zamana yolculuk

Zamana yolculuk

Zamana yolculuk, bir Mehmet Başkan öykü dizisidir. Herkes Dergisi‘nde yayınlanacaktır. Zamana yolculuk, kahraman bakış açısı ile yazılmış bir öyküdür.

Mehmet Başkan’ın tüm yazıları

Zamana yolculuk

Bir haftaiçi daha part-time işler ile öldü. Maaş alırken part-time, işi yaparken full-time olan işler ile gençliğim çürüdü. Cuma akşamı geldiğine göre artık rahatça dışarı çıkıp haftanın yorgunluğunu atma fırsatı geldi. Moda’da Selim, Şeyhmus ve Hasan ile içme zamanı sonunda geldi. Haftanın 5 günü, haftanın son 2 gününü bekleyerek geçiyor. 5 gün bekliyor ve 2 gün yaşıyorum tıpkı sözde modern her insan gibi. Yaşamak değil de beklemek demek daha doğru olur bu yaşama. İşe girmeyi beklemek, evlenmeyi beklemek, hastane kapısında beklemek, doğumhane önünde beklemek ve ölümü beklemek ile zaman geçiyor. Zaman geçiyor ama bir türlü yaşayamıyorum.

5 gün sabrettim ve o büyük kavuşma yaşanabilir artık. Her Cuma akşamı olduğu gibi Moda Meyhanesi’nde 4 kafadar bir büyük devirip, bira içmeye geçebilirim. Aileme göre alkolik, bana göre sosyal içiciyim. Haftanın her günü içmiyorum ama haftanın 5 günü içmeyi bekliyorum. Aslında birçok insan bu şekilde yaşıyor ama işleri olduğu için hiçbiri bu hakikat ile yargılanmıyorlar. İnsanın geliri düşük olunca kusurlar kabak gibi ortada olur ama gelir arttıkça kusurlar flulaşır. Tıpkı gecenin tüm kadınları makyajlayarak kusurları örtmesi gibi. Her insanın kusurları vardır ama bazı insanların parası yoktur. Ben de o parası olmayan kusurlu insanlardanım. Bu nedenle, tüm kusurlarım dev ekranda insanların gözünün önüne seriliyor.

Hitler Almanyası ile Türkiye’yi karşılaştırmak cahilliktir

Elbet bir gün buluşacağız

Her hafta olduğu gibi yine Hasan geç kaldı. En azından bu defa geç kalacağını söyledi, haberimiz olduğu için rakıları söyledik. Hasan geç kaldı nasıl olsa, o gelene kadar bir kadeh fazla içmiş olacağız. Biz her hafta aynı mekanda içtiğimiz için olsa gerek, yine Müzeyyen Senar, “elbet bir gün buluşacağız, bu böyle yarım kalmayacak” diyor. Müzeyyen ablanın sesinden şikayetçi olmak haddime değil. Hatta bu rutin hoşuma dahi gidiyor. Hayatımda istikrarlı olan bir şey varsa, o kesinlikle her haftasonu Müzeyyen Senar’ın sesinden “elbet bir gün buluşacağız”  dinlemektir.

zamana yolculuk

zamana yolculuk

Her hafta Hasan farklı bir kıza aşık olur, her hafta uzun uzun anlatır bu defa farklı olduğunu. Artık sıkıldım Hasan’ın her hafta platonik aşk hayatını dinlemekten. Bu hafta söyleyeceğim kendisine de, sen hiçbirini sevmiyorsun. Sen sadece birine aşık olduğun hissine kapılmayı seviyorsun. Şeyhmus ise bu hafta da yeni bir iş planı ile karşımıza çıktı. Aldı eline kadehi ve Kadıköy’de çaycı açmak istediğini anlatıyor. Her hafta bir iş kurmayı planlıyor, bu defa kesin diyor. Ancak bir sonraki hafta o işin esamesi dahi okunmuyor. Tabi baba parası ile hayaller kurmak ve sonunda hiçbir şey yapmamak kolay geliyor.

Selim ise yine bildiğimiz gibi, bu hafta da ne kadar mutsuz olduğunu ve yaşamak istemediğini anlatıyor. Selim için gerçek ve zihnindeki diye iki farklı dünya var. İki dünya arasında ortak noktalar azaldıkça Selim’in de yaşam ile bağı kopuyor. Zaman zaman intihar kelimesini ağzına alsa da, kendi hayatına son verecek kadar cesaretli değil. Selim bu korkaklık ile intihar fikrini gerçekleştiremez. Üç arkadaşımdan da şikayetim var. En az benim kadar sıkıcı ve boş insanlar…

Aşk en güzel kafa yapan uyuşturucudur

Geçen yine matiziz

Her hafta olduğu gibi bu hafta da içkiyi fazla kaçırdık. Bakalım bu hafta hangimiz sarhoş olacak? Hasan, Trabzonlu arkadaşı Mevlüt’ün amcasının geçen yine matiziz diyerek anlatmaya başladığı anılarını bize anlatır. Her defasında olduğu gibi oturur dinleriz. Hasan sırf sonradan geldiği için hızlı içmeye başladı, sırf parasının hakkını vermek için hızlıca içiyor. Bu hafta da rakıyı mundar ediyor. Hasan bu hafta sarhoş olur ve zorla eve taşırız. Annesi bizle görüşmesinden şikayetçi, güya Hasan’ın alkole düşme sebebi bizmişiz. Sonuçta ben Urfalı, Şeyhmus Mardinli, tüm kötülüklerin kaynağı biziz. Güney Doğulu olunca bir garip gözle bakılıyor.

Alice harikalar diyarında ve aynanın içinden

Moda

Bir kez daha yanılmışım, Hasan sarhoş olmadı. Aklımın ucundan geçmeyen gerçekleşiyor ve yine haksız çıkıyorum. Ben sarhoş oldum ve gözlerimi Moda Caddesi’nde açıyorum. Hasan’ın sarhoş olma ihtimalini düşünürken onu eve taşıma planları yapıyordum. Lakin ben sarhoş olunca hiç kimsenin aklına beni eve bırakmak gelmemiş. Arkadaş, arkayı toplayandır. Benim arkadaşlarım ise arkam dağıldığında kaçıyorlar.

zamana yolculuk

zamana yolculuk

Sabahın ilk ışıkları bile değil. Hiç olmadığı kadar Moda sakin. Halbuki bu saatte Moda’da en azından Kadıköy Lisesi öğrencileri olmalıydı. Onlar dahi ortada yok. Kadıköy Lisesi‘nin yanında boş arsada uyuyor olmama şaşırmayıp da, sokağın tenha olmasına şaşırmam da hayatımın neden böyle olduğunu anlatıyor. Yaşadıklarımda hep yanlış noktaya odaklanırdım. Uykum var ve hala alkolün etkisindeyim. Bir an önce eve gitmeliyim, sadakat yoksunu arkadaşlarım ortada bırakmasaydı şuan sıcacık yatağımda uyuyor olacaktım. Selim gibi duygusal ve naif görünümlü adam bile sarhoşluğuma duyarsız kalmış. Şuan ayakta bile zor duruyorum rıhtıma yürürken.

 

zamana yolculuk

zamana yolculuk

Rıhtımda garip şeyler oluyor. Sahilde Haldun Taner Sahnesi‘nin önünde sebze ve meyve kasaları var. Daha da ilginci ise devamı denize karışmış. Deprem oldu ve deniz mi yükseldi? Otobüs durakları neden yok? Bir anda başa çıkılamaz bir soru yumağının içinde kaldım. Kadıköy’de garip şeyler oluyor. Prime Time yapılan darbe girişimi, denizde yüzen adama araba çarpması gibi durumlara artık alıştık da, bu defa nasıl bir kargaşanın içine düştüm?

Sürgün ve Türkiye

Osmanağa Camii

Şuan gördüğüm arabalar ile dumura uğradım. Tüm arabalar eski model arabalar ve gayet yeni görünüyorlar. Gece Şeyhmus bize ne içirdi de böyle şeyler görüyorum? Otobüs durakları yerine deniz görüyorum, vapur iskelesi yerine deniz var. Civarda gördüklerim arasında tanıdığım bir tek Osmanağa Cami var. O camiyi de hiç unutmam, okuduğum bir kitapta Hüseyin Nihal Atsız’ın cenaze namazının Osmanağa Cami’nde kılındığı yazıyordu. Nihal Atsız hakkında birkaç satır okumak hayatımda ilk defa işime yaradı.

Kadıköy’de bu kadar politik duvar yazısı yoktu dün gece. Duvarlar beyaz boya ile kapatılmış. Solcular yazmış mal sahibi silmiş, sağcılar yazmış yine mal sahibi silmiş. Kazanan ise bir tek boyacı olmuş. Boyacılar yamaları yapmakla meşguller, herhalde soru sorsam bu kargaşada bir tek onlar bana cevap vermeye tenezzül eder.

-Selamın aleyküm!

-Merhaba, günaydın

zamana yolculuk

zamana yolculuk

Kadıköy’de selamın aleyküm yerine merhaba kullanmaya başlamalıyım artık. Hala aynı dil alışkanlığı ile selamın aleyküm dedim. Sorduğum kişi yoksul olunca hemen dini figüre sarıldım. Sorduğum kişi varlıklı biri olsaydı selamın aleyküm tercih etmezdim. Sonuçta din ülkemizde yoksulun yoksulluğunu kabullenerek yaşaması için sömürülen kutsal bir araç haline geldi.

-Kusura bakma ağabey, otobüs durakları nerede?

-Altıyoldan, Fener stadyumuna doğru in, sola döndüğünde göreceksin Kuşdili Gazinosu’nun orada.

-Sağ olasın, kolay gelsin.

Boyacı bana eski Salı Pazarı‘nın yerini tarif etti. İyi de otobüs duraklarını bir gecede nasıl oraya taşırlar? Hiçbir uyarı veya bilgilendirme yapmadan yine belediye kafasına göre iş yapmış. Kadıköy’den Kuşdili’ne kadar yürümek de çekilmiyor bu kafayla. Akılsız başın cezasını ayaklar çeker, yürüsün aptal ayaklarım. Artık bu yürüyüş iyice korkutmaya başladı beni. Hiçbir yeri tanımıyorum ve tanıdığım dükkanlar gitmiş. Yerlerini samimi ama sade dükkanlar almış. Zihinsel bir sorun yaşıyorum sanırım, eve gider gitmez söyleyeyim de hastaneye götürsünler beni. İyi bir Nöroloji doktoru şart. Gerçi anneme söylesem hocaya götürmeyi daha doğru görür. Kadriye teyze okursa hiçbir şeyimin kalmayacağını düşünür.

Kadıköy’de nargile kafeler neden popüler?

Akbil çalışmıyor

Otobüse sonunda geldim. Artık evime gidiyorum, ertesi güne kadar aralıksız uyumayı planlıyorum. Uyumama hiçbir şey engel olamaz. Otobüsün eski olması ve yapıların eski mimari yapıya göre olması artık ilginç gelmiyor. Nörolojik bir sorun yaşıyorum şuan ve bu nedenle ahmakça bir göz yanılgısı içerisindeyim.

-O elindeki nedir beyfendi?

-Akbil basacağım şoför bey. Para geçmiyor biliyorsunuz.

-Sen benimle alay mı ediyorsun lan? Para geçmiyorsa bu otobüste ne geçiyor? İçip içip sapıtıyor, sonra bana musallat oluyor bu anarşist gençler!

-İBB’nin Beyaz Masa’yı arıyorum ve seni şikayet edeceğim.

-Beyaz Masa nedir sarhoş herif? Yürü git, otobüsten uzak dur.

Otobüsten kovuldum ve ne yapacağımı bilmiyorum. Buradan eve taksiyle gitmeye kalkarsam dünyanın parasını öderim. Telefonum da çekmiyor, sanırım artık zihnim iflas etti.

2. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Lewis Carroll yaşamı ve eserleri üzerindeki etkisi

Melike Öğretmen’e…

Hey taksi 5. bölüm

Ölüm 2. bölüm

Recep ile Nadan

Minnoş güçlüler