Yazılar

“Alice” Kitaplarında Alice Liddell ve Lewis Carroll’ın Çocukluk-Yaşlılık İlişkisi – 3. BÖLÜM (Son)

Müge Sözen, Lewis Carroll‘ın eseri olan Alice Harikalar Diyarında hakkında ayrıntılı araştırma çalışmalarına devam ediyor.Alice Kitaplarında Alice Liddell ve Lewis Carroll‘ın Çocukluk-Yaşlılık İlişkisi yazı dizisinin 3. bölümüdür. Konuya hakim olabilmek için öncelikle birinci ve ikinci bölümü okumanızı tavsiye ederiz.

1. Bölüm

2. Bölüm

Böylece el sıkıştılar. Şövalye atını ağır ağır ormana doğru sürdü. Alice, durmuş onu seyrederken, “Her halde onun düştüğünü görmek için fazla beklemeyeceğim,” diye düşündü, “işte düştü! Hem her zamanki gibi kafasının üstüne! Bununla beraber o çabucak ayağa kalkıp tekrar atına binebiliyor… Bu da atın üstüne türlü türlü şeyler asması yüzünden sanırım…”

Küçük kız, kendi kendine konuşarak atın yolda ağır ağır ilerlemesini seyretti. Şövalye önce atın bir yanından ve sonra da öbür yanından düştü.

Şövalye, dört veya beşinci düşüşünden sonra yolun dönemecine geldi. O zaman Alice adama mendilini salladı. O gözden kaybolana kadar da bekledi.

Bu bölüm en büyük, dokunaklı bölümlerinden biridir.

Carroll’ın, Alice büyüyüp, veda ettikten sonra, nasıl hissedeceğini umduğunu açıkça açıklamayı amaçladığı bu sahne, İngiliz edebiyatının, en büyük, dokunaklı bölümlerinden biridir. Makalesi “Carroll’ın Alicelerinde Aşk ve Ölüm”de (Dodo ile Uçmak: Lewis Carroll’ın Yaşamı ve Sanatı ile İlgili Makaleler, ed. Edward Guiliano ve James Kincaid), Donald Rackin’in yazdığından daha fazla hiç kimse, bu bölüm hakkında belâgatlı yazmamıştır. “Bu sahne boyunca fısıldayan kısacık aşk, bu nedenle, karmaşık ve çelişkilidir: Bu, tamamen potansiyel sahibi, özgür, değişken ve büyüyen bir çocuk ile tamamen aciz, hapsedilmiş, durağan ve yaşlanan bir adam arasındaki aşktır.”

 

Beyaz Şövalye

Lewis Carroll’ın kurgusal bir gösterimi olarak görünmektedir. Eleştirmenler, aralarındaki fiziksel benzerliğe dikkat çekerek, ikisi arasındaki benzerliklere işaret etmişlerdir. Hem Beyaz Şövalye hem de Carroll dağınık saçlara, açık mavi gözlere ve kibar gülümsemelere sahiptir. Carroll gibi, Beyaz Şövalye de herhangi bir beklenmedik duruma karşı yardımcı olması için garip aletler icat eder. Beyaz Şövalye bir köpekbalığı saldırısına karşı kendini hazırlarken, Carroll karanlıkta not almasını sağlayan bir nesne gibi cihazlar yaratmıştır. Daha önemlisi, Alice, Beyaz Şövalye’de, kendisine gerçekten saygı duyan ve önem veren bir birey bulur. Şövalye Alice’in yalnızlığını dindirir, ancak bu Alice’in onu terk ederek bir Kraliçe olmasını engellemez. Bu karar, Alice’in olgunlaşırken nasıl da büyüyüp, Carroll’dan uzaklaştığı gerçeğine benzer.

Beyaz Şövalye’nin Alice’e söylediği şarkı, Carroll’ın gerçek hayattaki Alice’e, yanlış yönlendirilmiş olsa da, içten övgüsü olarak hizmet eder. Carroll Alice’in üzüntü değil, kafa karışıklığı yaşadığını ima eder. Alice’in Beyaz Kral ile ilgili son sözünde ondan söz etmemesi, onun büyüdüğünü doğrular: “Küçük kız, dönüp tepeden inmek için koşmaya hazırlanırken de kendi kendine, ‘Mendil sallamamın ona cesaret verdiğini umarım,’ dedi.” Alice Beyaz Şövalye’den ayrılıp, bir Kraliçe olmaya giderken, onun aşk ve dostluk teklifini görmezden gelir – tıpkı Alice’in genç bir kadın olurken, Carroll’ı terk etmesi gibi.

 

Aynanın İçinden

Kış ve ölümden söz eden şiirlerle başlar ve biter. Rüyanın kendisi de, Alice yanan bir ateşin önünde otururken ve kar pencere camlarını “öperken,” muhtemelen Kasım ayında meydana gelmektedir. Carroll, Alice’e Harikalar Diyarı’na yolculuk hikâyesini ilk anlattığı zaman olan, Isis’deki o güneşli, 4 Temmuz tarihli kayık gezisini hatırlayarak, bunu bitiş şiirine, “Sonbahar ayazları, Temmuz’u öldürdü,” diyerek koymuştur.

 

Carroll ikinci Alice kitabını yazdığında henüz 40 yaşında olmamasına rağmen, bütün diğerlerinden daha fazla sevdiği çocuk-arkadaşı olan Alice Liddell’dan 20 yaş büyüktür. Kitabın giriş şiirinde, kendisinden ve Alice’den “birbirinden yarım bir hayat uzak” diye söz etmektedir. Alice’e, “acı akıntılar”ın, kendisini, “istenmeyen yatak”a çağırmasının çok sürmeyeceğini anımsatır ve kendisini, son yatma vaktinin yaklaşması yüzünden somurtan, daha büyük bir çocuğa benzetir.

Aynanın İçinden’in kayıp parçası “Peruklu Eşek Arısı”nda, Alice yaşlı bir eşek arısıyla karşılaşır. Uzmanlar, Carroll’ın bu parçayı Beyaz Şövalye bölümünden hemen sonra gelecek şekilde masala koyduğunu, ancak Tenniel’ın ısrarı üzerine kaldırdığını belirtmektedirler.

Carroll akademisyenleri, Carroll’ın, Beyaz Şövalye’sinin – aynanın arkasındaki biri için, Alice’e oldukça beklenmedik bir nezaketle davranan, açık mavi gözleri ve kibar bir gülümsemesi olan, o tuhaf, yaratıcı beyefendinin – kendisinin bir parodisi olmasını amaçladığına inanmaktadırlar. Carroll’ın Eşek Arısı’nı, kendisinin 40 yıl sonraki bir parodisi olarak görmüş olması mümkün müdür? Profesör Cohen, bunun mümkün olmadığını belirtmiştir. Carroll, kendisinin bir Victoria dönemi beyefendisi olmasıyla gurur duyuyordu. Hiçbir koşul altında, kendisini bir alt sınıf adamıyla ilişkilendirmezdi. Bununla birlikte, Alice ile Eşek Arısı arasındaki yaş uçurumunun, Alice Liddell’ı, hikâyenin orta yaşlı anlatıcısından ayıran uçuruma benzediği gerçeğinin kesinlikle farkında olmadan, Carroll bu parçayı yazmış olamaz gibi görünmektedir. Carroll’ın, Eşek Arısı’nı “Hay Allah! Hiç böyle bir çocuk yoktu!” diye – diyalogda, tuhaf bir şekilde, yersiz görünen bir biçimde – haykırtırken, bir vantriloğun bir kukla aracılığıyla konuştuğu gibi, belki de bilinçli olmayarak, Eşek Arısı aracılığıyla konuştuğu düşünülebilir.

– SON – 

Kaynaklar:
“The Annotated Alice: The Definitive Edition” (Martin Gardner, ed./W. W. Norton & Company, Inc., New York: 2000)

http://www.sparknotes.com/lit/alice/

http://www.sparknotes.com/lit/through-the-looking-glass/

“Alice” kitapları ve Lewis Carroll hakkında daha fazla bilgiye “Alice Harikalar Ülkesinde: Gerçek Alice” isimli blogumdan ulaşabilirsiniz:

http://www.gercekalice.com

 

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Kirli Melek

Yat Oğlum Rıza

Anlatılmaz Yaşanır Yıllar Geçse Bile

Baba ile Kızı

Fatma Aliye Topuz kimdir? 50 liranın arkasındaki kadın kimdir?

Alice Kitaplarında Alice Liddell ve Lewis Carroll’ın Çocukluk-Yaşlılık İlişkisi 2. bölüm

Müge Sözen, Lewis Carroll‘ın eseri olan Alice Harikalar Diyarında hakkında ayrıntılı araştırma çalışmalarına devam ediyor.Alice Kitaplarında Alice Liddell ve Lewis Carroll‘ın Çocukluk-Yaşlılık İlişkisi yazı dizisinin 2. bölümüdür. Konuya hakim olabilmek için öncelikle birinci yazıyı okumanızı tavsiye ederiz.

1. bölüm

Alice Liddell ve Lewis Carroll’ın Çocukluk-Yaşlılık İlişkisi

4. bölüm olan “Tavşan Küçük Bill’i Gönderiyor”da;

Tam odadan çıkacağı sırada gözleri aynanın yanında duran küçük bir şişeye ilişti. Bu sefer şişenin üstünde, ‘İÇ BENİ’ yazılı değildi. Fakat yine de Alice şişeyi açıp dudaklarına götürdü. “Çekici bir şey olacağından eminim. Bir şey yediğim veya içtiğim zaman hep öyle oluyor. Bakalım bu şişe ne yapacak? Tekrar büyüyeceğimi umarım. Çünkü küçücük bir şey olmaktan bıktım artık.”

Alice daha şişedekinin yarısını içmeden umduğunun olduğunu gördü. Başı tavana çarptı. Kız boynunun kırılmasına engel olmak için başını eğdi. Şişeyi de telâşla bıraktı. “Bu kadarı yeterli. Daha fazla büyümeyeceğimi umarım. Bu durumda bile kapıdan çıkmama imkân yok. Keşke o kadar fazla içmeseydim.”

Ama bunu istemek için çok geçti artık! Alice büyüdükçe büyüyordu. Kısa süre sonra yere çömelmek zorunda kaldı. Bir dakika sonra çömelecek yer bile bulamadı. Ama hâlâ büyüyordu. Sonunda kız bir kolunu pencereden çıkardı. Kendi kendine, “Ne olursa olsun,” dedi. “Yapabileceğim başka bir şey yok. Şimdi ne olacağım ben?

Domestik baskı

Alice, boyutuyla ilgili sorunlara sahip olmaya devam eder ve bu da kendi kimliği ile ilgili kafa karışıklığını artırır ve bir kez daha çocukluktan yetişkinliğe acı dolu geçişi anıştırır. 1. Bölüm’de, değişen boyutu Alice için bir endişe kaynağı haline gelerek, bir çocuk olarak kalma ve yetişkinliğin baskılarından kaçma arzusunu açığa çıkarmıştır. Bu bölümde, kendisini kısıtlamak ve bastırmak isteyen kuvvetler tarafından kapatılmak için fazla büyüyen bir kız olarak kendini tanımlar.

4. Bölüm’de fiziksel alana odaklanma, bir çocuk büyür ve değişirken ortaya çıkan klostrofobi duygularını vurgular. Ev, Alice’in ona hizmetçi bir kız olarak girdiği gerçeği ile altı çizilen bir düşünce olan domestik baskıyı temsil eder. Alice kelimenin tam anlamıyla eve sığamadığında, gövdesi, sınırlanmış varlığının sınırlarını aşma arzusunu açıkça ortaya koyar.

Alice, düşünmeye devam etti. “Fakat bu hesaba göre şimdikinden daha büyük yaşta olmam imkânsız. Bir bakıma bu teselli edici bir şey bu. Asla yaşlı bir kadın olmayacağım. Ama daima ders çalışmam gerekecek. Hayır, bu hiç hoşuma gitmez!

Bazı çocuklar çok nahoş bir biçimde büyüyor

Alice Harikalar Diyarında’nın Pennyroyal baskısında (California Üniversitesi, 1985), James Kincaid, Alice’in sözlerini şu şekilde yorumlamaktadır:

Carroll‟ın, çocuk-arkadaşlarının büyümesi ile ilgili duyguları düşünülürse, bu, iki anlamlı ve belki de keskin bir satırdır. Mektupları, konuyla ilgili, kendine acıyan esprilerle doludur: “Bazı çocuklar çok nahoş bir biçimde büyüyor. Umarım bir daha buluşuncaya kadar, bu tür bir şey yapmazsın.”

12. bölüm olan “Alice’in Kanıtı”nda

Kral, ellerini ovuşturarak, “İşte şimdiye kadar duyduğumuz en önemli delil bu,” dedi. “Onun için bana kalırsa artık jüri…”

Fakat Alice onun sözünü kesti. “Jüriden biri bunu açıklayabilirse, sorun yok.” Kız son dakikalar içinde iyice büyümüştü. Onun için de Kralın sözünü kesmekten korktuğu da yoktu. “Jüriden biri bunun anlamını bilirse kendisine para bile verebilirim. Bence bunda anlam denilen şeyden eser bile yok.”

Alice’in kanıtı

Kraliçe, olanca sesiyle, “Onun kafasını kesin!” diye haykırmaya başladı. Fakat kimse kımıldamadı.

Alice, bu sırada iyice büyümüş ve eski halini almıştı. Onun için de, “Size kim aldırış ediyor?” dedi. “Sizler bir deste iskambilden başka bir şey değilsiniz.”

Bölüm başlığı olan “Alice’in Kanıtı,” hem Alice’in mahkeme sırasında sunduğu kanıta, hem de Harikalar Diyarı’nın uyanarak kontrol edebileceği bir rüya olduğunu keşfettiğine dair kanıta atıfta bulunur. Alice, mahkeme sırasında, jürinin neleri kayda geçirdiğinin veya jürinin baş aşağı mı, düzgün mü olduğunun “hiç de önemli olmadığı”nı fark eder. Harikalar Diyarı’ndaki ayrıntıların veya yönelimlerin hiçbiri mantıklı veya anlamlı bir sonuçla ilgili değildir. Alice’in mahkeme sırasında büyümesi, Harikalar Diyarı’nın bir ilüzyon olduğu gerçeğinin kendisi için artan farkındalığını yansıtır.

Alice, Çılgın Şapkacı çay fincanını dişlediğinde büyümeye başlar ve karşıtlarının “bir deste iskambilden başka bir şey” olmadıklarını işaret ettiği, Kraliçe ile hararetli konuşması sırasında tam boyutuna ulaşır. Alice, Harikalar Diyarı’nın bir ilüzyon olduğunu ortaya çıkarır ve büyüyerek tam boyutuna ulaşması, ilüzyon üzerinde bir ölçüde kontrole sahip olduğunu fark etmesiyle meydana gelir. Harikalar Diyarı’nın bir rüya olduğunu bir kez anladıktan sonra, uyanır ve ilüzyonu paramparça eder.

 

Aynanın İçinden’in 8. Bölüm’ü “Bu Benim Kendi Buluşum”da, Alice Beyaz Şövalye ile karşılaşır.

 

“Beyaz Şövalye’nin,” diye yazmıştı Carroll Tenniel’a, “bıyıkları olmamalı; yaşlı gibi görünmemeli.” Carroll metnin hiçbir yerinde bir bıyıktan söz etmez; şövalyenin yaşını da belirtmez. Tenniel’ın palabıyığı ve Newell’in fırça bıyığı, sanatçıların eklemeleridir. Muhtemelen Tenniel, Beyaz Şövalye’nin Carroll olduğunu hissederek, yaşı ile Alice’in yaşı arasında zıtlık yaratmak için, kendisine saçsız, yaşlı bir görünüm vermiştir.

 

Jeffrey Stern, makalesi “Carroll Sonunda Kendisini Tanımlar” (Jabberwocky, Yaz/Sonbahar 1990)’da, son zamanlarda keşfedilen, Carroll’ın elle çizdiği bir oyun tahtasını açıklamaktadır. Oyunun doğası bilinmemektedir, ancak karton levhanın altına, Carroll, “Olive Butler, Beyaz Şövalye’den, 21 Kasım 1892” yazmıştır. “Böylece, en sonunda,” diye yorum yapmaktadır Stern, “Carroll’ın kendisini ‘Beyaz Şövalye’ olarak tasvir ettiğinden kesinlikle eminiz.”

 

Ayrıca, Alice’in iki rüya macerasında rastladığı bütün karakterler arasında, yalnızca Beyaz Şövalye’nin kendisinden gerçekten hoşlanmış ve kendisine özel yardım teklif etmiş gibi göründüğü, dikkat çekicidir. Kendisiyle, saygı ve nezaketle konuşan, neredeyse tek kişidir ve Alice’in, kendisini, aynanın ardında rastladığı herkesten daha iyi hatırladığını öğreniyoruz. Melankolik elvedası, Carroll’ın, Alice büyüdüğünde (bir kraliçe olduğunda) ve kendisini terk ettiğinde, kendisine vedası olabilir.

Devam edecek…

Kaynaklar:
“The Annotated Alice: The Definitive Edition” (Martin Gardner, ed./W. W. Norton & Company, Inc., New York: 2000)

http://www.sparknotes.com/lit/alice/

http://www.sparknotes.com/lit/through-the-looking-glass/

“Alice” kitapları ve Lewis Carroll hakkında daha fazla bilgiye “Alice Harikalar Ülkesinde: Gerçek Alice” isimli blogumdan ulaşabilirsiniz:

http://www.gercekalice.com

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Bir Hatıra Defteri 1. Bölüm

Yedi Sekiz Hasan Paşa

Baykara Meclisi

Kirli Melek

 

Liddell

Alice Kitaplarında Alice Liddell ve Lewis Carroll’ın Çocukluk-Yaşlılık İlişkisi 1. bölüm

Alice Liddell, Lewis Carroll’ın çocuk-arkadaşıdır. Ancak, bir gün Alice de büyüyecek, çocukluktan çıkacak, bir yetişkin olacaktır. Birçok çocuk-arkadaşı olan, ancak yetişkinlerle aynı iyi iletişimi kurmakta güçlük çeken Lewis Carroll, bir gün Alice ile olan iyi arkadaşlığının da sona ereceğinden duyduğu endişeyi Alice kitaplarında yansıtmıştır.

Alice Harikalar Diyarında’nın 1. Bölüm’ü olan “Tavşan Deliğinde”de, şöyle denir;

Birdenbire karşısına üç ayaklı, camdan yapılmış, küçük bir masa çıktı. Masanın üstünde de küçücük bir altın anahtardan başka bir şey yoktu. Alice, önce bu anahtarın holdeki kapılardan birini açabileceğini düşündü. Ancak, ne yazık ki, öyle olmadı! Ya anahtar delikleri çok büyüktü ya da anahtar çok küçüktü. Sonunda küçük kız bu kapılardan hiçbirini açamadı. Ancak, ikinci kez holde dolaşırken Alice, daha önce fark etmemiş olduğu alçak bir perde gördü. Bunun arkasında da 15 inç yüksekliğinde bir kapı vardı. Alice, hemen küçük altın anahtarı kilide soktu. Anahtarın bu kapıya uyduğunu anlayınca da çok sevindi!

Alice, kapıyı açınca karşısına küçük bir geçit çıktı. Burası ancak bir fare deliği kadardı. Alice eğilip oradan bakınca karşı taraftaki son derece güzel bahçeyi gördü. Bu karanlık yerden çıkıp rengârenk çiçek tarhları ve serin fıskiyelerle dolu bahçede dolaşmayı ne kadar da çok istiyordu! Ancak, başını bile bu geçitten uzatması olanaksızdı. Zavallı Alice, “Başımı oradan geçirsem bile,” diye düşündü. «Omuzlarımı geçiremedikçe, bunun bir yararı olmaz. Ah, bir teleskop gibi kapanabilmeyi ne kadar da isterdim! Buna nasıl başlayacağımı bilsem başarırdım sanırım.” Anlayacağınız öyle tuhaf şeyler olmaya başlamıştı ki, Alice olanaksız olan pek bir şeyin kalmadığını düşünüyordu.

Liddell ve Alice

Küçük kapının yanında beklemenin hiç bir yararı yoktu bu nedenle Alice yine masaya döndü. Orada başka bir anahtar olabileceğini, ya da  hiç olmazsa insanların teleskop gibi kapanıp küçülmelerini öğreten bir kitap bulabileceğini ummaktaydı. Ancak, bu kez de masanın üstünde küçük bir şişe buldu (Alice, “Az önce bu şişenin burada olmadığından eminim,” dedi). Şişenin boynunda kâğıt bir etiket vardı. Üzerine de güzel, büyük harflerle “İÇ BENİ” yazılmıştı.

“İç beni” demesi kolaydı, ancak akıllı küçük Alice hemen bunu yapmaya niyetli değildi. “Hayır,” dedi, “ilk önce bunun üzerinde ‘Zehir’ yazılı olup olmadığına bakacağım.” … Ancak, bu şişenin üzerinde ‘Zehir’ yazmıyordu. Bunun üzerine Alice, şişedeki suyun tadına baktı ve lezzetini beğenerek, (bunun tadı vişneli pasta, krema, ananas, kızarmış hindi, karamelâ ve kızarmış tereyağlı ekmek karışımına benziyordu) hemen şişedeki suyu bitiriverdi.

Mum gibi eriyebilirim

Alice,

“Ne tuhaf bir duygu,” dedi, “bir teleskop gibi kapandığımdan eminim doğrusu.”

Dediği doğruydu. Kızın boyu şimdi yirmi beş santimdi. Alice, artık o geçitten çıkıp güzel bahçeye gidebileceğini düşünerek sevindi. Ama daha önce fazla küçülüp küçülmeyeceğini anlamak için bir, iki dakika bekledi. Biraz da endişelenmişti.

Bu gidişle mum gibi eriyebilirim,” diye düşünüyordu. “Acaba o zaman nasıl olurum?” Mum eridikten sonra bunun alevinin ne hale geldiğini hatırlamaya çalıştı. Fakat ömründe böyle bir şey görmemişti.

Biraz sonra daha fazla küçülmeyeceğini anlayan Alice hemen bahçeye çıkmaya karar verdi. Fakat zavallı kız, kapıya gelince anahtarı unutmuş olduğunu anladı. Masaya dönünce de bunu almak için boyunun yetişmeyeceğini fark etti.

Bu, Alice’in kitapta boyut değiştirdiği 12 durumun ilkidir. Richard Ellmann, Carroll’un, âşık olduğu ama evlenemediği küçük Alice ile yakında olacağı büyük Alice arasındaki büyük farkı bilinçsizce sembolize etmiş olabileceğini ileri sürmüştür.

Alice, geçitten geçmek için

Alice istediği halde bahçeye giremez ve onun bu bahçeye girme arzusu, büyümeye eşlik eden nostalji duygularını temsil eder. Carroll, büyümekle meydana çıkan hayal kırıklıklarını dramatize etmektedir, çünkü Alice kendini bahçeye çıkmak üzere geçitten geçmek için ya çok küçük, ya da çok büyük bulmaktadır. Şişedeki suyu içtikten sonra, Alice küçülür ve masanın üzerindeki anahtara ulaşamaz. Abartılı bir biçimde küçük boyutunun neden olduğu bu çaresizlik, çocukluğun önemsizlik duygularını temsil eder.

2. Bölüm’de keki yemenin neden olduğu ani büyüme, ergenlikle meydana gelen tuhaf bedensel dönüşümleri temsil eder. Alice’in büyümesi kaderini gerçekleştirmesine yardım edecek aracı kendisine sağlar, ancak gerçek anlamda, büyüyerek çocukluğun zevklerinden uzaklaşmakta olduğunu kendisine anımsatmaktadır. İdealize edilmiş olan bahçe, bir çocuğun ana rahminin güvenliğine geri dönebileceğinden daha fazla geçitten geçemeyen Alice için yasak bölgedir.

2. Bölüm olan Gözyaşından Göl

Alice, öyle ümitsiz durumdaydı ki her önüne gelenden yardım istemeye hazırdı. Onun için de Tavşan yaklaşınca kız çekine çekine hafif bir sesle söze başladı.

“Affedersiniz efendim…”

Beyaz Tavşan, korkuyla irkildi. Elindeki beyaz deri eldivenlerle büyük yelpazeyi düşürdü. Hızla karanlıklara dalıp kayboldu.

Alice, yelpazeyle eldivenleri aldı. Hol çok sıcak olduğu için de kendisini yelpazelemeye başladı. Bir taraftan da yine kendi kendine konuşuyordu.

“Hay Allah! Bugün her şey de ne garip! Halbuki dün her şey normaldi. Acaba gece mi değiştim? Bir düşüneyim; sabah katlığımda aynı mıydım? Neredeyse biraz farklı hissettiğimi hatırlıyorum. Ama aynı değilsem, soru şu: ‘Her kimim ben?’ Ah, işte büyük bilmece bu!”

Tavşan’ın beyaz eldivenleri

Kız, bunları söylerken ellerine baktı. Konuşurken Tavşan’ın beyaz deri eldivenlerinden birini giymişti. Buna şaştı.

“Bunu nasıl yapabildim?” diye düşündü. “Yine ufalıyorum muhakkak.” Ayağa kalkarak boyunu ölçebilmek için masaya yaklaştı. Ancak altmış santim boyunda olduğunu tahmin etti. Gittikçe de küçülüyordu. Bunun sebebinin elinde tuttuğu yelpaze olduğunu anlayınca hemen yelpazeyi yere attı. Böylece tamamıyla küçülmekten kurtulmuş oldu.

Alice, bu değişiklikten epey korkmuştu. Kendi kendine,

“Doğrusu güç kurtuldum,” dedi, ani değişiklikten çok korkmuş, ama hâlâ var olduğunu görmekten memnun olan Alice.

“Şimdi bahçeye çıkayım.” Bütün gücüyle küçük kapıya koştu. Fakat kapı yine kapalıydı. Altın anahtar da yine cam masanın üstündeydi.

Zavallı kız,

Durum eskisinden de kötü,” diye düşündü. “Çünkü şimdiki kadar hiç küçülmemiştim. Bu da çok fena.

Alice makalesi

“Sahne Üzerinde Alice” makalesinde, Carroll şöyle yazmıştır:

Ya Beyaz Tavşan, ona ne demeli? “Alice” satırları üzerine çerçevelenmiş miydi, yoksa zıt bir karakter olarak mı düşünülmüştü? Açıktır ki, zıt bir karakter olarak. Alice‟in “gençlik,” “cesaret,” “enerji” ve “doğrudan hızlıca amaca ulaşma” özelliklerine karşın, O‟nun, “yaşlı,” “ürkek,” “zayıf” ve “gergin bir biçimde kararsız” özelliklerini okuyarak, O‟nun nasıl biri olmasını istediğimi anlayacaksınız. Bence Beyaz Tavşan gözlük takmalıydı. Eminim sesi titrerdi ve dizleri titrerdi ve bir kaza “Kış” diyemeyecek kadar aciz dururdu!

Alice, çocukluktan yetişkinliğe geçiş sırasında meydana gelen kafa karışıklığını yansıtan şekilde, boyutu değiştikçe kimliği hakkında kafası karışır. Bahçeye girmek için fazla büyük olduğu gerçeği, kim olduğuna dair kendisinde bir kafa karışıklığı yaratır ve Alice de buna ağlama krizleri ve kendini suçlamayla yanıt verir. Yaşadığı değişiklikleri kabul edemeyerek, kendi kimliğini sorgular.

Devam edecek…

Kaynaklar:
“The Annotated Alice: The Definitive Edition” (Martin Gardner, ed./W. W. Norton & Company, Inc., New York: 2000)

http://www.sparknotes.com/lit/alice/

http://www.sparknotes.com/lit/through-the-looking-glass/

“Alice” kitapları ve Lewis Carroll hakkında daha fazla bilgiye “Alice Harikalar Ülkesinde: Gerçek Alice” isimli blogumdan ulaşabilirsiniz:

http://www.gercekalice.com

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Ben dağ değilim çocuk!

Kurtuluş Zorlu anısına! Sırasız ölüm!

Hanım efendiye Latte!

Humpty Dumpty, “Sözcüklerin Efendisi” 2. Bölüm

Yahudiler, Yunanlar, Romalılar, Hıristiyanlar ve Müslümanlar Tarihin Başlangıcına Hangi Olayı Alırlar?

Evimizdeki Konsomatris

Alice

Lewis Carroll’ın “Alice” Kitaplarında Oyun Teması – 3. Bölüm

Müge Sözen, Alice kitaplarında oyun teması üzerine hazırladığı yazı dizisinin 3. bölümünü yazdı. Lewis Carroll tarafından yazılan eserlerdeki oyun teması üzerine yapılan araştırmaları birinci bölümünden itibaren okumanız tavsiye ediliyor.

1. bölüm

2. bölüm

Lewis Carroll kitaplarında Oyun teması

Alice kitapları tutarsız ve rüya gibi görünse de, ilk göründüklerinden çok daha fazla dikkatli bir biçimde yapılandırılmışlardır. Alice Ayna Dünyası’nın manzarasının “büyük bir satranç tahtası gibi planlanmış” olduğunu hemen fark eder. Alice kendisinin bir oyunun içine yerleştirilmiş olduğunu fark eder: “Bu – tüm dünyada – oynanan büyük bir satranç oyunu, Eğer dünya buysa, yani. Ah, ne eğlenceli!” Satranç hiç de bir şans oyunu değildir, ancak baş döndürücü bir dizi kural ve hamleye sahip karışık bir oyundur.

Karmaşıklığı bakımından, satranç, Victoria dönemi İngiltere’sinin topumsal davranışlarının ayrıntılı kurallarına benzer. Satranç gibi oyunlar ve Victoria döneminin görgü kuralları son derece ciddidir ve açık kazanan ve kaybedenlerle sonuçlanır. Toplumdaki yeri için sosyalleştirilmiş üst sınıftan düzgün bir Victoria dönemi kızı olarak, Alice toplumsal hiyerarşiler dünyasında zaten başarılı bir oyuncudur. Üstünlük sağlama oyunu Alice kitapları çapında sürekli oynanmaktadır – tıpkı farenin tarih dersi, Çılgın Şapkacı’nın bilmeceleri, Tırtıl’ın sorgulaması ve Düşes’in sürekli ahlak dersi vermesinde olduğu gibi.

Her yerde bir ahlak dersi bulan Düşes kadar aşırı olmasa da, Alice Harikalar Diyarı ve Aynanın İçinden’in ilginç dünyalarında gezinmesine olanak sağlayan bir dizi kuralı gerçekten de ortaya çıkarır. Harikalar Diyarı’nda kendi boyutunu değiştirmek için, Alice bir şey yemesi veya içmesi gerektiğini öğrenir – ancak yalnızca “üzerinde ‘zehir’ yazıp yazmadığını” görmek için dikkatle baktıktan sonra. Alice, Aynanın İçinden’de “Jabberwocky” şiirini okumak için onu bir aynaya tutması gerektiğini keşfeder, çünkü şiir bir ayna kitabında basılmıştır. Aynanın İçinden’de Canlı Çiçekler bahçesine ulaşmak için, Alice, ona doğru yürümek yerine, aksi yönde ilerlemesi gerektiğini öğrenir.

Alice kitaplarındaki en karışık oyun

Ancak, Carroll ve Alice’in Alice kitaplarında oynadığı en karışık oyun, dil oyununun kendisidir. En büyük sözcük ustası, Aynanın İçinden’de, dilin güç olduğunu ve onu kendi yararına kullanabilenlere ait olduğunu açık bir biçimde belirten Humpty Dumpty’dir. Humpty Dumpty Jabberwocky’nin anlamını açıklar ve Alice, çok şaşırarak, zafer sözcüğünün “güzel bir ciddi kavga” anlamına geldiğini öğrenir. Alice Humpty Dumpty’nin zafer tanımına itiraz ettiğinde, Humpty Dumpty bir sözcük “yalnızca o anlama gelmesini seçtiğim anlama gelir – ne daha az ne de daha çok” der.

Onun için tek ciddi kural “efendinin kim olduğu”dur – sözcükler veya onları kullanan kişi. Kuralları izlemenin iyi olmasına rağmen, onları belirlemek daha iyidir. Humpty Dumpty, burada, kroket oyunu ile bağlantılı olarak, görünüşe göre oynarken kuralları belirleyen Kupa Kraliçesi’ne benzemektedir. Carroll Humpty Dumpty’ye benzememektedir, ancak Alice kitaplarında sözcük oyunlarını ve parodileri sık kullanmasıyla, dili anlamı kendi yararı için düzeltmek ve tersine çevirmek için kullanır. Çılgın Şapkacı’nın Alice’i uyardığı gibi, dil çok kaypak olabilir ve çok dikkatli bir biçimde kullanılması gerekir. Demek istediğiniz şeyi söylemek, söylediğiniz şeyi demek istemenizle aynı değildir. Dil, satranç kadar karışık bir oyun olarak gösterilir. Siyah Kraliçe’nin ve Beyaz Kraliçe’nin Aynanın İçinden’de Alice’e yaptıkları sözlü sınavlar, dilin kişinin rakibini yenmesinde güçlü bir silah olabileceğini gösterir.

Tembellik ve yaramazlığa karşı

Alice kitaplarında, Carroll, Humpty Dumpty gibi, kendisinin şiirleri yeniden yorumlamakta yetenekli olduğunu gösterir. Dikkatli bir biçimde bal toplayan ve bunu gelecek için saklayan Isaac Watts’ın “Against Idleness and Mischief” [Tembellik ve Yaramazlığa Karşı] şiirinin küçük çalışkan arısının yerine, Alice kendisinin üzerinde “Beni İç” yazan şişeyi hemen içmesine çok benzer bir şekilde yemeğini neşeli bir biçimde yiyen küçük timsah örneğini verir.

Aynı türden edebi modifikasyonlar, Alice’in Robert Southey’in “The Old Man’s Comforts and How He Gained Them” [Yaşlı Adamın Konforları ve Bunları Nasıl Elde Ettiği] şiirini ezberden okuyuşunda yapılır. Orijinal şiir, Willian Baba dinç bir şekilde yaşamdan zevk alan neşeli ve sağlam bir kişiyken, sessiz ama uzun bir yaşam sürdürmek için kendini temkinli bir biçimde yaşamdan soyutlayan bir adamı anlatır.

Lewis Carroll

Harikalar Diyarı’nın sonunda, Carroll Alice’in rolünü kendi hikayesinin dinleyicisinden anlatıcısına kaydırır: “Herhalde Alice de o zaman etrafına başka küçük çocukları toplayacak ve onlara bir çok tuhaf hikâye, belki de yıllar ötesinde kalan Harikalar diyarını anlatacak, onların gözlerinin heyecanla parladığını görecekti.” Hikaye anlatıcısı hikayeyi kontrol eder. Dil oyununda, güç her zaman yetenekli hikaye anlatıcısın lehinedir. Tıpkı Kupa Kraliçesi’nin kroket oyununa hakim olduğu gibi, bir oyunun kurallarını belirleyen kişi oyunu kazanır.

Lewis Carroll, dayandığı Alice Lidell’dan daha unutulmaz olan edebi karakter Alice’i yaratır. Alice, kurallara uygun ama haksız kazanma ve güçle ilgili bu değerli dersi öğrenir ve işte bu nedenle de, Aynanın İçinden’in son bölümünün ismi “Rüyayı Kim Gördü?”dür. Alice burada rüyayı kimin kontrol ettiğini belirlemek için Kitty ile mücadele eder. Alice “Şimdi bu rüyayı kimin gördüğünü düşünelim, Kitty. Bu ciddi bir soru,” diye ısrar eder.

Ya Alice Siyah Kral’ın, ya da Siyah Kral Alice’in rüyasının bir parçasıdır. Ancak, rüyada, dil oyununda olduğu gibi, kuralları belirleyen ve sonunda oyunu kazanan hikaye anlatıcısıdır. Bu ne Alice’in ne de Siyah Kral’ın rüyası değil, Lewis Carroll’ın rüyasıdır. Harikalar Diyarı ve Aynanın İçinden’de kuralları belirleyen Carroll’dırAlice kitaplarında, Carroll, kendi oyununda gerçekten de usta olan, sıra dışı bir dil yeteneğine sahip, oyunbaz bir yazar olarak kendisini gösterir.

– SON –

Kaynak:

http://www.journalofplay.org/sites/www.journalofplay.org/files/pdf-articles/2-4-article-playing-around-lewis-carrolls-alice.pdf 

“Alice” kitapları ve Lewis Carroll hakkında daha fazla bilgiye “Alice Harikalar Ülkesinde: Gerçek Alice” isimli blogumdan ulaşabilirsiniz:

http://www.gercekalice.com

Aynanın İçinden

Aynanın İçinden satranç Motifi 3. Bölüm

Müge Sözen‘in Lewis Carroll araştırmalarının bir parçasıdır. Aynanın İçinden eseri içerisindeki satranç motifi üzerine bir araştırmayı konu alıyor. Aynanın İçinden araştırmasının ilk 2 bölümünü okumanız tavsiye ediliyor.

1. bölüm

2. bölüm

Aynanın İçinden satranç motifi

4. Bölüm olan “Tweedledum ve Tweedledee”de;

Tweedledee, gülümsedi.

“Duyduğun ses Siyah Kral’ın horlamasıdır.” Sonra iki  kardeş birden bağırdılar.   “Haydi gel de ona bak!” Alice’in ellerini tutarak onu Kral’ın uyuduğu yere götürdüler.

Tweedledum, “Ne kadar güzel bir manzara, değil mi?” dedi.

Alice, onun hiç de güzel bir manzara meydana getirmediğini düşünüyordu. Kral başına püskülü olan kırmızı ve yüksek bir gecelik takkesi giymişti. Adam oraya serilmiş horul horul horluyordu. Üstelik sırtına giydiği şey de buruşuktu.

Tweedledum, “Neredeyse horultusuyla kendisini uyandıracak,” diye söylendi.

Fakat çok düşünceli ve merhametli bir kız olan Alice başka bir şey düşünmüştü. “Bu ıslak otların üstüne yatmış olması kötü. Korkarım kendisi burada soğuk alacak.”

Tweedledee

Ama Tweedledee oralı bile olmadı.

“Kral şimdi rüya görüyor. Rüyasında neler gördüğünü biliyor musun acaba?”

Alice, “Bunu kimse tahmin edemez,” diye cevap verdi.

Fakat Tweedledee bu sözlere hayret ederek bağırdı.

O şimdi rüyasında seni görüyor!” Sonra bir zafer kazanmışçasına ellerini çırptı. “O seni rüyasında görmekten vazgeçerse nerede olacağını sanıyorsun bakalım?”

Alice, bu sözleri saçma buldu. “Şu anda neredeysem yine de orada olacağım tabii.”

Tweedledee, onu aşağı gören bir tavırla konuşmaya başladı.

“Hayır!   Olamazdın!   Sen hiç  bir yerde  olamazdın.  Sen sadece  Kral’ın rüyasında görmekte  olduğu bir şeysin!”

Alice Kitaplarında Darwinci hiciv – 1. Bölüm

Siyah Kraliçe’yi ele geçirdiğinde

Siyah Kral, bütün anlatı boyunca, ta ki 9. Bölüm’ün kapanışında Kraliçe Alice, Siyah Kraliçe’yi ele geçirdiğinde, kendisini şah-mat edene kadar, uyumaktadır. Hiçbir satranç oyuncusuna, kralların, bazen roktan sonra hamle yapmayarak, çoğu satranç oyunu boyunca uyuma eğiliminde olduğunu hatırlatmaya gerek yoktur. Zaman zaman, bir kralın bütün oyun boyunca başlangıç karesinde kaldığı turnuva oyunları oynanmaktadır.

Siyah Kral’ın rüya bölümü, gerçeklik ve Tanrı’nın doğası hakkında Alice ve okuyucular için daha büyük saklı anlamlar geliştirir. Siyah Kral’ın varlığı, hiç kimsenin gerçekten var olmadığı, ancak yalnızca ilahi bir hayal gücünün bir parçası olarak yaşadığı kavramını ileri sürer. Satranç tahtası motifi hikayeyi düzenlemek için bir araç olarak mantıklıdır, çünkü genel olarak insan yaşamı için bir alegori işlevi görür. Hikayedeki karakterler, hiçbir özgür iradeye sahip olmadıkları ve yaratıcılarının iradesine göre hareket ettikleri deterministik bir mevcudiyette yaşarlar.

Zamana yolculuk

Özgür İrade 

Özgür irade bu dünyada bir ilüzyondur, çünkü Ayna Dünyası’nın sakinleri tüm eylemlerinde satranç oyununun kurallarını izlemelidir. Özgür iradenin bir ilüzyon olarak kabul edilmesi düşüncesi Alice’in maceralarını anlayışımızı zorlar, çünkü bunların Alice’in kendi hayal gücünün bir parçası olarak var olduğunu anlamışızdır. Alice’in daha büyük bir ilahi gücün manipülasyonu altında hareket etme olasılığını sunarak, Carroll, insan yaşamının daha büyük bir ilahi gücün hayal gücünün bir soyutlaması olarak var olduğu düşüncesini gündeme getirir.

5. Bölüm olan Yün ve Su

Alice, böyle konuşurken şalı yakaladı. Bunun sahibini bulmak için etrafına bakındı. Biraz sonra da Beyaz Kraliçe deli gibi koşarak ağaçların arasından çıktı. Kadın, uçarmış gibi kollarını da iki yanına açmıştı.

Alice, hemen elinde şalla onu karşılamak için çıktı.

QB4’e çılgınca koşarak, Beyaz Kraliçe Alice’in tam batısındaki kareye gelir. Kraliçelerin hikâye boyunca pek çok koşturdukları gerçeği, onların satranç tahtasında her yöne sınırsız mesafede hareket güçlerine bir göndermedir. Beyaz Kraliçe, karakteristik dikkatsizliği ile, K3’e hamle yaparak Siyah Kral’ı şah-mat etme fırsatını kaçırmıştır. Carroll, “Sahne Üzerinde Alice” makalesinde, Beyaz Kraliçe hakkında şöyle yazmaktadır:

Son olarak, Beyaz Kraliçe, benim rüya fantezimde, hassas, aptal, şişman ve soluk görünüyordu; bir bebek kadar çaresiz ve onun ahmak olduğunu düşündüren yavaş, zırvalayan ve şaşkın bir havası olan, ama asla fazla da böyle olmayan; çünkü bence bu, onun öbür türlü üreteceği mizahî etki için ölümcül olurdu. Wilkie Collins’in romanı İsimsiz’de, tuhaf bir biçimde ona benzeyen bir karakter vardır; iki farklı yakınsak yolla, bir şekilde aynı ideale ulaşmışızdır ve Bayan Wragg ile Beyaz Kraliçe, ikiz kız kardeşler olabilirdi.

Beyaz Kraliçe konuşurken yakasındaki iğne yine açılmıştı. Birdenbire esen rüzgâr kadının şalım uçuruverdi. Şal uçarak küçük bir akar suyun üstünden geçti. Kraliçe de kollarını açarak âdeta uçarcasına şalının peşinden koştu. Hem bu sefer kadın şalını kendi kendine yakalamayı da başardı.

Beyaz Kraliçe, bir kare ileriye, QB5’e hamle yapmaktadır.

Evimizdeki Konsomatris

Beyaz Kraliçe hamle yapar

Beyaz Kraliçe, zafer dolu bir sesle bağırdı. “Yakaladım! Şalımı yakaladım. Şimdi tek başıma şalımı üstüme takarak broşumla iğnelediğimi de göreceksin.” Alice, son derece terbiyeli bir tavırla, “Parmağınızın eskisinden daha iyi olduğunu ümit ederim,” diye mırıldandı. Sonra Beyaz Kraliçenin peşinden o da küçük dereyi geçti.

Alice de, aynı şekilde, bir kare ilerlemektedir. Bu hamle onu, yine (şimdi bir koyun olan) Kraliçe’nin yanına, Q5’e taşımaktadır.

Yaşlı Koyun, parayı aldı. Bunu bir kutuya koydu. Sonra kıza bakarak konuştu.

Ben hiç bir şeyi insanların eline vermem… Çünkü böyle bir şey uygun olamaz… Onun için yumurtanı kendin almalısın.”  Koyun dükkânın öbür ucuna  kadar gitti. Yumurtayı da alarak bir rafın üstüne dimdik duracak şekilde koydu.

Koyun’un dükkânın diğer ucuna hareketi, satranç tahtasında, Beyaz Kraliçe’nin KB8’e hamlesi ile gösterilmektedir.

 Noktalar, Alice’in Q6’ya ilerleyerek, dereyi geçtiğini göstermektedir. Şimdi, Beyaz Kral’ın sağındaki karededir, ancak bir sonraki Humpty Dumpty bölümünden sonrasına kadar, onunla karşılaşmaz.

Kirli Melek

7. Bölüm olan “Aslan ve Tek Boynuzlu At”ta;

Beyaz Kral, Alice’i görünce neşeli bir sesle bağırdı.

Hepsini gönderdim! Ormandan geçerken hiç asker gördün mü acaba yavrum?”

Alice, başını salladı.

Evet gördüm, sayın Majeste. Galiba bir kaç bin asker vardı.

Kral, bu sözleri duyar duymaz hatıra defterine baktı.

“Tam dört bin iki yüz yedi asker. Evet tam bu kadar işte. Yalnız bütün atları gönderemedim. Çünkü bunlardan ikisi oyunda bize lâzım.”

İki ata, satranç oyununda, iki beyaz şövalyeye savaş atı sağlamak için ihtiyaç vardır.

Alice, “Bu pek küçük bir deprem olmalı,” diye düşündü. Sonra da Kral’a bakarak sordu.

Kapışan kimler?” Kral, hemen cevap verdi.

Kim olacak, Aslanla Tek Boynuzlu At tabii.” Alice, iyice merak etmişti.

Onlar tacı ele geçirmek için mi savaşıyorlar?” Kral,

Evet,” diye cevap verdi. “Öyle yapıyorlar. Üstelik işin tuhaf tarafı uğrunda savaştıkları taç da bana ait! Haydi koşup onları seyredelim.

Bunun üzerine koşmaya başladılar.

Açık olmayan nedenler yüzünden, Beyaz Kral, Aslan ile Tek Boynuzlu At’ın kavgasını görmek için koşarak, bir satranç oyununda yavaş yavaş, kare kare ilerleme yöntemini ihlâl etmektedir.

Alice, bir iki dakika kadar durup Haberci’nin gidişini seyretti. Sonra birdenbire gözleri parladı. Parmağıyla ileriyi işaret ederek,

“Bakın! Bakın!” diye bağırdı. “Beyaz Kraliçe karşı kırlardan koşarak geliyor!”

Beyaz Kraliçe, Siyah Şövalye’nin batısındaki bir kareden, QB8’e hamle yapıyor. Gerçekten de kaçmasına gerek yok – Şövalye onu alamazdı, ancak o Şövalye’yi alabilirdi – ancak hamle, onun aptallığının karakteristik bir özelliğidir.

Kız, davul seslerinin nereden geldiğini anlayamadı. Sadece hava bile bu sesle dolu gibiydi. Kız, davulun durmadan kafasında çaldığını hissediyordu. Alice, nihayet sağır olduğuna karar verdi.

Alice, dayanamayarak ayağa kalktı. Korkuyla küçük dereyi atladı.

Alice Q7’ye ilerler.

Devam edecek…

Kaynaklar:

“The Annotated Alice: The Definitive Edition” (Martin Gardner, ed./W. W. Norton & Company, Inc., New York: 2000)

http://www.sparknotes.com/lit/through-the-looking-glass/

http://www.smithsonianmag.com/arts-culture/the-64-square-grid-design-of-through-the-looking-glass-24546391/?no-ist

“Alice” kitapları ve Lewis Carroll hakkında daha fazla bilgiye “Alice Harikalar Ülkesinde: Gerçek Alice” isimli blogumdan ulaşabilirsiniz:

http://www.gercekalice.com

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

1913 tarihli “Vakit, Zaman ve Tarih” başlıklı yazının “Gün” bölümü

Abdülhamit’e kadar Osmanlı Sultanları

Sokak kedilerinin İstanbul’u

Haziran

21. Yüzyıl’da aşkın hebası

Karanlıkta aynaya bakmak

Dünyanın en güzel camisi(1876 tarihli metin)

Güven kırıntıları

John Stuart Mill ve liberalizm

Aynanın İçinden

Aynanın İçinden ve satranç motifi – 1. Bölüm

Müge Sözen, Lewis Carroll kitapları ve Carroll’ın eserleri hakkındaki çalışmalarına Herkes Dergisi bünyesinde devam ediyor. Alice Harikalar Diyarında ve Aynanın İçinden üzerine araştırma ve çeviri çalışmaları ile Carroll çalışmaları ile dikkatleri üzerine çekiyor. Aynanın İçinden isimli eserde satranç motifleri hakkında ayrıntılı bir çalışma sürdürüyor. Siyah ve beyaz satranç motifleri hakkında bilinmeyenleri öğreneceksiniz.

Ressamlar, heykeltıraşlar ve müzisyenler, uzun zamandır, bir satranç tahtası üzerinde 32 taşın karmaşık hareketinden ilham almışlardır. Ancak, yazarlar da 64 karelik savaş alanından ilham almışlardır. Muhtemelen, bunların arasında en fazla ilham alan, Alice Harikalar Diyarında ve Aynanın İçinden eserlerinin yazarı Lewis Carroll (Charles Lutwidge Dodgson)’dır. Birinci kitapta, Alice tavşan deliğinden düştükten sonra bir iskambil kağıtları krallığı ile karşılaşırken, devamı olan kitapta, bir aynadan geçerek, antropomorfik siyah ve beyaz satranç taşlarının yaşadığı, tamamen yeni bir harikalar diyarı bulmuştur.

Aynanın İçinden

Aynanın İçinden

Kitabın iki ana sembolünün ayna ve satranç tahtası olması mantıklıdır – sonuçta, oyunun başında tahtadaki taşlar birbirinin yansımasıdır. Ancak, satranç Carroll’ın hikayesinde yalnızca yinelenen bir motif veya sembol değildi; bu, aslında, romanın yapısının temeliydi. Öykü, bir satranç oyunu çevresinde tasarlanmıştı. Bu durum, okuyucunun bir satranç problemi ve aşağıdaki notla karşılaştığı kitabın en başında açık hale getirilir: “Beyaz Piyon (Alice) on bir hamle oynar ve kazanır.” Alice Harikalar Diyarında’nın devamı olan kitap, oynanabilir, ancak tuhaf bir satranç problemi olarak tasarlanmıştır.

Carroll’ın Satranç problemini açıklayışı

Carroll’ın, Aynanın İçinden kitabındaki olaylar dizisinin temelinde yatan satranç problemini açıklayışı doğrudur. İnsan, Sidney Williams ve Falconer Madan’ın Rahip C. L. Dodgson Edebiyatı El Kitabı’nın 48. sayfasındaki, normal bir şah-mat yapmak için “hiçbir çaba” gösterilmediği cümlesini açıklayacak söz bulamamaktadır. Son mat tamamen doğrudur. Ancak, Carroll’ın kendisinin de işaret ettiği gibi, siyah ve beyazın hamleleri düzgün bir sırada yapmadıkları ve Carroll tarafından listelenen “hamleler”den bazılarının, satranç tahtasındaki taşların gerçek hamleleri ile temsil edilmedikleri doğrudur. (örneğin, Alice’in birinci, üçüncü, dokuzuncu ve onuncu “hamleler”i ve kraliçelerin “rok yapma”ları).

Satranç kurallarının en ciddi ihlâli, problemin sonuna yakın, Siyah Kraliçe Beyaz Kral’a şah çektiğinde, ama her iki taraf da bu gerçeği dikkate almadıklarında meydana gelmektedir. “Satranç bakımından, neredeyse hiçbir hamlenin makul bir amacı yoktur,” diye yazmaktadır Bay Madan. Her iki tarafın da son derece dikkatsiz bir oyun oynadığı doğrudur, ancak aynanın ardındaki çılgın yaratıklardan başka ne beklenebilir ki? İki yerde, Beyaz Kraliçe bir şah-mat yapma şansını kaçırmaktadır ve başka bir fırsatta da, Kara Şövalye’yi esir alabilecekken, ondan kaçmaktadır. Ancak, her iki dikkatsizlik de, onun dalgınlığının sonucudur.

Beyaz Şövalye eksantriklikleri

Bir satranç oyununu, eğlenceli bir saçma fantezi ile iç içe geçirmenin şaşırtıcı zorlukları göz önüne alındığında, Carroll kayda değer bir iş başarmaktadır. Örneğin, Aynanın İçinden kitabında Alice, o sırada kendininkinin yanındaki bir karede olmayan bir taş ile hiçbir zaman konuşmamaktadır. Tıpkı gerçek satranç oyunlarında olduğu gibi, kraliçeler bir şeyler yapmak için koşuştururken, kocaları göreceli olarak sabit ve etkisiz kalmaktadır.

Beyaz Şövalye’nin eksantriklikleri, Şövalyelerin hareketlerinin eksantrikliğine övgüye değer şekilde uymaktadır; hâttâ Şövalyelerin şu ya da bu yöne atlarından düşme eğilimleri, bir yönde iki kareden sonra, sağa ya da sola bir kare olan şövalye hamlesini akla getirmektedir. Okuyucuya, satranç hamlelerini hikâyeyle birleştirmesinde yardımcı olmak üzere, her hamle, metinde tam görüldüğü noktada belirtilecektir.

Dev satranç tahtasının sıraları, birbirinden derelerle ayrılmaktadır. Sütunlar çitlerle ayrılmıştır. Uyuklayan Siyah Kral’a şah-mat yapmak için Siyah Kraliçe’yi (kraliçe olarak) esir aldığı son hamlesi dışında, Alice, bütün problem boyunca, kraliçenin sırasında kalır. Alice’i sekizinci kareye kadar kendi sırasında boyunca ilerlemeye ikna edenin Siyah Kraliçe olduğuna dikkat çekmek eğlencelidir. Kraliçe bu tavsiye ile kendini korumaktadır, çünkü beyaz başlangıçta, şık olmasa da kolay bir biçimde, üç hamlede şah-mat yapabilir.

Beyaz Şövalye ilk önce KKt.3’te şah çeker. Siyah Kral Q6’ya da gitse, Q5’e de, beyaz, Kraliçe ile QB3’de mat edebilir. Tek alternatif, Siyah Kral’ın K4’e gitmesidir. Sonra, Beyaz Kraliçe QB5’te şah çeklerek, Siyah Kral’ı K3’e gitmeye zorlar. Sonra, Kraliçe Q6’da mat eder. Elbette bu, bir zihin uyanıklığı gerektirmektedir ki, bu ne Şövalye’de, ne de Kraliçe’de vardır.

Tarihte satranç oyunları

Orta Çağ’da ve Rönesans’da, satranç oyunları bazen çok geniş alanlarda, insan taşlar ile oynanırdı (bkz. Rabelais’nin Gargantua ve Pantagruel’i, 5. Kitap, 24 ve 25. Bölümler), ama Carroll’ınkinden daha önce, kurmaca bir öyküyü canlı satranç taşlarına dayandıran hiçbir girişim bilmiyorum. O zamandan bu yana pek çok kez, çoğunlukla bilim-kurgu yazarları tarafından yapılmıştır. Yakın tarihli bir örnek, Poul Anderson’ın güzel kısa hikâyesi, Ölümsüz Oyun (Fantezi ve Bilim-Kurgu, Şubat 1954)’dur.

Birçok nedenden dolayı, satranç taşları özellikle ikinci Alice kitabı için uygundur. Kralların ve kraliçelerin geri dönüşüne izin vererek, ilk kitaptaki iskambil kartlarını tamamlamaktadırlar; valelerin kaybı, şövalyelerin edinimi ile dengelenmiştir. Alice’in ilk kitaptaki şaşırtıcı boyut değişikliklerinin yerini, elbette satranç taşlarının tahtadaki hareketlerinin neden olduğu, eşit derecede şaşırtıcı yer değişiklikleri almıştır. Mutlu bir tesadüf eseri, satranç aynı zamanda ayna yansıması motifi ile de bağlantılıdır.

Yalnızca kaleler, filler ve şövalyeler çifter çifter değillerdir, aynı zamanda, oyunun başlangıcında, bir oyuncunun taşlarının asimetrik düzeni (kral ve kraliçenin pozisyonları yüzünden asimetriktir), rakibinin taşlarının tam bir ayna yansımasıdır. Son olarak, satranç oyununun çılgın niteliği, ayna dünyasının çılgın mantığına uymaktadır.

OYUNDAKİ KARAKTERLER

(Oyun başlamadan önce düzenlendiği gibi.)

BEYAZ SİYAH
TAŞLAR PİYONLAR PİYONLAR TAŞLAR
Tweedledee Papatya Papatya H. Dumpty
Tek Boynuz Haigha Haberci Marangoz
Koyun İstiridye İstiridye Mors
B. Kraliçe “Lily” Pars Zambağı S. Kraliçe
B. Kral Geyik Yavrusu Gül S. Kral
Yaşlı adam İstiridye İstiridye Karga
B. Şövalye Hatta Kurbağa S. Şövalye
Tweedledum Papatya Papatya Aslan

1896 önsüzü ile değiştirilmeden evvel

Yukarıdaki oyundaki karakterler listesi, Aynanın İçinden kitabının daha önceki baskılarında, Carroll bunu 1896 önsözü ile değiştirmeden önce yer almaktaydı. Bunu çıkarmak akıllıcaydı, çünkü yalnızca satranç oyununa karışıklık eklemektedir. Yalnızca bir örnekten söz edeceğim. Eğer Tweedle kardeşler iki beyaz kale iseler, o zaman Carroll’ın diyagramının ilk sırasındaki beyaz kale kimdir, diye sormuştur Denis Crutch, satranç oyunu ile ilgili bir konferansta (Jabberwocky, Yaz 1972’de yayımlanmıştır).

Bir satranç oyununun başlangıç pozisyonunda, sözcüklerin düzeni, her taş ve piyonu tanımlamayı kolaylaştırmaktadır. Hikâyede hiç sözü edilmeyen fillerin, belirli bir nedenle olmasa da, burada Koyun, Yaşlı Adam, Mors ve Karga’ya bağlandığına dikkat edin.

Kitabın 1. Bölüm’ü olan “Aynalar Evi”nin başlangıcında, Alice’in kedisi Dinah’ın iki yavrusu Kitty (siyah yavru) ve Kartopu (beyaz yavru)’ndan söz edilir. Kitty ve Kartopu, siyah ve beyaz kedi yavruları, satranç tahtasının siyah ve beyaz karelerini ve kitabın satranç oyununun siyah ve beyaz taşlarını yansıtmaktadır.

Bölümün ilerleyen parçasında, Beyaz Kral ve Beyaz Kraliçe arasında aşağıdaki diyalog geçer;

Aynanın İçinden

Aynanın İçinden

Beyaz Kral ve Beyaz Kraliçe diyalogları

“Aman yanardağa dikkat et!”

Kral, hemen endişeli endişeli şömineye baktı. Herhalde bir yanardağın ancak böyle bir yerde bulunabileceğini düşünüyordu.

Ancak ondan sonra sordu.

Hangi yanardağ?”

Hâlâ kendisini toplayamamış olan Beyaz Kraliçe, nefes nefese konuşmaya çalıştı.

“O yanardağ püskürüp beni buraya çıkarttı. Aman sen her zamanki yoldan gel. Sakın havalanayım deme!”

Alice, merakla durumu seyrediyordu. Beyaz Kral’ın, ağır ağır şöminenin parmaklığına tırmanmasına baktı.

Beyaz Kral’ın bir kol demirinden ötekine, şömine paravanasından yukarı çıkmak için yavaş mücadelesi, bir satranç kralı, bir kraliçe gibi her yöne hareket edebildiği hâlde, yalnızca bir kareden diğerine hareket etmesine izin verildiği gerçeğini yansıtmaktadır. Bir kraliçe tek bir hamlede yedi kareye kadar gidebilir ve bu da kraliçelerin daha sonra havada uçabilme yeteneklerini açıklamaktadır, ancak bir kralın satranç tahtasının bir tarafından diğer tarafına gitmesi yedi hamle almaktadır.

Alice, Kralın saçlarını da düzelttikten sonra onu Beyaz Kraliçe’nin yanına masaya bırakıverdi.

Fakat Kral ayakta duracak yerde hemen sırt üstü düştü ve öyle hareketsiz kaldı.

Alice de yaptığına pişman olmuştu. Telâşlanarak, odada dolaşmaya başladı. Beyaz Kral’ı ayıltmak için su arıyordu. Bunu adamın üstüne boşaltacaktı. Fakat odada su yoktu. Alice böyle aranırken eline bir şişe mürekkep geçti.

Fakat küçük kız, geri dönünce Beyaz Kral’ın ayılmış olduğunu gördü. Kral’la Kraliçe baş başa vermişler korkulu korkulu fısıldaşarak konuşuyorlardı. Bu yüzden, Alice de onların sözlerini epey güçlükle duyabildi.

Kral,

“Emin ol şekerim,” diyordu. “Öyle korktum, öyle korktum ki bıyıklarımın ucuna kadar buz gibi kesildim.”

Fakat Beyaz Kraliçe, eşine hiç de beklenmedik bir cevap verdi.

“Senin bıyığın yok ki.”

Ama Kral, yine de sözlerine devam etti.

“O anın verdiği dehşeti bilemezsim Bunu asla…. asla unutamayacağım!”

Beyaz Kraliçe, yine de umulmadık bir lâf ederek,

“Eğer bunu hatıra defterine yazmazsan,” diye mırıldandı. “Unutacağını sen de pekâlâ biliyorsun.”

Savaşta öldürülmüş Kral

Satranç oyununda, sıklıkla, kaybeden yenilgiyi kralını sırt üstü yatırarak gösterir. Az sonra öğrendiğimiz gibi, bu, savaşta öldürülmüş biri gibi doğal olarak soğuyan Kral için bir dehşet anıdır. Kraliçe’nin olayın bir andıçını yapma önerisi, bir oyuncunun oyunu unutmamak için satranç hamlelerini kaydetmesini akla getirmektedir.

Alice satranç taşları için görünmezdir ve bu da Aynalar Evi’nde meydana gelen tersine çevrilmenin bir özelliğidir. Alice’in dünyasında kendisi canlıyken, satranç taşları cansızdır, ancak Ayna Dünyası yaşamları için bir çalışma düzenine sahip olan satranç taşlarına aittir. Tıpkı satranç tahtası gibi, yaşamları son derece simetrik ve kontrol altındadır.

Aynanın İçinden

Alice’in görünmezliği, Ayna Dünyası’nın satranç taşları üzerinde tanrısal bir güce sahip olduğunu akla getirir ki bu da tüm evrenin onun hayal gücünün bir parçası olarak var olduğu gerçeğinden kaynaklanır. Alice, Beyaz Kral’ı, satranç taşlarının yaşamlarını manipüle eden ilahi bir güçmüş gibi tutup, kaldırır. Bu durum, satranç tahtasını, bireylerin satranç taşları gibi konumlandırıldığı ve önceden belirlenmiş kurallara göre hareket ettirildiği bir varlık düzlemi olarak kabul etme düşüncesini oluşturur.

Evin içinde, Alice’in görünmezliği onun görünmeyen bir el olmasına izin verir, ancak satranç tahtası görüntüsü, dışarıdaki satranç oyununa katıldığı bir sonraki bölümde tam önemine sahip olur. Orada, Alice’in kendisi, görünmeyen bir el, muhtemelen de Carroll’ın yazarlık eli tarafından manipüle edilen bir satranç taşı haline gelir. Bu elin dayatması, Alice’in bedeni üzerinde kontrolü kaybederek, merdivenlerden aşağı süzüldüğü ve yazarın görünmeyen eli tarafından kaderine doğru ileri sürüldüğünde belirgin hale gelmeye başlar.

Devam edecek…

Kaynaklar:

“The Annotated Alice: The Definitive Edition” (Martin Gardner, ed./W. W. Norton & Company, Inc., New York: 2000)

http://www.sparknotes.com/lit/through-the-looking-glass/

http://www.smithsonianmag.com/arts-culture/the-64-square-grid-design-of-through-the-looking-glass-24546391/?no-ist

“Alice” kitapları ve Lewis Carroll hakkında daha fazla bilgiye “Alice Harikalar Ülkesinde: Gerçek Alice” isimli blogumdan ulaşabilirsiniz:

http://www.gercekalice.com

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Hayal, evim ve eşim

Beklemek

Sokak kedilerinin İstanbul’u

Kirli Melek – 7

Zamana yolculuk 6. bölüm

Kaşif Kozinoğlu mektupları ve ölümü

Alice Kitaplarında Darwinci hiciv – 1. Bölüm

Toprak ana 2. bölüm

Alice harikalar diyarında

Alice Kitaplarında Darwinci Hiciv – 4. Bölüm

Müge Sözen‘in Alice Harikalar Diyarında ve Lewis Carroll çalışmalarını takip edebilirsiniz. Alice kitaplarında Darwinci hiciv serisini en başından itibaren okumanız, Alice Harikalar Diyarında’nın barındırdığı Darwinci hicvi anlamınızda yardımcı olacaktır.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

Alice Kitaplarında Darwinci Hiciv

Taklit Kaplumbağa

Carroll’ın en yüce melezi, “sapık bir analoji” ve evrimsel bir bulmaca olan Taklit Kaplumbağa’dır. Harikalar Diyarı’nın okuyucusu, daha önce de, hem gerçek bir yarış olmadığı, hem de siyaset ve en güçlü kişinin hayatta kalması hakkındaki Darwinci düşünce ile alay ettiği için “taklit/alay” olan kurultay yarışı aracılığıyla “taklit” kavramına rastlamıştır. Aynı şekilde, Taklit Kaplumbağa “gerçek” bir kaplumbağa değildir ve onun ön plana çıktığı iki bölümde, birçok konuyla alay edilir: Geleneksel deyimler, yönlendiricilerin dil problemi, ağlama, nostalji, Victoria dönemi orta sınıf eğitimi ve dans eğitimi, melezlik, türlerin yok olması, doğal besin zinciri ve uygar yemek yordamlarının, diğer canlıları yediğimiz gerçeğini gizleme biçimi.

İlk kez, ölümcül düşünceli kroket oyununa dalmış olan Kupa Kraliçesi, birdenbire durarak, Alice’e “Taklit Kaplumbağa’yı hiç gördün mü?” diye sorduğu zaman Taklit Kaplumbağa’nın varlığından haberdar oluruz. Hikayede, Alice’in sahneye girmesinden önce, Harikalar Diyarı yaratıklarının başka ziyaretçileri de olduğuna dair hiçbir belirti olmamasına rağmen, Kraliçe’nin sorusu, Taklit Kaplumbağa’nın, bir çeşit beklenen turun bir özelliği olduğunu ima eder. Ancak, bu tur doğal bir tarih turu değildir, çünkü Kraliçe Alice’i bu ilginç şeyi görmeye götürürken, Taklit Kaplumbağa’nın, hiçbir doğal tarih sergisinin yapamayacağı bir şey olan, “kendi tarihini sana anlatacak” diye açıklar. Kraliçe daha sonra Taklit Kaplumbağa’yı hem bizim için hem de anlamayan Alice için tanımlar: Bir Taklit Kaplumbağa, “Taklit Kaplumbağa Çorbasının yapıldığı şeydir.

İngiltere’ye özgü yeşil kaplumbağa

Elbette, biyolojik olarak taklit kaplumbağa diye bir şey yoktur. Taklit kaplumbağa, daha çok, gerçek kaplumbağalar (İngiltere’ye özgü yeşil kaplumbağa) nadir ve pahalı hale geldiğinde, gerçek kaplumbağa çorbasını taklit eden çorbaya verilen isimdi; kaplumbağa etinin lezzeti, buzağıların beyinlerini istiridye tuzlu suyuna batırarak yaratılıyordu. Bu yüzden, Tenniel’ın illüstrasyonunda Taklit Kaplumbağa’ya bir buzağı başı, toynakları ve kuyruğu verilmekte ve bu yüzden, Taklit Kaplumbağa, kendisi de sıradan bir Victoria dönemi akşam yemeği partisinin ilk tabağı olarak ölüme mahkum edilmiş bir melez olmasına rağmen, diğer şeylerin arasında, kaplumbağa ve inek arasındaki kayıp bağı temsil etmektedir.

Modern liberalizm ve modern liberalizmin özellikleri

Taklit kaplumbağa neden ağlıyor?

Taklit Kaplumbağa neden ağlamaktadır? Bunu yapmak için birçok nedene sahiptir. İçini çekerken, bize şunları söyler: “‘Bir zamanlar… Gerçek bir kaplumbağaydım.’” Sonuçta, doğa ve insan manipülasyonu açmazına düşmüştür; U.K. Knoepflmacher’in sözleriyle, “inanılmaz derecede tuhaf, iki-bilinçli, amfibiyen bir yaratık”tır  (“Revisiting Wordsworth”). Kibel, Taklit Kaplumbağa’nın “çocukluğunu geride bıraktıktan sonra anlaşılmaz, kayıtsız bir dönüşüm yaşadığını” ve John Docherty’nin de belirttiği gibi, bu nedenle ağlıyor olabileceğini, çünkü “kendinin bir yalandan ibaret olduğunu fark ettiğini” iddia eder. Eğer buzağı özellikleri, felaket olarak değil, kademeli olarak ortaya çıktıysa, başka bir deyişle, sahte bir kaplumbağa haline dönüştüyse, o zaman kaplumbağacı bir bakış açısından bir dejenereleşmeye maruz kalmış demektir.

İnsani bakış açısından bile, bu yeni yaratık en iyi ihtimalle bir yedek, gerçek şeyden aşağı derecede bir gıda ürünüdür. Zihin, bir kaplumbağanın nasıl bir ineğe dönüştüğünü anlamaya çalışmaktadır: Orijinal organizma yararına hangi adımlarla, buzağı özellikleri çıkmış ve başarılı adaptasyonlar haline gelmiştir? Elbette, bu adaptasyonlar kaplumbağanın hayatta kalma şansını arttırmaz; gerçekte olduğu kadar, taklit durumda da yenilmesi eşit ölçüde muhtemeldir. Kendi ölümünün ve olacağı yiyecek ürününün övgüsüyle dolu dizeleri olan şarkısının bu kadar kederli olmasına şaşmamalı; görünüşe bakılırsa, üremek için yaşayamayacaktır, hatta dişi taklit kaplumbağalar var olsaydı bile.

Ömer Hayyam kimdir? Ömer Hayyam rubailer

Istakoz Kadrili’nin sözleri

Alice’in maceralarının ilk versiyonu ve yayımlanmış olanı – denizaltında okumaya dair uzun ve sözcük oyunu dolu diyalog, (halk şarkısı, orijinal “Denizin sularının altında”dan değiştirilerek parodi haline getirilen) Istakoz Kadrili’nin sözleri, beyazlatmaya karşı siyahlatma tartışması ve “Akşamın çorbası” şarkısına eklemeler – arasında Carroll’ın bu bölüme yaptığı bütün eklemeler, Carroll’ın Taklit Kaplumbağa’yı bir şaka olarak ayrıntılandırabilmek için ne kadar tutarlı bir biçimde çalıştığını gösterir. Birincil değişiklik, canlının tasvirini içerir. Carroll, 1863’te günlüğüne bir gün Alice’in Yeraltındaki Maceraları adlı kitabının illüstrasyonlarına yardımcı olması için doğal tarih kitabı ödünç almak üzere Dekanlık’a koştuğunu yazar.

Carroll, düzinelerce doğal tarih cildine sahipti; ama aralarında çizmek istediği canlılardan birinin illüstrasyonu eksik olmalı. Hangisi? Sanırım bir kaplumbağa arıyordu. Sonuçta, Alice’in Yeraltındaki Maceraları’ndaki hayvan resimleri amatörce de olsa, yetkindir; bir kaplumbağanın berbat bir tasviri olan Taklit Kaplumbağa’nın uyarıcı istisnası ile (Şekil 1). Ayrıca, Taklit Kaplumbağa’nın (şimdi Christ Church Kütüphanesi ve Arşivlerinde bulunan) bir ön çizimi, daha da hatalı bir versiyonu göstermektedir; bu, vücudu kaplumbağaların alaycılığını temsil eden bir kaplumbağadır (Şekil 2).

Şekil 1: Carroll tarafından çizildiği şekilde Taklit Kaplumbağa (Alice’in Yeraltındaki Maceraları)

Şekil 2: Carroll’ın Taklit Kaplumbağa için orijinal eskizlerinden biri

İllüstrasyonu kaplumbağanın kasıtlı bir zayıf tasviri

Richard Owen’ın, ilk cildi “son derece sert ‘sırt pulları’ olan kemikli ‘tabakalar’”ın ve kaplumbağa kabuğunun üstünün yapısının kesin bir çizimini veren, On the Anatomy of Vertebrates [Omurgalıların Anatomisi Üzerine] (1866) kitabı gibi, doğal tarih konulu herhangi bir yetkin eser, kaplumbağaların gerçekten nasıl bir yapısının olduğunun ayrıntılarını kendisine sağlayabilirdi. Carroll’ın çizimi, Taklit Kaplumbağa’yı, dizin kartları gibi çıkıntı yapan plakalarla ve tüm kaplumbağayı çevreleyen bir kaplumbağa kabuğuna benzeyen bir şeyle tasvir etmektedir. Başka bir deyişle, Carroll’ın ters çevirme mizahına uygun olarak, Carroll, hem orijinal çiziminde hem de Alice’in Yeraltındaki Maceraları’ndaki çiziminde olduğu gibi, kaplumbağanın anatomisinin yanlış (“taklit”) olmasını sağlamak için, bir doğal tarih resmine bakmıştır. Bununla birlikte, Tenniel, Carroll’ın onayıyla, illüstrasyonu kaplumbağanın kasıtlı bir zayıf tasvirinden, güzelce hayal edilmiş bir kaplumbağa ve inek melezine dönüştürdüğünde, çok daha ayrıntılı bir şaka ortaya çıkar.

Friedrich Nietzsche ve faşizm

Kaplumbağalar ve tosbağalar

Lewis Carroll, Alice hakkında yazmaya başlamadan önce de kaplumbağalar ve tosbağalarla ilgileniyordu; sonuçta bunlar, Carroll’ın yaratıcı adaptasyonları olmaksızın bile ilginç yaratıklardır. Alice kitaplarının yayınlanmasından önce ve sonra da, bu ilgiye dair bazı izler görüyoruz. Örneğin, Mischmasch (1855)’te “Anglo-Sakson Şiirinin Kıtası” olarak verilen “Jabberwocky” nin en eski versiyonu, “rath”ı (şiirde geçen bir sözcük) “başı dik: köpekbalığı ağızlı, hayvanın dizleri üzerinde yürüyeceği şekilde ön bacaklar kıvrık: pürüzsüz yeşil gövdeli: kırlangıç ve istiridyelerle beslenen bir kara kaplumbağası türü” olarak tanımlıyordu.

Carroll, Liddell ailesinin en büyük oğlu Harry’ye 18 Aralık 1856’da mekanik bir tosbağa vermişti. Ayrıca 1861’de Carroll, Amerikalı ziyaretçilerin Christ Church Öğretmenler Odasına yaptığı ziyarette duyduğu bir anekdotu günlüğüne eklemişti. Carroll, Rahip C. F. Knight, “Oliver Wendell Holmes’u bir balık satıcısında, gözleri ve çeneleri hala kas hareketi gösteren, yeni öldürülmüş bir kaplumbağanın başında doğaçlama bir ders anlatırken gördüğünü eğlenceli bir biçimde anlattı” diye anlatır; “ders tabii ki tamamen ‘uydurma’ydı, ama dışarıdaki halk takımı tarafından son derecede ciddi bir biçimde kabul edilmişti.”

Klasik muhafazakarlık ve özellikleri

Kolay öldürülen

Son yıllarında, Carroll, felsefi dergi Mind (1894) için yazdığı bir makalede kaplumbağaya, ya da tosbağaya tekrar geri dönmüştür. “Tosbağanın Aşil’e Söyledikleri,” Zeno’nun paradoksunun etkilerini, Aşil ve Tosbağa arasındaki bir diyalog yoluyla genişletir. Tosbağa, çılgınca bir dizi sonsuz gerileme sergiler ve kahramanla hayvan arasındaki diyalog, iki berbat sözcük oyunu ile sona erer: Harikalar Diyarı’ndan hatırladığımız “kaplumbağa (tortoise)” yerine “Bize Öğretirdi (Taught-us)” ve “Aşil (Achilles)” için “Kolay Öldürülen (A Kill-ease).”

Kaplumbağa, Carroll’ın hicivsel fantezisindeki rolü için de olağandışı bir biçimde uygundu; çünkü canlı, hem Darwin hem de doğal tarih ile zaten tuhaf bir ilişkiye sahipti. Carroll kesinlikle Galapagos tosbağalarının ve Beagle (Charles Darwin’in keşif gemisinin adı)’ın tuhaf tarihini biliyordu. Kaptan Robert Fitzroy’un, Beagle’ın seferi ile ilgili yayımlanan dergisinde anlattığına göre, tosbağalar hem doğal tarih sergileri hem de gıda maddeleri olarak önemli bir ilgi alanı niteliğindeydi.

Beagle, Galapagos adalarından, elde tutulan 30 Galapagos tosbağa (ve 18 diğer su kaplumbağası) ile ayrılmıştı ve bunlar gelecekteki araştırma örnekleri değil, iyi bir et ve su tedariki olarak alınmıştı (tosbağalar, yiyecek ve su olmadan 18 aya kadar yaşayabilir ve bu nedenle sıklıkla balina avı turları gibi uzun süreli gemi yolculukları için su tedarikleri ve gıda maddeleri olarak kullanılıyordu). Bu tosbağaların hiçbiri İngiltere’ye dönüş yolculuğundan sağ kurtulamadı ve böylece Beagle (aynı zamanda, av köpeği) tosbağaları yedi.

Herkes Dergisi yazar alımı hakkında

William Buckland’ın maceraları

Benzer şekilde, Carroll, Jeoloji Profesörü ve Katedralin bir Rahibi olan ünlü zoolog William Buckland‘ın maceralarını da biliyor olmalıydı; Buckland’ın Christ Church’teki yaşam alanı, birçok ilginç yaratık için bir çeşit kamptı (örneğin, ayı, maymun, kartal). Thomas’ın anlattığına göre, Buckland’ın oğlu Frank’ın (Carroll’ın Christ Church’te bir lisans öğrencisi olarak çağdaşı),  “yaratık, başının önce koparıldığı ve sonra da aşçıyı ısırdığı mutfağa yemekle ilgili bir nesne olarak götürülmeden önce, iple bağlı dev bir kaplumbağanın sırtında, havuzda [Mercury] gezintiye çıkmasına izin veriliyordu.

Doğal tarihin kronolojik kayıtları, aynı zamanda, kendi adını taşıyacak kadar ünlü bir tosbağa da sağlamıştır: Timothy. Seçkin doğa bilimcisi Gilbert White (1720-1793), The Natural History of Selbourne [Selbourne Doğa Tarihi] (1789)’da, Timothy’den sık sık söz etmiştir. Carroll bu kitaba ek olarak, Edward Jesse’nin Gleanings in Natural History [Doğal Tarih Derlemeleri] (ikinci seri, 1834) isimli kitaba da sahipti. Bu kitap, White’tan Bn. Hecky Mulso adlı bir hanıma, Timothy’nin faaliyetlerini listeleyen, 1784 tarihli yayımlanmamış bir mektubu içeriyordu (ör. “2 Mayıs. Timothy etrafta yürüyor ve bir salatalık kabuğu parçası yiyor”).

Ölüme yergi, Tamer Başkan anısına…

Gilbert White

Jesse, White’ın Timothy hakkındaki ölümünden sonraki notlarını, tosbağanın kendi hayat hikayesini anlattığı büyüleyici bir anlatıya dönüştürür. Timothy, Virginia’dan bir denizci tarafından nasıl çalındığını, eşinin kendisine 40 yıl özenli bir şekilde baktığı bir beyefendiye nasıl satıldığını ve bu hanımın ölümünden sonra, Gilbert White’a nasıl gönderildiğini anlatır. Önemli olan, Timothy’nin söyleyecek pek çok şikâyeti vardır: Doğduğu bölgeyi özlemektedir, dişi tosbağalara erişimi yoktur ve White onu, yılda iki kez bakkalda ağırlığını ölçmek (bu, onun sırt üstü çevrilmesini gerektiriyordu) ve bir kere su dolu bir küvete koymak (amfibik olmadığı için derhal batıyordu) gibi, çeşitli onur kırıcı durumlara maruz bırakmaktadır.

Kurtuluş

Efendilerinin çok kavrayışlı olması

Timothy’nin izzeti nefsini yaralayan bu durumlar nedensiz değildir, çünkü “benim efendim, insanların bir doğabilimci dediği şeydir ve kendisini, nabzımı dinlemek gibi tuhaf deneylere sık sık sokan o türdeki insanlar tarafından çok ziyaret edilir.” Timothy şöyle der; “Bu konular beni rahatsız ediyor; fakat gururu çok acıtan başka bir tanesi var; yani, kendilerinden başka kimsenin bir şey bilmediğini sanan bu yaratılış Efendilerinin çok kavrayışlı olduklarını düşünmeleri ve benim anlayışıma gösterdikleri küçümsemeleri.”

Bn. Mulso’ya yazıldığı varsayılan bir mektup olan hikaye şöyle sonuçlanmaktadır: “Hayatınızın baharında, Tosbağalarla dolu bir ülkeye yarın kaçırılacak olduğunuzu ve 50 yıl bir daha insan yüzü göremeyeceğinizi varsayın!!! Bunu düşünün, sevgili hanımefendi ve acıyın, Üzgün sürüngeniniz Timothy.” Orijinal yaşama alanından çıkarılan kederli bir kaplumbağa olarak, Timothy açıkça Taklit Kaplumbağa’nın öncülüdür.

Devam edecek.

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Zamana yolculuk 4. bölüm

Toprak ana 2. bölüm

Hindi Çini anlatan 1886 tarihli bir metin

Recep ile Nadan – Bölüm 10 / Esnaf Lokantası

Güven kırıntıları

Avrupa futbolunda rekabet ve Arap sermayesi

Aşk Nedir?

Aziz Sancar DNA haritalama teknolojisi geliştirdi

Mezheplere yenilen aşk oyunu

Kaynak:

“The Alice Books and the Contested Ground of the Natural World” (Laura White/Routledge Press, Oxford: 2017)

“Alice” kitapları ve Lewis Carroll hakkında daha fazla bilgiye “Alice Harikalar Ülkesinde: Gerçek Alice” isimli blogumdan ulaşabilirsiniz:

http://www.gercekalice.com

Alice harikalar diyarında

Alice Kitaplarında Darwinci Hiciv 3. Bölüm

Müge Sözen‘in Alice kitaplarında Darwinci hiciv çalışmasının 3. bölümüdür. Alice Harikalar Diyarı‘nda Darwinci hicvi kavrayabilmek için ilk 2 bölümü de okuyunuz. Lewis Carroll ve hayal dünyasını anlayabilmek için mutlak bir fırsat yaratan bölümlerimizi takip edebilirsiniz.

1. bölüm

2. bölüm

Melezlik

Dejenereleşme muhtemelen komikse, geçiş türleri veya melezler de öyledir. Melezlik, Alice kitaplarında, konuşan ve giyinen hayvanlarla olduğu gibi, Grifon, Taklit Kaplumbağa, korku veren Jabberwock ve Aynalar Ülkesi böcekleri gibi çeşitli yaratıklar vasıtasıyla da gösterilir (Tatarcık hariç – bir tavuk ebadında olabilir, fakat iç geçirerek kendisini yok edene kadar basit bir tatarcık olarak kalır). Hayvanların böylesine güldürücü davranışları, özellikle yaygın insanbiçimcilik, Lewis Carroll veya okurları için yeni değildi. Aslında, karışık veya antropromorfize edilmiş hayvanların eğlenceli kullanımı, insanoğlunun yaratılmış canlıların başında bulunduğu ve çeşitli flora ve faunanın cansız doğanın üstündeki büyük hiyerarşide yerini aldığı Varlığın Büyük Zinciri kavramının hakimiyetini bozan ortaya çıkan sorular hakkında genel kaygıdan neredeyse kuşkusuz bir biçimde ilerleyerek, Victoria döneminin erken dönem kültürünün karakteristik özelliğiydi.

Alice ve evrimsel spekülasyonlar

Melez karikatürleri, Darwinci teoriden önceleri doğa tarihi ve bilimsel buluşlar ile ilgili hicivlerde ortaya çıkıyordu. Örneğin, George Cruikshank’ın yıllık Comic Almanack [Karikatür Almanağı] (1835-1853) isimli kitabı, genelde insan ve hayvan özelliklerini ve durumlarını karikatürize bir biçimde tersine çevirerek, doğal tarihi parodi haline getirmişti. Edward Lear, dağınık ve yeniden birleştirilen insan ve hayvan bedenlerinin karikatürlerini çizmişti; “hepsi kesikli atomlar” olan kedi, kuş ve insan çizimleri, ya da insan vücutlarının papağan ve kedi başlarına sahip olduğu başka bir çizim gibi. Melezlikle Türlerin Kökeni öncesi oyunun bir başka örneği, Hyde Park’a şık hanımlar yerleştirerek, Robert Chambers’ın Vestiges of Creation [Yaratılışın Kalıntıları] (1844) kitabı ve “genel olarak jeolojik ve evrimsel spekülasyonlar” ile alay eden bir Punch karikatüründen gelmektedir; bu hanımlar, ördek başları hariç, zarif görünmektedirler.

Başlar, gövdeler ve ayaklar

Benzer bir şekilde, Victoria dönemi insanları, yeni oluşturulan yaratık adlandırılabilene kadar, bir oyuncunun bir baş çizdiği, kağıdı katladığı, bir diğerinin bir gövde ve bir başkasının da bacaklar eklediği, “Başlar, Gövdeler ve Ayaklar” adlı bir oyun oynuyorlardı. Carroll’ın Fransız karikatürist J. J. Grandville’in eserlerine aşina olduğuna dair bir kanıtımız olmamasına rağmen, onun (1827 ile 1847 yılları arasında yayınlanan) ayrıntılı ama karikatürize insan canavarları, bu tür kombinasyonların, insanlığın belki de o kadar benzersiz olmayan kimlik sorunu ile ilgili eğlenceli hicivleri olarak kullanılmak için uygun olduğunu göstermektedir. Reichertz’in önceki literatürde Carrollcu mecazların öncüllerini araştırdığı yararlı çalışmalar, Grandville’in köpek başı olan bir kaplumbağa, kurbağa başı olan kuşlar, yılan başı olan bir ayı vb. içeren imalı çizimleri üzerinde durur. Reichertz’in belirttiği gibi, “Hiçbir şey, Grandville’in daha önceki görsel kombinasyonlarına, Carroll’ın Taklit Kaplumbağa’sından daha yakın değildir.”

Melezler popülerdi, çünkü, ana akım Victoria dönemi toplumunun insanların hayvanlar üzerinde egemen olduğu fikrine şiddetle sarılmış olmasına rağmen, insan-hayvan kimliği hakkındaki kaygıları alaya alıyordu. Aslında, muhafazakâr bilimsel literatürde melezler, çoğu kez evrim tartışmalarının ön planına Darwinci teorilere karşı koyan bir karşı-argüman olarak getiriliyordu. Sonuçta, melezler yapay seleksiyondan (yani, insan kontrolünden) kaynaklanırlarsa çoğalamazlar; böylece, yapay seleksiyon, ünlü köpekler vakasında olduğu gibi türleşmenin sınırlarını gösteriyor gibi görünüyordu.

