ölüm

Ölüm (Final)

Suat İlhan‘ın yazdığı Ölüm öykü dizisinin son bölümüdür. Ölüm öykü dizisini tam olarak anlayabilmek için önceki bölümlerini okumanızı tavsiye ederiz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

Ölüm

Binaya doğru yürürken, ”Kaç numaraydı acaba?” diye sordu kendi kendine. ”Yedi lan en sevdiğimiz.” dedi kendi, kendine. Zile bastı, cevap gelmedi. Bir daha denedi. Bir kaç saniye sonra bir gencin sesi geldi ”Kimsin?” Gencin sesi uyuşuk, oldukça kibardı. Boran kafasında kurduğu gibi ”Dördüncü katta ki Kamil beyin yanına geldim, yanlış oldu galiba. Kapıyı açarmısınız?” Bir kaç saniye sonra kapı açıldı. Boran yavaş adımlarla binadan içeri girdi. Bu planı yapması çok kısa sürmüştü. Yedi numaraya basacak, onlar kim olduğunu soracaktı, bir isim sallayacaktı. Öğrenci evi olduğunu hesaba katarak apartmanda ki kimseyi tanımıyor olup kapıyı açacaklardı. Tahmini bu yöndeydi.

Basit bir plandı aslında ama tutuyordu şimdilik. Merdivenlerden ağır ağır çıkarken, planının devamının tutup tutmayacağına kendince bahse giriyordu. İkinci kattan, üçüncü kata çıkarken, bir kapının açıldığını duydu. Üçüncü kata çıktığında yedi numaralı kapıda, orta boylu, saçları dağınık, sakalları bakımsız bir genç dikiliyordu. Boran’a baktı, Boran da mahçup bir gülümsemeyle yanına yaklaştı. Mahçup bir sesle de;

-Kusura bakmayın, gecenin bu saatinde rahatsız ettim.

-Önemli değil. Ben de kimin girdiğini görmek istedim açıkçası, hırlısı var hırsızı var.

-Haklısın kusura bakma.

ölüm

ölüm

Ayakta sohbet ederlerken, içeriden bir ses geldi. Ne dediği anlayamadı. Bu sırada Boran bahsi kazandığı için içinde kutlamalar yapıyordu. Kapıda bir anda beyaz tenli, mavi gözlü, üzerinde askılı, altında eşorfman olan minyon tipli bir genç kız belirdi. Boran suskunluğunu bozarak, ”İyi akşamlar sizi de rahatsız ettim. Şey Ne.. Neyse ben gideyim.” Genç kız atılarak şımarık bir tavırla ”Ya siz, Boran Kaleoğlu değil misiniz?” Boran tebessümle başını öne eğerek, ”Buyrun ta kendisiyim”

Kahve ısmarlayalım size buyrun.

-Hem rahatsızlık verip, hem de kahvenizi içersem çok kaba olurum.

Genç adam aralarına girerek,

-Sizin verdiğiniz rahatsızlıktan gurur duyarız. Lütfen bizi kırmayın bir kahve ısmarlayalım size.

Yahudi Cemiyeti ve Türkiye’de Devrimler

Görüş mesafesi düştü

Boran gülümseyerek kapıdan içeri girdi. Salona doğru ilerlerken sessizce çalan elektronik müziği ve yüzüne vuran buram buram dumanı hissetti. Perdeler kapalı renkli, salon loş ışıklıydı. İçerideki dumanın da etkisiyle, görüş mesafesi düşmüştü. Genç çocuk gülümseyerek, pencereyi açmaya yeltenirken, Boran kolundan tutup sessizce ”Bence bu havayı bozmayalım. Yazık” Genç biraz şaşkın bir ifadeyle ”O zaman ben size bir duman ikram edeyim?”

Boran otun etkisine girmemeye çalışıyor, bu işi hemen bitirmek istiyordu. Kendine ”Ne işi?” dedi. İçinde ki öfke onu karanlığa sürüklüyordu. Şöhreti yakalamak üzere değildi, yakalamıştı zaten ama içindeki öfke durmuyordu, bitmiyordu. Genç adam bir şeyler söylüyordu ama duymuyordu Boran. Biran hepsi sustu, Boran konuşmaya başladı.

