eli yapmış ellerini. Ellerindeki mutfak ihtiyaçlarıyla dolu poşetler de iddiamı destekler nitelikte. Üstünde çok ziynet eşyası yok. Kıyafetleri de indirimsiz sürekli gidip alışveriş yapabileceğiniz türden yerlerden alınmış. Ezilmişlik var bakışlarında. Mevkisiz olmayan sömürü mantığına dayalı bir yerde çalışıyor büyük ihtimal.

Seni kaybetmeyi göze alamıyorum

Sevinç

Trafik biraz açılınca ufaktan ilerlemeye başladık. Kadının gözlerinde bir küçük sevinç gördüm. Ama öyle sıradan sevinçler değil. Acı çeken birisinin acısı kesilince görülen bir sevinç. Sevinç olmamalı böyle bir duygunun adı diye düşündüm bir an. TDK’ye başvurmalı hemen. Belki böyle derin kelimeleri düşünüp sokuk sokuk işlerle uğraşmazlar.

“Lütfen biraz acele eder misiniz?” diyor beni düşüncelerden çekip alarak.

“Tabi ki. Acil bir durum yoktur inşallah?” dedim ama bir dokunmuşum meğerse. Bin ah işitsem gene iyiydi…

“Yok, acelem yok. Zaten neden acele edeceğim ki? Verdiğim kararları nasıl olsa gerçekleştiremiyorum. Hani sürünüp gidiyoruz derler ya. Ben sürünüp de gidemeyenlerdenim. İşten bu saatte çıkıyorum. Çocuklarım okuldan sabahtan akşama kadar okuldalar. Neredeyse bazen günde on saat. Eve gel yemek yap bulaşık yıka derken onlarla da ilgilenemiyorum. Resmen kendi kendilerine büyüyorlar. Annen baban kim diye sorsalar ikisine de kendi ismini yazarlar.

Baba desen çalışıp işe gelmeyi kendine görev edinmiş. Görevini gerçekleştirince zafer edasıyla eve gelip ayaklarını uzatıyor. Anlayamamış hala bu zamanın ailesini. Saplanmış kalmış ataerkil topluma. Ataerkil dediğime de bakma. Asıl anlamı bütün işleri kadının üstüne yıkan, bütün günahları ona yoran, bahaneleri hep kadın olan toplumlara atfedilen bir kelime.”

Kirli Melek – 3

Konuşmayı planlamış gibi

Araya girecektim ancak giremedim. Kadın sanki bu taksiye binip bunları anlatmaya planlanmış gibi konuşmayı sürdürüyordu. Girsem de ne diyecektim ki sanki.

“Şimdi ben taksiye bindim ya. Zaman geçtikçe tek sıkıntım yetişmek de olmuyor. Artan taksimetreye bakıyorum. Aklıma taksitler geliyor. Ödenmemiş borçlar, hayal edilen tatiller gözlerimin önünde uçuşuyor. Ama sen zaten anlamışsındır böyle olduğunu. Bana nereye gideceğimizi bile sormadın. Bizim gibilerin oturduğu sitelere yöneldin farkında olmadan. Ama seni suçladığımı da zannetme sakın. Hiçbir şey zannetme.”

Gerçekten de dediği gibi. “Kat Karşılığı Parsel” sitelerine yönelmiştim farkında olmadan. Toplum sürükledi olsa gerek dedim kendimde bir suç bulmadan.

“En çok da ne canımı acıtıyor biliyor musun? Bunları sana anlatmak. Çünkü kimse benim nasıl olduğumu sormuyor. Önemsenmek hatırda kalmış bir duygu oldu sadece. Hani dedin ya bana, acil bir durum yoktur inşallah, diye. Uzun zamandır kimse beni düşünerek soru sormamıştı.”

Derken sitenin önüne gelince durduruyor beni. Taksimetre yirmi liraya ulaşmış. Daha fazla tutmasın diye durdurdu olsa gerek. Acıdığımı düşünmesin diye ses etmiyorum ve parayı alıyorum.

Kadın iniyor. Yorulmuş ayaklarını zar zor basarak yürüyor yolu. Elindeki ağır poşetler de hiç yardımcı olmuyor haliyle. Şimdi kocası ayaklarını uzatmış. Çocukları sıcak yemek beklemektedir. Patronu da onun sayesinde kazandığı paraları yiyordur. Ben de ondan aldığım parayı cebime koyuyorum. Utanıyorum kendimden…

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken yazılar:

Benim Hikayem Biterken Başladı – 1

Altun yumurtlayan tavuk

Zamana yolculuk

Hayat Sende’nin 15.200 belgeseli

Köy okulları yardım projesi

Bir hüzün alır seni

Avrupa futbolunda rekabet ve Arap sermayesi

hey taksi

Hey taksi 3. bölüm

Hey Taksi öykü dizisi, Herkes Dergisi öykü dizileri arasında yer alıyor. Erdal Fahlioğulları öykü dizisidir. Hey taksi öykü dizisinin ilk 2 bölümünü de okumanızı tavsiye ederiz.

1. bölüm

2. bölüm

Akşam olacaktı birazdan. Güneş batmak üzere yerini ayırtmıştı gökyüzünde. Bulutlar geçmesine izin vermeyecekmişcesine önünde sıralanmıştı, tam da ufuk çizgisinin üstünde.

Hemen ortalığı bir telaş kapladı tabi. İnsanlar işlerinden çıkmaya başlamıştı. Hiç bitmeyen bir tempoyla evlerine, onları bekleyen şeylere gidiyorlardı. Bu kimi için sıcak bir yuva, kimi için mikrodalgada ısıtılacak bir yemekti. İnsanlar farklı yerlere gidiyorlardı ama hepsi aynı düzen içinde gidiyordu.

Theodor Reik kitabı aşk ve şehvet üzerine

Taksi

Arabamın sırası geldi. Elinde evrak çantasıyla bir hanımefendi bindi. Tabi hanımefendi dedim çünkü elinde evrak çantası vardı. Elinde o olmasa, az biraz da geleneksel giyinse hemen abla-bacı olacak, öyle seslenecektim ona.

İnsanları görür görmez ilk önce dış görünüşüne göre yargılıyoruz hüküm veriyoruz tabi. Çoğu da bunun yanlış olduğunu söylüyor ama ne yapabilirim ki önce sesini duymuyorum, ya da ona dokunmuyorum. Onu görüyorum. Ee, önden gelen duyu organım hükmü veriyor hemen.

Bindi taksiye “Hemen Karanfil Sokağa gidelim.” Dedi. “Hemen abla.” Diye cevap verdim. Evet, kendi yargılamamı kırdım onu ilk gördüğümde hanımefendi demek istemiştim ama ben abla dedim. İçgüdülerimle sosyal benliğim kavga etti ve kazanan “abla” oldu. Bu küçük başarımla biraz avunduktan sonra tekrar eski dinginliğime döndüm.

taksi

taksi

Abla bir yandan telaşını bastırmaya çalışıyor bir yandan da çantasından çıkardığı boyaları yüzüne sürüyordu. Aynada tasdik ettikten sonra süslenme işinin diğer aşamalarını birer birer yapıyordu.  Tamam dedim bu kadın işini iyi biliyor çünkü taksime binen kadın ile inen kadın aynı olmayacak.

“Radyoyu açar mısınız? dedi. “Tabi hanımefendi.” Dedikten sonra açtım radyoyu. (Hay Allah! Nerden çıktı şimdi hanımefendi, süslendi diye mi abla, hanımefendi oldu?)

Haksız başarımı elimden alındı gibi hissettim. Sosyal benliğim bıyık altından güldü içgüdülerime. Bu sefer de kısa bir üzüntüden sonra tekrar eski dinginliğime döndüm.Benim meselem buydu, her olaydan sonra dinginliğime dönebilmek.

Radyo da açılan kanala itiraz etmedi abla. Demek ki sadece gürültü oluşmasını istedi kafasındakileri dağıtmak için.

