Yazılar

sevgi

Sevgi ütopyası

Sevgi ; içimizde yankılanan cennet duyguların en gerçeği . Tanımsal olarak kesinliği olmayan sıfır dünyasının canlı realitesi. Duvarları boyunu aşan karamsar distopyasında kaybolan umutsuz bir adamın son kalesi , nefesin sıcaklığını hissettirebilecek , durgun bir gökyüzünün gözlerinden yaşları silebilecek kadar eşsiz bir kavram. Kimi hayal dünyalarının tanrısal algısı olmaktan sıyrılıp maddi
dünyanın tüm zorluklarına göğüs gerebilen, manevi dengemizi sıcak gülümsemelerle ayakta tutan tek kelimelik bir paragraf.

Şimdilerde herkes , farkında olmadan, kendi monoton dünyasında tatsız bir yanılgı olarak başlıyor bu maceraya. Görücü usulü dinen helal, manen haram evliliklerde ağlayarak, bir yük olarak atıyor ilk adımlarını, büyüdükçe insanlarda aşk algısıyla harcıyor kimi zaman, kimi zaman da hüzünlü bir melodinin melankolikliğine kaptırıyor sıcak hislerini. Herkes bir sıfata yakıştırıp yanında duruyor
sevginin yüzüne bakmadan, kimse elinden tutacak kadar güvenmiyor. Mutluluğunu bir çabaya odaklayan betondan hayallerin sessizliğinde kayboluyor sevgi. Tüm güzel duygularımız gibi, tanrının verdiği en elle tutulabilir varlığı da sömürüyoruz karanlık çukurlarda. Ruhumuzu bütüne tamamlayan nadir yeteneklerimizden olan bu nadir duyguyu saçma sapan hikayelerde betimleyerek, bir kalıp içerisine yuvarlayarak tüketiyoruz.

İnsan, her kötü aksiyonunun içerisinde içten dilekleriyle büyüttüğü ütopyaları suluyor aslında gizliden gizliye. Göğün kızıllığında saklı gülümsemeler gösteriyoruz ruhumuza başka gözlerden sakınarak. Her birimiz dünya yalnızlığında aynı güneşe bakan milyarlarca umut kırıntısı olmanın bilincine varabilirsek eğer, birbirinden tamamen farklı ütopyaların dahi bir ortak noktasında muazzam mucizeleri adımlayacağız. Tek engel toplumun gereksiz kalıplaşmalarında birer piyon gibi öne sürülüyor oluşumuz. Benliğimizden uzaklaştığımız her bir adım süresince irademizin aydınlık noktalarına erişmek gibi ilahi çabalarımız yok oluyor. Bencil çıkarlarımızın başkalarının hayatında
kaybolma ihtimalini düşünerek yaşlanıyor oluşumuz çok üzücü. İçimizdeki iyilik derinliklere gömüldükçe, sevginin yetersizliğinden yakınan kalbi ihtiyar sıradan insanlar olmaktan kurtulamıyoruz.

Mavi göğün altında

Herkes, içinde dünyanın farklı güzelliklerini taşıyabiliyorken, sakin deniz kenarında gülümsemenin verdiği huzuru tadabiliyor, henüz yaşıyor ve şairin de dediği gibi, hala vakit varken, sevginin tüm güzel tonlarını üzerimizde yansıtmalıyız. Aynı umutlardan beslenip, her zorluk basamağının üstesinden beraber gelebileceğimizi gördüğümüzde, mavi göğün altında büyüyen kocaman yeşil bir orman olacağız. Distopyalarımızı turuncu güneşlerde ısıtıp, notaları aydınlığa taşıdığımızda , içinde yaşadığımız cehennemin yalnızlık esaslı kaygısal bir kurgu olduğunun farkına varacağız. Belki o zaman, yarım ruhlarımızı bütüne tamamlayacak, bireysel, yetersiz duygularımızı, yatağından taşan bir nehir ile kurak kalplerin çatlaklarını dolduracağız.

Eşsiz ütopyaların mutlu bireyleri olmanın çok yakınındayız. Hayal gücümüzün ufuklarını keşfedip, tüm güzellikleri kabullendiğimizde, hislerimizi yönlendirip paylaştığımızda sevgi, birinin veya bir durumun maddesel açlığı olmaktan çıkacak, HERKESİN olacak!

Kelimelerim bir bütüne kavuştuğunda içimde biriken tüm huzur ve sevgi dolu dileklerimi sizlere yönlendiriyor, umutlu parmaklardan çıkan bu yazıyı gülümseyerek okuduğunuzu düşünerek sizlere kollarımı açıyor, sizi kucaklıyorum. Ütopik dünyalarımızın en ufak ortak noktasından dahi sizi görebilmenin sevinci ile hepinize, gönül rahatlığı ile şunu söyleyebilirim kendi ütopyamdan.

Merhaba komşu! Seni seviyorum…

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Yedi Sekiz Hasan Paşa

Hanım efendiye Latte!

Kadına şiddet yoktur!

Manzarayı Sen Anlat Fikret

hiç mi

Hiç mi yüreğin sızlamayacak?

Yeni bir sayfa,yeni bir yaşam… Yeniden başlamak sandığın kadar kolay olacak mı?  Yaşadıklarımızı unutmak sana da zor gelmeyecek mi? Aynı sokaktan geçerken hiç mi yüreğin sızlamayacak? Kokumu anımsasan mesela,ne hissedeceksin? Özlemeyecek misin boynumun kokusunu? Özlemeyecek misin yastığına sinmiş, o çok sevdiğin bebek kokumu? Özlemeyecek misin saçlarımla oynamayı, dizlerimde uyumayı? Gelsem sana ansızın, çat kapı… Aynı telaşla, aynı aşkla açabilecek misin bana kapıyı?

