Herkesin Dergisi

Recep ile Nadan – Bölüm 2

Hikayeyi daha iyi anlayabilmeniz açısından, linke tıklayıp ilk bölümünü okumanız önerilir.

Recep ile Nadan

Bavulumu hazırladım. Nadan’a “İyi geceler.” yazdım ve uyumaya hazırdım. Nedense tatilden çok, tatil dönüşü kafamı kurcalıyordu. Askerde geçen 5 aylık sürede devamlı tatil hayalleri kurarken, hayalini kurduğum şeyi yaşayacakken içimde en ufak bir heyecan kırıntısı yoktu. Döndüğümde hayatımın nasıl değişeceğini düşünerek uyudum. Sabah kahvaltısında annem halimi fark etmiş olacak ki; “Neyin var aslanım? Niye suratın asık?” diye sordu. Kafamdan geçenleri anneme anlatma konusunu düşünür gibi oldum ama alacağım cevapları harfi harfine bildiğim için, “Yok bir şeyim anne. Yorgunum biraz.” diye geçiştirdim. İnsanın içindekileri annesine bile dökememesi çok acı değil mi? Ya da, döksen bile annenin asla seni anlamaya çalışmayacak olması… Neden böyle hissettiğimi bilmiyorum. Neden bunları şimdi düşündüğümü de…

Kalkıp, çocukların yanına geçtim. Onlar da gece yola çıkmak üzere hazırlanmıştı ve zaman dolsun diye cafede takılıyorlardı. Hepsinde bir tatil heyecanı hasıl olmuştu bile. Fakat bendeki tatsızlık onların da dikkatini çekti. Arkadaşlarımın aileleri, benim aileme nazaran biraz daha rahat, anlayışlı ve daha az katıydı. Bu yüzden; onların üzerinde herhangi bir baskı, hayatlarının seneler önce çizilmiş rotası veya atacakları adımın tam olarak zamanı yoktu. Benimse gerçekten az zamanım kalmıştı ve hepi-topu 15 gün sonra kalan zamanım da sona erecekti. En iyi arkadaşım Nurullah beni bir köşeye çekip; Anlıyorum seni kardeşim. Askerlikten sonra birden böyle haberler alman, hayatının değişmesi canını sıkıyor. Normaldir. Herkese olur böyle şeyler. Sen Allah’a güven, gerisini bırak. Bak şimdi önümüzde koca 15 gün var. Hepimiz senin için geldik, toplandık buraya. Bunları düşünüp, kendini sıkmanın sana faydası yok. Hadi asma artık suratını da eğlenmemize bakalım. Bir daha nasıl bir araya gelebilecek bu kadro? diye sordu. Nurullah’ın hitabeti gerçekten güzeldi. Etkileyici konuşuyordu. Ama gel gelelim, içinde bulunduğum durumu o bile anlayamazdı. Hem , sanki dünya karmasını kurmuştu kancık…Anca öyle anlık konuşurdu moral vermek için… Ama yine de haklı olduğu noktalar vardı. Kendimi sıkmam olacakları engellemeyecekti. Olacak olan, olurdu…

Akşam saati yaklaştı. Hepimiz evlere dağılıp, gerekli yol hazırlıklarını yapacaktık. Ben ise; Nadan’ın okul çıkışına gidip, onunla çay içecektim. Çok gergindim; Çünkü Nadan’ı görmeyeli neredeyse altı ay olacaktı. O süre zarfında ya daha da şişmanlamışsa, ya aylardır konuşmadıklarının hepsini içinde biriktirip, bir saat içinde bana G3 mermisi gibi takır takır saydıracaksa? Sanırım askerlik beni daha kaygılı ve düşünen bir insan yapmıştı. Geride kalan 25 senede düşünmediğim ne varsa, onlar için tasalanır olmuştum. Düşünmeyince daha kolaydı aslında…

Nadan okulun kapısında göründü. Araba yolun karşısındaydı ve o da bunu görüyordu. Buna rağmen olduğu yerde durdu ve benim akan trafikte “U dönüşü” yapıp,  onu tam durduğu kaldırımdan almamı bekledi. Sanki Kuruyemişçi Molla Ömer Amca’nın kızı değil de, Akitanya Düşesi Eleanor haspam ya… Neyse birkaç korna ve küfür eşliğinde döndük ve aldık çaresiz. “Yeaa Receeeap! Canım nassııl özlemişiiim!” diye bir giriş yaptı. Hayır, insan 6 aydır görmediği sözlüsünü, yıllardır görmediği ve aslında çok da umurunda olmayan ilkokul arkadaşıyla tesadüfen karşılaşmış gibi mi karşılar lan? Bir de önce “Selam-un Aleyküm” derdi eskiden, ne olmuş bu kıza 6 ayda? Acaba 2 senelik Çocuk Gelişimi okuyunca bir şekilde gelişimine kaldığı yerden devam etmeye mi çalışıyordu? Ben baya donup, kaldığım için; “Receep!? Canım noldu?” diye sarstı beni Nadan. “He? Yok bir şeyim dalmışım ya. Ben de özlemişim canım ya. Hadi gidelim madem.” dedim. Allah affetsin eşarbında gökkuşağının her rengi bulunuyordu ve Nadan’a kafamı çevirdiğimde 3-4 saniyelik geçici körlük yaşıyordum. Mümkün mertebe yola bakarak cafeye kadar idare etmek, ikimizin de hayrına olacaktı. Bu süre zarfında o da bana klasik; “Nasıldı? Çok yordular mı? Yemekler iyi miydi?” soruları soruyordu ki, zaten telefon görüşmelerinde her birini 3-5 sefer sormuştu… Bir an önce en yakındaki cafeyi bulmalıydım…

Öykü dizisinin devamı için linki tıklayınız

Recep ile Nadan – Bölüm 3