Humpty Dumpty

Humpty Dumpty, “Sözcüklerin Efendisi” 2. Bölüm

Müge Sözen’in Lewis Carroll ve eserleri hakkında yaptığı çalışmalar arasında Humpty Dumpty önemli bir yer tutuyor. Humpty Dumpty, Sözcüklerin Efendisi yazı dizisinin ikinci bölümüdür. Yazıyı okumadan evvel birinci bölümü de okumanızı tavsiye ederiz.

1. bölüm

Carroll, Sembolik Mantık kitabının 165. sayfasında, bu soruları bir yere kadar yanıtlar. Parça, doğrudan Humpty Dumpty’nin geniş ağzından olduğu için, alıntılamaya değerdir.

Bundan sonra, (zararsız olduğunu umduğum) “Mantıkçılar” ismiyle hitap edeceğim, sıradan oluklarında akan Mantıksal kitapların yazarları ve editörleri, bu konuda, bana gerekli olduğundan çok daha mütevazı görünen bir tavır koymaktadırlar. “With bated breath (nefesleri kesilerek),” Bir Önermenin Bağı‟ndan söz ederler; neredeyse sanki o, ne anlama gelmek istediğini kendi kendine beyan edebilen ve biz zavallı insanların, onun egemen irade ve zevkini tespit edip, teslim olmaktan başka yapacak bir şeyimizin olmadığı, canlı, bilinçli bir Varlık‟mış gibi.

Bu görüşe karşı, herhangi bir kitabın yazarının, kullanmayı amaçladığı herhangi bir sözcük ya da ifadeye, dilediği herhangi bir anlamı bağlamaya tamamen yetkilidir. Bir yazarın, kitabının başında, “‟siyah‟ sözcüğü ile her zaman „beyaz‟ demek isteyeceğim ve „beyaz‟ sözcüğü ile de her zaman „siyah‟ demek isteyeceğim anlaşılsın,” dediğini görürsem, ne kadar mantıksız olduğunu düşünsem de, hükmünü uysalca kabul ederim.

Her yazar kendi kuralını benimseyebilir

Ve böylece, bir önermenin, Özne‟sinin varlığını öne sürer gibi anlaşılıp, anlaşılmaması gerektiği sorusuna ilişkin, elbette kendi içinde ve kabul edilen Mantık gerçekleri ile tutarlı olması şartıyla, her yazarın kendi kuralını benimseyebileceğini iddia ediyorum.

Mantıksal olarak kabul edilebilecek bazı görüşleri düşünelim ve böylece hangilerinin rahatlıkla kabul edilebileceklerine karar verelim; bundan sonra kendimi, hangilerini kabul etmeyi amaçladığımı beyan etmeye özgür kabul edeceğim.

Carroll’ın benimsediği görüş (hem “bütün” hem de “bazı” sözcüklerinin, varlığı ima ettiği, ama “hiç” sözcüğünün soruyu açık bıraktığı görüş), sonuçta galip çıkmamıştır. Modern mantıkta, yalnızca “bazı” önermelerin, bir sınıfın boş bir sınıf olmadığı anlamına geldiği kabul edilmektedir. Bu, elbette, Carroll ile yumurtasının nominalist tutumunu hükümsüz kılmaz. Güncel bakış açısı, yalnızca mantıkçılar onun en yararlı olduğuna inandıkları için kabul edilmiştir.

Aristo’nun sınıf mantığı

Mantıkçılar ilgilerini Aristo’nun sınıf mantığından, önermeci, ya da hakikat-değeri hesabına kaydırdıklarında, “materyal ima”nın anlamı üzerinde, (çoğunlukla mantıkçı olmayanlar arasında olsa da), öfkeli ve komik bir başka tartışma ortaya çıkmıştır. Karışıklığın çoğu, “A, B anlamına gelir” ifadesindeki, “anlamına gelir” sözünün, hesaba özgü, sınırlı bir anlamı olduğu ve A ile B arasında hiçbir nedensel bağa atıfta bulunmadığını fark edememekten ortaya çıkmıştır. Benzer bir kafa karışıklığı, bu türden olan ya da olmayan terimlerin ve anlamların sağduyu ya da sezgisel sızlanmalarının olmadığı, aslında, bu “bağlayıcı” terimleri oluşturan matris tabloları tarafından tam olarak tanımlanandan başka bir anlamlarının olmadığı, çok değerli mantık bakımından, hâlâ devam etmektedir. Bu bir kez tamamen anlaşıldığında, bu tuhaf mantığı çevreleyen esrarın çoğu buharlaşmaktadır.

Matematikte, eşit miktarlarda enerji, “sanal sayı,” “sonluötesi sayı” ve benzeri gibi ifadelerin “anlamı” hakkında yararsız tartışma için boşa harcanmıştır; yararsızdır, çünkü bu tür sözcükler tam olarak ne anlama getirilmek isteniyorsa, o anlama gelmektedirler; ne daha azı, ne de daha fazlası.

Öte yandan, doğru iletişim kurmak istiyorsak, Humpty’nin yaygın olarak kullanılan sözcüklere, özel anlamlar verme uygulamasından kaçınmak için, bir tür ahlâkî yükümlülük altındayız. “Sözcüklerimizin dilediğimiz anlamlara gelmesini sağlayabilir miyiz?” diye sormaktadır Roger W. Holmes, makalesi “Filozof Gözüyle Alice Harikalar Diyarında” (Antioch Review, Yaz 1959)’da. “İnsan, bir BM tartışmasında, ‘demokrasi’ kelimesini kullanan bir Sovyet temsilcisini düşünüyor. Sözcüklerimize ekstra bir ödeme yapabilir miyiz, yoksa bu propaganda denen şeyin yapıldığı şey midir? Geçmiş kullanım için bir yükümlülüğümüz var mıdır? Bir anlamda, sözcükler bizim efendilerimizdir, yoksa iletişim imkânsız olurdu. Bir başka anlamda da, bizler efendileriz; aksi takdirde şiir hiç var olamazdı.”

“Başlangıç için bu kadarı yeterlidir. Çünkü bu şiirde pek çok zor sözcük var. Önce ‘Bigigk’den başlayalım. Bu öğleden sonra saat dört demektir, işte bu saatte akşam yemeği için kızartma yapmaya başlanır.”

Alice, başını salladı.

“Bunu anladım. Peki, ‘Kayyak’ nedir?”

“Ha o mu? ‘Kayyak’ ince veya kaygan anlamında kullanılır. Hem ‘înce’ sözünü ‘Hareketli’ anlamına da alabilirsin. Görüyorsun ya bu tıpkı bir portmantoya benziyor. Bir sözcüğe iki anlamı sığdırmışlar.”

Portmanto sözcüğü

Portmanto sözcüğü pek çok çağdaş sözlükte bulunabilir. Birden fazla anlamla, bir bavul gibi toplanmış sözcükler için ortak bir deyim hâline gelmiştir. İngiliz edebiyatında, portmanto sözcüğün büyük ustası, elbette, James Joyce’dur. (Alice kitapları gibi, bir rüya olan) Finnegans Wake, bunlardan on binlercesini içermektedir. Bunlar arasında, İrlandalı inşaat işçisi Tim Finnegan’ın merdiveninden büyük düşüşünü sembolize eden, on yüz-harfli gök gürlemeleri vardır. Humpty Dumpty’nin kendisinin, yedinci gök gürlemesinde işi bitirilmiştir.

Bothallchoractorschumminaroundgansumuminarumdrumstrumtruminahumptadumpwaultopoofoolooderamaunsturnup!

Humpty’ye yapılan atıflar, ilk sayfadaki bir söz etmeden, son sayfadaki bir söz etmeye kadar, Finnegans Wake’de bol miktarda bulunmaktadır.

Humpty bilmecelerden ve sözcük oyunlarından büyük zevk almaktadır. Ayrıca, diğer birçok Lewis Carroll karakteri gibi, sözcüklerin geleneksel olarak anlaşıldığı biçimler ve gerçek anlamları arasındaki farktan yararlanmayı çok sevmektedir. İşte birkaç örnek;

“Neden burada yalnız oturuyorsunuz?” diye sordu Alice.

Humpty Dumpty, bağırdı.  “Neden mi? Çünkü yanımda kimse olmadığı için! Böyle bir sorunun cevabını bilmediğimi mi sanıyordun yoksa?”

Neden sözcüğü

Buradaki şaka ‘Neden?’ sözcüğünün belirsizliğinden kaynaklanmaktadır. Alice, ‘Burada yalnız oturmanıza hangi nedenler yol açtı?’ demek istemektedir. Bu, sorunun normal anlaşılma biçimidir. Olası yanıtlar, Humpty’nin insanlardan nefret ettiği veya dostlarının ve komşularının tümünün o gün oradan gittiği olabilir. Ancak, Humpty soruyu, ‘Sizin (veya herhangi birinin) hangi koşullar altında yalnız olduğunu söylerdik?’ gibi bir soru sormak gibi, tamamen farklı bir biçimde algılar. Yanıtı ‘yalnız’ sözcüğünün tanımından daha fazlasına dayanmadığı için, kesinlikle bilgilendirici değildir – ki, bu da onu komik kılan şeydir.

İkinci bir örnek hiçbir analiz gerektirmez:

Humpty Dumpty devam etti.

“İşte sana bir soru. Kaç yaşında olduğunu söylemiştin?”

Alice, çabucak bir hesap yaptı ve sonucu açıkladı.

“Yedi yıl ve altı ayı doldurmuşum.” Humpty Dumpty, zaferle bağırdı.

Yanlış! Sen böyle bir söz söylemedin bile. Evet böyle bir şey söylemedin!

Küçük kız, şaşırmıştı. Durumu açıklayabilmek için “Ben…” dedi, “Ben, ‘Kaç yaşındasın?’ diye sorduğunuzu sanmıştım.”

Humpty Dumpty, dik dik ona baktı.

“Eğer böyle bir şeyi kastetseydim o zaman bu soruyu sorardım tabii küçük kız.”

İsmi onun kim olduğu hakkında bir şey ifade etmez

Humpty Dumpty adlandırma düşüncesini ve kimliği şekillendirmede bunun oynadığı rolü yeniden gündeme getirir. Geyik yavrusu ve Tatarcık’ın aksine, Humpty Dumpty’nin incelikli bir adlandırma anlayışı vardır. Ancak, Humpty Dumpty, Alice’in dilin işleyiş biçimini anlayışını tersine çeviren bir dil anlayışına sahiptir. Alice, özel isimlerin derin bir anlama sahip olmadığına, buna karşılık “zafer” veya “anlaşılamama” gibi evrensel kavramların isimlerinin tüm insanların anladığı sahip anlamlara sahip olduğuna inanır. Humpty Dumpty bunun aksine inanarak, Alice ismi onun kim olduğu hakkında bir şey ifade etmediği için bu ismi aptalca bulur. Humpty Dumpty dile bu manipülasyona devam ederek, bilinen sözcüklerin anlamları konusunda özgürce davranır ve onlar için kendi amaçlarına uyan tanımlamalar oluşturur. Sözcükler, Humpty Dumpty’nin onlara çok iş yaptırdığında, kelimenin tam anlamıyla ödeme yaptığı iddiasıyla öne sürdüğü bir fikir olarak, istihdam ettiği karakterler haline gelir;

Alice, öyle şaşırmış öyle şaşırmıştı ki bir şey söyleyecek hali kalmamıştı. Bir dakika sonra Humpty Dumpty tekrar konuşmaya başladı.

“Sözcüklerin bazıları epey sinirlidir. Özellikle Fiiller böyledirler. Onlar kadar kibirlileri bulunamaz… Halbuki sıfatlarla istediğini yapabilirsin… Fakat fiillere böyle ilişilmez… Bununla beraber ben onların hepsini de idare ederim. Anlaşılamaz!  İşte benim söyleyeceğim bu!”

Alice, merak etmişti.

“Lütfen,” dedi. “Bana o sözün ne anlama geldiğini söyler misiniz?”

Yumurta adam, bu sefer pek memnun olmuşa benziyordu.

Anlaşılmaz

“Hah!” diye bağırdı. “Sen makul bir çocuk gibi konuşuyorsun. Ben ‘Anlaşılamaz,’ derken bu konuyu gerektiği kadar tartıştık demek istedim. Bu arada bundan sonra ne yapacağını da anlatman yerinde olur sanırım? Her halde bütün  ömrün boyunca burada durmak niyetinde değilsin zannedersem. İşte bu söz bunları içine alıyor.”

Alice, düşünceli düşünceli mırıldandı.

“Bir söze bu kadar çok anlam verebilmek büyük bir mesele.”

Humpty Dumpty,

“Ben bir sözcüğe bu kadar çok iş yaptırdığım zaman,” diye anlattı. “O zaman kendisine fazla ücret öderim.”

Humpty Dumpty’nin adlandırma felsefesi, hem dilin keyfiliğini, hem de edebiyatın anlam ifade etme yeteneğini gösterir. Humpty Dumpty sözcüklerin anlamını isteyerek yeniden tanımlar, ancak yeni tanımlamaları açıklamak için muhtemelen sabit anlamlara sahip olan diğer sözcükleri kullanması gerekir. Eğer gereğinden çok sözcüğün değişken anlamı olursa, anlamları kararsızca değişecek ve dilin düşünceleri iletebilen bir sistem olarak işlevi sona erecektir. Eğer birden çok insan sözcüklerin anlamlarını bireysel tercihlerine uyacak şekilde değiştirirse, Humpty Dumpty’nin dil hakkındaki düşünceleri altüst olacaktır. Humpty Dumpty’nin düşünceleri edebiyata uygulandığında daha uygundur.

Yazarlar eserlerini yazarken sözcüklerin birden çok anlamını manipüle ederek, kendi dillerine okuyucularını büyüleyecek ve onlara zevk verecek potansiyele sahip bir zenginlik sağlarlar. Carroll’ın sözcük oyunlarını sık sık kullanması, dilin bu özelliğine ne kadar uyum sağladığını gösterir. Bu bölümde bile, Carroll, Humpty Dumpty’nin sözcükler daha fazla çalıştıklarında onlara daha fazla ödeme yaptığını belirterek, dilin “zenginliği”ne dair sözcük oyunuyla oynamaktadır.

– SON –

Kaynaklar:
“The Annotated Alice: The Definitive Edition” (Martin Gardner, ed./W. W. Norton & Company, Inc., New York: 2000)
http://www.sparknotes.com/lit/through-the-looking-glass/
http://philosophy.about.com/od/A-Z-Works-in-Philosophy/fl/Humpty-Dumpty-Philosopher-of-Language.htm

“Alice” kitapları ve Lewis Carroll hakkında daha fazla bilgiye “Alice Harikalar Ülkesinde: Gerçek Alice” isimli blogumdan ulaşabilirsiniz:

http://www.gercekalice.com

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası