VAAY! RAPUNZEL’E BAK SEEN!

Bir kadınla bir adamın çocuğu olmak bilmiyor. Sonra bi’ gün kadın pat diye hamile kalıyor. Aşerecek başka bir bok yokmuş gibi karşıdaki cadının bahçesinde yetiştirdiği marullardan istiyor canı. Çok istiyor ama. Öyle böyle istemiyor. Kocasına yalvarıyor, yakarıyor, fişekliyor, yolluyor adamı bahçeye. Adam gizli gizli bahçeden içeri girerek bi’ avuç marul topluyor karısına. Kadın doymuyor. Daha fazla istiyor. Şirret şirret. Yemin ederim tam bir ırıspı! Şimdi burada Adem ile Havva metaforu söz konusu. Burnumuza İncil’den İncil’den yasak meyve kokuları geliyor yani; kesin bir bokluk olacak!

Cadı fark ediyor tabii durumu, cadı bu hiç durur mu! Adam da tırsıyor, durumu açıklamaya çalışıyor, çabalıyor fakat olacak gibi değil. Her günahın bir cezası var tabii [sübliminal], cadı da “İstediğin kadar marul alabilirsin, karın istediği kadar yiyebilir marullarımdan AMAAAA çocuğunuz doğduğunda onu bana vereceksiniz” diyor. Aynen de öyle oluyor. Cadı yeni doğan kız çocuğuna Rapunzel ismini veriyor çünkü yukarıda bahsi geçen marulun cinsinin adıymış Rapunzel. Yani Rapunzel yasak. 12 yaşına kadar kendi evinde, 12 yaşından sonra da bir kulede beslemeye başlıyor cadı Rapunzel’i. Çünkü dedim ya, Rapunzel yasak. Hiçkimse ona erişememeli. Hele ergenliğe girizgah yaparken kimse erişememeli!

Masalımızda özellikle belirtilen detaylardan biri şu ki kulenin hiç merdiveni yok. Akla otomatik olarak “E kulede hiç merdiven yok diye kızcağızın saçlarını masal boyu asansör niyetine kullanacaksınız, nasıl çıktınız o kulenin tepesine peki?” sorusu geliyor. Yukarıda bahsettiğim Adem ile Havva metaforuna bakıldığında cezalandırıcı taraf, yani Tanrı, cadı tarafından temsil edildiği için cadının ulvi bir kişiliği, kutsal güçleri olduğuna dair çeşitli söylentiler var literatürde.. Evet, hiç dikkatinizi çekmemiş olsa da Rapunzel her şeyden önce bir çeşit Hristiyanlık manifestosu.

Neyse, cadı kızcağızı kapatıyor bir kuleye işte. Kule aseksüelliği vurguluyor. Hem ince ve uzun, yani penisin temsilcisi. Hem de tek bir odacığı var, yani aynı zamanda vajinanın da temsilcisi. Bir penis ile bir vajina bu denli iç içeyken ne olur? Hepimiz biliyoruz. Fakat bizim masalımızda tam tersi oluyor; hiçbir şey olmuyor.. Hiçbir şey. Senelerce..

Taa ki Rapunzel şarkı türkü söylerken yoldan geçmekte olan prense sesini duyurana kadar. Prens takıyor tabii kafayı Rapunzel’e. Sesleniyor, ediyor sonra görüyor Rapunzel’i pencerede. Upuzun ve sapsarı saçları var Rapunzel’in. Buram buram feminen, buram buram cinsellik kokuyor ortalık yani. Fakat Rapunzel şaşırıyor; çünkü hayatı boyunca cadıdan başka bir insan görmemiş, ‘erkek’ diye bir cinsin varlığından bile bihaber. Salıyor sarı saçlarını – yani kadınlığının temsilcisini – kuleden aşağı, alıyor prensi yanına. Bu noktada Freud giriyor devreye, çünkü Freud’a göre “tırmanmak” fiili cinsel münasebeti temsil ediyor. Masalın sonunda bir süredir hamile olduğunu anladığımız Rapunzel de Freud’un bu teorisini doğruluyor. Yani prens “tırmandıktan” hemen sonra Rapunzel’imiz hamile kalıyor..

Freud demişken, Rapunzel’in aç gözlü anasında id / ego / superego rol dağılımı oldukça sağlıksız mesela. Sosyal düzelticisi ilkel arzularına söz geçiremediği için egosuna yenilen anne normalin dışına çıkarak yasağa ilişiyor ve evladıyla cezalandırılıyor. Bir yasağın çiğnenmesine sebep olan Rapunzel, yeni bir yasağa dönüşerek cezası oluyor kadıncağızın. Rapunzel boşuna yasak marulla adaş değil yani..

Neyse, gel zaman git zaman cadı anlıyor bir sakatlık olduğunu. Masalın orjinalinde Rapunzel’in karnı büyüyor ve kıyafetleri kendisine küçük geliyor mesela. Grimm kardeşler öyle yazmış zamanında.. Masalın modern halinde bu detay yer almıyor. Bunun yerine Rapunzel’imiz baya bi salak; “Prens senden daha hızlı tırmanıyo la” gibi bir şey diyor annesi sandığı cadıya. Cadı olayı ayıktığında bağırıyor, çağırıyor ve bir anlık öfkeyle Rapunzel’in saçlarını makasla kökünden kesiveriyor. Bakınız; gitti kadınlığın temsilcisi. O kule aseksüel çünkü. İçinde nasıl seks yaparsın Allah’ın cezası!?

Cadı masalın sonlarına doğru prensi trollemiyor mu bir de? Prens kulenin aşağısına geldiğinde kestiği saçları uzatıyor prense cadı. Prens onu Rapunzel sanarak tırmanıyor, sonra gördüklerine inanamayarak kuleden aşağı atıyor kendini. Tırmanmak fiilinin tam tersi. Cinsel münasebetin düşüşü. [Ama merak etmeyin, ilerde Cinsel Münasebet Rises bölümümüz de var!] Hayır prens düşüp gebermiyor da, gözleri kör oluyor sadece. Cadı her ikisinin de ömrünü törpüledi. Artık NAH sevişirler.

Neyse gel zaman git zaman Rapunzel sürüldüğü çölde şarkı türkü söylerken prens yine işitiyor bunu. “Ommon tonrom” diyerek sesi takip ediyor. Rapunzel prensi görünce çılgın atıyor tabii. Sarıldıkları noktada bir mucize oluyor ve prensin gözleri yeniden görmeye başlıyor [oh so Yeşilçam]. Bedenler buluşunca bedensel yetersizlikler de ortadan kayboluyor tabii. Seksin önü açılıyor özetle.. Evleniyorlar. Kısa bir süre sonra Rapunzel evlat doğuruyor.

Cadı ve Tanrı ilişkisine geri dönmek gerekirse, masallarda cadılar genellikle cezalandırılırlar. Fakat Rapunzel’de cadıya ilişkin herhangi hazin bir son yok, hatta cadı için bir son bile yazılmamış. Çünkü kutsal bir gücü temsil ediyor o. Kutsal güçler sonsuzdur. Ve eğer sonunda evlilik varsa seks mübahtır, Tanrı’nın müdahalesine gerek yoktur.. Bütün sübliminal mesaj bu tespitte yatıyor. Hristiyanlık bunu gerektiriyor çünkü. Adem ile Havva kötü. Onlar cennetten düştüler. Dünyada ise şartlar böyle Rapunzel’cim, yersen..

İşte bu masalla da minik veletlerimizin aklına bu varsayımlar işleniyor. Artık veletlerimiz çok uslu, her önüne gelen prensle sevişmeyecekler yoksa bedensel kayıplara uğrayarak sevişemez hale gelirler, ayrı düşmekle cezalandırılırlar, biri kör olur biri çöle düşer cıs olur, piç olur!

Yani diyor ki; bi evlenin, sevişirsiniz.