nadan

Recep ile Nadan – Bölüm 11. Hoşgeldin 2018

Recep ile Nadan öykü dizisini ilk defa okuyorsanız, daha iyi anlamanız açısından, aşağıdaki linkleri kullanarak 1, 2 ve 3.  4. ve 5. bölümleri okumanız faydalı olacaktır. Recep ile Nadan, gözlem yeteneği ile ortaya çıkmıştır. Türkiye’nin yeni ekonomik elitlerinin gençlerini konu alıyor.

Hikayenin önceki bölümlerini linkte bulabilirsiniz

Recep ile Nadan

Öyle çok da ilginç biri değilim. Ne çok mutluyum, ne de üzgün. Fakir sayılmam ama zengin de değilim. Biraz şanssızım ama o kadarı her insanda var sanırım.

– Neden öyle dedin ki?

Bilmem. Yani küçükken babamın ölmesi, öldükten sonra miras diye kumar borçlarının bize kalması, evimizden olmamız… Bunlar çok da şanslı birinin başına gelecek olaylar değil herhalde.

– Çok üzüldüm. Özür dilerim. Eğer canını sıkacaksa hiç konuşmayalım bu konuları.

Yoo. Bunlar artık canımı sıkmıyor. Hayatın gerçeklerini kabullenecek kadar büyüdüğümü düşünüyorum. Hem ben uzun zamandır kimseye bir şey anlatmıyorum. Zaten bunları da çok kişi bilmez aslında…

“O an hissettiğim şeyleri tarif edemeyeceğim. Bir yanda mide bulantısının üzerine yumruk gibi gelen ölüm ve acı, diğer yanda da kendimi O’nun her şeyini bilebilecek kadar özel hissetmem…  90’da yenilen beraberlik golü ile kupon yatırıp, gözyaşları içerisindeyken bir anda takımım 90+5’te gol atmış gibiydim.”

Güldü! Kesin düşer

Sabaha kadar anlatsa dinlerdim. Deli gibi merak ediyordum onunla ilgili her şeyi ama gözlerinin dolduğunu görünce uzatmak istemedim. Erkeğin en zayıf yanı, kadının en güçlü silahı gözyaşı yine galip gelmişti. Hem midemdeki saçma durum, hem de ortamdaki gereksiz hüzün dağılsın diye otele doğru kıyıdan kıyıdan yürümeye başladık. Onu biraz da olsa güldürebilmek için bir sürü saçma şey anlattım. Ne anlattıysam güldü. Eskiden olsa, gülen bir kadına; “Güldü! Kesin düşer.” mantığıyla yaklaşan ben, sadece dudağının kenarında ince bir çizgi oluşuyor diye mutlu oluyordum. Aşk gerçekten insanı saçmalar saçması, çaresiz hallere salıveriyor.

Otele gelmek üzereyken birden aklıma yaklaşan yılbaşı gelmişti ve alemlere dert olan o meşhur soruyu direkt olarak Yaren’e yönelttim;

R – Yılbaşında ne yapacaksın? Bir planın var mı?

Y – Çalışırım büyük ihtimalle. Casino yılbaşında çok yoğun oluyor. Ama belki bir şekilde vardiyayı ayarlayıp, kendimi erkenden boşa çıkartabilirim. Daha konuşmadık iş yerindekilerle.

R – Peki, bir şekilde ayarlayabilirsen, birlikte bir şeyler yapar mıyız?

Ben bile inanamıyordum

Midemdeki tuhaf hal, bana gülümsemesi, onunla saatler geçirmem, hayattaki diğer her şeyin birden önemsiz olması gibi birkaç gelişme dışında, baya baya açık sözlü, ne istediğini bilen, lafı dolandırmayan cool bir adama dönüşmüştüm. Ağzımdan çıkanlara ben bile inanamıyordum. Şeftali kebabı beyindeki süzgece zarar vermiş olacak ki; kalpten ne geçiyorsa direkt olarak kızın yüzüne söyleyebiliyordum.

“Tabi. Zaten bir planım yok. Durumu netleştirip, sana haber veririm.” dedi. Ben aynı saniye içerisinde 213692 tane plan yapmaya başlamıştım bile. Yaren’i odasına bırakıp, Muharrem’i aramaya koyuldum. Ne zaman bir plan yapılacaksa, Muharrem bulunur, plan yapılır ve efendi gibi rezil olurdum çünkü. Ama bu seferki durum tamamen onun eseriydi. En azından fikrinin alınmasını hak ediyordu.

Tabi ki yolum yine kumarhaneye düştü. En kral arkadaşım resmen benim yüzümden büyük bir batağın içine saplanmış ve kurtulamıyordu. Zorla masadan kaldırıp bara çektim Muharrem’i. “Muharrem! Kardeşim bana yardım et!”

M – Abi sakin. Siz şimdi kesin yılbaşı için sözleştiniz, bana da ne yapacağınızı soracaksın değil?

R- Lan sen baya müneccime bağlamışsın. Şive de kapılmış maşallah, soru ekleri yenilmiş, yutulmuş.

M – Senden ötürü Recep! Kimden ötürü? Senden ötürü! Mis gibi manitayı kapacaksın diye salıverdin bizi aslanların-kaplanların böğrüne be kardeşim.

R – Kardeşim vallahi çok haklısın. Onu telafi ederiz ama sen önce bana bir fikir ver. Ne yapalım biz bu kızla?

M – Abi, sen bugün bu kızla ne yaptın?

R – Yürüdük, işkembeciye gittik, kebap yedik, deniz kenarında takıldık… Normal şeyler.

M – Mutlu muydun peki?

R – Oğlum öleceğim sandım lan mutluluktan. İçimde tekbirler getirilirken, dışarıdan Gangnam Style dansı yapasım geliyordu.

M – Kız nasıldı peki abi? Kız mutlu muydu?

R – O da mutlu gibiydi. Ters bir durum olmadı. Hatta bir ara özel bir şeyler konuştuk, gözleri doldu ama ben onu güldürdüm bir şekilde.

M – Durum buralara kadar gelmişken sence ne yapacağınızın çok da önemi kalıyor mu peki kardeşim?

R – Muharrem sana kumarhanede ne yaptılar oğlum? Her şeyini kaybedip, felsefeye mi sardın? Yazarlar ve sanatçılarla kumarhane kültürü üzerine sosyo-kültürel şeyler mi tartıştın? Korkutma beni kardeşim! Neler konuşuyorsun sen böyle?

M – Abi! Önemi yok! Sen onu, o seni seviyorsa nerede, ne yaptığınızın hiçbir önemi yok… Sen beni dinle. Ne kadar heyecan yaparsan, o kadar batırırsın. Sal gitsin abi. Kumsala ufak bir ateş, güzelce bir şarap, bluetooth hoparlör ve telefondan müzik. Sessiz, sakin, gözden uzak takılın işte.

Farklı insanlar yapmıştı bizi

Bir çok korkum vardı hayatta. Ölümle burun buruna gelmek, babamı kaybetmek, reisimizin başına bir zeval gelmesi, arabamı trafik şubenin çekmesi vb. gibi ama Muharrem’in iki gün içerisinde eriştiği olgunluk kadar hiçbirinden korkmamıştım. Resmen adam birden akıllanmıştı. Yardım almadan aynı iki çorabı giymesi bile mucize olan adam, iki günlük kumarhane deneyiminden sonra aşk doktoru olmuştu. Bu halde daha çok işime yarardı sanki. Öleceğini bilerek kamyonlara yüklenen kurbanlık koyunlar gibi çıktığımız bu ufak yolculuk, çok kısa sürede geri kalan hayatımızda edinemediğimiz deneyimlerden ilham alıp, farklı insanlar yapmıştı bizi. Değişmiştik. Değişerek gelişmiştik…

Takvimden sadece bir rakam değişecek diye insanların oluşturduğu kalabalık, hediye endüstrisi, kırmızı kırmızı giyinmeler, sosyal medyaya düşen binlerce filtre… Bugüne kadar, bunların hiçbirine bir anlam yüklememiştim. Yılın sona ermesi, yeni bir yıla girmek aslında sıradan bir gün dönümünden başka bir şey değildi. Bu, sadece insanların sevdikleriyle birlikte olup, eğlenmesi için ufak bir bahane aslında. Noel ile Yılbaşı ayrımı yapamayan binlerce sığırın da anlamadığı şey buydu sanırım. Sevdikleriyle vakit geçirmek bir yana, eğlenmenin bile günah olduğunu sayan bir zihniyete, bu kadar basit bir olayı yıllarca anlatamadılar. Evimizde otururken sırf yılbaşı diye nasıl günaha girebiliriz ki? Üstelik etrafımızda melekten hallice insanların uğradığı trilyon tane haksızlık var ve buna tek bir ses dahi çıkaramıyorken…

Yeni yıl için plan yapacağım sanki

Çalan telefon ziline uyandım. Uzun zamandır uyuduğum en huzurlu uykuyu bölen bu ses dahi sinirimi bozamadı. Arayanın Nadan olmasını da çok umursamadım. Burada günlerim sayılı ve en azından geçici de olsa bu kadar mutluyken ömrümün geri kalanında canımı sıkacak bir insanın tatilimi berbat etmesine izin vermezdim. Ne söylerse haklıydı zaten. Yeni yıl için planlarımı sordu bir de… “Benim hayatımın planı hicri ve miladi takvimin arasında bir yerlerde kaybolmuş, bir de yeni yıl için plan yapacağım sanki.“ diye söylenirken aklıma Yaren geldi. Hemen telefona sarıldım.

Bütün işini-gücünü ayarlamış iki gözümün çiçeği. Saat tam 23:00’da çıkacakmış kumarhaneden. Tavan aydınlatması mabadıma değene kadar kendime gelemedim. “Sevinçten havalara uçtu.” deyiminin içinden geçmiştim resmen. Kahvaltı, duş, alışveriş, öğlen yemeği… Yok! Geçmiyordu zaman. Tek damla haram sıvı sürmemiştim ağzıma ama yine de midem tuhaftı. Bu mantıkla ilerleyecek olursak, heyecan da Müslümanı bozan bir olay olsa gerek.

Ahmet Kural’ın Sıla’ya bakışı

Şarabı aldım, ateşi hazırlattım, animatör arkadaşa ateş edip, ihtiyaç halinde bizi beslemesini tembihledim, Muharrem’e bütün çocukları yanında tutması emrini de verdikten sonra bir saat önceden kumarhaneye gittim. Yılbaşı için farklı ışıklandırmalar yapılmıştı ama onun gözleri dünyanın bütün ışıklarından daha parlaktı. Yine bir-iki dakikalık donakalmadan sonra Ahmet Kural’ın, Sıla’ya attığı bakışın ölümsüzleştirildiği andaki gibi kaldım. Bir masaya yaslanıp, onu seyre daldım. Koluma dokundu, “Hadi! Hazırım ben. Bitti iş.” dedi. İnsan, insanı bir saat seyreder mi arkadaş?

Yere basmadan sürprizleri konuşturacağım mekana geldim. Kumsaldaki ufak masamızı görünce gülümsedi. Çok mu basit kaçmıştı acaba? Ateş yanıyor, şarap kovada, plaj sandalyelerimiz de birbirine bakar pozisyonda hazırdı. Teşekkür etti, hava fişekler patlayana kadar tek bir kelime bile etmedik. İzlediğim en iyi yılbaşı programı Yaren’di.  “Mutlu yıllar.” dedi. “2018 yılı hepimiz için sağlık, mutluluk ve başarı getirsin. Hayırlara vesile olsun inşallah.” dedim. Gülümsedi, “İnşallah.” dedi. Ben hayatımda bu kadar güzel “inşallah” diyen birini daha görmemiştim. Sırf o istedi diye iyi geçerdi bu yıl.

DEVAM EDECEK

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken öyküler:

Benim Öyküm

Kirli Melek

Haziran

Rahip

Gün Karanlık

Zamana yolculuk

Benim Hikayem Biterken Başladı

İttihat ateşi

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi