Suçsuzum

Suçsuzum 6.Bölüm

Nazım Şahin‘in yazdığı Suçsuzum öykü dizisinin 6. bölümüdür. Suçsuzum öyküsünü daha iyi kavrayabilmek için ilk bölümden itibaren okumanızı tavsiye ediyoruz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

5. bölüm

Suçsuzum

Gecenin ilerleyen saatleri idi. Hüseyin bir ara gözlerini araladı. Koğuşların birisinde birisi avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Hüseyin önce anlam veremedi. Selim her zaman olduğu gibi yine seccadesi üzerinde namaz kılıyordu. Hüseyin, Selim’in yanına yaklaştı.

“Abi bu bağırma sesleri ne olabilir sence.” dedi.

Selim:

Bizim koğuşun karşısında hücreler var. Terör suçlularından bazılarını hücreye atıyorlar. Onlardan biri olabilir.” dedi.

Hücre denilen yer tam bir cehennemdi. Tek göz oda içerisinde tuvalet ve yatak vardı. Cezaevi kurallarına uymayan veya sorun çıkaranları buraya atıyorlardı. Bir insan uzun süre hücrede kalırsa hafızasını yitirmeye başlardı. Zindan da öte bir şeydi.

Hüseyin, acaba ne yaptı da bu adamı hücreye attılar diye düşüncelere daldı. Sabah ezanı vakti gelmişti. Selim ile birlikte sabah namazını kıldıktan sonra Hüseyin uykuya daldı. Tam gözlerini kapatmıştı ki yine gürültüyle uyandı. Bu sefer kadın sesleriydi. Seslerden anladığı kadarıyla üç tane kadın yüksek sesle marş gibi bir şey söylüyorlardı. Lakin Türkçe olmadığı için ne dediklerini anlamıyordu. Adanalı Kadir baba da sese uyanmıştı. Yerinden doğruldu.

“Ulen bana bakın başlarım şimdi sizin marşınıza. Susun len.” diye bağırdı.

Ardından duvarı yumrukladı. Kadınlar ısrarcıydı pek umursamadılar Kadir babanın tehditini.

Kadir baba sepetinden bir portakal aldı masaya koydu. Elinden hiç düşürmediği kağıt kalemi alıp bireyler yazdı. Kağıdı güzelce portakala sarıp bantladıktan sonra avluya indi. Dev gibi adam, gülle atarcasına, sesin geldiği istikamete doğru portakalı fırlattı. Şarkılar marşlar söyleyen kadınlardan bir anda çığlık sesi koptu. Kadir baba kahkahayı patlatmıştı. Çünkü portakal, kadınların üzerine düşmüştü. Kadınların sesleri bıçakla kesilircesine sükut buldu.

Koğuşların üzerindeki tel örgüler

Kadir babanın not olarak ne yazdığı tam bir muammaydı. Kimse de cesaret edip soramamıştı kendisine. Hüseyin, koğuşların üzerindeki tel örgülerde neden eşyalar olduğunu şimdi anlamıştı. Koğuşlar arasında not alıp göndermek için, notlar çeşitli eşyalar içerisine sarılıp atılıyordu. Bu eşyalar arasında kadın südyeninden tutun da, kalem pile varıncaya kadar oldukça fazla çeşitlilik vardı.

Sayım vakti gelmişti. Gardiyanlar avluya toplandılar. Kendi aralarında konuşuyorlardı. B4’e gelen kadınlar,  koğuş değişikliği için dilekçe vermişler. Daha bir gün olmadan niye değiştiriyorlar anlamadık diyorlardı. Hüseyin, Kadir babaya baktı. Kadir baba pos bıyıklarının altından sinsice gülüyordu. Yazdığı not işe yaramıştı.

Koğuş kapısının mazgalı aralanmıştı. Gardiyan “kitap istekleri olanlar gelsin” diye seslendi. Hüseyin’e dilekçesinde belirttiği kitaplardan hiçbiri gelmemişti. Gardiyan:

“Valla kitap kalmadı. İstediğin kitaplar başka kişilerde. Elimde 72. Koğuş var okursan al. Yoksa haftaya yine dilekçe yaz” dedi.

Hüseyin:

“Tamam tamam alayım. “ diyerek pek de hoşnut olamadan aldı.

Bugüne kadar Orhan Kemal hiç okumamıştı. Demli bir çay alıp, bir de sigara yakıp, avluya sandalyesini attı. Kitabı okumaya başlamıştı. Güneş içini ısıtıyor roman ise Hüseyin’i başka dünyalara götürüyordu. Okumak ne kadar güzel şeydi. Meğer bu yaşına kadar ne kadar boş geçirmişti günlerini. Hani Necip Fazıl Kısakürek merhum derdi ya:

“Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum; Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.Hüseyin de kendi kendine böyle söylüyordu.

Okumaya devam ediyor

Hüseyin artık okumaya vermişti kendisini. Gözleri kan çanağı oluncaya kadar okumaya devam ediyordu. Cezaevi hayatı 3 bölümden oluşuyordu onun için: Görüş, namaz ve okumak.

Mehmet Hüseyin’in bu okuma aşkına hayran olmuştu. Yanına yaklaştı. Bir sandalye çekti.

“Hüseyin bu ne ya hiç durmadan okuyorsun. Alim olup çıkacaksın buradan.” dedi.

Hüseyin:

“Ne yapalım Mehmet geçmiş yılların telafisi işte. Vakit Yok. Bu arada ben seni bu aralar bayağı sessiz görüyorum. Hatta geçenlerde ağlıyordun sanki.” dedi.

Mehmet:

Senden de bir şey kaçmıyor yeminle. Ne ara gördün be adam. Doğrudur, canım sıkkın Hüseyin.” dedi.

Katile verecek kızım yok

Hüseyin:

“Anlatmak istersen dinlerim Mehmet. Tabiki sen bilirsin. Anlatmak zorunda değilsin.” dedi.

Mehmet:

“Aslında dertleşmek iyi gelir. Benim Urfa da sevdiğim bir kız var. Adı Dilan. Gözümün bebeği. Geçen görüşte annem söyledi. Başkasına sözlemişler. Babası katile verilecek kızım yok demiş. Kahroluyorum be Hüseyin. Ben Dilan’sız  nasıl yaşarım? ”dedi.

Hüseyin:

“Dur bakalım Mehmet. Gün doğmadan neler doğar. Öyle yapıyorum demeyle yapılmaz herşey. Bakarsın senin masum olduğun ortaya çıkar. Düğün dernek olmadan, Dilan’ın elinden tutar kaçırırsın. Olamaz mı yani? ” dedi.

Mehmet:

“Olur tabi. Hüseyin Allah razı olsun. Umut verdin. Moralim nasıl düzeldi anlatamam. Tabi ya! Daha suçlu olduğum kesinleşmedi ki. Çok sağ ol dostum.” dedi. Mehmet biraz olsun moral bulmuş yine yüzünde güller açmıştı.

Hüseyin kaldığı yerden romanına devam etti. Mazgal yine aralanmıştı.

Gardiyan:

“Hüseyin mahkeme evrakın var gel al.” dedi.

Hüseyin romanı sandalyeye bırakıp koşarak ilerledi. En sonunda iddianamesi çıkmıştı. Hemen alındı belgesini imzaladı. Okumaya başladı. Sayfaları hızlı hızlı geçti. Tanıklar bölümüne gelince şok oldu. Kendisini polise ihbar eden kişi mahalleden çocukluk arkadaşı Duran’dı. Ama neden dedi kendi kendine.

“Benim Duran ile bir husumetim yok ki. Aynı mahallede büyüdük. Birbirimize hep yardım ettik. Bana neden bu kötülüğü yaptı? Neden iftira attı? Bana arabayı satan kendisiydi. Yardım etmişti güya.” dedi mırıldanarak.

Hüseyin’in aklı almıyordu bir türlü. Önce bir bardak çay içti. Sakinleşmek için iki tane de sigara yaktı ard arda. Yarın telefon görüşü vardı. Eşi Safiye bir şeyler biliyor olmalıydı. Bu kör düğüm muhakkak çözülecekti.

Artık Hüseyin için zaman durmuştu, akrep ve yelkovan grev yapıyordu sanki. Telefon görüşünü iple çekiyordu.

Devam edecek

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken öyküler:

İttihat ateşi

Recep ile Nadan

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile

Rahip

Haziran

Zamana yolculuk

Kurtuluş

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi

Hey taksi!

Gün Karanlık

Benim Öyküm

Toprak ana

Benim Hikayem Biterken Başladı