Sudanlı zenci Musa

Sudanlı Zenci Musa kimdir?

Tarih her zaman muktedir krallardan, muzaffer kumandanlardan, ünlü devlet adamlarından bahsetmez. Çünkü bu insanların yanlarında her daim kahramanlar vardır. Ten renkleri, ırkları ne olursa olsun sevdaları hep aynıydı. “Vatan Aşkı” Onlar hiçbir zaman ön plana çıkma çabasında bulunmazlar. Çünkü onlar inandıkları kavga uğruna savaşmakla meşguldürler.

Reklama ihtiyaçları yoktur. Zira ne reklam ne de hamasi destanlar onların gönüllerindeki vatan aşkı yerine egolarını koyduramaz. Niceleri fakirlik içerisinde hatta hatta geride bir eş çocuk bile bırakmadan bu dünyadan göçüp gitmiştir. Onlar hiç kimseden ne maddi ne de manevi bir beklenti içerisine girmemiş, gelen teklifleri de ellerinin tersiyle gerisin geriye itmiş, vatan aşkını kendilerine aş yapmış serdengeçti mümtaz şahsiyetlerdir. İşte bu kahramanlardan birisi de ” Sudanlı Zenci Musa” ‘dır.

Tımarlı Sipahi sistemi ve toprak düzeni

Sudanlı zenci Musa kimdir

Yıllardan 1880 idi. Sudan da bir kahraman doğdu. Yeni doğan bu kahraman akranları gibi zayıf çelimsiz değil aksine iri yapılı, iri siyah gözlü, kıvırcık saçlı, etine dolgundu. Bu yiğit dedesine ölen oğlundan emanetti ve çok kıymetliydi. Aziz dede torununu daha iyi yetişmesi için Kahire’ye götürdü. Lakin dede torununu pay-i tahtın başkenti İstanbul’a göndermeye karar verdi. Aslen Sudanlı olmasına rağmen onun tam bir “Osmanlı” olarak yetişmesini istemekteydi. Ve Musa artık İstanbul’ da. Harikulade Türkçe’si ayağında çarığı başında fesi ile tam bir “Osmanlı” olmuştu.

Arkadaşları ona “Sudanlı Zenci Musa” derlerdi. İki metre boyunda, kemikleri iri ve çok güçlüydü. Sudanlı zenci Musa o kadar kuvvetliydi ki, aynı anda iki koltuğunda birer torba arpa taşıyabiliyordu. Selamet ismindeki bir at kolunu ısırıp bırakmayınca, serbest kalan eliyle hayvanın şakağına attığı tek yumruk ile atı öldürmüştü. Öyle ki Allah ona, iki düşman askerini kafa kafaya tokuşturup bayıltacak kadar, zehir misal kuvvet  vermişti.

Çaldıran Savaşı önemi ve sonuçları

Yakup Cemil kimdir

                                    Enver paşa

Kuşçubaşı Eşref Bey’e yakın olmak ister

Mısır hidivinin kuzeni Prens Ömer Tosun Paşa’nın hizmetine giren Musa, Mısır’dayken Trablusgarp harbi çıkar. 1911-12 yıllarında Kuşçubaşı Eşref İtalyanlara karşı Derne cephesinde çarpışırken Musa ile bir talim sırasında tanışır. Sudanlı Zenci Musa her Türk askerinin gönlünde her zaman yer tutan kumandana hayranlık hisleri ile Kuşçubaşı Eşref Bey’e yakın olmak ister. Ve ölünceye kadar ondan ayrılmayacağına dair kendi kendine söz verir.

Musa artık Kuşçubaşı Eşref’ in emir eri’dir. Eşref Bey’in ardından Trablusgarp’a, Balkan cephesine, Çanakkale’ye ve oradan da Kudüs cephesine gider. Bu harplerde düşmana karşı yapılan hücumlarda gösterdiği cesaretten ötürü şöhret sahibi olmuştur. 1915’te süveyş kanalı’na karşı girişilen taarruz sırasında, herkes onun kahramanlıklarından söz eder. Öyle ki, Enver paşa onu her gördüğünde, iltifat edip sevgi gösterirdi.

Osmanlı’da okuma yazma oranı

Lawrence’in planları

Yemen’de yüzüne sürdüğü fosfor ile kendisini şeyh ilan eden, cahil halkı etrafında toplayarak Osmanlı’ya karşı kışkırtan Şeyh İdris ve işbirlikçisi İngiliz ajanı Lawrence’in planlarını bozmak mevzusu hayati vaziyet almıştır. Bir gün Enver Paşa Kuşçubaşı Eşref Bey ve maiyetindeki 42 askere üç yüz bin altın teslim eder. Düşman güçleri karşısında savaşan türk kuvvetlerine silah alımı için kullanılacak bu altınların, savaşan ve zor durumda olan 7. Ordu Kumandanı Ahmet Tevfik Paşa’ya ulaştırılması gerekmektedir. Bu nedenle vazife çok önemli, şartlarda bir o kadar ağırdır.

Abdülhamit’e kadar Osmanlı Sultanları

Eşref Paşa esir düşer

Yola revan olan 43 kişilik bu kervanı cembele mevkiinde 2500 kişilik ingiliz-bedevi kuvvetleri kıstırır. Yapılan savaş tam bir gün bir gece sürer. 12 ocak 1917 de yapılan bu savaşı London Times gazetesi manşetten verir. Harp çok çetin ve amansızdır. Çatışma esnasında Kuşçubaşı Eşref ve iki askeri dışında herkes şehit olur. Kuşçubaşı Eşref ağır yaralı olarak İngilizler’e esir düşer. Onu bir kafese kapatıp Mekke sokaklarında sergilerler. Musa gecenin karanlığından yararlanarak yaralı olarak kurtulmuştur. 7. Ordu gelen yardımdan ümidini kesmişken Musa çıkagelir. Yanında Enver Paşa’nın gönderdiği üç yüz bin altın… Tam ve eksiksiz. Evet vazife layıkıyla yapılmıştır. Lakin Musa ağlamaktadır. Tevfik Paşa’nın önünde diz çöker ve “Altınlar kurtuldu, fukara musa da kurtuldu. Fakat velinimet eşref gitti. Değer miydi paşam, değer miydi?” der.

Yakup Cemil kimdir?

Sudanlı zenci Musa ve Anadolu’da milli mücadele

Ali Sait Paşa her fırsatta onu över. “O bizim cengaver Musa’dır, Yemen’e bize parayı getiren adam,” der. İleriki yıllarda Musa, Anadolu’daki millî mücadeleye destek için İstanbul’a gelir. Karaköy gümrüğünde hem hamallık yapıp hem de geceleri Anadolu’ya silah kaçırılmasını sağlar. İşte bu hamallık yaptığı günlerde limanı gezen işgal kuvvetleri komutanı General Harrington’a ” işte 300.000 altını Yemen’e kaçıran Zenci Musa bu!” denildiğinde hemen onun yanına gider ve şöyle der: “Eğer bizimle çalışırsan seni altına boğarım.” Bu sözler karşısında kaşlarını çatan musa ” Her teklif herkese yapılmaz.

Bu sözleriniz beni ancak rencide eder. Benim bir devletim var. Devlet-i ali osmaniye ;bir bayrağım var, ayyıldızlı bayrak; ve bir kumandanım var Eşref bey. Bu iş daha bitmedi. Sizinle mücadelemiz devam edecek” diyerek sırtındaki yükle birlikte yoluna devam edip oradan uzaklaşır.

Osmanlı Devleti’nde İttihat ve Terakki

Sudanlı zenci Musa vefatı

Musa, çok hastadır zira vereme tutulmuştur ve maddi olarak ihtiyaç içerisindedir. Onun bu durumunu gören Ali Sait Paşa ona emekli maaşı bağlamak ister. Lakin Musa “ Paşam, ben bu fakir milletin emekli maaşını alamam.” diyerek teklifi reddeder. Artık çalışmaya mecali yoktur. Üsküdar’daki Özbekler Tekkesi’ne yerleşir. Ateşler içinde yanarken her gece rüyasında kumandanı Eşref Bey’i görür. Yine bu rüyaların birinin sabahında ruhunu teslim etmiştir. Malta’da esir olan kumandanı Kuşçubaşı Eşref Bey onun vefat haberini alınca; “O benim kahraman arabım, veremden ölmüş.” der. Vefalı emir erinin bavulundan bir Mushaf’ı şerif, Osmanlı haritası, Kuşçubaşı Eşref Bey’in fotoğrafı ve kefen bezi çıkar. İstiklal şairi Mehmet Akif 1916’da Arabistan’da necid çölünde Al-hayl’de bulunan İbn el Reşid’e gitmekte olan kafileye katıldığı sırada Sudanlı Zenci Musa’yı tanıma fırsatı bulur.  “ Ona bakıp da hayran kalmamak imkansızdır.”  sözlerine şu mısralar eşlik eder:

“Eşref bey’in emir eri, zenci musa,

İsa peygambere omuzlarını ödünç verir,

Ve peygamber bu sayede göğe tırmanabilir!”

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Organik Gıda

Üvey annesine aşık olan prens

İttihat ve Terakki Partisi ve tarım

Tek millet muhafazakarlığı

Neo-90’lar Süreci

Osmanlı Devleti

Yahudi Cemiyeti, Mustafa Kemal Atatürk ve İnönü

Türkiye Cumhuriyeti’nde Yahudiler

Yahudi Cemiyeti ve Türkiye’de Devrimler