karanlıkta aynaya bakmak

Karanlıkta aynaya bakmak

Elektriğimi kesmişler. Televizyonsuz, telefonsuz ve internetsiz bir akşamdayım. Mahalle bakkalımız Dayı’dan aldığım bir kaç mumla gözümün önünü görmeyi sağladım. Bu arada Bakkalımın ismini bilmiyorum. Şakalaştığım, sohbet ettiğim adamın ismini bilmiyorum, Dayı işte. Böyle zamanlar da uyumak istersiniz, uyuyamazsınız. Yapacak bir şey bulamazsınız, önce elektriğinizi kesen çalışana küfrettim, sonra faturayı unuttuğum için kendime. Biraz hava almam gerektiğini düşünüp, ondan da vazgeçip uyumaya çalıştım tekrardan olmadı. Boş boş tavana baktım. Altı yaşında olan yeğenimi düşündüm. Çok bilmiş konuşmalarını, bana ”Evlenirsem bir kız çocuğum olsun.” dememi sağlayan ufaklığı. Doğumunu günlerce beklediğim yeğenimi. Onu düşünürken, ailemize yeni katılan, yüzünü ifadelerini ve inatını kendime banzettiğim, erkek yeğenimi.

Melike Öğretmen’e…

Dedemin o sokaklarda zaman geçirdiğini düşünürüm

Ailemi düşündüm. Babamı, o sessiz oturuşunu, çocukken ”Yanağında şeker mi var senin? Ne kadar tatlıymış bu.” deyip öpüşünü. Annemi, kavgacı, şefkatli, eğlenceli, inatçı, evi çeviren o kadını. Ablalarımı, ağabeyimi düşündüm. Aklıma biranda Ahmet dedem geldi. Hiç görmeden, efsaneleri ile büyüdüğüm, hep tanımak istediğim, öğrenecek bir şeylerimin olduğunu düşündüğüm heybetli koca adamı. Ankara, Topraklık’a giderim bazen. Sokaklarında yürürüm, hep dedemin o sokaklarda zaman geçirdiğini düşünür kendimi iyi hissederim. Özlemimi Topraklık’ta gezerek ya da anneme, babama onu anlatmasını isteyerek giderdiği dedemi düşündüm.

Bir an Mehmet dayım belirdi, gözlerim kapanıyordu ama zihnim açıktı. Hayal mayal hatırladığım. ”Hatırlıyorum” dediğim de bile inanmazlar bile. Gidişinde, anneannemin ağlamasını anımsarım. Anneannemin Topraklıkta ki evinin, karanfil kokulu, ayva, ceviz ve dut ağaçlarının bulunduğu bir bahçeye, kuzenim Ahmet ile el altında olmamamız için hapsedilmiştik. Bizim canımıza minnet harika bir oyun alanı olmuştu. Fakat anneannemin ağıt sesi hala geliyordu. Görmediğim Ahmet dedem gibi, hayal mayal hatırladığım Mehmet dayımında hikayelerini dinledim büyüyene kadar. ”Alkolden” dediler ölümüne, ”Bence Kederden” dedim. Kederlenip içtiğim ilk kadehimi Mehmet dayıma kaldırdım. Alkolü kaçırdığım her kadehte, onunla hemen hemen aynı kaderi paylaşan Arif amcama ve ona kaldırdım kadehimi.

Toprak ana

Biçare bırakıldım

Aylar önce, alkolü fazla kaçırıp, kederlenip dağıtmıştım kendimi. Gasp edildim, dayak yedim. Sakarya Caddesi’nin hiç kullanılmayan ”Tüp üst geçidi’ne baygın bir halde yapayalnız biçare bırakılmışım. Belki ölebilirdim de. Gözümü açtığım da hareket edemiyordum. Yine aklıma geldiler. ”Sonum acaba dayım ve amcamamı benzeyecek.” dedim. Küfür ettim kendime. Toparlanıp, ayağa kalktım. Bir kaç günlük toparlanmamdan sonra ”Sonum öyle olsaydı, ne olurdu?” diye sordum kendime.

Ayşenur altı yaşında. Yıllar geçse de hatırlar beni. Ölseydim çok üzülürdü yavrum. Ağlardı günlerce. Ufaklık Enes, aynı benim dayımı hatırladığım gibi hayal mayal hatırlardı belki beni. Çok zor bir ihtimal tabi. Anlattıklarıyla yaşardı beni belki de. Annem bu acıyı ölene kadar içinde yaşar, babam yıkılırdı. Belki toparlayamazdı. Annem kadar sağlam değildir. Ablalarım, yıllarca gözü gibi baktıkları küçük kardeşinin tabutuna bile bakamazlardı belki. Ya abim? Çok istediği erkek kardeşini, toprağa gömmek nasıl bir duygu yaşatır ona? Öz abim kadar öz ablam kadar yakın olan Levent abim, Derya ablam ve onların çocuğu ilk yeğenim olarak gördüğüm Efem? Arkadaşlarımdan en çok Selman ve Erdem üzülürdü diye düşündüm. Bir de Melih var tabi. Boşluğa dalarlar hatıralarımız akıllarına gelir ağlarlar belki de. Vefasız dostlarım, belki de anlarlar beni.

Sevgi Kursaklarda Saklı

Karanlıkta aynaya bakmak

En ince ayrıntısına kadar, gidişimin neleri değitireceğini Karanlıkta Aynaya Bakarak düşündüm. Teoman’ın ”Ayna” şarkısını dinledim. ”Olacaklar olacak, birgün nasılsa. Yaşa yaşa yaşa yaşa, seni sevenler burada hala…” Sevilmediğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.  Sizi Sevenler var, belki de siz görmüyorsunuz. ”İz bırakanlar unutulmaz” siz de bir iz bırakın. Yazın, şarkı söyleyin, işiniz de başarılı olun ya da ne biliyim, iyi insan olmanız bile yeterli iz bırakmanız için.”Bunu yazmanın amacı nedir?” diye söylenir gibi oldunuz sanırım. Türkiye’de gençlerin, intahar etmeleri ve yaşamı boyunca intahara meğeli yıllar geçtikce çoğalıyor. İntaharı edemeyen gençlerin ise yaşamlarından pek memnun olmadıkları ortaya çıkmış.  Hayatı nasıl yaşayabileceğimize biz karar veririz. Biz istersek iyi, biz istersek kötü olur…

Saygılarım, sevgilerim ve en güzel dilerklerim gençlerle olsun….

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Alice Kitaplarında Darwinci Hiciv 3. Bölüm

Bahçe

Dünyanın en güzel camisi(1876 tarihli metin)

Çocuk

Yaşamak için

Recep ile Nadan – 15 Temmuz Özel

Kurtuluş 6. bölüm

Tolstoy’un Cevabı