Zamana yolculuk 8. bölüm

Herkes Dergisi yazarı Mehmet Başkan‘ın öykü dizisi olan Zamana Yolculuk, 8. bölümü ile devam ediyor. Zamana Yolculuk serisini daha iyi kavrayabilmek için ilk 7 bölümü okumanızı öneririz. Zamana Yolculuk, kahraman bakış açısı ile yazılan bir öyküdür. 2017’de başlayan serüven, 1980 yılında Kadıköy’de devam ediyor. 1980 atmosferini ve aile ilişkilerini anlayabilmek adına önemli bir öykü olarak görülüyor.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

5. bölüm

6. bölüm

7. bölüm

Zamana Yolculuk

1980’e gelişimin üzerinden çok kısa süre geçmesine rağmen kendimi bir koşturmacanın içerisinde buldum. Müslüm ağa benim etimden ve sütümden faydalanmayı ihmal etmiyor. Dedemin ağzından iki kelime alabilmek için her gün saatlerce lokantada çalışıyorum. Kebap konusunda bilgili olduğumu zannederdim ama bu deneyimden sonra geçmişteki bilgilerimin çok yüzeysel olduğunu öğrendim.

Dedem, babam ve amcam her gün lokantada oluyorlar. Babam ve amcam dükkanda olmalarına rağmen iş konusunda pek bilgi sahibi değiller. Hatta babamın işten kaytardığını da çok rahat söyleyebilirim. Oysa ben babamdan gençliğinde çok çalışkan olduğunu ve lokantacılıkta çok iyi olduğunu dinledim. Senelerce benim yetersizliğim ve babamın ustalığı üzerinden evde konuşuldu. Babam ve amcam arasında yalnızca bir yaş fark olmasına rağmen amcamın daha bilgili olduğunu söyleyebilirim.

Henüz tam olarak nedeni konusunda emin değilim. Ancak babam ve amcamın ayrılıklarında amcamın bilgili, babamın ise despotluğunun rol oynadığını tahmin ediyorum. Dedemin işten elini eteğini çekmeye başladığı dönem, babam ve amcamın köprüleri attığı döneme tekabül ediyor. Zaten kısa bir süre sonra amcam kendi lokantasını açtı. Farklı bir lokanta açarak dedemin lokantayı babama bırakmak da dedeme bir meydan okuma olarak anlaşılıyor. En azından ben Müslüm ağa olsam öyle algılardım.

Sosyalizm ve çeşitleri

Servet ve etik

Urfa Aktaş Lokantası’nı Kadıköy’de babama bırakma fikri dahi amcamın cesareti ve kendisine güvenini gösteriyor. Mülkü dahi dedemin olan bir dükkandan feragat ederek Üsküdar’da dükkan kiralayıp Urfalı İhrahim’in Yeri’ni açmak cesaret gerektirir. Dedem ve babam hırs konusunda birbirlerine çok benziyorlar. Ancak amcam ile babamın ayrıldıkları nokta etik oluyor. Amcam etik kuralları ve vicdanı ile hareket ederken babam için iktisadi çıkarlar önceliklidir. Babam için para çok daha önemliydi. Ancak babam toprağın altındayken amcam kendi açtığı dükkanında para kazanmaya devam ediyor. Hatta servet bakımından amcam daha da iyi durumda.

Her gün ailemi düşünerek uyuyakalıyorum. Dükkanı kapattıktan sonra eve gelince babaannem ve halalarımı görme fırsatı buluyorum. Akşam yemeği ve kahve faslı dışında da beraber zaman geçirebiliyoruz. 2017’de olduğu gibi Araplaşmış bir yapı yok. Tam tersine siyasi ve toplumsal kutupların tamamı tabir-i caiz ise milli diyebilirim. Akşamları dışarı çıkıyorum. Feneryolu gençleri ile sohbet etme fırsatı buluyorum. Feneryolu gençleri dediklerim de çocukluğumda amca dediğim insanlar.

Organik toplum ve milliyetçilik

Fenerbahçeli futbolcular forma için oynuyor

Fener maçlarını izleme fırsatım olmuyor. Sevgili hocam diyen Yayıncı Kuruluş sembolü adamın sesi yok, Fenerbahçe’nin kadrosu da forması da oldukça farklı. Fenerbahçeli futbolcular Sarı Lacivertli forma için oynuyor, Ortaköy ve Nispetiye’deki lüks mekanlarda viski açtırmak için oynamıyor. Baba yadigarı Fenerbahçe’nin maneviyatının yüksek olduğu dönemlerde olmanın da tadını çıkarmak gerekiyor. Sonuçta giydiği formaya aşık futbolcuları 2017’ye döndüğümde istesem de bulamam.

Fenerbahçe neden başarısız

Ertelenen darbe ve siyasi olaylar

Gazete manşetlerinde her gün siyasi belirsizlikler, fail-i meçhul cinayetler manşet oluyor. Zaman zaman Kadıköy’den de cinayet haberleri geliyor. Dedemin Adalet Partisi’nden dostlarından duyduğuna göre bu kötü gidişatı ordunun sona erdirme ihtimali varmış. Partiden dedemin bir arkadaşı, orduda üst düzey bir komutanmış ve darbenin 1979’da gündeme geldiğini söylemiş. Ancak uygun koşullar oluşmadığı için darbeyi ertelemişler. Ertelenen bir darbe, siyasi belirsizliğin uzatılması olarak algılanıyor. En azından dedem ve diğer esnaflar bunu konuşuyorlar. Memleketin anarşistlerden çok çektiğini söylüyorlar. Mersinli bir esnaf bunlar konuşulurken demokratik yollar ile sorunların çözülmesi gerektiğini ve hiçbir şekilde darbelerin kabul edilemeyeceğini söyledi. Mersinli esnafın bu sözleri üzerine dedem hiddetle bağırdı.

zamana yolculuk

zamana yolculuk

-Sağcısı da, solcusu da artık durmak zorunda. Bir avuç bebenin kahramancılık oyununa kurban gidemez bu ekonomi. Senelerdir bu küçük kahramanlar yüzünden krizler bitmiyor.

Dedemin bu sözleri üzerine Mersinli esnaf ile dedem arasında bir sürtüşme oldu. Diğer esnaflar ayırdı ikisini de. Burada komşusunuz, birbirinizden başka kimseniz yok tarzı sözler ile tartışmanın kavgaya dönüşmesine engel oldu.

Dedem dükkana girdiğinde hem kasayla oynuyor, hem küfürler ediyordu. Barut gibi olan dedem hırsını bir türlü alamadı. Nazmiye Hanım’dan daha çok sevdiği Demirel’e bile saydırdı. Sağcı bebeleri yeteri kadar dizginlemediğini, şımarttığını söyledi. Tabi solcular hakkında ağza alınmayacak sözlerinden bahsetmiyorum bile. Dükkanda hiçbir solcu çalışan barınamazdı. Bu laflara göz yummak gerçekten bir sosyalist için zor olurdu. Hesapta yanlış olduğunu fark eden dedem birden babama küfürler yağdırmaya başladı. Babamın efelenmesi üzerine bir tane tokat yapıştırdı.

Yeni otoriteryanizm ve Latin Amerika

Veliaht Prens muamelesi ve tokat

Babam tokadı yedikten sonra sinirli sinirli zerzevat yıkamaya başladı. Dedemin tokadı sonrası dükkandan çıkmak dahi bir meydan okuma olarak anlaşılırdı. Her ne kadar Veliaht Prens muamelesi yapsa da, İhsan Aktaş da olsa başkası da olsa Müslüm Aktaş’ın otoritesi altında boyun eğmek zorundadır. Bu düzeni kabul etmeyen çeker gider, tıpkı 1998’de amcamın çekip gittiği gibi.

Sorunlu bir insan olduğumu düşünürdüm, toplumla yaşadığım tüm sorunların merkezinde bu kabullenişin verdiği mesafe yatıyordu. İçinde bulunduğum ortamda sağlıklı bir birey olduğumu dahi düşünmeye başladım. Senelerce kendime haksızlık yapmışım. Aktaş ailesinde sorunun temelinde anne-evlat, baba-evlat ve karı-koca ilişkilerinin doğru bir şekilde yapılandırılmaması yatıyor. Bir insana tahammül etmenin olumlu bir hareket, hatta fedakarlık olduğu düşüncesi dayatılıyor. Elbette ilişkinin zayıf halkasına bu görüş işleniyor. Yoksa dedemin babama katlanması, babamın babaanneme katlanması gibi bir durum kesinlikle söz konusu olamazdı. Sonuçta böyle bir durum onların otoritelerine zarar verebilir. Bu nedenle, 2017’nin görgüsüz tabiri ile söyleyecek olursak adamlığa sığmaz.

Bireyci anarşizm ve John Locke

Aynısını bize yaptı

Babamın 21 yaşındayken dahi dedemden dayak yediğini gördükten sonra babamın çocukluğumda beni gereksiz yere dövmesini daha iyi anlıyorum. Çeşitli bahanelerle beni döverdi, hatta annemi son birkaç senesine dek dövmeye devam etti. Dedem kendisinin ruhunu ve benliğini ne kadar ezdiyse aynısını bizlere yaptı. Ölmeseydi yapmaya da devam edecekti. Babamın beni dövmesini gereksiz veya gerekli diye ayırıyorum. Orta Doğulu bir ailenin çocuğu olarak bilinçaltımda aile içi şiddetin meşrulaştırabilme konusunda uygun bir zemine sahibim.

Babamın beni dövmesini hiç kimse yokken kabul edebiliyordum artık. Alışmıştım dayak yemeye. Ancak insan içinde bana vurduğunda yalnızca etim acımıyordu, insanlığım ve benliğim acıyordu. Eşitler arasında eşitliği bozan en zayıf halka halini alıyordum. Sonuçlar da ortada, içerisinde bulunduğum toplumda işsiz ve beceriksiz bir insan olarak hayatta kalmaya çalışıyorum.

Babamın yediği tokat, eziklik hissi ile geçen 28 senemin nedeni gibiydi. O tokat ile yalnızca babam zarar görmedi. O tokatlar nedeni ile ben ve annem de zarar gördük. Annemin insan içine çıkmaya dahi ürken ve asosyal biri olmasında babamın bu yaşadıkları da etkili oldu. Yüz yıldır, belki bin yıldır devam eden bu aile içi şiddet, bir çığ gibi sağlığımızı çaldı. O tokadın insan için ne anlama geldiğini, bin yıllık bir acıyı yanaklarında hissedenler bilir.

9. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken öyküler:

Kirli Melek

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile

Recep ile Nadan

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi

Kurtuluş

Rahip

Ölüm

Toprak ana

Benim Öyküm

Benim Hikayem Biterken Başladı

Hey taksi!