-Hayatınız da hiç pişman oldunuz mu? Belki de olacaksınızdır. Peki hayatınız da kendiniz aptal hissettiniz mi? Ben hissettim. İnsanlara acımaya başladım, her insan da kendimi gördüm. Benim canımı acıtanları ya da benim için ters olan insanlara empati kurmaktan sıkıldım. Çok enteresan bir takıntım var benim. İnsanları aptal yerine koyup duygularıyla oynayan insanlardan nefret ediyorum. Bir insanın hayatını yıkarken, hiiiç bir şey olmamış gibi hayata devam eden aptallardan. İçim de bir cani var benim biliyormusunuz? Onları öldürmek istiyorum. Değmeyeceğini de biliyorum, fakat içim rahat etmiyor.

Suriye Meselesi Bir İbrettir

Sizin yaşantınız mı

Genç kız Boran’a dönerek

-Peki ilk kitabınızı da mı bu düşüncelerle yazdınız. Hatta şöyle sorayım. İlk kitap sizin yaşantınız mı?”

-Evet.

Genç kız şok olurken, Boran kahkaha attı. Bir kaç saniye sonra gençler de kahkahaya katıldı. Boran sehba da duran şırıngayı gördü. Ayağa kalkıp eline aldı. Tekrardan gülümsemeye başladı.

-Bunu nasıl yapıyorsunuz?

Genç adam şırıngayı Boran’ın elinden aldı, kızın saçında ki tokayıda tek hamleyle ele geçirdi. Ayağa kalktı, dağınık sehbanın üzerinde ki kutuyu kurcaladı bir süre. Küçük bir poşeti eline aldı. Salondan çıkınca, kızda onunla dışarı çıktı. Tekrardan salona girip ikiside bağdaş kurup yere oturdu. O sırada Boran ayağa kalkıp şırıngayı genç adamın elinden aldı.

-Ne yapıyorsun sen?

-Nasıl yapıldığını sormadın mı?

-Şaka yaptım ama siz bağımlısınız galiba?

-Keyifen bağımlıyım.

-Benlik problem yok. Devam edin.

Başkanlık, Ankara ve Alkolizm

Mumu çay tabağına yapıştırdı

Şırıngayı gence tekrar uzattı Boran. Genç adam pantolonunun arka cebinden kaşık çıkardı. Genç kızda mum yakıp, çay tabağına damlatmaya başladı. Genç adam elinde ki küçük poşetin içinde ki tozu kaşığa döktü. Genç kız da o sırada mumu çay tabağına yapıştırdı. Genç adam koluna saç tokasını bağlamayı denedi olmadı. Sehbada bulunan makasla tokayı kesip tekrar denedi. Biraz uğraşıp amacına ulaştı.

İlk başta genç adam şırıngayı kendine enjekte etti, daha sonra aynı şekilde genç kız yaptı. İkisi de yerde hareketsiz bir şekilde yatarken Boran ayağa kalkıp, yüzlerine baktı. Gözleri açıktı, suratları kireç gibi olmuştu artık. Bir kaç saçma soru sordu cevap alamadı. Biraz düşündü ”Dokunduğum birşey oldu mu?” diye.

Apartman da güvenlik kamerası yoktu, sadece alt zile basmış, pencereleri kontrol etmişti. Diğer binalara bile bakmıştı. Kimse görmemişti onu. Tekrar suratlarına baktı. Kız güzeldi, mavi gözleri, beyaz teni kusursuz bir fiziki vardı. Gayet sevilesi bir kızdı. ”Yazık” dedi sonra ”Ne yazığı lan!” dedi. Genç adam, sakallarını uzatmış, kulağında küpe, kolların da ise dövmeler vardı. Selimden yakışıklı değildi kesinlikle. Ceketinin cebinden arabadan aldığı bez parçasını alıp dişleriyle keserek ikiye böldü. Bez parçalarıyla kolundan tuttu genç adamın, yatak odasına sürükledi. Yatağa yatırırken zorlansa da başardı.

Terörizm

Genç kıza enjekte etti

Yatağa yatırırken genç kahkaha attı kısa süre. Boran dirseğiyle çenesine vurunca gözleri de kapandı. Elindeki bezlerin yardımıyla dokunmadan soymaya başladı genç adamı. Salona gittiğinde genç kız yoktu. Panik yaşadı biran. Kafasını çevirince kanepenin üzerinde uzandığını gördü. Onu da aynı şekil de yatak odasına taşıyıp soydu. Salona tekrar girip şırıngayı, eroin dolu küçük poşeti, mumu ve kaşığı aldı. Genç adamın elinin yardımıyla yüksek dozda eroini genç adama enjekte etti. Geri kalan kısmı ise genç kıza enjekte etti. Bir kaç dakika başların da bekleyip dış kapıya yöneldi. Kapıyı kapattı. Daha sonra da kapıyı omuzlamaya başladı.

Sporun Tarihi ve Sporda Şiddet

Girmesini engellemesi gerekti

Kapı çok sağlamdı, cebinden kredi karını çıkarıp kapıyı kapının aralığına sokup kapıyı açtı, içeri girerken de aşağıda bekleyen Selim’i aradı. Bina kapısını açtıktan sonra, odaya göz attı. Biraz kıpırdama vardı gençlerde. Selim’i salon da karşılayıp, biraz daha içeri girmesini engellemesi gerekti. Selim’i bir kaç dakika engelledikten sonra Selim’i bıraktı. Selimden polisi aramasını istese de arayamadı Selim. Şoktaydı. Telefonundan polisleri arayıp iki genci evlerinde hareketsiz halde çırılçıplak uzandıklarını belirtti. Yirmi dakika sonra polis geldi. Boran şok ifadesini yüzünde hissedince polislere yöneldi.

-Memur bey. Durumları nasıl?

-Dur bi kardeşim be!

-Ambulans geliyor mu?

-Merdivendeler, geliyorlar.

İlk yardım ekipleri hızla içeri girdiler. Polislerin yönlendirmesiyle odaya geçtiler. Beş dakika sonra beklediği haberi aldı Boran. Ölmüşlerdi. Selim’i ve Boran’ı polisler bina dışına çıkardılar. Dışarıda polislere ifade verirlerken Selim bir anda yere yıkıldı. O sırada ölü torbasında iki gençten biri dışarıya çıkarılıp ambulansa bindirildi. Polisler, Selim’in başında toplanınca, Boran da ağlamaya başladı. Boran’ı ekip otosuna bindireceklerken, Boran ağlayarak ve bağırarak;

-Benim arkadaşım fenalaştı siz bana hesap soruyorsunuz. Benim adım Boran Kaleoğlu tanıyormusunuz beni? Evim belli yerim belli ambulans çağırın lan…

Kürdistan mı tehlike yoksa Kürdistan hayali mi

Öldürmeyi düşündüm

Acılarımı dindirebilmek için, acı çektirmeyi bazen ise öldürmeyi düşündüm. Tabi ki masum insanları değil, canımı acıtanları. Sadece düşündüm. Olmasını istemezdim. Açıkçası öldürmeyi, acı çektirmeyi götüm yemezdi. Yaşadığım ağır travmanın, aldatılmışlığın, terk edilişin etkisiyle ilk başta alkole bıraktım kendimi. Çeşitli mekanlarda dayak yedim, ev ikramı kaybettim, belki de çaldırdım, hatırlamıyorum. Kesmedi. Ot kullanmaya başladım. Nasıl böyle bir ortama girdiğimi hatırlamıyorum bile. Kolay değildi, bir gencin hayallerinin çöküşü.

Gökyüzü

Ne yaptığımı bilmiyordum

Pablo Escobar‘ın çöküşü gibiydi, belki de Adolf Hitler gibi. Onun yüzünden herşeyimden uzaklaşmıştım ve şimdi çok uzaktaydılar. Uzay boşluğundaydım, gezegenim neredeydi bilmiyorum. Dediğim gibi kendimi uyuşturucuya verdim işte. “Kaybettiysem tam kaybederim!” dedim. Belki de demedim, ne yaptığımı bilmiyordum. Olacakları kabullenemiyordum, çok sevdiğim birinin ölümünü kabullenemeyen biri gibi. Uyuşturucunun etkisiyle bir gün Bahçelievlerde yüzüme su dökülerek uyandım. Bir el uzandı. O eli tuttum.

ölüm

ölüm

İşte hikaye o zaman başladı. En uçuk kaçık, psikopat düşüncelerimi uygulayan bir adamla tanıştım. O gecenin sabahın da, uyandığım da nerede olduğumu bilmiyordum. Çok ferah bir oda da uyandım. Evden ses çıkmıyordu, bu sessizlikle biri gelir beni uyandırır diye tekrar uyudum. Dört defa uyuyup uyandım. “Geçen gece ne oldu ?” Düşüncelerine daldım. Aklıma bir şeyler gelince, yataktan fırladım. Yataktan fırlamamla kapının açılması bir oldu. 1.80 boylarında, atletik vücutlu, kumral tenli, üzerinde takım eşofman ve spor ayakkabısıyla bir adam kapıda belirmişti. Yüzünde gülümsemeyle içeri girdi.

Ölüme sitem, Tamer Başkan anısına

Ölü bulundu!

-Günaydın abicim. İyi misin?

-Dün gece ne oldu?

-Dünü hatırlamıyor musun?

-İnanamıyorum sadece.

-İnan. Dün eski sevgilin ve yeni sevgilisi ölü bulundu. Sinir krizi geçirdin ve hastaneye kaldırdık seni. Sen henüz baygın iken ağabeyim Raşit sayesin de çıkarıp eve getirdik.

-Nasıl ölmüşler?

-Altın vuruş diyorlar. Uyuşturucudan ama bence cinayet.

-Kim öldürmüş olabilir?

-Cinayete, biraz sen, biraz ben, biraz da kendi.

-Ben bir şey yapmadım.

-Azmettiricisin.

-Ben kimsenin ölmesini istemedim.

-İstiyordun.

-Sen öldürdün!

-Sen istedin. İçin rahat edecek. Artık o hayatın da değil, dünyada olmayacak. Keşke bende senin gibi rahatlayabilsem. Yıllar oldu hala yapamadım. Neyse hazırlan karokola gidip ifade vermeden önce kahvaltı yapalım.

O öldürmüştü. O dakika anladım. Adı Boran değildi. Adı Ben, soyadı iç sesimdi. Onun sayesinde tanınan bir dizi oyuncusu oldum. Her gün ünlü dünyasın da tanınan bir sima oldum. Bir filmde ki oyunculuğumdan üç ödül birden aldım. Ülkenin en çok izlenen dizisinde hala rol almaktayım ve ana karakterim. O mu? O ülkenin en iyi yazarlarından biri oldu. Biz bu kadar ünlenirken, hayatta canımızı yakanlardan da bir şekilde öcümü alıyorduk. Biri hapise, biri mezara, biri tımarhaneye, birileri ise hala bizden kaçıyor, bizden habersiz. Hepsini bir yerlere sokuyoruz ama hiçbirinin haberi yok. Sahtekarlık, ama sadece kendimizi ele vermemek için. Yoksa gayet dürüst ve düz mantıklı insanlardık. Canımızı acıtanın canını acıttık, kendi yöntemlerimizle. Korktuğum şey bir gün yakalanmak değil, bu işin bağımlısı olmam…

SON…

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken öyküler:

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi!

Benim Öyküm

Recep ile Nadan

Kurtuluş

Toprak ana

Hey taksi

Rahip

Zamana yolculuk

Benim Hikayem Biterken Başladı

Kirli Melek