Kalp atışının ucundaki hayat

İletilen bir mesaj

Düz bir yolda emniyetle devam ederken ben de mesaime başladım. “Bu memlekette trafik olmadığı aşikâr gerçi”. “Evet haklısınız. Hele kadınlar çok tehlikeli dedi” diye karşılık geldi arkadan ve hafif sahte politik bir gülüş attı. Gerçi politik dedikten sonra sahte kelimesini kullanmam anlatım bozukluğu oldu galiba. Lan !! Galiba gene dışımdan konuştum ama kadın bunu ona iletilen bir mesaj zannetti. Ben de “Estağfurullah” dedim ki bu kelimenin gizli anlamı; aynen öyledir.

Neyse aynadan onu incelediğimden rahatsız olmaması için kısa kısa bakışlar atarak aklımdaki fotoğraflardan çıkarımlarımın tadını çıkardım.

Herkesten sakladığı boyalı yüzünün altında belli belirsiz çizgiler var. Belli ki hayat yormuş onu çünkü hareketleri ve ses tonundan genç olduğu kanısına varıyorum. Ses tonunda canlılık var, beklenti var, umut var.

taksi

taksi

İnsan yaşı ilerledikçe beklentileri azalıyor. Galiba hep unutmak istediğimiz, bir gün öleceğimiz gerçeği, içten içten etkiliyor onu. Kalp atışları öleceğini hatırlatan bir saat misali atıyor.

Hava çok sıcak terliyor ama bunu sıkıntı etmiyor. Güneyli birisi olacak ki güneşin fırın etkisine alışmış. Arabaya binen her on kişiden sekizinin kullandığı klişeleri kullanmıyor. “Hava sıcak değil de nem çok.” “Biliyor musun son 30 yılın en fena yazını yaşıyoruz.” Bunları kullanmadığı için “Şükür” diyorum.

Kadın ummalı çalışmasından kafasını kaldırıp bana bakıyor. Kahretsin! Gene dışımdan konuştum. Ama bir şey demiyor kadın. Kafasındaki garip kataloğuna koydu galiba beni ki hareketlerim ona normal geliyor. Deli olmak lazımmış, meydanın ortasına sıçsam herkes deli der. (Bu fikir hoşuma gitti ilerde değerlendireceğim.)

Kadınlar… yeter ki anlayın onları be kardeşim…

Yüzük yok parmağında

Yüzük yok parmağında. Demek ki toplumda beraber yaşamayı gerektiren evlilik müessesinden nasibini almamış. Müessese dedim özellikle evet çünkü artık işler öyle dönüyor. Herkes toplumdaki statüsüne göre birisini bulup evleniyor. Baktı ki aklı havada biri bu kutsal görevi onu doğuran kişilere veriyor büyük bir gururla.

Çocuğu olduğunu sanmıyorum. Çünkü anneler her zaman bir tutam merhametle yaklaşıyorlar insanlara. Galiba karşısındakinin de bir annenin çocuğu olduğu biliyor ve kendi çocuğuna davranılması gerektiği gibi davranıyor. Ama ya çocuğuna da kötü davranıyorsa? Hemen bu tezimi siliyorum kafamdan. (acaba bizim kafamızda da çöp kutusu da var mıdır diye düşünüyorum kısa bir an.)

Gelelim bu kadının nereye gittiğine…

taksi

taksi

Elinde evrak çantası var. Galiba bir toplantıya gidiyor. Yüzüne uyguladığı boya onu çoktan 5 yaş gençleştirdi. Ama neden bu kadar acelesi vardı ki derken geliyoruz tarif ettiği adrese. Süre doldu.

Sokağın önü kapalı bir şenlik alanı var belli ki.

“Teşekkür ederim” diyor taksimetredeki tutarı tamı tamına verirken. Parayı aldım ama hala bu yere neden böyle ciddi bir şekilde geldiğini anlamıyorum. Sonra ileride gelinle damadın masada otururken görüyorum ve boş bir koltuk.

Kadın hemen masasına oturuyor, çantasından çıkardığı cübbeyi aceleyle giyiyor. Birbirine eş iki kişiyi toplumda beraber yaşayabileceği evlilik bağıyla bağlıyor.

Durağıma dönüyorum usulca, evlilikten nasibini almayanların taşıdığı baskıyla.

4. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken yazılar:

Penisli Yargı ve Hakim Olamayan Avukatlar

Benim Öyküm – Son bölüm

Evimizdeki Konsomatris

 

taksi

Hey taksi 2. bölüm

Herkes Dergisi bünyesinde yayınlanan “Hey taksi” öykü dizisinin 1. bölümünü okuduktan sonra 2. bölümünü okumanızı tavsiye ederiz.

Öykü dizisinin 1. bölümü

Hey taksi

Güneş mesaisini bitirmiş kendi köşesine çekilirken, ben kaldığım fazla mesaiye küfür ederek yaktım sigaramı. Sigaramı yakmamla müşterinin gelmesi bir oldu. Zannedersin ki sigaramı yakmamı bekliyorlar, öyle zamanlamalar yapıyorlar ki her defasında beni daha fazla şaşırtabiliyor.

“Herhangi bir yere gidelim” dedi fazla sözü uzatmadan. Ben de cevap vermeden açtım taksimetremi bastım gaza gidiyoruz. Amca yaşlıcaydı biraz ama daha hayattan beklentileri vardı, belliydi. Çünkü bir şey kırmıştı üzmüştü onu, ancak beklentisi olan bir insan üzülebilir ya da kırılabilir. Beklediğimiz şeyler ne kadar büyük olursa üzüntüsü de o kadar çok oluyor. Amcanın da beklentisi büyükmüş anlaşılan. Dertli derli bakıyordu etrafına. Ne olup bittiğini görmeden.

taksi

taksi

Kim bilir neler kaçırıyordu şu an. Üzüntüsü ya da her ne ise artık, onu şu an yaşadığı zamandan alıkoymuştu. O ana takılmış belli. Onu düşünüyordu. Çözemediği için de atlatamamıştı. Bir belgeselde izlemiştim. Çözemediğimiz sorunlar zaman geçtikçe daha da çekilmez bir hal alıyormuş. Tıpkı bir bardak suyu tutmak gibi. Beş dakika tuttuğumuz zaman yoruluruz, ama o yarım saat oldu mu kolumuz kopacakmışçasına acır. Ne biçim belgeseller izliyormuşum ben de. “Taksicisin oğlum sen”

“Bir şey mi dedin delikanlı.” dedi. Ulan gene mi dışımdan konuştum ben! Buna bir son vermeliyim yoksa başıma dert açacak.

“Yok amca kendi kendime konuştum.” Dedim. Sustu, galiba bu sorusunu da refleks olarak sormuş olacak ki cevap onu ilgilendirmedi. Dışarıya yöneldi kafası tekrar ama dışarıya bakmıyordu.

Recep ile Nadan – 15 Temmuz Özel

Altından saat

Evrak çantası vardı yanında, belli ki masa başında çalışıyordu. Şapkası pütür, üstünde de pardösü vardı. Bir görseniz sanki 80’lerden fırlamışda gelmiş gibiydi. Saati altındandı, durumu iyiydi galiba, öyle olmasa neden altından bir saat taksın ki. Hediye gelmiş olsa bile zaten insanlar durumlarına göre arkadaş ediniyorlar, kendi durumu iyi ki ona altından saat alabilecek bir arkadaşı vardı. Keşke ben de böyle bir arkadaş satın alabilseydim.

Deniz kıyısına geldik, baktım hala ses yok, arabayı kenara çektim. Baktım ki adamdan ses sada yok çıkarttım yaktım bir sigara. “Bir tane de ben alabilir miyim delikanlı?” diye sordu. “Tabiki…” dedim ona da bir sigara verdim. Verir vermez aklımda acaba doğru mu yaptım diye düşündüm. Adam yaşlı sonuçta kalp krizi falan geçirmesin şimdi diye düşünürken bir baktım adam sigarayı yakmadı. Aynadan izledim, elinde gezdiriyordu sigarayı.

Önce parmaklarının arasında bir ileri bir geri salladı. Bunu yaparken bir şeyler düşünüyordu. Sonra sigaraya baktı ve parmakları durdu. Başını çevirişi ve ellerini aynı anda durdurması yaşı hakkındaki tahminlerimin küçülmesine sebep oldu.

Pes et

İki eliyle tuttu

İki eliyle sigarayı tuttu. Gözüyle ölçüp biçtikten sonra önce sigaranın filtresini kopartıp attı. Ardından 3 eşit parçaya böldü sigarayı. 3 parçayı da avcuna aldı onlara uzun uzun baktıktan sonra avucunu kapattı sıktı hafif. Tekrar denize baktı ve doldu gözleri.

Neydi ki şimdi bu? 3 parça? Sigara? Acaba 3 kardeşleriydi de 3 eşit parçaya mı bölmüştü. Geçmişte yaşadığı sıkıntıları mı temsil ediyordu. Yaşına bakarsak, ki her ne kadar tahminlerim küçülmüş olsa da hala yaşlıydı, kardeşlerinin ölme olasılığı yüksekti.

taksi

taksi

Eliyle hızlı bir şekilde sigara parçalarını dışarı attı. Kendini toplamak için birkaç hareket yaptıktan sonra “devam edelim lütfen.” dedi. Ben de sanki nereye gideceğimizi biliyormuş gibi devam ettim belirsizlik içinde. Bir an onun da bilmediğini düşündüm.

Acaba deli miydi? Belki de yaptığı hiçbir hareketin bir anlamı yoktu. Bu düşünce saçma geldi bana çünkü küçük de olsa mutlaka bir sebebi vardır diye düşündüm.

“Tamam” diye bir ses çıktı birden. “Geldik”. Ben de sanki bunu duymayı bekliyormuş gibi durdum hemen. Taksimetreye bakmadan bir yirmilik çıkarıp verdi. Restini gördüm ve ben de taksimetreye bakmadan attım cebime yirmiliği sıfırladım taksimetreyi.

Pablo Escobar ve Kolombiya

Bir yere gitmiyordu

Amca indi taksiden ağır ağır sokakta yürümeye başladı. Sanki bir yere gitmiyordu. Bir şeylerden uzaklaşıyordu. Bir şeylerden kaçıyordu.

Ben de yavaş yavaş durağıma dönmeye başladım. Kimi nereye götürdüm ki şimdi ben? 3 eski yoldaşa birkaç tur mu attırdım. Yoksa yaşlı bir manyak mı denk geldi?

Kafamdaki belirsizliklere döndüm durağıma. Arkamda 3 yoldaşı bırakmış gibi hissederek.

3. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Kürdistan mı tehlike yoksa Kürdistan hayali mi

Anarşizm ve liberalizm farkları

Çeşme ve Alaçatı neden pahalı?

Hey taksi

Hey taksi!

Yeni yazarımız Erdal Fahlioğulları’nın öykü dizisidir. Hey taksi, Herkes Dergisi bünyesinde yayınlanacak öykü dizileri arasındadır.

Hey taksi!

Saat gece yarısına yaklaşıyordu. Direksiyon sallamaktan yorulan ellerime kolonya döktüm belki bir faydası olur diye. Sonra bir sigara yaktım ve boş sokağa doğru gereksiz bir bakış attım. Mesaimin sonlarına doğru geliyordum ki sessizlik yerini belirsiz konuşmalara bıraktı. Sokağın sonunda gözüken çift tam da bana doğru gelmeye başladı. Yaklaştıkça daha da iyi görüyordum onları. Kadın erkekten biraz daha kısaydı ama bunu topuklu ayakkabıyla eşitlemişti. Erkek ise bu durumdan memnun değil gibiydi çünkü saçlarını olması gerekenden fazla bir şekilde yukarı
kaldırmıştı. Birbirlerine çok az bakmaları ya kavga ettiklerini ya da çok uzun aşkı sönmüş bir ilişkiyi gösteriyordu. Suratları düşük olduğundan ilk tercihimi kullandım. Tabi ben bunları düşünürken çoktan yanıma gelmişlerdi. “Hayırlı işler biraber, boş mu?
“Tabi ağabey buyrun.” (Ağabey mi? Bu da nerden çıktı şimdi ben bunu demek istememiştim
şimdi ondan aşağı olduğumu düşünecek.)

Çeşme ve Alaçatı neden pahalı?

Zor geçiniyorlardı

Verilen adrese doğru yol almaya başladık. Ben de tabi bu arada tahminlerimi
kuvvetlendirecek deliller arıyordum. Sonra birden adam:
“İki dakika daha dayansaydın bunlar olmazdı.” Dedi.
Neydi şimdi bu? Misafirlikte, ki olası bir şekilde bu anne ziyaretiydi, fazladan oturmaları mı gerekiyordu da erken mi kalktılar, ya da adam sex yaparken kadın onu yarı yolda mı bırakmıştı. Tek bir cümleden çıkarılabilecek bütün olasıkları düşünürken kadın cevap verdi:
“Adam olsaydın da o iki dakikaya ihtiyacımız kalmasaydı.”
Evet şimdi ihtimalleri ayıklamaya başlayabilirdim. Demek zor geçiniyorlardı, o zaman bu parayla ilgili olabilirdi. Kadının konuşma tonu rahattı adamın onu terk etmesinden ya da büyük bir kavga etmelerinden korkmuyordu. Muhtemelen onu evde kabul etmeye hazır bir baba bekliyordu. Adam buna cevap vermedi. Onun yerine derin bir iç çekti ve dışarıya baktı. Sigara vermek geldi içimden ona ama vermedim. Son tekimi kendime sakladım. Çünkü dönüş yolu yalnız oluyordu. Gece yarısı müşteri bulmak oldukça zor tabi.

Recep ile Nadan

Tek suçları kadın ve erkek olmalarıydı

“Belki bize bir daha şans verirler?” dedi adam.
Kim şans verecek size? Çalıştığınız yer mi? Evet bu işle alakalı olabilirdi, belki kirli bir iş. Hatta onların çift olduğu kanısına nerden vardım ki? Ele ele tutuşmak ya da öpüşmek gibi bir hareketleri olmadı. Ya da birbirlerine yakınlık göstermediler. Tek suçları kadın ve erkek olmalarıydı. Kendimi biraz suçlamadım ama sonra şunu düşündüm.

Hey taksi

Hey taksi

“Kavga eden bir çiftin diğer insanlardan ne farkı kalır ki?”
“Efendim, bir şey mi dediniz?” dedi adam ve arkama döndüm sorgulayarak. Bunu sesli mi
söyledim ben? Çok düşününce oluryor bazen, arada bazı düşüncelerim firar etmeye çalışıyor ama bu hiç birisinin yanında olmamıştı. Çok utandım ve” telsizden geldi ağabey “ dedim.(Aaaahhhh!! tanrım benim sorunum ne gene ağabey dedim!)

Benim Öyküm

Büyük ödül

Hal böyleyken verilen adrese vardım. Kısa bir duraklamadan sonra parayı verip üstünü
aldıktan sonra taksiden indirler. Para üstünü almaları durumu iyi olmadıkları düşüncemi haklı
çıkardı. Taksi durağına geri döndüm. Kalan tek sigaramı içecektim ki arka koltukta adamın cüzdanını
düşürdüğünü gördüm. Birden içimi bir sevinç kapladı , sonunda tahmin ettiğim
şeylerin doğruluğunu ispatlayabilecektim. Bu daha az düşünmeme sebep oluyor be daha az
yoruluyorum. Cüzdanda az bir parayla beraber bir kaç kart buldum. Bu kartlardan biri ulusal bir televizyon
kanalında yayında olan bir programın kartıydı. Program, çiftlerin yarışmalarını ve sonunda
sadece bir çiftin büyük ödül almalarını sağlayan bir yapıya sahipti.(Çift olduklarını
biliyordum!)
Cüzdanı geri götürdüm ve teşekkür olarak koca bir hiç aldıktan sonra geri yola koyuldum. Tek kalan sigaramı yolda yaktım. Biraz da güldüm giderken. Bu yozlaşmış yerde, insanların eşlerine bir kaç ödül yüzünden hiç tanımadığı bir adam gibi davrandırmasını sağlayan bu düzene güldüm.

2. bölüm

Hey taksi yeni bölümleri ile Herkes Dergisi bünyesinde yayınlanmaya devam edecek. Hey taksi yeni bölümü gelecek hafta yayınlanacak.

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

Kısa yazılar:

Kalp atışının ucundaki hayat

Yalnız takılan Komiser Şekspir sancısı