Recep ile Nadan

Recep ile Nadan – Bölüm 10 / Esnaf Lokantası

Recep ile Nadan öykü dizisini ilk defa okuyorsanız, daha iyi anlamanız açısından, aşağıdaki linkleri kullanarak 1, 2 ve 3.  4. ve 5. bölümleri okumanız faydalı olacaktır. Recep ile Nadan, gözlem yeteneği ile ortaya çıkmıştır. Türkiye’nin yeni ekonomik elitlerinin gençlerini konu alıyor.

Hikayenin önceki bölümlerini linkte bulabilirsiniz

Recep ile Nadan

Onunla yürüdüğüm, konuştuğum veya onun bana baktığı sıradan bir an, dünyadaki yer çekimi kuvvetini boşa çıkartıyordu. Aklımda sonsuz pembe-beyaz çiçek tozları, yanımda Yaren, dünyada olabilecek diğer şeyler tamamen umrumdışıydı. Kelimelerle tarif etmek imkansız ama o yanımdayken; “Kuzey Kore düğmeye bastı. Ülkemize nükleer füze atacakmış!” deseler, “Tamam.” deyip, Yaren’e bakmaya devam ederdim. Çarşıya kadar geldik ve benim kafamın içinde çiçek tozları olduğundan dolayı yemeği nerede yiyeceğimize dair tek bir ihtimal dahi düşünmemiştim.

– Ee nerede yiyoruz?

– Ya ben hiç düşünmedim onu. Zaten buraları da çok iyi bilmem. Sen nereye istersen oraya gidelim. Canın bir şey çekiyor mu?

– Ya aslında uzun süredir bir şey yemek istiyorum ama bilmem sen sever misin?

– Nedir? Ben fazla yemek seçmem zaten. Her şeyi yiyebilirim.

– Ya ben uzun zamandır işkembe çorbası içmiyordum. Bildiğim bir yer var. Hem buranın şeftali kebabı da meşhur. Oranın kebabı da güzel. Olur mu?

Uzat da kolunu keseyim

Olmaz mıydı? Düşünün ki; bir insan size gelip, “Canım sıkıldı, uzat da kolunu keseyim.” diyecek ve siz bir saniye dahi tereddüt etmeden kolunuzu uzatacaksınız. Düşünemediniz değil mi? Ben de düşünemedim; Zira  ben işkembe çorbasını değil içmek, kokusuna dahi dayanamazdım. Şeftali kebabının ne olduğuna dair ise tek bir fikrim yoktu. Ama Yaren isterse yerdim, kusardım ve bir daha yerdim. 

Beklentiyi yüksek tutmak kötüdür. Romantik bir yemek hayal ederken, esnaf lokantasında işkembe içip, kebap yemek normalde moralimi bozardı ama zerre umursamadım. Hatta Yaren’in buralara gelecek kadar samimi bir kadın olmasına içten içe seviniyordum bile. Oturduğumuz anda burnuma gelen işkembe kokusu dışındaki her şey harikaydı ama bir daha kızın karşısında komik duruma düşemezdim. Bütün kredilerimi kullanmış, “bitti” dediğim anda şansım yaver gitmiş ve beraberliği zor kurtardığım maçta 90+5. dakikada gol yememeye çalışan Anadolu takımı gibi canhıraş bir mücadeleye girmiş durumdaydım.

Gerekirse burnumu keser atar ama asla falso vermezdim. Tabi bu kararlılığım işkembe çorbası önüme gelene kadar sürdü. Yüzümün halini çok merak ediyordum. Sağa-sola baktım ama aynaya benzer bir nesne yoktu. Kadınların çantasında neden ayna taşıdığını o an anladım. Çaresizce kaşığı elime aldığımda, Yaren çorbasına sirke, sarımsak suyu ve pul biber üçlüsü çektiriyordu. Her birini eklediğinde midemden  “Oley! Oley! Oley!” sesleri yükseliyordu. Bana bakıp gülümsedi ve “Sen işkembe seviyor muydun? Sormadım bile kusura bakma.” dedi. Artık bu işin geri dönüşü yoktu. O çorba, o mideye inecek ve Recep o çorbayı sevecekti.

Yaren’e odaklandım

İlk kaşıktan sonra sadece Yaren’e odaklandım ve yaradana sığınıp, çorbadan art arda kaşıklar aldım. Bir süre sonra da alışmış, hatta sevmiştim bile. Onunla yaptığım her şeyi sevebilirdim. Çorba faslını gayet güzel atlatmıştım. Midem ve beynim arasındaki her yeri Yaren ile doldurduğumdan dolayı, herhangi bir kaza ihtimali yoktu. Sıra kebaba gelmişti. Şeftali kebabı masaya geldiği anda mideme sağlam bir aparkat yemiş gibi oldum. Beklenti insanı öldürür. Beklenti adamı yere serer…

Recep ile Nadan

Recep ile Nadan

Kebap ile köfte karıştırılıp, üzerine tavuk serpilmiş ve 1500 barlık bir presin altında ezildikten sonra alelacele sarılmış gibi duruyordu… Zar zor bir adet attım ağzıma. Zaten işkembe işkencesinden yorgun düşen midem artık; “Recep beni bir sal be babacığım!” diye bağırıyordu. Fazla bozuntuya vermeden, izin alıp masadan kalktım. Hızlı adımlarla WC’ye gittim. Bir tuvalette “WC” yazıyorsa, insan orada rahat asla edemez. Yerken Yaren’i ne kadar düşündüysem, kusarken de Nadan’ı o kadar düşündüm. Mide ve vicdanın bir bağlantısı var.

Biraz rahatlar gibi olmuştum ve yüzümü-ağzımı bol su ile yıkadım. Hani bir şekilde yüzünüzü yıkarsınız ama tuvaletten çıktığınızda yüzünüzü yeni yıkamış gibi görünmek istemezsiniz ve ne yaparsanız yapın, o “yeni yüz yıkamışlık” durumu yüzünüzden silinmez…. Tüm huzurum kaçtı ve hiç derdim yok gibi bir de buna gerilmiştim. Aynı günde kadın olmanın zorluğunu ikinci kez anlıyordum. Bunu yüzlerinde makyaj varken yapmak gerçekten çok zordur.

Kırmamak için söylenen yalanlar

Masaya döndüm ve her şey normalmiş gibi davranmaya başladım; Fakat bir parça kebap dahi yiyemezdim. Yaren sorunca da, “Ben otelde yemiştim zaten, doydum ama kebap çok güzelmiş” dedim. Birini kırmamak için söylenilen yalanlardan dolayı yanacaksak, kimse cennete gidemezdi sanırım. Kahveleri söyledik ve artık biraz sohbet etmek, onu tanımak, onunla ilgili gerekli-gereksiz her detayı öğrenmek istiyordum.

– Ne yaparsın? Yani, bugüne kadar hep burada mıydın? Nerede okudun? Ailen nerede?

– Ay biraz heyecanlandım. Ben çok anlatamam kendimi. Çok da soru var, nereden başlasam ki?

– Ya kusura bakma. Ben birden aklımdaki bütün soruları döktüm. Yani cevaplamak durumunda da değilsin tabi ama en azından biraz anlatsan çok sevinirim.

– Yok. Anlatırım ya. Sadece heyecan yaptım biraz. Ben aslında…..

11. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Hayat Sende’nin 15.200 belgeseli

Hintlilerin ve Parsilerin ölü gömme gelenekleri

Sepya rengine dönen rengarenk anılarımız

Lewis Carroll yaşamı ve eserleri üzerindeki etkisi

Sürgün ve Türkiye

Güney Amerika’da oligarşi ve diktatörlük

Aşk en güzel kafa yapan uyuşturucudur

Köy okulları yardım projesi