Yazılar

aşk nedir

Aşk Nedir?

Aşk Nedir?

Aşk nedir? Gelmeyeceğini bile bile beklemektedir belki de kavuşamamaktır, aldığın her nefeste baktığın her yerde onu hissetmektir, her sabah uyandığında ilk akla gelen, her gece vakti aklında canlanan son şeydir, rüyalarında onu görmektir, her mevsim aynı güzellikte sevmektir, gönülden sevmektir

Benim Öyküm – Son bölüm

Aşk

Ne demiş şair “Dokunulmasa da, görülmese de; kalpte yer verilir bazısına, nedensiz.” Gerçekten öyle mi? Dokunmadan görmeden, kalpte yer verilir mi? Kimine göre verilir, kimine göre verilmez. Zaman geçtikçe belki de unutursun, belki de hiç unutmazsın… Bu tamamen senin sevip sevmemen ile alakalı bir şey aslında. Yıllar geçse bile eğer içinde bir kırıklık, bir üzüntü, biraz yaşanmışlıklar duruyorsa bence sende dokunmadan, görmeden kalpte yer vermişsin sebepsizce. Eğer sevmemişsen zaten en kısa sürede unutursun tüm yaşanmışlıkları. Bugün biriyle, yarın ötekiyle derken geçinir gidersin, gidebildiğin kadar. Ancak ya sevip yollar ayrı düşünce ne olacak? Unutmak isteyeceksin, bir başkasında arayacaksın mutluluğu, ama bulamayacaksın. Bulduğunu sanacaksın, ama kendini kandırmaktan başka bir şey yapmayacaksın. Belki de hep geçmişindeki insanı arayacaksın konuştuğun kişide, günler geçtikçe, aylar geçtikçe farkına varacaksın unutamadığının. Sonra ne mi olacak? Ondan da ayrılacaksın, şair boşuna dememiş dokunulmasa da görülmese de kalpte yer verilir bazısına nedensiz diye.

Alice harikalar diyarında ve aynanın içinden

Üzüleceksin, ağlayacaksın, içinden bir parça kopacak.

Dünyanın çivisi çıksa umurunda olmayacak, ağzına giren her lokma sana zehir gibi gelecek. Bakımsız olacaksın, belki de günlerce aynaya bakmayacaksın. Bu illete bir kere yakalandın mı bir daha yakanı bırakması zor olacaktır. Gidenin arkasından ağlanmaz ama sen ağlayacaksın, belki de hüngür hüngür. Gözyaşların sel olup gidecek, akacak yanaklarından aşağıya. Her damlasında ayrı bir acı, ayrı bir hüzün olarak dökülecek… Ağlamak çözüm olacak mı? Ağlamak çözüm olmayacak, sadece kendini rahatlatacaksın bir süreliğine. Yastığa başını her koyduğunda belki geceler sana dar gelecek, günün ilk ışıkları ile uykuya dalacaksın. Bazı zamanlar, şuan ne yapıyordur acaba diye düşüneceksin. Zihnini bu ve benzeri şeylerle meşgul edeceksin. İçinden yazmak gelecek, ama yazamayacaksın. İnatsın ya hani, gurur yapıyorsun ya hani. Ölsen de yazmasın, ama ölene kadar da ağlarsınız dimi? Beklemekle dertlere çare aranmaz elbette, lakin beklemekte bir yere kadardır dimi?

 Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi -3

Aşk nedir?

Gelmeyeceğini bile bile beklemektedir, belki de aşk sevip kavuşamamaktır, aldığın her nefeste baktığın her yerde onu hissetmektir, her sabah uyandığında ilk akla gelen şeydir, her gece vakti aklında canlanan son şeydir, rüyalarında onu görmektir, her mevsim aynı güzellikte sevmektir, gönülden sevmektir… 

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Herkes Dergisi yazar alımı hakkında

Yarım kalan

Pes et

Büyümek, kırmızı şarap ve aşk

Penisli Yargı ve Hakim Olamayan Avukatlar

anlatılmaz

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 9

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile öykü dizisi, Cem İraz‘ın Herkes Dergisi bünyesinde yayınlanan öykü dizilerinden birincisidir. Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile öykü dizisini tam anlayabilmek için tamamını okumanızı tavsiye ediyoruz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

5. bölüm

6. bölüm

7. bölüm

8. bölüm

Anlatılmaz yaşanır o günler, meyhanede içip içip, kaldırımlarda uyuduğum günleri hatırlıyorum…

Kulağıma gelen köpek havlamaları ile gözlerimi yarı açık bir şekilde açtığım o günler… Nerede olduğumu, neden orada yattığımı bilmiyordum, sersem bir şekilde sağa sola çarpa çarpa yürüyor ama nereye gidiyordum ben de bilmiyordum. Yağmur, sis, çamur… Hissettiğim tek şey bunlardı. Yağmurun altında sırılsıklam bir şekilde yönümü bilmeden ilerliyordum. Arada bir taşlara takılıp yere düşüyordum. Üstüm başım çamur içinde yine ayağa kalkıp yürüyordum.

Penisli Yargı ve Hakim Olamayan Avukatlar

Midem bulanıyordu, kusmak istiyordum ama bir türlü içimdekileri çıkartamıyordum.

Belki içimdekileri söküp atsam rahatlayacaktım. Karanlıkta bir ben vardım, bir de sokak köpekleri. Gecenin bir vakti hangi Allah’ın kulu dışarıda olur? Ben oluyordum ama. Ben de ölmek istiyordum, yaşamak bana göre değildi bu saatten sonra. Kendimi sarhoş edip Canan’ın hayali ile bir iki saat yaşamaktansa ölüp onun yanına gitmeyi tercih ediyordum.  Ancak Allah’ın verdiği canı ondan başkası alamaz diyerek bu kararımdan vazgeçiyordum. İstemsizce ağlıyordum. Kendimi tutamıyordum. İçimde yaşayamıyordum hislerimi. Kontrol artık benden çıkmıştı. Bazen kendi kendime konuşuyor, sanki bir soru geliyormuş gibi can kulağıyla dinliyor ve cevaplıyordum.

Herkes Dergisi yazar alımı hakkında

Varlık ile yokluk arasında gidip geliyordum.