Zor oldu benim için yeniden başlamak. Kokunu anımsamamaya çalışmak zor oldu… Gözlerimi kapattığımda yüzünü anımsardım uyumadan önce, çoğu zaman da birlikte kapardık gözlerimizi uykuya. Zor oldu bu alışkanlığımı da unutmak. En çok da sevdiğimiz, birlikte dinlediğimiz şarkıları silmek zordu. Radyo da aniden çalan o şarkıyı değiştirmek de hiç kolay olmadı.

Hiç mi?

Beni anladığını sanıyorsun mesela. Halbuki biz sadece anlaştık. Anlamak konuşarak olmaz, anlaşmaktı o… Anlamadın beni, anlayamadın. Anlamak istemedin belki de  bilmiyorum. Çabalarımı görmek istemedin… Sen hep kolaydın ve kolayları tercih ettin. Küçük şeyler seni mutlu etmeye yetti. Fazla geldim belki de sana…Çok fazla, taşıyamadın…

Seninle geçirdiğim dakikalar bile yıllar gibi geliyor bana. Öyle doyumsuz, öyle uzun… Seninleyken her anım dolu ama dengesizdi. Ne tamamen baharı yaşattın bana, ne de tamamen yaz. Ne çiçekler açtırdın gönlüme ne de ısıttın yüreğimi. Geldin gidemedin. Gittin, gelemedin… Gelemeyeceksin de artık, gelmezsin de zaten. Başka elleri sarıyor ellerin, başka gözlere kenetlenmiş gözlerin, gelemezsin işte,imkansız…

Hep çocuk kalacaksın yüreğimde. Bulutları izleyen, masum ve buruk bir çocuk. Kaybedecek hiçbir şeyin kalmadığında, gölgeni bile kaybettiğinde geleceğim aklına, belki gözlerin yaşlı, bilinmez… Gel diyebilmek isterdim, sana tekrar sarılmak, hep yanında kalmak isterdim… Görmeseydim başka elleri tuttuğunu, açardım sana açılan tüm kapıları.

Yüreğinde kaldı mı bana verdiğin sözlerden? Hoşça kal,sevdiğim hoşça kal ama oralarda,o kollarda kal…

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Lewis Carroll’ın Alice Kitaplarında Oyun Teması – 1. Bölüm

Saklan, kaç!

Papin Deneyi ve İfade Ettiği Sosyal Olgu

Zamana yolculuk 10. bölüm (Son bölüm)

Sudanlı Zenci Musa kimdir?

Dörtten hep bir eksik

Ruhumun keşfi

boşluk hissi

Boşluk hissi

2000’li seneler insanların mutsuzluğa saplanması için uygun koşulları yaratıyor. Boşluk hissi nedir? İnsanların bu histen kurtulması kolay değildir. Yaşam modelini değiştirebilmek gereklidir. Yaşadığımız kentler kalabalıklaştıkça yalnızlığımız artıyor. Oturduğumuz binada oturan sayısı arttıkça selamın sabahın kesilmesi de artıyor. Hızlı tüketime dayanan sistem, toplumun yalnızlaşmasının tuzu biberi oluyor. Yalnızlık yazılar yazıyor, yalnızlık şarkıları söylüyoruz. Ancak boşluk hissi ve yalnızlıktan kurtulmak için somut  hiçbir şey yapamıyoruz.

Evimizdeki Konsomatris

Boşluk hissi

İletişim araçlarının gelişmesi, iletişimin azalmasına neden oldu. Boşluk hissi her geçen gün insanları bir yılan gibi sarıyor. Özellikle gençlik yıllarında bu zehirli hissiyat duygu dünyasını sarıyor. Belki de eskilerin genç yaşta evlendirilmelerinde bu histen koruma isteği yatıyordur. 20 yaşında kucağına evladına alan bir erkek, boşluk hissine kapılma fırsatı bulmadan çocuğunu büyütme derdi ile boğuşmaya başlıyor. Çocuğunu büyütürken bu tür düşüncelere fırsat dahi kalmıyor. İnsanın içini kemiren bu his, işsizlik ve ekonomik sorunlar ile birleştiğinde sorunları arttırıyor.

boşluk hissi

boşluk hissi

Oğuz Atay’ın karakterlerinin yaşama bağlanma konusunda yaşadığı sorunlar da benzer niteliktedir. Ancak Atay’ın kahramanları ekonomik açıdan büyük sorunlar yaşamaz. Madde değil, mana eksikliği ile yaşama bağlanma sorunu artar. Klasikleşen eseri Tutunamayanlar’da ise bu boşluğu daha net hissedebiliyoruz.

Kaos ve Aşk

Boşluğa düşen insan uçlarda dolaşır

Boşluk hissi yaşayan insanlar genellikle düşüncelerini uç noktalara taşımaya yatkın oluyorlar. Bu hissiyatın etkisindeki insanlar, siyasi görüşlerinde uç noktalara doğru siyasi serüvenlerini sürükler. Merkez sağ politikaları destekleyen sıradan bir seçmen, bu hislerin etkisi ile ırkçı politikaları destekleyen bir radikal görüşlüye dönüşebilir. Bir diğer cepheden örnek vermek gerekir ise sosyal demokrat politikaları savunan bir insan, boşluk hissi ile radikal sol terör örgütlerinin en azılı militanlarından olabiliyor.

Sokak kedilerinin İstanbul’u

İkili ilişkilere sirayet eder

Sağlıklı insan ilişkileri olan insanlar, boşluk hissi ile kıskançlık krizleri ile partnerine yaşamı zindan edebilir. Sevgi ve aşkı radikalleştirerek romantizmin doruklarına ulaşır. Romantik düşünceler, akılcı düşünceleri etkisiz hale getirerek insanı bir canavara dönüştürebilir. Aşırı duygular ve düşünceler tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Aşırı duyguların sonucunda cinayetler, tecavüzler ve kıskançlık krizleri görülebilir.

boşluk hissi

boşluk hissi

Akılcı düşünebilen bir insan, tecavüzün duygusal açıdan bir değer ifade etmediğini ve karşısındaki insan açısından hiçbir değer taşımadığını bilir. Ancak aşırı duygular ile yapılan bu utanç, insanı bir canavara dönüştürür. Aşırılıktan uzak kalmak, soğukkanlı ve akılcı yaklaşımın bir sonucudur. Boşluk hissi yaşayan insanlar, radikal düşünceler ve duygular ile mest olmaya yatkın olur. Bu nedenle, benzer hisleri yaşayan bir başkası ile tehlikeli bir ikili olabilir ve birbirlerinin daha da yalnızlaşmasına neden olabilirler.

Öteden

Yalnızlık

Hayatı boyunca yaşam amacını somutlaştırmayı beceremeyen insan, yalnızlık duygusu ile iç dünyasında cehennemi yaşar. Sessiz çığlıklarını hiç kimsenin duymadığını bilmek, hırçın ve geçimsiz bir insan olmasına yol açar. Hırçın ve geçimsiz oldukça yalnızlığı artar. Yalnızlığı arttıkça hırçın ve geçimsizliği de artar. İçinde cehennemi yaşayan bir insan kesinlikle çevresine cenneti göstermez. Göstermek istemez. Yaşadığı hırçınlık ve öfke, sevdiği insanları dahi mutsuzlukla cezalandırmasına neden olur.

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken öyküler:

Toprak ana

Recep ile Nadan

Zamana yolculuk

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile

Kirli Melek

Rahip

Kurtuluş

Haziran

Hey taksi!

Ölüm

Benim Hikayem Biterken Başladı

Benim Öyküm

güven kırıntıları

Güven kırıntıları

Mehtap Bozkurt, dergimiz için güven kırıntıları isimli denemeyi yazdı.

Dipsiz bir kuyunun en dibindeyim. Gün ışığından mahrum, hayatın nimetlerinden yoksunum bu aralar. Ne yapsam ulaşamıyorum güneşin ısıttığı topraklara. Göremiyorum sevginin güzelleştirdiği kalpleri, ulaşamıyorum. Hayat bazen öyle ağır gelir ki kendi hayatında kendini yük olarak görmeye başlarsın. Oysa tüm yüklerimi bıraksam sana gelsem, yüklerimizden beraber kurtulsak. Yaşadığımız acıları beraber kaldırsak tozlu raflara bir daha açmamak üzere.

Ölüme sitem, Tamer Başkan anısına

Güven

Bir insanı sevmeye yaşadıklarından başlayacaksın beraber temize çekeceksin o hayatı. Beraber yaşayacaksın kalan günlerini. Yeni tertemiz bir sayfa açacaksın hayatına onun adını da kocaman yazacaksın sayfanın başlığına. Önceki sayfalara bir daha dönmeyeceksin, daha önce karaladığın sayfaları silmeye çalışmayı bırak, eğer olsaydı zaten o kadar karalanmazdı.. Olacak olsaydı zaten hayatına yeni bir insan girmezdi. Mutlu olmak istiyorsan eğer,  belki bu senin son şansındır kıymetini bil. Mesela o insan sana güveniyorsa kaybetme o güveni sonra toplamak o kadar zor ki… Bahsettiğim dipsiz kuyuların içi kaybedilmiş güven kırıntılarıyla dolu.

güven kırıntıları

güven kırıntıları

Düşmeye gör…

Güven, bu dünyanın merkezi bence. Ama kaybolmaya yüz tutmuş. Çoğu insan çevresinde dolanıp duruyor ama merkeze gidemiyor. Kafanı çevir bir bak etrafına güvendiğin kaç kişi var? Eminim bir elin parmak sayısını geçmez o kişilerin sayısı. Öyle bir devirdeyiz ki kimsenin kimseye güveni yok. Bırak kimseleri gün geliyor kendine bile güvenmiyorsun. Öyle bir zamandayız ki insanlık tarihinin en haysiyetsiz zamanı bence. Sen güzel okurum güvenmenin sevmenin sevilmenin kıymetini bil. Bırak senin güveninin kıymetini kimse bilmesin elbet bir gün çıkar karşına sen gibi birisi.. Güvenli yarınlara gülümsemek üzere, Hoşça kal!

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Zamana yolculuk 3. bölüm

Hindi Çini anlatan 1886 tarihli bir metin

Sevgi Kursaklarda Saklı

Kurtuluş 6. bölüm

Kirli Melek – 5

Alice Kitaplarında Darwinci Hiciv – 2. Bölüm

Lewis Carroll yaşamı ve eserleri üzerindeki etkisi

Melike Öğretmen’e…

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – (Final)

İttihat ve Terakki Partisi ve tarım

nehir

Nehir

Herkes Dergisi yazarlarından Bilge Miray Aslan‘ın dergimizde yayınladığı ikinci şiiridir. İlk şiiri için yazarımızın ismini tıklayınız. Nehir, Bilge Miray’ın serbest çalışmaları arasında yer alır.

Nehir

Göklerden inen bir pusu,
Şehrin ortasından ormanlara dökülen, bir nehri sarar.
Yankılanan görkemli yalvarışlar,
Aslı belirsiz bir sestir, kayalıklarda tekrarlanan.
Kızıl kıyamet, bastırır içimizdeki yorgun yalnızlığı.
Düşlediğimiz hengâme,asildir,
Bir başlangıç düşleriz.
Oysa bir son gerekir, başlangıca tutunabilmek için,
Yitip yükselen binaların arasında.

nehir

nehir

Bir oyun,
Bir saklambaç,
Tanrı’dan kaçındığımız,
O tatsız yerde,
Artan başarısızlıklar, kalbimizi kirletir.
Puslu bir nehre atmak isteriz kendimizi,
Yalvarışlarımız yankılanır kayalıklarda,
Aslı belirsiz bir sestir bu.

Herkes Dergisi’nin Facebook sayfasınız takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Avrupa futbolunda rekabet ve Arap sermayesi

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – (Final)

Güney Amerika’da oligarşi ve diktatörlük

Alice harikalar diyarında ve aynanın içinden

Herkes Dergisi yazar alımı hakkında

Aşk en güzel kafa yapan uyuşturucudur

Hitler Almanyası ile Türkiye’yi karşılaştırmak cahilliktir

Kadınlar… yeter ki anlayın onları be kardeşim…

Herkes Dergisi öyküleri

Recep ile Nadan

Benim Öyküm

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 1

Kurtuluş

Kirli Melek

Ölüm

Melike

Melike Öğretmen’e…

Melike Öğretmen’e, Dilan Güngör yazısıdır. Yazarımız her hafta düzenli olarak dergimizde yazıyor.

Melike Öğretmen’e

“Güüm!” diye çarpılan bir kapının ardından kaç kere sıçradığımı hatırlayamıyorum. Ben yalnızca, bir ses hatırlıyorum.

Dilan hiç vazgeçme olur mu?”

“Dilan hiç vazgeçme olur mu?”

“Dilan hiç vazgeçme olur mu?”

Ve sanki, ilk defa o cümleyi duyduğum o ses benim darmadağın saçımın her telinden, şişmiş gözaltımdaki damarların her zerresinden, göğsümün, hatta koltuk altımdaki arsız kistin bile içinden süzülüp; ruhuma kadar ilerlemiş, nakış işleyen bir genç kızın kumaşı işlediği gibi işlemişti beni.

Hatay’ın Türkiye’ye katılması

Kadın değil bayan diyeceksin

Müzik dersiydi, öğretmenimiz akıllı tahtanın anahtarını soruyordu. 50’li yaşlarda hiç evlenmemiş bir öğretmenimiz vardı. Anahtarı onun aldığını görmüştüm. “Fizik hocası aldı sanırım ama galiba eve gitti kadın.” dediğim için “O kadın değil, bayan diyeceksin ona. Hiç evlenmemiş olanlara bayan denir.” diye bana çıkışmıştı. “Ben ailemden öyle görmedim. Ben iki cinsiyet biliyorum, o da kadın ve erkek.” diyerek onu terslemiştim. “İstanbul’da yaşamıyorsun! Şu terbiyesiz kızla arkadaş olmayın, yoksa sizin de yanlış arkadaş tercihinden dolayı notunuz düşer.” dedikten sonra sırf “kadın” kelimesini kullandığım için tüm arkadaşlarımın arasında sınıftan kovulduğumu hatırlıyorum.

Aşk en güzel kafa yapan uyuşturucudur

Eteğinin boyuna bak

Bir keresinde de okul çıkışı, okulun en yaşlı öğretmeni yanıma gelip “Şu eteğinin boyuna bak, amcanı rezil ediyorsun. Utanç verici.” demişti. Kimseye küfür etmemiştim, kimseye kötü kötü bakmamıştım, yalan söylememiştim, hırsızlık yapmamıştım. Yalnızca diz kapaklarımın hemen üstündeki etek sayesinde insanların gözünde ailemi rezil ediyordum. “Benim ailem sizin gibi rahatsız değil, zoruna gidiyorsa bakmayacaksın. Sen daha rezilsin.” demeyi çok isterdim fakat diyemedim. Amcamı kendileri gibi sanıyorlardı. O günden sonra benim okuduğum lisede öğretmen olan amcamdan köşe bucak kaçmıştım. Çocuk aklı işte, onu utandırdığımı hissediyordum.

Melike

Melike

Her gün okulumu değiştirsinler diye yalvarıyordum, ama ailem ders çalışmadığım için beni bu şekilde cezalandırıyordu. Sonunda biraz şans eseri olsa da cezam bitmişti, başka okula geçmiş, azad olmuştum.

Yeni okulumda da aynı şeyleri yaşamayı bekliyordum, insanlardan fazla bir beklentim yoktu.

Büyümek, kırmızı şarap ve aşk

Kadından da fazla bir kadın

Sonra sınıftan içeri, bir öğretmen girdi, öğretmenden de fazla bir öğretmen, kadın, kadından da fazla bir kadın…

Saçları kısa, dalgalı, beyaz tenli. Gözleri hepimize dolu dolu bakıyor. Hep gülümsüyor; sanki acelesi var, özlemi var, yarım kalan bir şeyleri var. Sanki onunla konuşmamız için uzun cümleler kurmamıza gerek yok, sanki milyonlarca hayat görmüş, sanki en sevdiğim filmden kopup gelmiş…

Melike

Melike

Sızlandığımız her konuda “Olur öyle.” der, bize teselli verirdi. ”Servisi kaçırınca paranız biter de minibüse binemezseniz yanıma gelin, para veririm.” diye bizi tembih ettiğini de hatırlıyorum. Hiçbir zaman bizi başından atmadı. Teneffüslerde bile yanımızda oturur, sohbet ederdi. Arkadaşımın sendeleyen bacağını hiç yadırgamazdı. O, insanlara kötü kötü bakmayı bilmezdi. Bu yüzden onu her gün daha da çok seviyordum.

Bembeyaz, boş bir kağıdı bile öyle güzel şekillendirir, boyardı ki… Şarkı söylerdi, ders anlatırdı, başka şehirlerden, başka dünyalardan, anılardan, deniz kenarından, çınar ağaçlarından bahsederdi. Hiçbir öğretmen sınıfta çantasını bırakıp gitmezken, bir tek o bırakırdı. Ve her defasında belki de duymaya en çok ihtiyacımız olan şeyi söylerdi “Ben size güveniyorum.”

Pablo Escobar ve Kolombiya

Mesaj atar, ağlardım

Bazı geceler ona mesaj atar, ağlardım. Bana “Yüzünü dökme küçük kız”ı hatırlatır, ardından beraber “Olur öyle.” derdik. Bana bir kitap hediye etmişti. Şimdilerde neden bunu yaptığını daha iyi anlıyorum. Onu daha iyi anladıkça daha da mutlu oluyorum, daha da şanslı hissediyorum. O gerçek bir öğretmen. Yalnızca düzenli maaş alan bir devlet memuru değil; dersleri, hayatı, yaşamayı öğreten bir insan

Melike

Melike

İnsan geceleri uykusunda ağladığında, sabah gözleri çapaklı uyanırmış. Televizyonda ergenlere öğüt veren bir psikologdan öğrendim. Yılların hiçbir önemi yokmuş, iki insanın birbirini bilmesi çok ayrı, anlık bir şeymiş. Bunu da Melike Hoca’dan öğrendim.

Ve biliyorum, bunu okuyorsun… Seni her gün başka bir hayranlıkla, başka bir büyü ve başka bir inanç ile seviyorum. Bana kattığın her şey için sana minnettarım. Göz yaşlarını sil ve sen de hiç vazgeçme, olur mu?

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Babamın Hikayesi

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 9

Bu kadarız işte

Ölüm

Aşk Nedir?

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi -3

Alice harikalar diyarında ve aynanın içinden

Çin’in Orta Doğu’da enerji politikaları

aşk

Aşk en güzel kafa yapan uyuşturucudur

Aşk, en güzel kafa yapan uyuşturucudur… ‘’Ne için yaşadığımızı düşündünüz mü? Ne için var olduğumuzu? Peki din olmasaydı iyilikler olmaz mıydı? Ateistler kötü müdür? Dindar olmak ve dinci olmayı ayırabildiniz mi? Bakmak ile görmek arasında ki fark nedir? Sosyalist, Ülkücü olur mu? Aşk yalan mı gerçek mi? Aşk, aşk aşk…

Hayatınızda ki birçok sorunun cevabını tartışıp, sonuca ulaşmışsınızdır belki.  Peki ya Aşk? Aşk, kimine göre yaşanılması gereken en güzel duygulardır. Kimine göre ise aptallıktır. Peki kimlere göre güzel kimlere göre aptallıktır? Aşk en güzel kafa yapan uyuşturucudur. Aşk, insanın en yumuşak noktasıdır. Aşk, taşı pamuk eden, ulu bir mükemmel enerjidir. Tabi karşılığı varsa. Aşk, aptallıktır! Çünkü aşk aptal eder. Otuzlu yaşınızda, karşınızda ki insana on yaşında bir çocuğun saf temiz düşüncelerini, şefkatini, aptallığını verdiğinizi düşünün. Oysaki karşınızdaki hala otuz yaşında. Belki de onunda on yaşında olduğunu düşündünüz. Evet siz aşıksınız ve otuz yaşında ki bedeninize saf, tertemiz bir ruh koymuşsunuz.

Penisli Yargı ve Hakim Olamayan Avukatlar

Aşk ve nefret

O otuz yaşındayken siz onun on yaşında olduğunu düşünüyorsunuz. Aptalsınız. Bu aptallığın dibinden çıkan azılı suçluyum. Nefret kusmuyorum. Üzüldüm, hem de çok. Şuan hissizim. Mükemmel yakışan iki çift, mükemmel anlaşan iki çift ilişkisiydi. Benden ayrıldıktan henüz bir ay sonra evlenme kararı almış biriyle. Şuan evleniyormuş, pek de umurumda değil. İlk duyduğumda ‘’Biz de evlenmeyecek miydik zaten? Neden başkası? Niye ben değil de o? Bu kadar çabuk nasıl olur?’’ gibi sorular sordum kendime. Soruların yersizliğini anladım. Onun için içtiğim kadehlerin anlamsızlığını, kendimi kepaze ettiğim zamanlara daha çok üzülür oldum.

aşk

aşk

Kadınlar… yeter ki anlayın onları be kardeşim…

Aşk ve pişmanlık

İyi dostlarım vardı. Yani ben öyle olduğunu düşünüyordum o zamanlar. Bu dönemde o dostların ‘’iyi’’ olmasını pekiştirdim. Çürük elmaları hayatımdan attım. Onun yüzünden uzaklaştığım kendime sarıldım. Ağladım. Ama ona değil pişmanlığıma. Aşktan nefret ettim. İkinci defa beni tam on iki den vurmuştu. ‘’Bir kez de ben Aşkın gözünden vursam da mutlu olsam diye ölene kadar’’ gibi sözlerden sıyrıldım. Ben aşkın gözünden vuramazdım. Aşk sahtekârdı. Bizi uyuşturup arkamızdan vurmayı çok güzel becerebiliyor. Her şeyimi kaybettim. Dükkânım, ailem, gelecekte kuracağım ailem, iyi niyetim ve aşka olan inancım.

Minnoş güçlüler

Eski beni buldum

Bu yazdıklarımı size, küçük bir kulübeden yazıyorum. Dışarıda yağmur ve fırtına var. Buraları pek sevmedim ama bir süre kendimi başka yerlerde unutturmam lazım. Bazı yerler beni unuturken, bazı yerlerde kalıcı izler bırakmaya geldim. Bütün öfkemi, aklımda kurduğum şeytani planlarla kusuyorum. Bütün şehirleri gezdim. Eski beni aradım. Buldum ve bir tekmede ben attım. Sonra ona en büyük tekme atan beni bir daha hiç görememek üzere kayboldum. Ben kazandım. Onlar kaybettiğini zannetti ama onlar da benden sonra kazanmaya başladı. Evet, tekme attıklarım beni göremedi daha sonra ama hepsi benim oldu. Zaten onlar bendi.

aşk

aşk

Şimdi dersiniz laf aşktan nerelere geldi. Muhabbet aşktan açılınca buralara kadar gelebiliyormuş. Neyse savcım. Yıllar sonra ben diye yakaladığın adamı salmanı rica ediyorum. O adamın iki çocuğu var ve onlara ‘’Benim olanlar’’ bakıyor. Bir fedai olarak düşün. Benim fedaim değil Savcım, ‘’Benim olanların’’ fedaisi. O adama ne yaparsanız yapın konuşmayacaktır. Konuşsa da muhtemelen ‘’Benim olanlardan’’ birinin ismini söyleyecektir. Benim Olanlara da beni çok iyi tanır ama bulsalar galiba beni öldürmek için herşeylerini verirlerdi. Sizden ikinci ricam onların salak olduğunu söylemeyin. Çok üzülürler. Size fotoğrafımı gönderdim. Belki gösterirseniz birilerine beni bulabilirsiniz, zor olsa da.

Kalp atışının ucundaki hayat

Aşk en güzel kafa yapan uyuşturucu

Bu arada Sayın Savcı, Aşk en güzel kafa yapan uyuşturucu… Öğrendim…

Kolay gelsin Savcı!

Sahtekar….’’

Kadınlar… yeter ki anlayın onları be kardeşim…

Masanın üzerinden silahını aldı

Savcı ayağa kalkıp, yavaş adımlarla mektup zarfının içine baktı. Fotoğrafı bulamayınca zarfı buruşturup yere fırlattı. O sırada ışıklar gitti. Pencereden dışarı bakınca, bütün sokağın ışıklarının yandığını gördü. Pencereden uzaklaşıp koridora doğru yürüdü. Telefonunu cebinden çıkarıp, fenerini yaktı. Cam kırılma sesi geldi dışarıdan. Birkaç saniye sonra artarak park halinde ki araçların alarmlarının sesleri gelmeye başladı. Koşarak pencerenin yanına gitti. Sokaktaki bütün arabalar çığlık atıyordu. Tam o sırada kapısını biri tekmeliyordu. Masanın üzerinden silahını aldı, yavaş ve tedbirli adımlarla kapıya yöneldi.

aşk

aşk

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 1

Ne oluyor böyle

Koridordan kapıya ışık tuttu, kapı yerinden bile oynamıyordu. Tekmelemenin hızı artınca, adımlarını da hızlandırdı.Kapıya bir adım kala tekmeleme durdu. Kapıyı açtı, ışıklar biranda geldi. Yerde kalp şeklinde kutu vardı. Ayağıyla ittirince kapak açılı verdi. İçinden bir mektup zarfı çıktı. Yavaşça eğilerek zarfı eline aldı. Zarfın ağzı kapatılmamıştı. Silahını beline soktu, tam zarfı açacakken merdivenlerden hızla inen kapıcı Hüseyin belirdi. Hüseyin onu görünce yüksek sesle ‘’Savcım ne oluyor böyle’’ dedi. Sonra yan komşusu Beril’in kapısı açıldı. Geceliği ile dışarı yavaş adımlarla kapının eşiğine çıktı. Elinde ki boş şarap şişesini kapının önüne koyup, gülümseyerek tekrar içeri girdi. Hüseyin söylenerek, boş şişeyi alıp, birkaç saniye duraklamanın ardından merdivenlerden hızla inmeye devam etti.

Kutuyu yerden alıp içeri girdi. Zarfı açtı.

‘’Korktun mu Savcı? Ben çok eğlendim. Fotoğrafımı kutunun altına koydum. Bu arada yakışıklı olduğunu söylemişler miydi hiç?

Kutunun arkasında bir zarf daha vardı. Zarfı açtı fotoğrafa baktı ve şok oldu. Fotoğrafta ki yan komşusu Beril’di…

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Yarım kalan

Penisli Yargı ve Hakim Olamayan Avukatlar

Bu şehir beni fırlatırken içim sendeliyor

Fenerbahçe neden başarısız

Pablo Escobar ve Kolombiya

Anlatılmaz yaşanır

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 8

Anlatılmaz yaşanır

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile öykü dizisi, bir Cem İraz eseridir. Herkes Dergisi bünyesinde yayınlanan öykü dizisinin önceki bölümlerini okuduktan sonra bu bölümü okumanızı tavsiye ederiz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

5. bölüm

6. bölüm

7. bölüm

Canan’ın ölümünden önce yaşananlar ve sonrası…

Canan’ın ani ölümü beni ve ailemizi çok derinden sarstı. Her şey yolunda giderken, her şey harika giderken onun ani ölümü beni benden aldı. Bir akşamüzeri evde otururken mutfaktan ani bir ses geldi, koşar adımlarla mutfağa girdim. Canan yerde yatıyor, rengi uçmuş, gözleri boşa bakıyor, nefes alıp vermesi azalmış, bilinci kapalı… O anlarda ne yapacağımı şaşırdım doğrusu, hemen ambulansı aradım, çok geçmeden ambulans geldi. En yakın hastaneye gittik, gittik gitmesine ama aslında her şey orada başladı. Canan beyin kanaması geçirmiş, durumu çok ciddiymiş. Beyindeki tüm fonksiyonları artık işlevini yerine getiremez hale gelmiş. Doktor bu halde çok yaşamaz, biz elimizden geleni yapacağız dese bile ben işte o anda yıkılmıştım. Her şey güllük gülistanlık giderken aniden olan bu vaka beni, ailemi, küçük kızımızı tamamıyla yıkmıştı.

Anlatılmaz yaşanır

Anlatılmaz yaşanır

Bu şehir beni fırlatırken içim sendeliyor

Canan günden güne eriyor, bir deri bir kemik halde hastane odasında cihaza bağlı şekilde yatıyordu.

Tam tamına 1 aylık süren yaşam mücadelesine yenik düşmüştü benim Canan’ım. O an ne ailem umurumdaydı, ne kızım, ne evim, ne barkım… Dünya yıkılsa Canan’ım kadar etki yaratmazdı. İki kolumdan biri, iki bacağımdan biri, iki gözümden biri artık yoktu. Her şeye sövüyordum, lanet ediyordum. Günlerce, haftalarca, aylarca kabullenemedim onun ölümüne. Bu kadar çok seviyorken, bu kadar çok istiyorken, bu kadar çok mutluyken onun senin elinden alınması ve toprağın altına girmesi kadar acı bir duygu yoktur.

Evimizdeki Konsomatris

Ağladığın kadar sevmişsindir her zaman, ben her gün ağladım.

Yine ağlıyorum, içim kan ağlıyor. Belli etmesem bile onsuz yaşamak bana azap dolu geliyor. Eve gelmez olmuştum, her gece meyhanelerde dertli dertli, gözlerim dolu dolu içiyordum. Sesini, gözlerinin rengini unutabilsem içmezdim. Unutmak çözüm değildi zaten. Beynim içkiyle her saat karıncalandıkça zaten onu karşımda görür gibi oluyordum. Baktığım her yerde onu, onun gülüşünü görüyordum. Gözüme öyle göründükçe içmeye devam ediyordum. Kadehlerin biri boşalıyor, diğeri doluyordu. Yakılan tütünlerin, sigaraların dumanları içeriyi adeta bacadan çıkan dumana döndürmüştü. O kadar dumanın içinde gözlerimin yanmasına rağmen ben yine Canan’ı görüyordum. Dumanların arasından bana el salladığını hissediyordum.

Anlatılmaz yaşanır

Anlatılmaz yaşanır

Benim Öyküm – Son bölüm

İçmek, sarhoş olmak dünyanın en kötü şeyleri arasındaydı. Bende aslında en kötü şeyleri yapıyordum.

Ama onu da başka türlü görmek mümkün olmuyordu. Beynini uyuşturduktan sonra çeşitli halüsinasyonlar görüyor insan. Ben de içerek bunu yapmaya çalışıyordum. Başım çatlasa da, midem yansa da, gelen sesleri duyma yetkim azalsa da, elim ve ayaklarım uyuşsa da, gözlerim baygın baygın baksa da, ayakta durmakta veya yürümekte zorlansam da içiyordum sessiz sessiz kendime ayrılan bir köşede. Karanlık, tek kişilik bir yer ayarlamıştım kendime. Her gün gelir içerdim. Rakı içerdim, en sert dublesinden. Zaman zaman sek içerdim, su katmadan. Ağzıma her aldığımda suratım ekşise de içerdim. İlk başlar alışmakta zorlansam da sonraları içmeye başladıkça alışmıştım.

9. BÖLÜM

Görsel: https://decklansheur.deviantart.com/art/ASK-I-RAKKASE-EFKAR-I-RAKI-48804078

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Hey taksi!

Recep ile Nadan

Veronika

Penisli Yargı ve Hakim Olamayan Avukatlar

Fenerbahçe neden başarısız

Yarım kalan

Yarım kalan

Neden hayal kuruyoruz? Özellikle gerçekleşmeyeceğini adımız gibi bildiğimiz hayalleri neden kurmaya devam ediyoruz? Çok mu seviyoruz hevesimizin kursağımızda kalmasını… Tabi ki hayır. Çünkü gördüğümüz en küçük umut ışığı hayal kurmamız için yeterlidir. Küçük hayallerle de yetinmeyiz, hep daha fazlasını isteriz. Bu küçük umutlar yetmez, yanımızda olan birini daha fazla yanımızda olsun isteriz. Çok yakın, herkesten yakın olsun isteriz. Sonuç ne mi olur? İnkisar, kursakta kalan hevesler, yarım kalan umutlar ve hayaller

Recep ile Nadan – Bölüm 7

Yarım kalan

Onu ilk gördüğüm anda anlamıştım bu gözleri, bu kokuyu, onu özleyeceğimi, özledikçe yenileceğimi, yenildikçe güçleneceğimi… Gözlerimiz ilk defa birbirine kenetlendiğinde anlamıştım canımın çok yanacağını. O anda anlamıştım savaşacağımı… Gün geçtikçe daha çok görmeye başladım. Alıştım, hayatına dahil oldum. Aynı şarkılara kadeh kaldırıp, aynı dizelere sigara yaktık. Günler hızla geçiyordu, geçiyorken de yenildiğimi bildiğim gözlerine doya doya bakıyordum, bağlanıyordum. Yarım kalan o muydu yoksa hayallerim mi?

Yarım kalan

Yarım kalan

Hayat içi dopdolu bir kitaptır

Küçük hayaller

Günler, haftalar, aylar hatta yıllar geçiyordu. Hep en yakınındaki insan ben oldum. İlk zamanlar da kurduğum küçük hayallerden de eser kalmamıştı. Hep daha fazlasını istemeye devam ediyordum. Aslında buna izin veren bizzat oydu. Beni umutlandırıp sonra da hiçbir şeyden sorumlu değilmiş gibi davranan oydu. Tek suçlu bendim. Hislerimi göz ardı etmeyi beceremedim. Sahi nasıl başaracaktım ki dizlerimde uyumuş, saçlarımın kokusunu doyasıya içine çekmiş birini unutmayı? Nasıl başaracaktım bunu? Boynumun kokusunu ezbere bilen birini nasıl yok sayacaktım? Nasıl umutlanmayacaktım?

Yarım kalan

Yarım kalan

Her şeyin farkına varıp yere çakıldıktan sonra anladım ne kadar saf duygularla hareket ettiğimi. Fügen dedim kendi kendime, insanlar kötü… Hem de çok kötü, acımasız… Hissetmeden öperler, sevmeden seviyormuş gibi görünürler. Kalpsizdirler. Vicdanları yokmuşçasına davranırlar.  Bu gerçeğin farkına belki de çok geç vardım ama yine de zararın kenarından dönmeyi başardım.

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 1

Yarım kalan çoktur

Serin bir yaz akşamında balkonda otururken rüzgarın soğukluğunu suratımda hissedince anladım bazı şeylerin geçmişte kaldığını… O zaman anladım bu zamanda aşk denilen duygunun var olmadığını… Leyla’nın da Mecnun’un da artık olmadığını anladım. Duygularını belli edenlerinde her zaman kaybedeceğini fark ettim. Çünkü sevdiğini söyleyip de kaybeden, yarım kalan hatta hayata küsen çoktur ama sevdiğini söylemeyip de kaybeden yoktur. Ya yarın ölürsek düşüncesi ağır basıyor, kaybedecek neyimiz var ki diyerek hareket ediyoruz ama bazen aldığımız yanıtlar bizi yıkabiliyor. Sevdiğimizi söylediğimizde aldığımız yanıt hele ki olumsuzsa kolay unutulmuyor. İçimizde fırtınalar da koparsa bu duyguları, üzülmemek adına gizlemek gerekiyor. Çünkü dostum şartlar bunu gerektiriyor…

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çekebilecek aşk yazıları:

Veronika

Kadınlar… yeter ki anlayın onları be kardeşim…

Kalp atışının ucundaki hayat

Mezheplere yenilen aşk oyunu

Kusurlarımızın kısa ama kalın döngüsü

Pes et

Pes et

Sağda solda aşkın hata olduğunu kerelerce tekrarlayan, günlük huzurların fırsatını kollayan, bir erkek ve bir kadın olmanın gerçekten ne anlama geldiğini bilmeyen, iç seslerinde kendisini değer verenlere acımaktan ve bildikleri halde şatafatlı günlük zevklerinden vazgeçemeyen herkese hiddetleniyorum. Aşk bir hata değildir! İyi geçmeyen günlere de varım demeye korkan, bir hissin tüm vücuda yayılmasını ve bu sorumluluğu üstlenemeyen insanların binlerce bahanesinden biridir bu hata denilen. aşk bir hata değildir! Pes et!

Bu şehir beni fırlatırken içim sendeliyor

Pes et!

Tüm kabartılarıyla bizi hasta eden bu kötülüklerden kurtuluyoruz. Bizi hasta eden ve ağlatan bahanelerden yalanlardan kurtuluyoruz. Kurtulun. Size gelmek istemeyecek kadar yabancı olan herşeyden kurtulun. Değiştirmeye çalışsanız bile değişmeyen, fedakarlık yaptığınız her saniyenin önemini umursamayan herşeyden kurtulun.

Pes et

Pes et

Zaman geçiyordu. Zaman durmazdı. Zamanı durdurabilecek hiçbir acı, hiçbir hüzün ve hiçbir neşe yoktu. Hayat bir başkasının bizden alıp götürebildiği ile değil bizde var olanı paylaşarak, sevgi ile dokunarak gerçekti. Sıcaktı. Biz sıcak olan şeyleri soğukta sevenler, harikulade müstehcenliklerde gözümüzü yumup beklesek bile; gerçekleri, gerçeklerin ötesinde arayıp durmaktan sindiremedik belki, olsun.

Yalnızlığınızı satacak, sevgili satın alacaksınız!

Pes etmeyi ve vazgeçmeyi öğreten hiçbir vakitten pişman değiliz

İnanın bana bu dünya da halen bir zeytin tanesi, bir papatya yaprağı kadar bile olsa iyilik var. O iyiliği bulup o iyiliğin hiçbir şeye karışmamış saflığıyla yeniden başlamalıyız. Pes etmeyi ve vazgeçmeyi öğreten hiçbir vakitten pişman değiliz. Bizi sevmeyenleri bile vakti mümkünken bir iyilik abidesi gibi sevmekten pişman değiliz. Çünkü bizim hislerimiz, bizim özgürlüğümüzdür. Özgürlük sevmekle başladığı gibi anladım ki bazen pes etmekle de başlar. Pes edin. Bahaneler bulanlar için merhamet dilemekten, bahaneler ile olmayan bedenlere sevgi beslemekten pes edin.

Dış dünyayı içimizde yaşamak bizi hasta ediyorsa ki hastayız. Birlikte bir deli olduğunuz insanların sizi aptal sanmasından sıyrılın. Özgürlük affetmekle başlar. Affedin kendinizi.

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Recep ile Nadan – 15 Temmuz Özel

Hey taksi!

Çeşme ve Alaçatı neden pahalı?

Yalnız takılan Komiser Şekspir sancısı