gün karanlık

Gün Karanlık

Suat İlhan, Gün Karanlık öykü dizisi ile okuyucularıyla buluştu. Gün Karanlık öyküsünün ilk bölümüdür.

Gün karanlık

Kişiler, olaylar, hayal ürünüdür diyelim. Siz, hayal bilin…

S. İ. – Nereden başlayalım?
İ. Ç. – Sen sor ben cevaplayım.
S. İ. – Sen anlat ben yazayım. Şu polis hikayesi dikkatimi çekmişti mesela.

He şu mevzu. Tuhaf adamdı, sertti bayağa. Adamı oradan oraya sürüp duruyorlar, bir türlü yerinde sabit kalamıyordu. Toy zamanlarında bizim tarafa, karşı tarafa hiç acımazdı. Rütbesi hızla yükselirken, biranda durdu. Merhametli adamdı gerçi ama onun tersindeysen merhamet bekleme. “Deli Polis” derdik bizim Ülküdaşlarla. Kendi doğrularına yürürdü, bize yanlış gelirdi o zamanlar. Bizim çocuklardan birini işkenceden kaçırmış. Bizim ekiple ufak bir konuşma yaptık.

Kapı açıldı hepimiz sustuk. Kapıdan Reis girdi. 1.90 boylarında, esmer, babayiğit, sert mizajlı, 35 yaşlarındaydı. Reis karşımıza geçti “Ne düşünüyorsunuz?” Dedi. Bizim arkadaşlar heyecanla durumu anlattı. Biri çıkıp “Deli Polis bizim taraftan. Aksi olsaydı, kurtarmazdı kardeşimizi.” Dedi. Reis biraz düşündü. Oda da biraz volta attıktan sonra, bana döndü “O zaman teşekkür edelim. Ama yalnız yakalayın. Hepimiz aranıyoruz.” Dedi. Bir kaçımız toplandık teşekküre gittik. Adam iş kolik. Üç saat yolunu gözledik. İki gün evine gelmedi. Reis bana “Sende git bekle!” Dedi. O gün nöbeti ben devralacaktım zaten.

Kurtuluş Parkı’nda!

Arabaya binecektim ki “Deli Polisi” gördüm. Yanına yaklaştım. Selam verip, teşekkür iletmeye zaman bulamadan “Siktir git” dedi. “Ama…” dememe kalmadan silahını çıkardı “Gitmezsen seni vururum. Bu ülkede o kadar çok faili meçhul varken, bir diğeri de sen olursun!” dedi. Dona kaldım. Arkamı dönüp gittim. Yıllar sonra Ankara Kurtuluş Parkı’nda öldürülmüş. Bedeninden altı mermi çıkarmışlar. Derin devlete kafa kaldırmış. Eskiden olsa bizimkiler vurmuştur derdim. Öldürüldüğü zaman için, derin devlet çok karışıktı diyebilirim. O kadar karışıktı ki, kimin nasıl öldüğü, neden öldüğü belli değildi. Şuan düşünüyorum da, gerçekten şerefli adammış. Deli Polis her birimde yer almıştır. Cinayet, narkotik gibi bir çok birimde yer alıp da hiç olmadık birimde hayatına son verilmesi çok tuhaf.

S.İ. – Siz Deli Polis derdiniz tamam. Peki başkaları ne derdi?
İ. Ç. – Solcular faşist, biz deli. Gerisini bilmem.
S. İ. – Peki, isim verebilir misin?
İ. Ç. – O kadarını siz araştırın artık. Apaçık ortada zaten kim olduğu. Kurtuluş parkında, saldırıya uğramış kaç polis varmış?

Yoksa seni öldürürüz

Bir kış günü, bana bir görev verdiler. Bir türkücü kadını korkutmamız gerekiyormuş. Bu arkadaşın türkülerini abimden dolayı biliyordum. Neyse. Sağlam dört arkadaşımla Kolej tarafında bir kahvehanede buluştuk. Planımız çok basitti. Eve gireceğiz “Buralardan git. Yoksa seni öldürürüz!” deyip çıkacaktık. Silahlarımızı aldık, evin etrafında konuşulanacaktık ki silah sesi geldi. Arkadaşım omuzundan vuruldu. Yerde sürünerek onun yanına gittim. “Sıyırdı reis devam edelim.” dedi. Kan o kadar çok akıyordu ki, panikleyip atkımı çıkardım, koluna sarıp bağladım.

“Gidelim Reis.” Dedi biri ama kim o an anlayamadım. Ufak bir çatışma oldu. Ardından da siren sesi geldi. Bizde kaçmak zorunda kaldık. Reisin yanına gittik durumu anlattık. Üstümüz çamur içindeydi. Reis bana döndü. Gözlerinden ateş atıyordu, konuşması sakindi. “Dört kişiyle olmaz o iş. Yanına on kişi al. Yerini tespit ettiğimiz de saldıralım. Maalesef, bu manevi bir yaradır. Saralım ve yara açalım. Bu iş, üç gün içinde bitsin!”

Yerini tespit ettik. Ettik ama orada bu işi bitirmek çok zordu. Normal insanın giremediği bir mahalleye, biz olarak girmek zordu. Saklana saklana bulundukları eve kadar gittik. Bir gecekonduya yerleşmiş. Onların en güvendiği mahalle olduğu için evin çevresinde kimse yoktu. Mahallenin bakkalından muhtarına kadar herkes onlardan. Bizimkilere “Siz bekleyin! Ben tek başıma bu işi hallederim.” dediysem de içlerinden biri “ikimiz gidelim.” Dedi. Kabul edip, iki kişi, tedbirli bir şekilde eve yaklaştık. Kapı açıktı, rahatça eve girdik. Kapıları yavaş yavaş açıp kontrol ediyorduk ki içeriden, bağlama sesi geldi sonrada alkış tufanı.

“Çok kişiler” dedim arkadaşa. Kafasıyla onaylayıp içeri daldı. Silahını havaya ateşleyip var gücüyle bağırarak “Yatın lan yere!” dedi. Elimde silahımla salona girdim. Sanatçı karşımda, ayağa kalkmış, bağlamasıyla dimdik duruyordu. Amacımıza ulaşmamız için bir kaç kelime vardı ki kafamın arkasına silah dayandığını hissettim. O sırada, arkadaşım hızlı bir hareketiyle Sanatçıyı rehin aldı. Kısa süreli sessizliği dava arkadaşım bozdu. “Eğer bırakmazsan, öldürürüm onu. Ölümden korkmuyoruz!” Daha sonra sessizliği kafama silah dayayan adam bozdu “Buradan siktirin gidin! Gidebilmeniz içinde bana ihtiyacınız var!”

Kimseye bir şey olmayacak

Yaklaşık altı ile on kişi vardı ve hepsi ayağa kalktı. Ses çok tanıdık geliyordu fakat, ben öleceğimi düşünmekten hiçbir şeyi düşünemiyordum. “Yüzünü bana dön.” dedi celladım. Yüzümü döndüğümde abimi gördüm. “Abi…” diyecektim ki silahı ağzıma bastırdı. O sırada bizimkiler kapıyı tekmeyle açıp içeri girdiler. Abimin kafasına silah dayayınca “Tamam durun. Kimseye bir şey olmayacak sakin olun. Herkes silahını yere bıraksın. En son arkadaş bıraksın. Anlaşıldı mı?” diye seslendim herkese. Kendimden vazgeçip abimi düşündüm. O ölemezdi. Ben ölmeliydim ama o ölmemeliydi. Onlarda, bizdekilerde dediğimi yaptılar. Biz de elimiz boş döndük. Aslında abimin yaşadığına duacıydım.

Bu olaydan sonra, iki gün eve gitmedim. Gecenin bir yarısı, eve camdan kaçak bir şekilde girdim. Odamız yoktu bizim. Bir oda bir salondu zaten ev. Altı kardeştik ve hepimiz salonda yatıyorduk. Abimi aradı gözlerim zifiri karanlıkta. Sokak lambasından giren ışıkla abimi görebildim. Çoktan uyumuş, bana da sadece onun yanı kalmış. Montumu çıkarıp yanına kıvrıldım. Biranda bana sarıldı. Uyku sersemi yapmıştır dedim fakat sonra “Kardeşim!” deyip iç çekerek ağladı. Ben ağlamıyordum ama içim daralmıştı. Fırtınalar kopuyor, yağmurlar delicesine yağıyordu. Erkek ağlamaz ya hani, bende ağlamıyordum işte! Abim biraz ağladıktan sonra sızdı. Ben o gece uyumadım. “Neden bu görev verildi?” Sorusu kafamda yankılandı gece boyu. Hiç bir görevi sorgulamamıştım o güne kadar. O zamanlar vardır bir bildikleri dedim. Aklım başıma gelmemişti yani.

Mutluluk gözlerindeydi

Sabah kahvaltılarımızda ya ben olmazdım ya da abim. O sabah ikimizde vardık. Annemin pek umurunda değildi ama Babam beni sağına çağırdı, abimi soluna. “Yanımda yiyeceksiniz!” dedi fısıldayarak. Çayını içerken kaşları çatık, fakat mutluluğu gözlerindeydi. Ailenin önemini şuanda daha iyi anlıyorum. Babamın çatık kaşları olsa şuan şu masamızda keşke. Önüme ser dünyaları inan gözüm olmaz biliyor musun?

Fazla konuşmadık kahvaltıda. İçimde kelebekler uçuşuyordu sanki o kadar hafiflemiştim. Gülümseyerek yurüyordum, her zaman ki kaşları çatık ben yoktum. Kahvehanede okeyin, tavlanın gözüne vuranlara selam çaktım, berber Mustafa ve manav Atillanın tavlasına denk geldim. Onlara da selam çaktım. Köşeyi döner dönmez kaldırımda Reisi gördüm. Biran gülen yüzüm düştü. Selamlaştıktan sonra, koluma girdi. Konuşmadan Ocak’a doğru yürüdük. Ocak’ta her kesin yüzü gülüyordu. “Ne oldu?” Dedim Reis’e. “Dün olanları duyan arkadaşlar sabahın ilk saatlerinde kovaladılar o Karıyı.

Bir Rus piçi öldü. Buradan Moskova’ya kadar kovalayacağız o itleri!”

Dün gece kendime yediremediğim “Neden?” sorusunu Reise sordum. Türkü söylemek, nasıl bir şeytanlık olabilirdi ki? Reis, alışa gelmiş milliyetçi sözlerle cevap verdi. “Ne alaka?” Dedim ama ona iletmedim. “Kadın şarkı söylemez!” Dedi bana. Gazinoya gidip, kadın sanatçıları dinlemeyi çok iyi bilirdi. Bu işe terslik girmişti. Reis, istanbula gidip geldikten sonra hali hareketleri değişmişti. Ağızına bir dergah sarmıştı. O dergah dengelerimizi bozuyordu artık. Bunu ben hissediyordum, diğerleri hissetse de “Var bildiği!” Diyordu. O nursuz piç, Din, İman diyerek, bizi inceden yönetiyordu.

2. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Zamana yolculuk

Kurtuluş

Kirli Melek

Recep ile Nadan

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile