Kurtuluş Zorlu

Kurtuluş Zorlu anısına! Sırasız ölüm!

Bir mağazada satış danışmanıyım. Genelde saat 13.00’de iş başı yapıyordum. Çalıştığım yerde, her gün bir kişi sabahçı oluyor. Bu sabahçılık genelde izin öncesine gelirdi. Mesai sabah 09:30’da başlar, akşam 18:30’da biter. Benimde haftada bir izin günüm var. Ben de sabahçılığımı böyle kullanıyorum. O günde sabahçıydım. Maalesef parasını toparlayamadığım bilgisayarı günde dört ile beş kişiye satmam lazım. Böyle bir sistem işte. Neyin düzeni olduğunu söylemeden anlayabilirsiniz sanırım. Haftanın geneli aynı saatte mesai yaptığımdan, o saatte işe gitmek dengemi bozuyor açıkcası. Zaten uzun süredir dengem bozuktu, buda bahane oluyordu. Mağazayı müşterilere hazırlarken, aklıma bir yıldır kırgın olduğum ama bundan bir kaç gün önce şans eseri denk geldiğim, kısa da olsa, eskisi gibi eğlenip, dertleşip, şakalaştığım ve kırgınlıklarımı bir kenara attığım arkadaşım Kurtuluş Zorlu geldi.

Bir tebessüm ettim. O aralar çok desteğe ihtiyacım vardı ve ufak şeylere seviniyordum. Tam 5 Şubat akşamı, Yavuz Çetin eşliğinde intihar edecektim oysa ki. O gün yapamadım. Erteledim. Kurtuluş ile ufak dertleşmemizde buhranlarımızdan bahsettik. Onsuz zamanlarımda, Meşrutiyet İş Hanının tepesinden kendimi sarkıttığımı beceremediğimi anlattım. Bana şunu söyledi “Kardeşim, hayat her şeye rağmen güzel! Böyle şeyleri aklından çıkar.” O gün tekrar söz verdik mesela birbirimize. Her şekilde birbirimize destek olacağız diye.

Ölüme sitem, Tamer Başkan anısına

Kurtuluş vefat etmiş

Sabahçıydım ve erken çıkacaktım. Bugün sevdiklerimle birlikte olmalıydım. Ailemin yanına mi gitmeliyim yoksa Kurtuluş’u mu aramalıyım? Kararım Kurtuluş’tan yana oldu. Sabahtan arayıp uykusundan etmek istemedim. Gün içinde de işler yoğunlaşınca çıkarken ararım diye düşündüm. Gün boyunca elime alamadığım telefonumu, elime aldım. Cevapsız çağrılar bir düzüne. Onlara dönüş yapamadım. Beş dakika sonra canım arkadaşım, kardeşim Melih’ten bir mesaj aldım. “Kardeşim. Kurtuluş vefat etmiş. Yarın Ankara’dayım.”

Dünya dönüyor mu? O dakika hayır! Konuşamadım, yutkunamadım, nefes alamadım. Ben dimdik ayakta duruyorum, insanlar konuşuyor. Duymuyorum. Cevapsız çağrılarım, inanmam için çaba sarf ediyor, ağlıyor, aslında inanmam için çaba sarf edenler de inanmıyor. Ama konuşuyor işte. Sokaklara attım kendimi. “Nasıl yani? Kurtuluş öldü mü? Artık yok yani? Hadi canım! Bu kadar acımasız olmaz hayat sanırım. Yaşadığımız anılar bir daha yaşanmayacak mı? Kurduğumuz hayaller? Verdiğimiz söz?”

İnsanlar yanımda olmaya çalışıyor. Ama her konuşan Kurtuluş! “Yapacak bir şey yok bugün uyuyalım. Yarın memleketine defin edeceğiz. Sağlam olmak lazım.” dediler. Uyumak mı? Kalbimde ki acı ve inanamama ile mi? Uyumadım. Sabah gün ağırınca kimseyi beklemeden Otogara gittim. Otogarda onu İzmir’e yolcu ederken çektiği fotoğraf aklıma geldi. “Delilerim” yazmıştı altına. Tutamadım kendimi. Ağladım avazım çıktığı kadar. Otobüse bindim. Yolculuğum tahmini üç ile dört saat arasında olacaktı. Yolculuk boyunca inanamadım. Yaşadığımız iyi kötü her hatırayı hatırladım. Sözcüklerini heceledim. Anlam vermeye çalıştım. Bitmiyordu hatıralar. Bunun bir eşek şakası olduğunu düşündüm. Otobüsten inince üzerime atlayacak. “Ne oldu lan korktun mu?” diyecek. “Korktum lan! Korkuyorum hala.” Bütün arkadaşlarını toplayıp, eşşek şakasının dibine vuracaktı!

Çok eğlenceli adamdı Kurtuluş Zorlu.

Ölüme yergi, Tamer Başkan anısına…

Amansız bir acı ve sırasız ölüm

Küçük bir kasabaya indim. Nereye gideceğimi bilemedim. Yaklaşık yarım saat içerisinde, hem yürüdüm hem sigara içtim. “Ne yapacağım ki? Mükemmel boşluktayım.” Kurtuluşun tanımadığım arkadaşı, Yasin ile buluştuk. Küçük kasabanın, küçük pastanesine oturduk. Konuşmadık fazla. “Sigara içelim mi?” dedim. Sessiz bir şekilde dışarı çıktık. Belli ki o da uyumamış. Bana baktı, “İnanamıyorum ama Kurtuluş’un selası okunuyor kardeşim.” dedi. Sesi bir hayli titrek, bir hayli çocuksu. Hoca, Kurtuluş’un ismini anons edince kendimi yine tutamadım. Amansız bir acı ve sırasız ölüm.

Merkez Camii’nin önünde bir tabut, başında ailesinden altı yedi kişi. Hiç kıpırdamıyorlar. Tabutun üstünde büyük harflerle “KURTULUŞ ZORLU 1990” yazıyordu. O an inandım dostumun ölümüne. O an hayatın tek gerçeğine, ölüme inandım. Melih’i aradı gözlerim. Hiç öyle görmemiştim. Günler boyu uyumayan adamın, hiç gözleri öyle kısılmamıştı ve hiç öyle kanlanmamıştı. Mezarlığa doğru defin için yola çıktık. Yanımızda kardeşi Mustafa vardı ve destek olmamız lazımdı. Salak saçma gülmeye çalıştık. Olmadı. İnanmadı zaten çocuk. Toprağa gömdüler. O ışıklar kapalıyken uyuyamayan adamı, karanlığın dibine gömdüler. Ayrılamadık beş altı arkadaş, mezarının dibinden. “Ayrılsak ne yapacağız ki? Bırakıp gidecek miyiz? Bu mu? Oldu bitti mi?” Bekledik…

Her sarılmamızda

Cenaze evine gittik. Tek derdimiz Mustafa! Üzülmesin çocuk. Kurtuluş, kardeşinin bir yerlere gelmesini, başarısını çok isterdi. Büyük bir masaya oturuduk. Hepimizin gözlerinde hüzün, tek derdimiz Mustafa! Önümüze gelen pideleri sırf Mustafa yesin diye yemeye çalışıyoruz. Aile fertleri geliyor. Her sarılmamızda acımız yükseliyor. “Gidelim” dedik gözlerimizle. “Annesini görelim öyle gidelim.” Dedik. Ağıt odasına girdik. Bizi görünce odada ki herkes ağlamaya başladı. Annesinin feryadında; birimiz, çocuğunun ismini Kurtuluş koyacaktık, birimiz bacısıydık, birimiz kardeşinden öteydik, hepimiz onun bir şeyiydik. Belki de her şeyi bizdik.

Ankara’ya döndüğümüzde “Ben Melih’i bırakmam.” dedim. Aslında yalnız kalmak istemedim. Uyuyamadım haftalarca. Ara sıra rüyamda görüyorum. Acısı saplandı içimize yıllar geçse de. Lanet olsun ufak tefek kırgınlıkların. Arıyorum bazen kapalı telefonunu. “Özür dilerim. Neredesin? demek için. Yazamıyorum, hiç bir şey yapamıyorum.

Kurtuluş Zorlu hatırasına

Kardeşim, hayat herşeye rağmen güzel değil! Hayat herşeye rağmen sensiz devam ediyor. Seni unutmayacağız. Sen hiç değildin, koca bir heptin! Seni seviyoruz, hep seveceğiz…

KURBAN – Kurban
“Gün olsam, güneş olsam
Karanlık gecende, gelip doğsam.
Canından can olsam.

Nur düşer mi yoluna?
Acın diner mi sonunda?

Rüzgar olsam, yağmur olsam.
Hiç sormadan gidişine bakıp ağlasam. Taş olsam engel olsam,
Elimi açsam göğe bağırsam.

Nur düşer mi yoluna,
Acın diner mi sonunda?”

Kurtuluş ZORLU’ya…

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Bar Perisi

Zamana yolculuk

Yahudiler, Yunanlar, Romalılar, Hıristiyanlar ve Müslümanlar Tarihin Başlangıcına Hangi Olayı Alırlar?

Bir Hatıra Defteri 1. bölüm

Unutursan Beni

Gün Karanlık

Terziliği Bırak Artık Latife