ölüm

Ölüm

Kol saatini çıkarıp, özenle kutusuna koydu. Birkaç pahalı saatinin arasında en ucuzu, en gösterişlisiydi. ‘’Bazı şeyler ucuz ve gösterişli olabiliyor.” diyordu kendi kendine. Hiç sevmediği kol saatini gösteriş için, insanlara zamanının önemli olduğunu göstermek amaçlı takma alışkanlığı edinmişti. Yatak odasından, salona geçip salonun ışıklarını yaktı. Televizyonu açıp sesini kıstı, masanın üzerinde ki tenis topunu ışığı söndürmek için elektrik anahtarına fırlattı. Tutturamadı. Ayağında ki çorapları çıkarıp top haline getirdi. Tekrardan fırlattı. Görev başarılı, ışıklar kapandı. Televizyon koltuğuna oturup ayaklarını uzattı. Sigarasını aradı elleriyle, bulamadı. Ayağa tekrar kalktı, sinirlendi. Işığı tekrar yaktı. Yatak odasına gitti tekrar. Sigara paketini alıp salona tekrardan geçti. Koltuğuna doğru ilerlerken elektrik anahtarına attığı tenis topunu yerden aldı. Koltuğa tekrardan yayıldı. Sağ gözünü kapattı, kolunu bir okçu gibi dikkatle, özenle sabit tuttu. Bilek hareketiyle topu fırlattı. İlk atışta hedefi tutturmanın ufak gururuyla sigarasını yaktı. Telefonunu eline alıp mesaj kısmını açtı. Hala mesaj yoktu.

ölüm

ölüm

Alevilik üzerine bilgiler

Beklediği mesajdı

Bir şeylerin ters gittiğini aklına getirip, telaşlanmak istemiyordu. Erteliyordu birkaç bahaneyle telaşını. Telefonunu koltuğunun kolçağına koydu. Sessiz televizyonunu ışığında sızmak istiyordu ama o mesajın hala gelmemesi onu tedirgin ediyor, alkolün sızma yetkisini engelliyordu. Gözleri kapanacakken, mesaj sesiyle irkildi. Heyecanını bastırıp, yavaşça telefonunu eline aldı. Mesajı beklediği mesajdı. “Yüz ifadesini görmeliydin” Mesajı hızla cevapladı. “Tamam o zaman. Yarın akşam görüşürüz.”

Aşk en güzel kafa yapan uyuşturucudur

Doktora soracaktı

Güneş, evin her yanını esir alıyordu öğleden sonraya kadar. Uyuduğu yerde bir tutam bile ışık olmasını istemiyordu. Işık olacaksa sadece televizyonun ışığı olmalıydı. Bunun için de perdelerini siyah almıştı. Gözlerini açtığında güneş yoktu fakat perdelerde açıktı. Beli tutulma aşamasında kas katı kesilmiş, ayakları uyuşmuştu. Bu ayak uyuşmasının sebebini bir gün doktora soracaktı ama o gün bir gün gelmemişti. Ayaklarını kanepeden aşağıya doğru sarkıtıp, uyuşukluğun geçmesini bekledi. O sırada da pencereden dışarıya bakıp kendi çapında hava tahmini yapmaya çalıştı. Hava kapalı değildi “Muhtemelen güneş batmak üzeredir” dedi içinden.

Recep ile Nadan

Elleri titriyordu

Ayaklarının uyuşukluğu geçtikten sonra pencereye doğru yürüdü belini tutarak. Pencereden baktığında tahminlerinin doğru olduğunu görüp, yavaşça mutfağa doğru ilerledi. Buzdolabından, cam şişede ki sulardan birini açtı. Ağzına dayayıp kanarak içmek istedi ama elleri çok titriyordu. Cam şişeyi mutfak masasına bıraktı, sandalyeye oturup, ağır hareketlerle ağzına dayayıp bir nefeste bütün suyu içti. Kafasını masaya koydu, gözlerini kapattı. Gömleği ve kumaş pantolonu kırışmış çorapları ayağında yok, ağzının içi ise anlamsız bir iğrenç tat alıyordu. Midesi bulandı, yutkunarak engellemeye çalıştı. Engelledi de. İkinci kusma taarruzuna engel olamayacağını düşünerek, elini ağzına götürüp hızla ayağa kalktı. Tuvalete koşup elini ağzından çekti.

ölüm

ölüm

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 1

Birkaç dakika hareket etmeyince

Çok rahatlattı bu. Ağzını çalkalayıp elini yüzünü yıkadı. Ellerini kurularken “Duş için hazır değildim!” dedi kendine. Salondan telefonun aldı. Yatak odasına girip, şarjı bitmiş telefonunu şarja taktı. Üstünü çıkarıp sağa sola fırlatıp yatağa süzüldü tekrardan. Uyuşuk bedeni birkaç dakika hareket etmeyince uykuya daldı.

Benim Öyküm

Ölüm ve cinayet

Evinin önünde alkollü gençler, sarhoşluğunu yaşıyordu. Az biraz kalabalıktı evinin önü. Her zaman da böyle olurdu. Telefonunu eline alıp mesajını yolladı. “Neredesin”. Saniyeler sonra cevap geldi. “Aynı yer”. Hızlı adımlarla caddeye çıktı, taksiye el kaldırmıştı ki taksinin önüne siyah bir Bmw kırdı. Önüne kadar gelene kadar hiç hareket etmedi. Önünde durdu, cam açıldı. Biran heyecanlandı, kendini geriye doğru attı. Bağırarak “Senin burada ne işin var lan!”

“Bağırma lan! Ben hep buradaydım.”

“İyi”

“Sen salaksın oğlum. Bin arabaya!”

Savcıyla ne alıp veremediğin var?”

“Eski bir mevzu.”

Senin adamını öldürttüm.”

ölüm

ölüm

“Aferin.”

“Savcıya ötecekti seni.”

“Sen niye müdahale ediyorsun ki bende bunu anlamıyorum.”

“Bak salak. İyi bir işin var. Paran var. Yoksa da bende var. Ama şu işlerden kendini alamıyorsun. Her şeyi öğrenebilme özelliğimi biliyorsun.”

“Evet”

“Seni bu duruma getiren durum nedir? Bunu öğrenemiyorum. Anlat lan!”

“Mekâna çek!”

“Otopark bulamayız oğlum oralarda.”

“Buraya çek yürüyelim.”

“Ben Raşit Kaleoğlu yayan yürüyor dedirtmem.”

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi – 1

Sıcak sohbetler

Raşit’ın dediği gibi olmadı tabi her şey. Araba o saniye de oraya park edildi, Raşit Kaleoğlu yayan yürüdü ve her zaman ki mekânlarına adımlarını attılar. Yıllardır gitmedikleri mekânların da hiç bir şey değişmemiş. Herkes biranda tanımıştı onları. Sıcak sohbetler içinde bulmuşlardı kendilerini. Yalnız oturmaya diye gelip, masalarından misafir eksik olmadı. Gecenin ilerleyen saatlerinde, yalnız kalabildiler. Alkolün dozunu kaçırmışlar, ayakları yeryüzüne değil artık gökyüzüne basıyordu. Reşat, merhametli bir sesle “Anlat seni dinliyorum” dedi.

İyiler bu dünyada kazanamıyor Raşit.”

“Ya oğlu, iyiler de öbür dünya da kazanır.”

“İyi, öbür dünya ya inanmıyorsa?”

Öbür dünyaya inanmayan iyi mi olur lan?”

“Öbür dünyaya inanan kötü, yok mu?”

“Ne biliyim vardır.”

“İyiliğin inançla alakası yok Raşit beeey!”

“Eeee sonuç?”

İyiler bu dünya da kazanamıyor Raşit!

Hey taksi!

Daha fazla içme

Raşit ayağa kalkıp, onun kolundan tutup kaldırmaya çalıştı.

‘’Tamam kalk, sen fazla içme yeter.”

O sırada Raşit’in kolundan da biri çekiştirdi. Raşit hızla arkasını döndü. Kolunu tutan, bir zamanlar yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen, çocukluk arkadaşı Kazım’dı. Uzun boyu, yapılı vücuduyla çocukluktan eser yoktu şimdi. Yıllardır birbirlerini görmemişlerdi. İkisi de hiç bir şey söylemeden sarıldılar. Hemen bir sandalye daha çekti Raşit. Kazım da onlara katıldı. Kazım, yüzünde tebessümle “Raşit’i biliyoruz. Adam aldı başını gitti. Sen çöküşlerdesin. Hayrola ne oldu?”

“Çöküş mü? Dedi gülümseyerek. “Ben kendime mola verdim. Biraz böyle iyiyim.”

“iyi bakalım”

Öykü dizisinin 2. bölümü

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Yarım kalan

Büyümek, kırmızı şarap ve aşk

Penisli Yargı ve Hakim Olamayan Avukatlar

Veronika

Pablo Escobar ve Kolombiya

Yalnız takılan Komiser Şekspir sancısı

Kusurlarımızın kısa ama kalın döngüsü