Varlığımın veya yokluğumun bu dünyada ne işe yarayacağını istemsizce düşünüyordum, çünkü hayatım alt üst olmuştu. Kendimi tek bir insana odaklamıştım, o da artık yoktu… Eve gitmez olmuştum, hiç uğramıyordum. Bahçedeki çiçeğimi sulayıp, onunla konuşup gidiyordum. Gün aydınlanıncaya kadar çiçeğimle oturur sonra giderdim. Zihnimde, gün ışığına karşı bir kötülük hissi doğuyordu. Kuşların cıvıltısı, ağaç yapraklarının rüzgar dolayısıyla birbirine değip çıkarttığı hışırtılar, sokaktaki insanların sesi, aklınıza gelebilecek hemen her ses beynimde zonkluyor, beni bir yerden bir yere fırlatıyordu. İnsanların büyük bir çoğunluğunun sahte, yalancı, ve aldatıcı olduğunu düşünmeye başlamıştım. Evdekilere varlığımı belli ettirmemek için geceleri geç, sabahları erkenden gözden kaybolurdum. Bana deli gözüyle bakmaları canımı acıtıyordu.

Devam edecek…

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Yarım kalan

Evimizdeki Konsomatris

Pablo Escobar ve Kolombiya

Recep ile Nadan – 15 Temmuz Özel

20

anlatılmaz

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 7

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile öykü dizisinin ilk 6 bölümünü okumanızı öneriyoruz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

5. bölüm

6. bölüm

Aradan yıllar, yıllar geçmişti…

Sabah erken uyandım, Canan uyuyordu. Uyandırmadım, sabah kahvaltısını hazırladım. Kahvaltıyı hazırladıktan sonra gittim uyandırdım. Birlikte oturduk yemek yedik. O biraz ağır yediği için ben erken bitirmiş bulundum. Pencerenin kenarına gittim, Canan bir yandan yemeğini yerken bir yandan da beni izlemeyi severdi. Yine aynı şekilde hem yemeğini yiyor hem beni izliyordu…

Kadınlar… yeter ki anlayın onları be kardeşim…

Havalar da artık iyiden iyiye soğumuştu.

Yazın sıcaklığı yerini sonbahara bırakmış, yapraklar artık ağaçlarda değil yerlerde toprakla iç içe bütünleşmişlerdi. Pencereden dışarıya baktığımda çiçeğimin üstünü kuru yaprakların kapattığını gördüm. O  kuru yaprak taneleri bile çiçeğime erişmemeli ve onu rahatsız etmemeliydi, aşağıya indim ve tek tek etrafındaki kurumuş yaprakları, dalları topladım, yanımda getirdiğim su ile çiçeğimi güzel bir suladım. Ona doya doya baktım, konuştum. Neler yaptığımızı anlattım. Çiçeğim konuşamasa da beni gördüğünü tahmin edebiliyorum.

Çeşme ve Alaçatı neden pahalı?

Bu çiçekle konuşma olayı bana Canan’dan bulaştı sanırım….

Çiceğim, sanki bana “ben iyiyim, beni merak etme.” diyordu. Çiçeklerin her biri renkliydi. Sarısından mavisine, mavisinden beyazına, beyazından kırmızısına çeşit çeşit mis kokan çiçeklerdi bunlar. Belki de bana verilen en güzel mesajdı bu çicekler… Çok özledim seni güzel Canan’ım, senden kalan tek hatıran ismini verdiğim kızımız “Canan” kaldı. Erken ayrıldın sevgili karıcığım aramızdan. Yokluğun canımı çok acıtsa da küçük Canan’a belli etmemeye çalışıyorum. Annesiz büyümenin yokluğunu hissetse de sen yine de çiçekler sayesinde kendini unutturmamaya çalışıyorsun bizlere, ben buradayım sizlerin yanındayım diyorsun belki de…

Türk Edebiyatı için hangi romanlar okunmalıdır?

Canan’dan sonra artık kimsede gözüm yoktu.

Kimseyi onun gibi sevemiyordum.Hiçbir kadın onun gibi bakmıyordu bana. Kalbim hep onu arıyordu, aklım hep ona kayıyordu. Bazen düşünüyorum da zaman ne çabuk gelip geçmiş. Kızımız Canan büyümüş, ben yaşlanmaya başlamışım… Kızım annesini küçük yaşlarda kaybettiği için onun varlığını veya yokluğu yeni yeni hissetmeye başladı. Zaman zaman soruyor bana, “Annem nasıl öldü?” diye. Aslında verecek cevap bulamıyorum, kelimeler boğazımda düğümlenip kalıyor çoğu zaman. Küçücük çocuğa ne denilebilir ki bu konuda. Bir iki kelime ile geçiştirmeye çalışsam bile gün gelecek her şeyi ile tam, açık ve doğru şekilde anlatmam gerekecek.

Öykü dizisinin 8. bölümü yayınlandı.

8. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken yazılar:

Pablo Escobar ve Kolombiya

Hey taksi!

Herkes Dergisi yayınevlerine ilk yazarını çıkarttı

Minnoş güçlüler

Kadınlar… yeter ki anlayın onları be kardeşim…

Kadınlar… Yeter ki anlayın onları be kardeşim…

Anlamak için kendinizi biraz zorlasanız nasıl olur? Her şeyi biz erkekler mi çok biliyoruz? Kadınlar çok konuşur, çünkü anlaşılmak isterler. Anlaşılmadıkları zaman çok konuşurlar. Uzatırlar, çünkü konunu halledilmediğini düşünürler. Erkekler ise boğulur, daralır, konunun kapatılmasını isterler. Al karşına dinle kadını, bakalım uzatacak mı o kadar? Alsa karşısına konuşsa belki de kadın saatlerce uzatmayacak.

İnsan için kısa yazılar

Kadın durması gerektiği yeri bilir

Erkekler söz dinletmenin peşindelerdir. Toplumsal sorunlarımızdan birisi de erkeklerin kadınlardan hep bir adım önde durmaları olmuştur. Bu durum kadınların hep geri planda kalmasını sağlamıştır. Kadın çalışma hayatına girdikten sonra artık ayaklarının üstünde durmayı başarmış ve erkeğe ihtiyacı kalmamıştır. Bu sorun günümüzde devam ediyor ama eskisi kadar değildir. Kadın durması gerektiği yeri zaten bilir, onun aklı yok mu? Neyin hükmünü vererek ona dediklerini yaptırma peşindesin güzel kardeşim. Kadın zaten sana değer veriyorsa, seni seviyorsa, senin dediklerini de göz ardı etmez. Bir şekilde orta yolu bulmaya çalışır…

Öykü Dizileri

Kadın ne ister

Kadınlar güven ister, güven. Güven olmadan kendini anlatmaz.

Kadınlar ilgi ister, ilgi. İlgi olmadan kendini sana sevdirmez.

Kadınlar mutluluk isterler, mutluluk. Mutluluk yoksa anlaşamazsınız.

Minnoş güçlüler

Kafasında bitirmiş

Susan kadınlardan korkun! Çünkü susan kadın, her şeyi bırakmış bir kadındır. Senin ne yaptığın, nerede olduğun, ilgin, güvenin onun umurunda değildir. O artık kafasında bitirmiştir bazı şeyleri. Kendi kendini dinliyordur artık. Erkekler durumdan rahatsız olmazlar çünkü onları rahatsız eden, peşinden koşan birisi yoktur. Aradan zaman geçer, erkekler durumun farkına varır ama iş işten geçer. Kadın o gemiyi çoktan yakmıştır. Alev alan bir gemiyi söndürüp, onu onarsan bile eskisi gibi olur mu?

Kadınlar

Kadınlar

Kadınlar sevgiye, sevilmeye muhtaçtır. Onlara ne kadar ilgi gösterirsen, sen de o kadar sevilirsin. Kadınlar, çiçek gibidir. Suladıkça yeşerir ve büyürler. Kadınların, hem güneşi hem suyu olun. Onlara güven verin, değer verin… Sen ne kadar bunları yaparsan, kadın sana o kadar bağlanır. Seni el üstünde tutar, seni her zaman önemser.

Kadınlar… Yeter ki anlayın onları be kardeşim…

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çekebilecek kısa yazılar:

Pablo Escobar ve Kolombiya

Bu şehir beni fırlatırken içim sendeliyor

Türk Edebiyatı için hangi romanlar okunmalıdır?

Sıcak gri

Sıcak gri

Zaman geçiyordu. dün ve yarın ilişkisinde ki belirsizliklerin doğasına hapsediyorken kendimizi, zaman geçiyordu. anlamak istemesek de anlıyorduk ki, insan ne olursa olsun bazı heveslere mecbur kalmadan yaşayabilmeyi öğrenmeli. Ne olursa olsun bazen pes etmeyi bilmeli insan. Gerektiğinde vazgeçmeyi, gerektiğinde ısrar etmeyi. Bu satırlara bir parça burukluk bırakacağım bu vakit, çok istediğiz ama yaşayamadığımız her mutluluğa bir parça küslük bırakacağım. Affetmeye yakın düşmanlıklar, gururlu umursamazlıklar ve bahanelerden kurtulmuş gerçeklere bir tutam umut, bir tutam hüzün bırakacağım. Kendimize kabul ettiremediğimiz gerçekleri anlamak zorunda olduğumuzu hissettim. Sıcak gri nedir bilir misiniz?

Tüm yol yorgunluklarımız, çabalarımız ve mücadelelerimiz hepsi heveslerimizin ve içimizdeki siyahların, beyazlar uğruna verdiği savaşın çırpınışlarıydı. Bizi sevmeyen insanların hayatından çekip gitmemiz gerektiğini anladım. Her defasında bizi erteleyenlerde gerektiğinden fazla kalmışız. Geç kalmışız. Kendimizden daha fazlasını insanlara vermeye çalışmakla hata etmişiz. bitmişiz. yitmişiz. Sıcak gri bir hayatı yaşarız.

Kadın olarak doğmak!

Sıcak gri

Bir daha asla dediğimiz vakitleri, kerelerce kırgınlıkla, çaresizlikle unutmaya çalışmalarımızı ve unuttuğumuzu ve umutlanışımızı ve tekrar kırıldığımızı öyle çok yaşamıştık ki; güzel günleri bile alt edebiliyordu ruhumuz. Biz yağmurdan besleniyorduk adeta. Güneşi yanmak için seviyorduk, şimşekleri aydınlanmak için. Bulutları gölgesi için sevmiştik. Gök gürültülerini bir ses duymak için. Belki olurda uyanmak için. İnsanları da hep ütopyamıza götürebilmek veya onların içinde daha farklı daha dürüst bir yerde olabilmek için sevmiştik. Daha çok sevebilmek için sevmiştik. Bir şeyler vermek her zaman daha çok huzurlandırdı bizi. İçimizde böyle gizli saklı edebiyatlar biriktiriyoruz haberimiz yokken, görün bakın ki inanacaksınız bir gün buna. Bir şeylerin olmadığını düşünebildiğimiz kadar neden olmadığını düşünmekten de yorulduysak bu çift kişilik ama teki dolu masalarda başkasını değil de kendimizi aradığımızı nihayetinde anlamış sayılabiliriz sonuçta değilmi?

Belki de bu yüzden saplanıp kaldığımız kimselerden vazgeçmeliydik. Umurunda olduğunu sandığımız ufacık kırgınlıkları bile boş bir gaye gibi bırakıp atanlardan, dakikalarca beklediğimiz sokak köşelerinden vazgeçmeliydik. Bazen gerçekten pes etmeyi de bilmesi gerekiyordu insanın.

Kısa saçlı genç kadın

Şükür ederek yaşamanın o ilahı kazığı

Hiçbir şey değişmiyordu. mücadeleler, kelime de mücadele olmaktan kaç gıdım öteye giderse gitsin bir kelimeden fazlası değildi. Çok mu şey istemiştik hayattan diyorum çoğu zaman. Şükür ederek yaşamanın o ilahi kazığını yiyip durmaktan, üzerimizi açmaktan, üzerimizi örtmekten, ellerimizi cebimize sokmaktan, Ellerimizi cebimizden çıkarmaktan, uyumaktan, uyanmaktan, bir şeylere inanmaktan, inancımızı yitirmekten, hayal kırıklıklarımızdan yorulduk. En ince en latifiyle değil bu bir haykırış olarak işlesin sesimizin gittiği her yere ki yorulduk. Pes etmeyi öğrenmeliydik. vazgeçmeyi öğrenmeliydik.

Sıcak gri

Sıcak gri

Tüm bu içsel karmaşanın içinde anlayabiliyordum artık bunu. Kendimizi dış dünyaya kapatıp insanlardan kaçmamızın hiçbir faydası yoktu. Bizimle olmamak için binlerce bahane bulan ama sadece bir kaç saniye için bile fedakarlık yapmayacak ve gerçekten bunu istemeyecek kadar yabancı olan insanlardan geçmeliydik artık. Bizden geçip gittiklerini değil hatta hiç gelmediklerini bile her defasında hissedebildiğimiz insanları içimizden de geçirmeliydik artık. İstediğimiz en küçük şeyler olmadığında bile belki huzurlandırır diye kendimizden öteden öteye fazla olan mutlulukları insanlara vermeye çalışmamız, zamanın geçip gitmesinden ve bizi bu ruh haline hapsetmekten başka neye yaramıştı?

Tek Tip Kadınlar

Aşk bir hata değildir

Sağda solda aşkın hata olduğunu kerelerce tekrarlayan, günlük huzurların fırsatını kollayan, bir erkek ve bir kadın olmanın gerçekten ne anlama geldiğini bilmeyen, iç seslerinde kendisini değer verenlere acımaktan ve bildikleri halde şatafatlı günlük zevklerinden vazgeçemeyen herkese hiddetleniyorum. Aşk bir hata değildir! İyi geçmeyen günlerde varım demeye korkan, bir hissin tüm vücuda yayılmasını ve bu sorumluluğu üstlenemeyen insanların binlerce bahanesinden biridir bu hata denilen. Aşk bir hata değildir! Yaşanması mümkün, yaşayamadığımız güzel günlerde bile inandım buna. Aşk bir hata değildir! Huzura ermenin griliklere sıkışıp kaldığı, birbiri ardına sıralanmış binlerce hayal kırıklığının ortasında kimsesiz, hiç kimsesiz yalnız başıma kaldığım bu seneler boyu bile tek bir kez inanmadım o kötü insanlara.

Tüm kabartılarıyla bizi hasta eden bu kötülüklerden kurtuluyoruz. Bizi hasta eden ve ağlatan bahanelerden yalanlardan kurtuluyoruz. kurtulun. Size gelmek istemeyecek kadar yabancı olan herşeyden kurtulun. Değiştirmeye çalışsanız bile değişmeyen, fedakarlık yaptığınız her saniyenin önemini umursamayan herşeyden kurtulun.

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi – 2

Mutlu olmanın garantisi yok

Tüm bunlara rağmen mutlu olmanın garantisi yok. Buna hayatın anlamsızlığı olarak bakmak bizden neyi götürebilir? Zaman geçiyordu. zaman durmazdı. Zamanı durdurabilecek hiçbir acı, hiçbir hüzün ve hiçbir neşe yoktu. Hayat bir başkasının bizden alıp götürebildiği ile değil bizde var olanı paylaşarak, sevgi ile dokunarak gerçekti. sıcaktı. Biz sıcak olan şeyleri soğukta sevenler, harikulade müstehcenliklerde gözümüzü yumup beklesek bile gerçekleri, gerçeklerin ötesinde arayıp durmak gibi sindiremedik. İnanın bana bu dünya da halen bir zeytin tanesi, bir papatya yaprağı kadar bile olsa iyilik var. O iyiliği bulup o iyiliğin hiçbir şeye karışmamış saflığıyla yeniden başlamalıyız.

Pes etmeyi ve vazgeçmeyi öğreten hiçbir vakitten pişman değiliz. Bizi sevmeyen kötülük dediklerimi bile bir iyilik abidesi gibi sevmekten pişman değiliz. Çünkü bizim hislerimiz, bizim özgürlüğümüzdür. Özgürlük sevmekle başladığı gibi anladım ki bazen pes etmekle de başlar. Pes edin. Bahaneler bulanlar için merhamet dilemekten, bahaneler ile olmayan bedenlere sevgi beslemekten pes edin. Dış dünyayı içimizde yaşamak bizi hasta ediyorsa ki hastayız. Birlikte bir deli olduğunuz insanların sizi aptal sanmasından sıyrılın. Özgürlük affetmekle başlar. Affedin kendinizi.

İnsan için kısa yazılar

Öyle güzel sevmiştik ki

Bir yerlerde kendimizi bulmayı böyle griliklere dalarken arayıp duruyoruz uzun zamandır. tebessüm ediyoruz. Öyle güzel sevmiştik ki! İnsan sevgiden beslenir diyordum hep. Açlıktan ölsek bile tebessüm ettim buna. hak etmediğimiz her şeye rağmen baki kalan umutlar için içiyoruz. Her ne kadar tesadüf ve rastlaşmaların mani olduğu algısı gerçek olsada; iyi bir şeyi hayal etmek, iyi bir şeye giden ilk adım değil mi zaten? Ama affedin ama affetmeyin, sevgiden ve aşktan vazgeçmeyin. Sıcak gri bir yaşamda samimi sevgiler ve tutkular peşinde koşmaya çalıştık.

Facebook sayfamızı takip ediniz:

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken yazılar:

Tesla Model S fiyatı ve özellikleri

Öykü Dizileri

Türkiye Cumhuriyeti’nde Yahudiler

Theodor Reik

Theodor Reik kitabı aşk ve şehvet üzerine

Theodor Reik kimdir? Theodor Reik psikoloji dalında önemli bir isimdir. Sigmund Freud ile birlikte psikolojinin temelini oluşturmuştur. Theodor Reik kitabı aşk ve şehvet üzerine, ilişkiler ve aşk hakkında yazılan en iyi çalışmalar arasında yer alıyor.

Theodor Reik 12 Mayıs 1888 tarihinde dünyaya gelmiştir. Reik  Avusturya’nın en büyük kenti Viyana‘da doğdu. Reik, Viyana Üniversitesi‘nde eğitim almıştır. Sigmund Freud sonrasında psikoloji dalının gelişmesi için emek vermiştir. Ayrıca Reik National Psychological Association for Psychoanalysis şirketini kurmuştur. Reik, basit ve karşılaştırmalı gözlem örnekleri ile fark yaratmayı başarmıştır. Theodor Reik aşk ve şehvet üzerine kitabı ile çiftlerin aşk hayatı, cinsellik, evlilik, anne baba ve erkeklik ile kadınlığın doğası hakkında birçok konuyu masaya yatırmıştır. Freud gibi Reik de pek çok konuyu tartışmaya açtı. Theodor Reik kimdir? Bilim dalı olan psikoloji için ne gibi katkıları olmuştur? Theodor Reik kitapları nelerdir?

Friedrich Nietzsche ve faşizm

Theodor Reik

Theodor Reik

Theodor Reik

Sigmund Freud ekonomik olarak Theodor Reik ve ailesine destek olmuştur. Reik’in psikoanaliz çalışmalarını sürdürebilmesi için Freud’un hem ekonomik hem de eğitim yardımını aldı. Theodor Reik Yahudi olduğu için Avusturya ve Almanya‘da can güvenliği sorunu yaşadı. 1934 yılında Almanya’dan Hollanda’ya göç etmek zorunda kaldı. Adolf Hitler ve ideolojisinin tüm Avrupa’ya sirayet etmesinden dolayı 1938 yılında ise Amerika Birleşik Devletleri’ne göç etmek zorunda kaldı. Reik, 1944 yılında Almanya’ya dönmemeye karar verdi. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri vatandaşlığına geçti.

Reik, Sigmund Freud’un çıkardığı The Uncanny Gazetesi’ne 1919 yılından itibaren içerik yönünden katkı vermeye başladı. 1925 yılında Reik’in psikoanaliz çalışmaları Almanya’da yasaklandı. Reik’in tıp doktoru olmamasından dolayı hastaları incelemesinin yanlış olduğu kararı açıklandı.

Reik’in Almanya’da yaşadığı hukuki sorunlar Amerika Birleşik Devletleri serüveninde de devam etti. Reik,  Psikanaliz Ulusal Psikolojik Derneği bünyesinde faaliyet göstermeye çalışmıştır. Psikoanalistlerin de faaliyet gösterebilmeleri için senelerce mücadele vermiştir. Reik’in çabaları sonuç vermiştir ve Psikoloji ve Psikiyatri ayrı iki dal olarak kabul edilmiştir. Bugün terapistlerin faaliyet gösterebilmelerinde Reik’in emekleri yok sayılamaz.

Machiavelli kimdir? Machiavelli Prens sözleri

İlk kitabı

1925 yılında ilk büyük kitabını yayınlamıştır. O kitap ise The Confess to Confess‘tür. Reik bu kitabında kekemelik ve kızarma gibi nevrotik vakalar hakkında tespitler yapmıştır. Bastırılmış dürtüler ve bilinçaltına vurgu yapmıştır.

1932 yılında yayınladığı Bilinmeyen Katil kitabında suçluların suçluluk duygusu motivasyonu ile kendilerini belli edecek ipuçları bıraktığını tespit etmiştir. Reik’in bulguları bugün dahi savcıların işlerini kolaylaştıran tespitler olarak varlığını sürdürüyor.

Mezheplere yenilen aşk oyunu

Aşk ve şehvet üzerine

Reik’in en bilinen eseridir. Aşk ve şehvet üzerine, çiftlerin cinsel hayatı, aşk hayatı, evlilik, cinsellik, erkeklik ve anne babalık kavramlarını incelemiştir.

Aşk ve şehvet üzerine, orjinal versiyonunda tek cilttir. Ancak Türkçe yayınlanan versiyonu iki cilt olarak yayınlanmıştır. Say Yayınları tarafından  yayımlanmıştır. Reik’in bu kitabı, cinsiyetlerin duygusal farklılıklarını da ele almıştır. Türkçe olarak yayınlanan birinci ciltte, Reik’in Sigmund Freud ile psikoanaliz dalında hesaplaşmasını konu alıyor.

Reik, kadınların etkilemek istedikleri erkeklerin yanında kendileri gibi davranmadıklarını savunmuştur. Bunu ise bir savunma mekanizması olarak yaptıklarını belirtmiştir. Kadının korkularının ilişkideki önemini de ele almştır.

Yeni yazılardan haberdar olmak için Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

kısa yazılar:

Edebiyat dergisi ve ticari kaygı

Dürdane Hanım roman tahlili

Sporun tarihi ve Türkiye’de spor kültürü

Anlatılmaz yaşanır

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 1

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile, Herkes Dergisi’nde öykü dizisi olarak yayınlanacaktır.

Mahalle sessizdi. Adeta bir ölüm sessizliği vardı diyebilirim. Eve girdim, nedense kimsenin sesi soluğu çıkmıyordu. Ben ağzımı açmaya kalkmadan Mehmet amcam durumu izah etti. İlk başta bunu şakaya vurdum, lakin evdekilerin halini görünce durumun ciddiyetini anladım. Karşı komşumuzun kızı trafik kazası geçirmişti. Ağır yaralıydı, doktorlar hastanede yoğun bakıma almışlardı. Hekimler yaşama şansının çok az olduğunu dile getiriyorlardı, ben de yaşamasını istemiyordum zaten. Çünkü onu hiç sevmezdim.

Biz onunla taban tabana zıt insanlardık.

Ben ak dersem o kara, ben olmaz dersem o olur derdi. Hiç anlaşamazdık. Aynı mahallede olduğumuz için ailelerimiz okula beraber gitmemizi isterlerdi. İkimizde beraber gitmeyi o kadar çok isterdik ki, yolun bir tarafından o, bir tarafından ben giderdim. Amaçsızca yapılan bu düşmanlık neyin sebebiydi ki… Gözlerindeki o hırçın bakışları çok çok uzaklardan bile görebilirdim. Bende aynı şekilde ona karşı en kötü duygularımı gösteriyordum. Onunla aynı sınıfta olmak, aynı sırayı paylaşmak bile azap veriyordu. Bende tabi ki az değildim onun kalemlerini kırar, defterlerini karalar, yaptığı resimleri yırtardım…

Kaybolmadan kaybedilen

O kadar akıllı bir kızdı ki aynı şeyleri bir başkası yapabilirdi belki de, ama o hiçbir şey yapmadan öğretmene gider durumu anlatırdı. Onun yüzünden birçok kez tahtanın önünde tek ayak üzerinde durduğumu hatırlarım. Aldığım cezaya o kadar çok sevinirdi ki sanki gözlerinin içi gülerdi. Gözlerinin böyle bir hal alması beni sinirlendirse de zaman zaman hoşuma da giderdi. Neyse gelelim asıl konuya kız hastanede yoğun bakımda yatıyordu. Ben her ne kadar ölsün desem de içimden sanki bir şeyler kopmuştu. Sonuçta o da bir insandı ve bende taş kalpli biri değildim. Keşke hiç böyle düşünmeseydim, çok pişmanım ah bu ben aptal ben…

Anlatılmaz yaşanır

Annemler Zeynep teyzelere sık sık gider gelirlerdi, yedikleri içtikleri ayrı gitmezdi. Onların biricik kızlarının bu durumu herkesi üzmüştü. Zeynep teyzenin kocası, Halis amca iki sene önce vefat etmişti, tıpkı o günkü gibi ağlıyor tıpkı o günkü gibi üzülüyordu, kızın annesi. Herkes her ne kadar destek, teselli verse bile kızının da kendisini bırakacağını düşünüyordu. Onun bu hali beni de derinden etkilemişti, ne kadar aptalca düşündüğümü daha şimdiden gördüm işte…

Öykü dizisinin 2. bölümü için aşağıdaki linki tıklayınız.

Öykü dizisinin 2. bölümü

Yeni yazılardan haberdar olmak için Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

Recep ile Nadan

Görsel: http://www.degisti.com/index.php/archives/16975

Dürdane Hanım

Dürdane Hanım roman tahlili

Ahmet Mithat Efendi’nin Dürdane Hanım Romanı üzerine bir çalışma hazırladık. Bu hafta, Ahmet Mithat Efendi’nin Dürdane Hanım adlı eserini inceleyeceğiz. Ahmet Mithat Efendi döneminde olduğu kadar günümüzde de severek ve ilgiyle okunan eserleri bizlere bırakmıştır. Ancak Batılı örneklerin ülkemize yeni girmesi sebebiyle ortaya konulan yeni türlerde birtakım sıkıntılar meydana gelmiştir. Ahmet Mithat’ın romanlarındaki temel problemlerden birisi, roman akışı içerisinde varlığı belli ettirmesidir. Dürdane Hanım kimin eseridir? Dürdane Hanım türü, Dürdane Hanım roman tahlili ve Dürdane Hanım konusu nedir gibi hususları aydınlatacağız.

Gerek romanlarının başından veya ortasında, gerekse romanlarının sonunda bu durum göze çarpabilmektedir. Batı’dan alınan roman tekniklerini kendilerine göre uyarlamaya çalışan ilk dönem sanatçıları, ister istemez metin içinde varlıklarını hissettireceklerdir. Bunun asıl sebebi de Türk Edebiyatı’nı kendi içerisinde değerlendirdiğimizde hikayecilik veya meddahlık geleneği ile ilişkisinin olduğunu söylememiz mümkündür. Ahmet Mithat’ta hikayecilik, meddahlık anlatısını roman üzerinden okuyucuyla buluşturmuştur. Ancak bu romanın tekniği bakımından bazı eleştirmenler tarafından kusur sayılmaktadır. Dürdane Hanım kimin eseridir? Dürdane Hanım türü, Dürdane Hanım roman tahlili ve Dürdane Hanım konusu nedir gibi hususları aydınlatacağız.

Dürdane Hanım adlı romanda da böyle bir durum vardır. Anlatıcı romanın belirli kısımlarında araya girerek sorular sorar, anlattığı kişileri sanki daha önce tanıyormuşuz gibi davranır. 

Semtlerinde Ayşe Ebe adıyla ünlenen bir ebe hanımın başına gelen acayip hadiseyi işittiniz mi? Bir başka örnek vermek gerekirse Boğaziçi’nde oturan Ulviye Hanım’ı duydunuz mu bilmiyorum.

Karakterlerin birbirleriyle ilişkisi

Yazar, roman boyunca anlatılan karakterlerin birbiriyle ilişkisi olduğunu hissettirmemeye çalışsa da dikkatli bir okuyucu bunun farkına hemen varacaktır. Roman anlatı tarzı bakımından yer yer birbirinden bağımsız ve kopuk bir şekilde işlense bile Ahmet Mithat karakterleri dolaylı yollarla neden-sonuç bağlamında göstererek bir araya toplamaya çalışmıştır. Romanın başlarında yazar karakterleri okuyucuya tanıtmaya çalışır. Bunlar Acem Ali Bey, Sandalcı Çerkez Sohbet ve Papaz Oğludur. Acem Ali Bey, on sekiz on dokuz yaşlarında gösteren bir delikanlıdır. Vücudu narin, boyu uzun, elleri küçük olduğu halde şaşırılacak derecede güçlü birisidir. Görenleri etkileyen bir yüzü, tertemiz yüzlü insanı kendine çekebilen bir yapısı vardır. Papaz Oğlu hırsızdır. Sandalcı Çerkez Sohbet ise Acem Ali Bey ile arkadaştır.

Dürdane Hanım

Yazar, ikinci bölümün anlatısında sanki bu karakterlerin hiçbirinin adı geçmemiş gibi farklı bir anlatı ile farklı karakterleri okurla buluşturur. Ayşe Ebe’nin  macerası ve yaşananları okuyucuya anlatır. Romanın karakterlerinden olan ve ilerleyen bölümlerde üzerinden mesajlar verilecek olan Dürdane Hanım’ın evine gizlice getirilir ve Dürdane Hanım’ın doğum yapmasına yardımcı olur. Ayşe Ebe’yi oraya getirenler esasında belli olsa da yazar bunu merak uyandırılması bakımından ilk esnada söylememeyi tercih eder. Ayşe Ebe’nin kaçırılması esnasında söylediği sözlerden aslında bu anlatılan kişilerin Acem Ali Bey, Sandalcı Sohbet ve Papaz Oğlu olduğu anlaşılmaktadır.

Birisi gayet genç ve şivesine bakılırsa ya Arap, ya Acem olduğu anlaşılan bir adam olup, diğeri orta yaşlı, üçüncüsü ise orta yaşlı iyi giyimli bir adam ki bu üçüncüsü bir Rum gibi konuşuyordu.

Dürdane Hanım türü

Üçüncü anlatıda da tıpkı diğer kısımlarda olduğu gibi birbirinden bağımsız ama bir neden-sonuç ilişkisi içerisinde birbirine bağlanarak dizayn edilmiş bir anlatı yöntemiyle karakterler birleştirilecektir. Bu kısımda göze çarpan kişi Ulviye Hanım’dır. Ulviye Hanım babası ölünce ihtiyar annesiyle birlikte orta halli bir yalıda yaşarlar. Yaş olarak yirmi yedi, yirmi sekiz yaşlarındadır. Esmer tenli, yüzü ve vücudu biçimlidir. Terbiyesi ve nezaketi yalnızca görünüşte değildir. Aynı zamanda iyi bir eğitimde almıştır. Babası kızın eğitimine önem vermiştir. İyi bir Farsça ve Arapça’dan sonra İnglizce’yi de öğrenmesini sağlamıştır.

Esasında Ahmet Mithat burada okumanın yaşı, cinsiyeti olmadığına dair alttan alta mesaj vermiştir. İngilizce meselesi önemlidir çünkü Batı ile temaslar halinde olan Osmanlı Devleti’nin artık dil problemini de çözmesi gerektiğinin farkındalığına vurguda bulunulmuştur. Tanzimat döneminde gazeteler ve tercüme odaları bir nevi yazar ve sanatkarlar açısından okul görevini üstlenmektedir. Tercüme odalarında yabancı dil öğrenen yazarlar, gazetelerde halka bir şeyler anlatma derdinde olan sanatkarların varlığı unutulmamalıdır. Bu bakımdan yazar Ulviye Hanım üzerinden okuyucuya ince ama güzel bir mesaj vermektedir.

Dürdane Hanım İngilizce

Bu mesajda eğitim meselesi, dil meselesidir.

Nihayetinde Ulviye Hanım, korkak tiplerden değildir. Hele daha Mısır’da iken tanıştığı ihtiyar bir İngiliz doktor sık sık yalıya gelerek Ulviye Hanım’la uzun uzun sohbet eder. Fakat bu İngiliz, Ulviye’nin dedesi yaşında olduğundan, görünüşe bakılırsa sırf İnglizce’yi unutmamak için doktorla görüşmeye devam etmiştir.

Edebiyata meraklıdır. Roman, tiyatro, şiir alanında ne yayınlanırsa hepsini alır didik didik eder. Bu hali kimi dedikoducuların ekmeğine yağ sürer; özellikle Ulviye’nin bazı yazarlarla görüşüp konuşması dedikoduları ayyuka çıkarır. Romanın daha önceki kısımlarında anlatılan Dürdane Hanım ile Ulviye Hanım eserin bu kısmıyla beraber adları çok anılacak iki karakter olarak romandaki yerlerini muhafaza edeceklerdir.

Ulviye Hanım

Ulviye Hanım ile Dürdane Hanım’ın evleri birbirine yakın mesafededir. Ancak yalı komşuları olsalar bile birbirleriyle konuşmazlar. Ahmet Mithat durumu şöyle özetler.

Zaten nasıl olabilir ki; birisi yirmi yedi, yirmi sekiz yaşlarında bir taze dul ve diğeri on yedi, on sekiz yaşlarında bakire bir kız olmasının yanında Ulviye gayet rahat, Dürdane ise gayet utangaç yetiştirilmiş olduğundan hiçbir huyları birbirine benzemez.

Kadın karakterler bakımından Ulviye ve Dürdane hem yaş bakımından hem de bilgi birikim veya yaşantı bakımından uyuşmayan zıt karakterlerdir.

Ölüme yergi, Tamer Başkan anısına…

Anlatıcı zaten Ulviye’yi anlatırken “Şeytan” ibaresini kullanır. Dürdane Hanım ise içe kapanık, daha pasif, girişken olmayan, sevdiği adam tarafından aldatılmasına rağmen  ondan vazgeçmeyen, saf ve cahilliği ile öne çıkan birisi olarak gözümüzde canlanmaktadır. Ulviye Hanım okuduğu hikayeler ve romanlarla yetinmez ve farklı arayışlar bulmaya çalışır.

Lakin şeytan Ulviye, yalnız hikaye kitaplarında okuduğu romanlarla yetinmeyerek bir de yaşanmakta olan bir romanın gidişatını seyrederek eğlenmek ister. Bu romanın en önemli kahramanın da Dürdane Hanım olabileceğini düşünür.

Dürdane Hanım roman özellikleri

Romanda abartmalara ve olağanüstülüklere de yer verilmektedir. Bunu Ulviye Hanım üzerinden yansıtır. Normal şartlarda bir kadının yapabileceği işler veya kaldırabileceği yük bellidir. Lakin Ulviye’de bir olağanüstülük hakimdir. Bir kadının tek başına yapamayacağı işleri tek seferde ve takıntısız bir şekilde yapması dikkat edilecek hususiyetler arasındadır.

Genç kadın o zamana kadar kendisinde böyle olağanüstü bir kuvvetin olduğunu hiç bilmiyorken şu kuvvete kendisi de şaştı ama birdenbire bu güce pek güvenmedi. Denemek için merdiveni birkaç adımlık mesafeye kadar taşıyınca bahçıvan kadar zorlanmadığını görüp daha da cesaretlendi.

Kendisindeki bu gücü fark eden Ulviye’nin yaptığı ilk iş erkek kılığına girmek olacaktır. Böylelikle kılık değiştirerek tanınmayacak ve Dürdane Hanım’ı daha yakinen takip edebilecektir.

Recep ile Nadan

Ulviye hem güç olarak, hem de fikir ve düşünce yapısı olarak romanın üst karakterleri arasında olacaktır. Onun şeytani fikirleri, kafasına koyduğu şeyleri yapmasına vesile olacaktır. Olanı biteni dinlemek için ses iletme cihazlarını kullanacaktır. Böylelikle Dürdane’nin ne yaptığını, odasında bulunan genci, ismini ve yaşanan tüm gelişmeleri daha rahat ve gizlilikle öğrenebilecektir. Romanın ilerleyen kısımlarıyla beraber okuyucu Ulviye Hanım’ın aslında Acem Ali Bey’de olduğunu görecektir. Dolayısıyla romandaki bu karakterin aslında tek bir kişiyi temsil ettiğini anlarız. Gerçekte olan Ulviye Hanım’dır. Onun gizlenmiş ve kılık değiştirmiş hali ise Acem Ali Bey’dir.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

Dürdane Hanım’da zıt karakterler

Dürdane Hanım’ın etrafındaki iki erkek birbiriyle taban tabana zıt iki karakter olarak karşımıza Mergub Bey ve Memduh Bey çıkmaktadır. Bu iki karakter genel çerçeveden bakıldığında Mergub Bey’in başına buyruk hareketleri ve gününü gün etmesi, Dürdane’den istediği her şeyi aldıktan sonra ona karşı ilgi ve alakasının azalması buna mukabil olarak Memduh Bey’in Dürdane Hanım’a karşı sonsuz bir sevgi ve aşkla bağlılığı, hep onu düşünmesi, onun mutluluğu için Dürdane’den ayrı kalması, romandaki bu iki erkek karakterin birbirinden ayrı ve aykırı iki insanı temsil ettiğini göstermektedir. Bir tarafta züppe Mergub Bey, diğer tarafta aşk insanı Memduh Bey vardır. Bu ikili arasında Dürdane Hanım ise tercihini hep Mergub Bey’den yana kullanması ise romandaki bu kadın karakterinin bir bakıma saflığını, cahilliğini göstermektedir. İlerleyen kısımlarda Mergub’tan intikam almak istediğini belirtse de, yine ona bir şey yapamaz ve kendi kendini cezalandırır, ona da bu acı ile bir ömür yaşama ızdırabını vermek ister.

Aşk ve intikam

Aşk, intikam ve adalet üçgeni içerisinde ilerleyen bu roman, roman tekniği bakımından her ne kadar kusurlu yanları olduğu varsayılsa bile, dönemi açısından büyük önemi olduğunu söylememiz gerekir. Özellikle Ahmet Mithat’ı roman türünün ilk evresi içerisinde değerlendirildiğinde toplumsal sorunlara değinen, halka bir şeyler aşılamaya çalışan biri olarak görmek ve ona göre bir bakış açısı etrafında romanı değerlendirmek esas alınmalıdır.

İlgi çekebilecek yazılar:

Adil Salih tablolarına dair

Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası

Gürpınar’ın Şeytan İşi Romanında Toplumsal Meseleler

Dirilen İskelet Romanında Din ve Bilim Çatışması

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

Cem İraz deneme

Deneme

Cem İraz Deneme

Cem İraz deneme çalışması; İnsanlar birbirlerini anlamak yerine inatla kendi bildiklerini okurlar. Karşılıklı oturup konuşmak yerine ben öyle dedim sen böyle dedin hesabına girerler. Olaylara tek taraflı bakmaktan başka bir şey yapmazlar. Hal böyle olunca iletişim kopuklukları, aile geçimsizlikleri, kadın-erkek arasındaki sevgi bağının zayıflaması gibi nedenler ortaya çıkmaktadır. Eski bağların, eski tatların ortada kalmadığı bir muhabbette bunalmalar, sıkılmalar meydana geliyorsa orada insanların kendini sorgulaması gerekmektedir.

İnsan kendini anlatamıyorsa orada da bir sıkıntı vardır. Sıkılıyorsa, sorulan sorulara kısa cevaplar veriyorsa, karşısındaki insanı önemsemiyorsa, onu değersizleştiriyor ve küçümsüyorsa orada büyük problem olduğu görülür. Sonra başlar tartışmalar, iletişimde kopukluklar, en sonunda o hazin son…

Kişi, kendisini ne kadar yakın hissettirirse o kadar sevilir, sevildiği kadar da sever. Sevgi, iki insan arasındaki en önemli şeydir. Bireylerin birbirlerine olan bağlılıklarını sağlamlaştırır. Güven verdirir. Mutluluklarını çoğaltır. Birbirlerine karşı daha samimi ve sıcak olmalarını sağlar. Böylece bireyler gece ve gündüz gibi birbiriyle bütünleşir. Bazen o senin güneşin olur, bazen sen onun yıldızı. İki bireyde birbirine ışık olur. Işık, eğer parlarsa aşka dönüşür. Aşk ise kişiyi sararsa onu sonsuzluğa götürür. Sonra aldığın her nefes kadar karşındaki insanı seversin. Onda kendini ararsın, onda kendini görürsün. Seni kendine bağlar. Onsuz yapamazsın…

Cem İraz Orada Bir Köy Var

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

Kırılan Bir Bardak Eskisi Gibi Durmaz

Karanlığını aydınlığa çeviren, geceni gündüze çeviren, kışını bahara çeviren şeye denmektedir sevmek, sevilmek. Ne kadar güzel şeydir bu iki şey. En az iki kişi olmalıdır sevmek ve sevilmek için. Bu illa karşı cins olmak zorunda değildir elbette. Ama karşı cinsi sevmek, ona tutulmak bambaşka bir duygu olsa gerek. Tüm benliğinle karşındaki insanla özdeşleşmek onu kendi canından, kendi kanındanmış gibi sevmek, saymak tarifi anlamsızdır. Beraber olduğun müddetçe zamanın nasıl aktığını hissetmezsin. Karşındakinin ufak bir tebessümü seni mutlu etmeye yeter.

Benden size tavsiye cebinizi düşünen değil, sizi düşünen insanlarla beraber olun. İki lira ile karnının doymasından keyif alan, sizi gerçekten siz olduğunu için seven insanlarla beraber olun. Karşınızdakinin gözlerinin içine bakın. Ne kadar parlak ve renkli görünüyorsa içiniz rahat etsin. Ama buğulu ve renksiz görünüyorsa yol yakınken vazgeçin derim… Ortak yönlerinize her zaman önem verin. Birlikte eğlenebileceğiniz en keyifli vakitlerdir bunlar. Belki ikinizde futbol maçı izlemeyi sevmiyor olabilirsiniz ama şarkı söylemeyi seviyor olabilirsiniz. Birbirinizi yakından tanımak için sık sık sorular sorun. Genellikle insanların iç yüzü zaman geçtikçe belli olmaktadır. Evlenen insanlar bile birbirlerini tam manasıyla tanıyamıyorken, bir anda tanımak için kendinizi ve karşınızdakini zorlamayın. Karşınızdaki insanı rahat bırakın. Bırakın  içinden geldiği gibi davransın. Siz öyle ya da böyle istiyorsunuz diye karşınızdakini sıkarsanız hatalar üst üste gelecektir. Ufak şeyleri problem etmeyiniz. Takıntılık iyi bir şey değildir. Bazen tartışmak çözümü olmayan şeylerin önünü açabilir. Ama ufak şeyleri gündeme getirmek doğru bir yol değildir. Bu konuda karşınızdakini sıkabilirsiniz. Her vakit beraber olmayın, bu durum bir dönemden sonra sıkmaya başlar. Bırakın akışına, özleyin birbirinizi. Her gün 10 kere telefonlaşan insanlardan olmayın. Her zaman sürprizler yapmayın. Karşınızdaki insan bu duruma alışırsa işiniz zor olur. Diğer yandan da bir ayrıcalığı kalmaz bu tarz şeylerin. Yerine ve zamanına göre yapın. Kısıtlama gibi gereksiz işlere girişmeyin. Bir insan ne yapacağını zaten biliyordur. Sen karşındakini kısıtlarsan, karşındaki insanda seni kısıtlar. İki tarafta neler yapıp yapmayacağını bildikten sonra bu gereksiz işe girişmeyin.

Son olarak şunu diyebilirim, bitmiş bir muhabbetten sonra tekrar eskisi gibi olur düşüncesine aldanıp konuşmaya çalışmayın. Biten bitmiştir. Kırılan bir bardak eskisi gibi durmaz. Şekil olarak dursa bile içi çatlaklarla doludur…