Recep ile Nadan

Recep ile Nadan

BÖLÜM 1


Es-Selamu Aleykum.

İsmim Recep. 26 yaşında dini bütün, itikadı yarım bir Türk genciyim. Babam ticaretle uğraşıyor. Dolayısı ile ben de ticaret ile iştigal etmekteyim. Çocukluğumda futbolcu veya otobüs şoförü olmak istiyordum fakat futbolcu olmamı babam, otobüs şoförü olmamı da annem istemedi. Babamın tonla para döküp, gönderdiği özel üniversitenin turizm bölümünü 6 sene gibi bir sürede bitirdim. Eğlenceli zamanlardı. Arkasında R4BIA logosu ve Osmanlı Tuğrası olan spor aracımla oradan oraya koşturup duruyordum. Peder Bey sağ olsun, Cumaları ve sohbetleri aksatmamam şartı ile sağlam da harçlık veriyordu. Bir takım haylazlıklar yapıyorduk biz de tabi.

Üniversitenin 2. senesinde, 20 yaşıma basınca valide hanım, Peder Bey’e; “Oğlan okuyor ama bir yandan da askerlik yaşı geldi. Ben oğlana bizim Emine’nin kızı Nadan’ı isteme niyetindeyim Bey. Ne dersin bu işe?” deyince, Peder Bey de çok geçmeden; “Hayırlısıysa olur inşallah Hanım.” deyiverdi… Aileler tanıştı, kaynaştı. Okullar bitince nişan-düğün yapılması kaydı ile söz de kesildi. Aslında Nadan’ı tanıyordum. Tanımak derken; İmam Hatip Lisesi servisinin camından arkadaşları ile Mustafa Ceceli eşliğinde çığlıklar atarken bir-iki kez denk gelmiştim. Bunun dışında ilk görüşüm o akşamdı. Daha sonra da üniversite boyuca dönem sonlarında karne hediyesi niyetine ve bayramlarda, aile bayramlaşmasında gördüm. Yani yılda üç-beş seferi geçmediği için bana çok fazla bir sıkıntısı olmuyordu. Sadece, sms ve whatsapp üzerinden biraz ilgi ve romantizm bekliyordu benden. Bu biraz canımı sıkıyordu ama çok da sorun etmiyordum. Zira o yazdığında ya ders çalışıyor, ya da dükkanda oluyordum sözde… Akşamları telefonla konuşmasına müsaade edilmemesi de benim işime yarıyordu tabi.

Nadan, hafif balıketli, kahverengi gözlü, zannedersem kahve tonlarında bir saç rengine sahip, fazla konuşmayan ama sanki konuşmaya başlasa hiç susmayacakmış gibi duran, mutaassıp bir aile kızıydı. Neden bilmem, sanki onunla kapalı bir mekanda baş başa kalsak bana “Sen 3 milyar, beş yüz milyon, sen bu parayı ne yaptın?” diyecekmiş gibi geliyordu. Tabi ben halihazırda öğrenciyken böyle şeyleri düşünmeyip, öğrenciliğin keyfini çıkartıyordum. Pek az kişi İstanbul’da benim gittiğim kulüplere gitmiş, benim girdiğim mekanlara girmiştir. Tek sorunum; bu anları fotoğraflayamamak ve evden aranırsam, mekan dışına çıkmak zorunda oluşumdu ama o kadar da olacaktı. Saman altından az su yürütmedik zamanında yeğeeen…

Üniversite bitince ne yapmak istediğimi düşünecek bir zamanım bile olmadı. Babam, önce apar topar askere gönderdi beni. Ama yazıcı olduğum için askerliğim rahat geçti. 5 ay sonra geriye geldiğimde de kendisinden beklemediğim bir babacanlık ile; “Okulun bitti, askerliğin de bitti. Artık adam oldun ve hayat şimdi başlıyor. Ama önce dile benden bir yer, seni oraya 15 gün tatile göndereyim. Döndüğünde de nişanını yapar, Sultanahmet’teki dükkanın başına geçiririz seni.” dedi. Tatile gerçekten ihtiyacım vardı aslında. Hemen nereye gideceğimi düşünmeye başlamıştım bile. Ama o aradaki “nişan ve dükkanın başına geçme.” kısmı nedense biraz canımı sıkmıştı. Aslında bir gün elbet o günün geleceğini biliyordum fakat nedense biraz korktum, panikledim, üzüldüm. Hani öleceğini bilirsin ama yine de ölüm geldiği zaman çaresiz kalırsın ya? Aynen öyle işte…

Arkadaşlarımı aradım. Akşamına nargilecide buluştuk. Tatil planından bahsettim ve hepsi onay verdi. Ama nereye gidecektik? Yurt dışı görmeyi istiyorduk fakat dördümüzün de İngilizcesi pirezınt simpıl tens’ten ibaretti. Rezil-rüsva olurduk gavur ellerde. Biz de, her zeki Türk genci gibi “Yurt dışına çıkamıyorsak, yurt dışı bize gelsin.” dedik ve rotayı yavru vatana çevirdik….

Akşam evde Peder Bey ile konuştum. Sağolsun 2 gün içinde otel ve biletleri ayarladı. “Gitmeden git bir Nadan’ı gör ama.” dedi. Sonra da aklınca; “Bak bunlar son bekar günlerin. Orada ne yaparsan yap ve buraya geldiğinde artık gerçek bir adam gibi yaşayıp, yuvanı kurup, tövbeni edip, ibadetine başlayacaksın…” diye ultimaton verdi. Ulan Beylikdüzü’ndeki daireye yerleştirdiği metresini bilmesem, inanacağım da, yine de Peder Bey’e; “İmam osurursa, cemaat sıçar Peder Beeey!” denmiyor tabi… Anlamış gibi yapıp, kafa salladım. Odama geçip, bavulumu hazırladım. Nadan yine whatsapp’tan yazmıştı. Beni özlemiş… Kız gerçekten durumu o kadar kabullenmiş ki; 5 sene boyunca kendisine “Günaydın, İyi geceler, İyiyim. Sen?” dışında hiçbir şey yazmamış, toplasan 10 kez, 1 veya 2 saat görüştüğü adamı özleyebiliyordu. Neyse, en azından kaçınılmaz sonum geldiğinde evimde bana itimadı ve sevgisi sonsuz bir cariyem olacaktı. Biraz da iyi yönünden bakmam gerekiyordu.


Recep ile Nadan – Bölüm 2

1 cevap
  1. cengorak
    cengorak says:

    “Hani öleceğini bilirsin ama yine de ölüm geldiği zaman çaresiz kalırsın ya?”kimileri ölümü kurtuluş olarak görür ve ölüm anı gelmeden kimse çaresiz kalıp kalmayacağını bilemez diye düşünüyorum 🙂 mantıksal bir tutarsızlık olsa da ve sadece bu cümlede aynen devam 😉 “)

Yorumlar kapalı.