Yapay seleksiyon

Londralı bir danışman hekim olan J. M. Winn, The Collapse of Scientific Atheism [Bilimsel Ateizmin Çöküşü] (1880) isimli kitabında, “melezlerin kısırlığı evrensel olarak kabul edilmiştir ve evrim teorisi ile tamamen uzlaşmazdır” diye savunmuştu. Argüman, en azından 1860’dan beri vardı; Wilberforce yapay seleksiyona bakmaksızın sadece diğer köpeklerle çiftleşebilen evcil köpeklerin örneğini ileri sürdüğünde, türleşmenin değişmez olduğunu savunur:

Köpek türündeki en uç çeşitlerin kendi özgün ilişkilerini ne kadar kolay ve açık bir şekilde tanıdıklarını da unutmayın. Dev Newfoundland, cüce köpeğe, sıradan bir çarpışmada, ikisinden birinin bir çakal, bir kurt veya bir tilkiye davranış biçiminden ne kadar farklı davranıyor. Aptal hayvan, türün birliğinin, ‘varyasyon’un en garip maskesi altında keşfedilebilir olduğunu filozoflara öğretebilir.’ (“Darwin’s Origin” [Darwin’in Kökeni])

Aslında, Darwin karşıtları, türler arası tuhaf dönüşüm fikrini başlangıçtan itibaren kolay bir saldırı hattı olarak kullanmışlardır. Örneğin, Adam Sedgwick de 1860’da şöyle diyor: “Bazı nadir durumlarda [Darwin] muhteşem bir saflık gösterir. Darwin, beyaz bir ayının, Kutup havzasındaki çamurlu su birikintileri ile sınırlandırılarak, balina haline gelebileceğine; bir Lemur’un kolayca bir yarasaya dönüşebileceğine ve üç parmaklı bir Tapirin atın büyük dedesi olabileceğine inanmaktadır!” Dolayısıyla, dönemin edebi ve sanatsal melezleri, Darwin’le alay etmenin yanı sıra onun teorilerinin ortaya çıkardığı kaygıları göstermektedir.

(Devam edecek…)

Kaynak:

“The Alice Books and the Contested Ground of the Natural World” (Laura White/Routledge Press, Oxford: 2017)

“Alice” kitapları ve Lewis Carroll hakkında daha fazla bilgiye “Alice Harikalar Ülkesinde: Gerçek Alice” isimli blogumdan ulaşabilirsiniz:

http://www.gercekalice.com

Alice

Alice Kitaplarında Darwinci Hiciv – 2. Bölüm

Dejenereleşme

Sahte kurultay yarışı en güçlü olanların hayatta kalmasıyla alay ediyorsa, bir domuza dönüşen bebek, evrimin karanlık kuzeni olan dejenereleşme ile alay eder. Kuşaktan kuşağa değişimin avantajlı olmayabileceği itirazı, Darwin’in teorisi üzerine yapılan tartışmaların başlangıcında ortaya atılmıştır. Darwin, Türlerin Kökeni’nde, “doğal seleksiyon, her varlığın yalnızca iyiliği için çalıştığı için, tüm maddi ve manevi zenginlikler mükemmelliğe doğru ilerleme eğilimi gösterecektir” diye kabul etmiştir. Darwin’in muhaliflerinin çoğu, bu fikri, bir doktrin haline getirilmiş bir dilek olarak görüyordu. Diğerleri, mantıksal olarak, “ilerleme,” “gelişme,” “iyileşme” vb. kavramların antropik olduğunu ve neyin daha iyi olduğuna dair fikirlerimiz tarafından yönetildiğini kaydetmişlerdir. Carroll’ın elinde, tüm soru saçma bir biçimde tartışmalı hale gelir, çünkü bebeğin bir domuza dönüşmesi bir felaket olarak kabul edilmez (örneğin, Odysseus’un adamlarının domuza dönüşmesi gibi); aksine, Alice ve onun yaratıcısı, değişimi bir gelişme olarak görür.

Aşçı’nın, Düşes’in mutfağında karıştırdığı (ve belki taklit kaplumbağa ile yapılan) çorba hakkında pek bir şey öğrenmiyoruz, ancak Alice çorbanın içinde çok fazla karabiber olabileceğini tahmin ederken, “havada kesinlikle çok fazla karabiber olduğunu” bilir. Böylece, Düşes’in bebeğinin evrim ortamı biberlidir/acıdır. Bebeğin ilk adaptasyonları basittir: Hapşırma ve uluma. Kısa bir süre sonra, karabiberli ortam, tehlikeli mermilerle dolar:

… Aşçı, çorba kazanını ateşten kaldırdı ve eline geçen her şeyi Düşes ile çocuğa atmaya başladı. Önce ateş şişlerini attı. Bunları tavalar, tabaklar ve çanaklar izledi.

Alice’in cevabı, savunmasız kişileri savunma ateşiyle kızgındır:

Alice korkuyla zıplayarak, “Ah, lütfen yaptığınıza dikkat edin!” diye bağırdı. “Eyvah, zavallının burnu gidiyor!” Çocuğun yakınından geçen çok büyük bir tava neredeyse burnunu koparacaktı.

Düşes’in şiddet dolu sallamalar eşliğindeki ninnisi, bebeğin acımasız muameleye alışık olduğunu açıkça ortaya koymaktadır:

‘Küçük oğlunla sert konuş,
Aksırdığı zaman da döv,’

Fakat bebek bunu hak etmiştir :

‘O sırf kızdırmak için yapar bunu.
Çünkü böylece damarına basar.’

Calvinist yöntem

Böylece, otomatik bir yanıt olan hapşırma, Calvinist bir yöntem şeklinde bir günah olarak kabul edilir. Ninninin sözleri, bebeğin hapşırmasını bilinçli bir istek olarak tasvir eder:

Çünkü istediği zaman,
Biberden iyice zevk alabilir!’

Bu tutumun barbar doğası ve bebeğe yapılan davranış, Düşes ve Aşçı’nın ortaklaşa yaptıkları, anlaşılır konuşmadan çok bir uluma olan “Vov! Vov! Vov!” ninni korosu tarafından vurgulanır. Hepsi de çok komiktir.

Bebekten domuza dönüşüm, Alice’e yedek komuta verildiğinde başlar:

Düşes, birdenbire bebeği Alice’e atarak, “Al bakalım!” dedi. “İstersen onu biraz da sen salla…”

Açıktır ki, Düşes, yaptığı şeyin bebek bakıcılığı – küçüklerin dikkatli bakımı – olduğunu düşünmektedir ve Alice süreci devam ettirmeye davet edilir. Alice’in nazik kalbi, onu çocuğun kaderi hakkında endişelenmeye yönlendirir:

Alice, “Onu alıp götürmezsem kendisini bir iki gün içinde muhakkak öldürecekler,” diye düşünüyordu. “Çocuğu geride bırakmak cinayet sayılmaz mı?”

Retorik

Alice’in sorusu retorik değildir; çünkü bebeği yakalarken bile, onun daha az insan olma belirtileri gösterdiğini ve dolayısıyla insan ahlakı endişeleri yelpazesinin dışında olduğunu fark eder:

Alice, bebeği güçlükle tutabildi. Çünkü bu acayip biçimli bir yaratıktı. Bacakları kollan türlü yönlere doğru uzanıyordu. Alice, “Tıpkı bir deniz yıldızı gibi,” diye düşündü. Zavallı bebek, bir buhar makinesi gibi sesler çıkarıyor ve iki büklüm olup doğruluyordu. Alice onu zorlukla zaptedebiliyordu. … Nihayet kız, onu düğümler gibi bir biçime soktu. Çünkü bebeği başka şekilde tutmak imkânsızdı. Bebeğin düğümü bozmaması için onun sağ kulağıyla sol ayağını sıkıca yakaladı. Çocuğu açık havaya çıkardı.

Mekanik sesler çıkartan bu beden hakkında canavarca bir şeyler vardır ve aynı zamanda onun yönetim yönergeleri (onu düğümler gibi bir biçime sokmak ve sağ kulağıyla sol ayağını sıkıca yakalamak) hakkında da canavarca bir şeyler vardır. Beden deniz yıldızı gibi göründüğü için (muhtemelen, dört kol, dört bacak ve baş, deniz yıldızının beş uzvu gibi, birbiriyle değiştirilebilir gibi göründüğü için), daha yüksek ve daha düşük biyolojik sıralardan oluşan bir melezin varlığıyla karşı karşıyayız. Varoluşun daha düşük biçimlerine – ki, burada deniz yıldızına – bu şekilde ulaşmak, yüzyılın daha sonraki gotik anlatılarında bulunan kabus gibi evrimlerin bazılarını öngörmektedir. Örneğin, Arthur Machen’in 1890 tarihli romanı The Great God Pan, kötü kalpli Helen Vaughan’ın başına gelen değişiklikleri açıklarken, daha düşük sıraların evrimsel bir dönüşümde tekrarlanmasını kullanır (buradaki açıklama, bir doktor tarafından yapılmaktadır):

Cilt ve et, kaslar, kemikler ve değişmez ve kalıcı olduğunu düşündüğüm insan vücudunun sağlam yapısı, eriyip çözülmeye başladı. … Çünkü burada, hiç bilmediğim, çözülmeye ve değişime neden olan bir iç güç vardı. … Vücudun, yükseldiği yerdeki canavarlara ve yüksektekilerin derinliklere, hatta tüm varlıkların cehennemine indiğini gördüm. Canlıları yaratan hayat ilkesi, dışsal biçim değişirken, daima aynı kaldı. … İzledim ve sonunda yalnızca bir jölemsi madde gördüm. Sonra merdiven tekrar yükseldi. … Bir örnek olarak, önümdeki karanlıkta şekillenen ve daha fazla açıklamayacağım bir Biçim gördüm. Fakat bu biçimin sembolü antik heykellerde ve lavın altında kalan resimlerde görülebilir; ama söz edilmek için fazla kötüdür. … Korkunç ve tarif edilemez bir şekil[den sonra], ne insan ne de canavar, insan biçimine dönüştü, nihayetinde ölüm geldi.

Gotik değil

Carroll’ın bebeği bir domuza dönüştürmesi, gotik değil komik olmakla birlikte, her iki metamorfozda da altta yatan konu Darwincidir: İnsanların ortak atalarla, en basit ya da en grotesk de dahil olmak üzere, tüm canlı biçimlerine bağlı olup olmadıkları ve bu bağlantının insan doğası için doğal bir sonuç olup olmadığı.

Alice

Alice

Bebeğin tuhaf bir biçimde insan dışı fizyolojisi ve davranışı, tamamen başka bir türün fizyolojisi ve davranışı olarak daha belirgin hale gelir. İnsan hapşırmaları homurtulara dönüşür ve Alice’in tavayla düşürüleceğinden korktuğu “kıymetli” burun, bunun yerine, daha da büyümektedir:

Çocuğun burnu fazla kalkıktı. Bu daha çok bir domuz burnunu andırıyordu. Gözleri ise bir bebek için çok küçüktü doğrusu. Alice bu durumu hiç beğenmedi.

Bebek (insan durumunun bir göstergesi olan) hıçkırarak ağlama yeteneğini kaybeder ve Alice, yaratığın gözlerinde hiçbir gözyaşı olmadığını gördükten sonra, ona bir bildiride bulunur:

“Eğer domuz olacaksan seninle ilişkimi keserim şekerim. Aklını başına topla!”

“Akıl” ve hatta “aklını başına toplama” eylemi, özellikle şiddetli bir domuz sesinin onayladığı gibi, artık yaratıcının ulaşabileceğinin ötesindedir ve Alice şunu bilir:

Bu kez yanılmaya imkân yoktu. Bu yaratık, ne eksik ne de fazla, tam anlamıyla bir domuzdu. Kız, onu daha fazla taşımasının saçma olduğuna karar verdi.

Alice harikalar diyarında

“Ne eksik ne de fazla” – bu yaratık kararlı bir domuz olma durumuna ulaşmıştır ve geri dönüşü olmayacaktır. Alice, bebeğin yeni durumunun eskisinden daha iyi olduğuna karar verir (“Bu büyüseydi çok çirkin bir çocuk olacaktı, fakat şimdi bayağı yakışıklı bir domuz oldu sanırım.”); durumu daha da karıştıracak şekilde, “insan bunları değiştirmek için gerekli yöntemi bir bilebilseydi,” domuz olarak geliştirilecek – ya da en azından “uygun olacak” – olan diğer çocukları düşünmeye başlar. Carroll, fantezi modeli ile evrimi açıklar; ancak saçma ima, kötü çocukları değiştirmek için, insanoğlunun, bir adım yukarı olduğu varsayılan, sadece basit hayvanlar haline gelene kadar, homurdanma ve biberlenme yöntemlerini geride bırakarak, yalnızca aşağıya doğru evrim geçirmesi gerektiğidir (tamamen normal bir domuzun, Alice’e, Harikalar Diyarı’nda onu çevreleyen ve insana çok benzeyen hayvanlardan daha fazla bir biçimde, hayatındaki gerçek insanları hatırlatması ironiktir).

Bu nedenle, bu sihirli dönüşüm hem evrim teorisinin dayandığı adaptasyonun rolünü (çevre, zamanla, ona en çok uyan canlı türünü seçer), hem de 19. yüzyıl evrim kuramcılarının uzak durmayı tercih ettiği dejenereleşme olasılıklarını hicveder. Carroll sadece canlıyı yaratan çevre fikriyle oynamakla kalmaz, aynı zamanda insanlığın evrimsel ilerlemenin neye benzeyeceğine karar verebileceği fikrini de altüst eder. Domuzlar bir gelişme olabilir; sonuçta, bu bebek domuza dönüştükten sonra, insanbiçimciliğin endişe verici göstergelerini göstermez, ancak belki de insan bakımının yırtıcılığından uzağa, “sessiz sedasız ormana koşar.” Kedi gerçekten de onun kaderini merak eder:

“Neredeyse sormayı unutacaktım. Bebeğe ne oldu?”

Soru, görünüşe göre, en iyi ihtimalle, önemsizdir, çünkü Kedi, Alice’in bildirdiği dönüşümü beklemektedir:

“Öyle olacağını tahmin etmiştim.”

Ama okuyucu tam da Kedi’nin şiirsel adaletin işleyişini varsaydığını düşünmeye başlarken (homurdayan çocukların domuzlara dönüştürülmesi gerekir), Kedi geri dönüp, “Domuz mu dedin yoksa Muz mu?” diye sorar. Kedi’nin cevabı, (kafiye gibi) semantik kazalar haricinde hiçbir model işleri idare etmiyorsa, bebeğin – gerçekten de – her şeye dönüşebileceğini ima eder.

Carroll’ın evrimsel gelişme fikri ile alay ettiği bir başka merak uyandırıcı an, Beyaz Kraliçe’nin Aynalar Ülkesinde bir koyuna dönüştüğünde ortaya çıkar. Alice, Kraliçe’ye yaralanan parmağını henüz sormuştur, böylece metamorfoz Kraliçe’nin konuşmasının dönüşümü yoluyla anlatıda sağlanmaktadır: “Eskisinden çok daha iyiyim! Çok daha iyiyim!” Sesi daha çok meleme haline geliyordu: “Merak etme iyiyim! Merak… Meeee!” “Daha iyi” kelimesi, anlam veya değeri ifade etme kapasitesini kaybeder. Üstelik, “daha iyi,” belirtildiği gibi, Kraliçe’nin parmağının durumuna atıfta bulunur – önceden çığlık attığı ve ağladığı ünlü yaralanmasına – ancak koyunun parmaklara ihtiyacı yoktur; bununla birlikte, Tenniel’ın resimlerinde, bu koyunun insan elleri vardır ve bir noktada on dört çift şiş gibi görünen şeylerle örgü örmektedir. Çok sayıdaki şiş – insan emeğinin ve sanatının simgesi olan yüksük gibi – aksine, dejenereleşmenin işaretleridir; çünkü Alice, “Koyun bu kadar çok örgüyü bir arada nasıl örebiliyor?” diye merak eder ve “Ellerinde o kadar çok şiş var ki bu yüzden gittikçe bir kirpiye benzemeye başladı” diye sonuca varır. Başka bir deyişle, örgü şişleri, hayvan anatomisi aygıtlarını temsil ediyor gibi görünmektedir (Koyun muhtemelen kendi yününü örmektedir, Carroll’ın özellikle hoşlandığı türden bir saçma evirtim). Beyaz Kraliçe’yi koyun olarak dejenereleşmiş halinde son kez gördüğümüzde, Humpty Dumpty olacak bir yumurtayı rafın üzerine koymakta ve böylelikle Kolomb’un meşhur oyununun taklidi ile tam bir insan hareketi yapmaktadır. Yumurtanın yumurta olarak mı, yoksa Humpty Dumpty olarak mı daha iyi olduğu diğer bir sorudur. Sonuçta, yumurtayı rafa koyarken, Koyun yumurtanın dibini çatlatırsa (Kolomb’un yaptığı gibi), çocuk tekerlemesinin sözleriyle zaten garanti edilen şeyi sağlamaya yardımcı olur: Humpty Dumpty’in nihai yok oluşu.

(Devam edecek…)

Kaynak:
“The Alice Books and the Contested Ground of the Natural World” (Laura White/Routledge Press, Oxford: 2017)

“Alice” kitapları ve Lewis Carroll hakkında daha fazla bilgiye “Alice Harikalar Ülkesinde: Gerçek Alice” isimli blogumdan ulaşabilirsiniz:
http://www.gercekalice.com

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken yazılar:

Asansör Müziği ve Gastronomi

Altun yumurtlayan tavuk

Kurtuluş 5. bölüm

Hintlilerin ve Parsilerin ölü gömme gelenekleri

Kadıköy’de nargile kafeler neden popüler?

Yi Ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi! 4. bölüm

Alice Kitaplarında Darwinci hiciv – 1. Bölüm

Carroll’ın Darwinci evrime parodik yaklaşımı

İlk net Darwinci ânımız, Alice’in kendisinin oluşturduğu, tüm hayvanların ortaya çıktığı anlaşılan deniz gibi tuzlu, ilk evrim çorbası olan göz yaşı gölüne düştüğü Harikalar Diyarı’nın başlangıcında gelir.

En iyi şekilde, Alice kitaplarında, özellikle de Darwin’in fikirlerinin dolaylı fakat kapsamlı olarak eleştirildiği Alice Harikalar Diyarında’da bulunur. Her iki Alice kitabı, Türlerin Kökeni‘nin inceleme kopyaları ortaya çıktığı anda başlayan, Darwin’in fikirlerine karşı en kapsamlı ve en yoğun karalama dönemi içinde yazılmış ve yayınlanmıştır. Her iki Alice öyküsü boyunca, canlıların evrimi, dejenereleşmesi ve tükenişi, en güçlünün hayatta kalma konusunu karşıt bir biçimde anlatmaktadır; bu nedenle Carroll, öykülerinde, Taklit Kaplumbağa, Grifon ve Jabberwock gibi hicvin öğeleri yoğun bir biçimde ifade edilen melezleri, Dodo Kuşu gibi nesli tükenmiş yaratıkları ve Tereyağlı ekmek sineği gibi yok olma eşiğindeki canlıları içerir.

Kirli Melek – 3

Birçok eleştirmen Carroll’ın hicivlerinin Darwinci fikirlerin ardında yatan anlamları ele aldığına dikkat çekmiştir.

Ben; Carroll’ın Darwin’in teorileri için yaptığı kusursuz küçümsemenin bir kez kavrandıktan sonra, hicivlerin ifade ettikleri şey hakkında daha net bir fikre sahip olunacağını iddia edeceğim.

İşte bu yüzden

En Güçlünün Hayatta Kalması

İlk net Darwinci ânımız, Alice’in kendisinin oluşturduğu, tüm hayvanların ortaya çıktığı anlaşılan deniz gibi tuzlu, ilk evrim çorbası olan göz yaşı gölüne düştüğü Harikalar Diyarı’nın başlangıcında gelir. Burada, gizemli bir şekilde, canlılar da ortaya çıkar. Alice’in ilk arkadaşı fare olur, ancak yanlışlıkla “bu kadar iyi bir fare avcısı” olarak tanımladığı kedisi olan Dinah’ı düşünerek, Fare’yi korkutur. Bu nedenle, bu an, Darwinci kuramın karşı iddiası veya onaylanması değil, daha ziyade Darwin’den önce yazılan doğal tarihçilerin kapsamlı bir teması ve elbette Darwin’den önceki (ve sonraki) tüm insanlar tarafından bilinen bir varoluş gerçeği olan, “dişe diş, kana kan doğa” düşüncesinin Alice kitaplarındaki birçok çağrışımının ilklerinden biridir.

Ruhumun keşfi

Kısa bir süre sonra,

birçok canlı göle girer; “Gölün, içine düşen kuşlar ve hayvanlarla oldukça kalabalık” hale gelmekte olduğu bize söylenir. Hayvanların hepsi kaza eseri oradadır, tamam – ama Darwin’in öngördüğü rastgele şans eseri değil, bir çocuğun anlayabileceği bir kaza türü eseri olarak – kayarak içine düşmüşlerdir. Kalabalık, “Bir Ördek ve bir Dodo Kuşu, bir Kırmızı Papağan ve bir Kartal Yavrusu, ayrıca diğer birçok ilginç yaratık” içermektedir; birlikte, cins ve türlerden oluşan tuhaf bir hayvanat bahçesi oluştururlar. Carroll’a ait bu sahnenin çizgi filmleri, adı geçen hayvanlara ek olarak, bir yengeç ve daha da önemlisi bir maymun içerir ki, bu her iki ekleme, bu sahneye ait Darwinci bir yorumu güçlendirir; hem yengeç hem de maymun, Tenniel’in sahneye ait çizimlerinde de bulunur.

Zamana yolculuk

Yaratıklar, ıslak ve rahatsız olmuş bir biçimde kıyıya yüzerek, aborjin Yaşam Havuzu’ndan karadaki yaşam denemelerine geçişin canlı bir örneğini oluştururlar.

3. Bölüm’de, nasıl kuruyacaklarını anlamaya çalışmaları gerekir ve böylece yeniden ortaya çıkmış olan Fare, “Bildiğim en kuru şey” olarak adlandırdığı şeyi okuyarak yardım etmeye çalışır; bunun, Havilland Chepmell’in Tarihin Kısa Süreci (1862) adlı eserinden Fatih William ile ilgili bir bölüm olduğu ortaya çıkar. Ben Carroll’ın burada, Darwin’in evrim ilerlemesine ilişkin fikirlerinin, Chepmell’in Thomas Macaulay’ın İngiltere Tarihi (1848) adlı klasik örneğine uygun kitabında bulunabilecek, kendisini takdir eden Whig tarihinin başka bir biçimi olarak anlaşılabileceğini savunurdum.

Benim Öyküm

Başka bir deyişle, 19. yüzyılda var olan hayvanlar,

Fatih William tarafından başlatılan tarihin mirasçıları olan Whig siyasetçilerinin, Whigci açıklamayla, tarihin Öngörüsünün en iyi sonucu oldukları gibi, Darwin’in mantığı gereğince, çok açık bir biçimde, en güçlü olanlardır. Bununla birlikte, Carroll, bizim, Alice’in veya toplanan hayvanların, Fare’nin “Edwin ve Morcar; Mercia ve Northumbria’nın kahramanları”nın kaderini okumasıyla çok fazla acı çekmemize izin vermez; çünkü yaratıklar 11. yüzyıl tarihinin sıkıcılığı ile huysuzlanırlar ve Dodo Kuşu bunun yerine bir  “Kurultay Yarışı”nı önerir. Bu kurultay yarışı, elbette, İngiliz siyasi sistemi ile alay etmektedir, ancak Carroll’ın buradaki ve diğer yerlerdeki alaycılıkları çokdeğerliklidir. Bu yarış, ayrıca, hayatta kalmak için evrimsel yarışa da benzemektedir.

Kurtuluş

Soyu tükenmiş bir yaratık olan Dodo Kuşu (Dido ineptus) tarafından idare edilen yarış, rastgele yönetilir.

Rastgele olma, yarış pistinin şeklini, başlangıç yerlerini, başlangıç zamanını ve sonunu kontrol eder:

[Dodo Kuşu], önce, yarış alanı sayılacak bir daire çizdi (‘şeklin tam olarak nasıl olduğu önemli değil’ diye de belirtti). Herkes bu alanın orasına burasına yerleştirildi.

Kimse de çıkıp, “Bir, iki, üç!” diye bağırmadı. Fakat hepsi de istedikleri zaman koştular, istedikleri zaman da duruyorlardı. Onun için de, yarışın ne zaman bittiğini anlamak mümkün değildi.

Fakat yarım saat kadar koşup iyice kuruduktan sonra Dodo Kuşu, birdenbire bağırdı.

—  “Yarış bitti!”

Hepsi de nefes nefese Dodo Kuşunun etrafına toplandılar. “Peki yarışı kim kazandı?”

 

Bu çok iyi bir soru ve Dodo Kuşu için bir bilmecedir, çünkü Darwinci mantığıyla, hepsi hâlâ mevcut olduğu için, cevap “herkes”tir. Dodo Kuşu da nihai olarak böyle beyan ederek, “herkesin ödül alması gerekir” diye ekler. Evrimsel iddialar, kısmen Dodo Kuşunun varlığı nedeniyle, belirgindir, çünkü Carroll çocuk okuyucularının Dodo Kuşunu, doğal tarih derslerinden, 17. yüzyıldan beri nesli tükenmiş bir yaratığın ünlü bir örneği olarak bilmelerini beklemektedir. Carroll, bu totolojik bulmaca üzerinde derin derin düşünmemizi amaçlar:

Pes et

Kim hayatta kalır?

En güçlü olanlar. En güçlü olanlar kimdir? Hayatta kalanlar.” Dodo Kuşu, ödüller verecek olanın Alice olması gerektiğini ilan ettiği zaman herkesin kazandığı saçmalığı daha da vurgulanır (açıktır ki Alice hâlâ yaratılışın başıdır). Alice cebinde bir kutu şekerleme bulur ve onları dağıtır; Carroll, evrim mantığı (kazananların kazananlar olduğu, daha fazlası veya azı olmadığı) gerçeği göz önünde tutulduğunda, tam da beklenileceği gibi, “herkes için adam başına bir tane vardı” diye belirtir. “Şekerlemeler” isabetsiz bir rahatlık sunar, ancak katılımcılar memnun görünmektedir.

Alice’e, cebinde sahip olduğu en son şey olduğu ortaya çıkan yüksüğü kendisine bir ödül olarak vermesi söylendiğinde, Darwinci saçmalıklar devam eder. Kişinin zaten sahip olduğu şeyi geri kazanması yeterince aptalcadır, özellikle de yüksük kadar önemsiz bir şeyi, ancak yüksük gerçekten de, insanlığın emek ve sanat kapasiteleriyle ve belki de karşıt başparmakların insani üstünlüğüyle ilgili bir şey ifade etmektedir. Ancak, ödül önemsiz görünüyor olsa bile, Dodo Kuşu ve diğer hayvanlar törende ısrar ederler:

 

Hayvanların hepsi, tekrar kızın etrafına toplandılar. Dodo Kuşu ciddi bir tavırla yüksüğü uzattı.

—  “Bu şık yüksüğü kabul etmenizi dileriz.” Bu kısa konuşma bitince bütün hayvanlar alkışladılar.

Minnoş güçlüler 

Bu bölüm, kesinlikle, siyasi toplantıların ihtişam ve saçmalığıyla alay etmeye devam etmektedir.

Aynı zamanda, aslında apaçık olan şeyi, rastgele süreçler için bir zafer olarak görmenin saçmalığı da söz konusudur – Dodo Kuşunun performans üzerindeki ısrarı, o yarışlarda koşan herkesin kazandığı yarışların mantıksızlığını ön plana çıkarır. Carroll, rastgelelik bize şu an var olan belirli organizmalar grubunu getirdiyse, teklif edilen belirli bir zafer (veya iyileştirme) olmadığını ileri sürer. Carroll, bu rastgele duruma karşı, Alice’in maceralarını sunar; bu maceraların hepsi, iskambil veya satranç olarak, hayata geçen oyunlar bağlamında gerçekleşir ve bunlarda oyun bir tasarıma ve bir (büyük harf T) Tasarımcıya sahiptir. Dolayısıyla, eksik bir tasarımcı olmasına dair Darwinci soruna karşı Carroll’ın hicivleri, baştan sona tasarlanmış öyküler içinde ortaya çıkar.

(Devam edecek…)

Kaynak:

“The Alice Books and the Contested Ground of the Natural World” (Laura White/Routledge Press, Oxford: 2017)

“Alice” kitapları ve Lewis Carroll hakkında daha fazla bilgiye “Alice Harikalar Ülkesinde: Gerçek Alice” isimli blogumdan ulaşabilirsiniz:

http://www.gercekalice.com

 

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Avrupa futbolunda rekabet ve Arap sermayesi

Aşk sözleri anlamlı kadınlar için!

Sürgün ve Türkiye

Aşk Nedir?

Recep ile Nadan – Bölüm 8

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile