Yahudi Cemiyeti ve Türkiye’de Devrimler

1923’de başlayan Cumhuriyet Dönemi, birçok devrim ile ilerlemeye devam etti. Devrim girişimlerinin önemli bir kısmı başarısızlık ile sonuçlandı. 2015 itibari ile, birçok devrimin başarıyla sonuçlanmadığı Türkiye’nin politik atmosferinden çıkarılabiliyor. Batı’nın çağdaş sistemlerini o dönemde Türkiye’ye uygulamaya çalışılır iken büyük sistematik hatalar yapıldı. Nitekim, bu hatalar devrimlerin başarısız olmasında en önemli etken oldu. Yahudi cemiyeti aleyhine organize edilen çalışmalar ve sürgüne zorlama politikası, laiklik ilkesinin başarısız olmasında önemli bir role sahip.

Laiklik ilkesi, cumhuriyetin başarıya ulaşamamış devrimleri arasında en kritik olanıydı. Laiklik ilkesinin başarısız olmasında Lozan’ın büyük bir payı var. Lozan’da gayrimüslim kesim imtiyazlar edindi ve işlevsel bir ağırlığı olmayan Milletler Cemiyeti koruması altındaydı.

Kurtuluş Mücadelesi ve Yahudi cemiyeti

Kağıt üzerinden azınlıkların haklar edinmiş olması ve bu hakların Milletler Cemiyeti tarafından korunamaması, azınlıkları Türkiye Cumhuriyeti’nin hedef tahtasına oturttu ve azınlıkları şüpheli bir konuma getirdi. Özellikle Rum ve Ermeniler 1. Dünya Savaşı ve sonrasındaki Kurtuluş Mücadelesi’nde Türklerin aleyhine çalışmakla ve ülkeye ihanet etmekle suçlandı. Maarif Vekaleti, her azınlık okulunun haftada en az beş saat Türkçe dersi vermesini emretti.

Bu dersleri bakanlığın atayacağı Türk öğretmenler verecekti. Bu öğretmenlerin maaşını da Bakanlık tespit edecek ama okullar ödeyecekti. Türk öğretmenlerinin azınlık okullarında alacağı maaş dönemin standart maaşının üç katı olarak tespit edildi. Bu durum azınlık okullarını büyük bir zora soktu. Ulus-devlet inşaa aşamasında ortak dil kavramının önemli olmasının dışında azınlık okullarına Türkiye Cumhuriyeti’nin gücünün gösterilmesi de önemli bir etkendi.

Yahudi öğretmenler ve Alliance

Bunun dışında, Tarih, Coğrafya ve Yurt Bilgisi derslerinin de Türk öğretmenler tarafından verilmesini emretti. Bunun sonucunda okullarda bu dersleri veren yabancı uyruklu öğretmenler işten atıldılar. Bu durumdan en büyük zararı Yahudi cemiyeti gördü, çünkü Türkiye Yahudilerinin ve Türkiye’nin kalkınmasında Alliance çerçevesinde Fransa Yahudi Cemiyeti ile işbirliği yapılmıştı ve birçok Fransız vatandaşı Yahudi okullarında çalışıyordu. Bu durumu çözmek için Yahudi Cemiyeti büyük bir çaba sarf etti ve bir süreliğine de olsa bu durumu ertelemeyi başardılar ama bir çözüm sağlanamadı.

Ulus-devlet inşa süreci

Ulus-devlet inşa sürecinde Türk=Müslüman algısı oluştu ve bu algı üzerinden millileşme yapıldı. Elbette bu algının oluşmasında da Lozan’da gayrimüslimlerin imtiyazlı azınlıklar olarak belirlenmesi, onları şüpheli bir duruma düşürdü. Nitekim, Türkiye Yahudileri Lozan ile kazanılan imtiyazlarından feragat ettiler. Henüz anayasa tartışmaları yaşanırken Yahudiler imtiyazların doğru olmayacağını savundu ve kökü dışarıda haklar ve garantiler yerine eşitlik ve toplumla bütünleşmeyi savundular. David Fresko, 1925 yılında, henüz Yahudilere bu konuda baskılar yapılmadan evvel, “azınlıklar kendi istekleriyle Lozan haklarından vazgeçerlerse iyi yaparlar” diyerek konuyu gündeme getirdi. Yahudiler, yaşadıkları topluma uyum konusunda sıkıntı yaşamayan bir toplumdur. Nitekim, Türkiye’de de uyum için büyük bir çaba gösterdiler. Yahudi İspanyolcası yüzlerce sene boyunca Osmanlı içerisindeki Yahudiler tarafından kullanıldı. Ancak, Türkiye’de Türkleşmenin birincil şartı olarak Türkçe konuşmak gösterildi. Özellikle basın bu konuda Yahudileri hedef tahtasına oturttu.

Yahudiler direnç göstermiyor

Batı’daki diğer Yahudiler tarafından Türkiye Yahudileri’nin feragatladan söz etmesi ihanet olarak karşılandı. Hatta, Yahudi Cemiyeti’nin güçlü ismi Amerika Birleşik Devletleri’nin yargıçlarından Lewis Marshall, Türkiye Yahudileri’nin yöneticilerinin cemaatlerine ihanet ettiğini dahi söylemekten çekinmedi. İkdam, Cumhuriyet, Vakit gibi gazeteler sık sık Türkiye Yahudileri’ni baskı altına alıyordu. Yahudi yöneticiler bunun devlet odaklı olmadığını beyan etse dahi, 1920’lerde rejimin onayı olmadan böyle bir kampanya ve saldırı düzenlenmesi pek olanak dahilinde görünmüyordu. Türkiye Yahudileri, sadakatlerini Türkiye’ye kanıtlamaya uğraşırken Amerika Yahudileri ile ilişkilerini zedeledi ve bu defa Türkiye Yahudileri için siyasal sorunların yanı sıra, iktisadi ve sosyal sorunlar da baş gösterdi Amerikan Yahudileri ile iletişimin zayıflamasıyla birlikte.

Türkiye Yahudilerine manevi destek

Türkiye Yahudilerine en büyük manevi desteği İtalya, İsviçre ve Filistin’deki Türkiye Yahudileri verdi. Sık sık Türkiye’ye bağlılıklarını ilan ettikleri mektuplar yazdılar. Yahudilerin Türkleştirilmesi konusunda Yahudiler direnç göstermiyor ve Türkleşmekte bir sıkıntı görmüyorlardı. Ancak, bu tür adaptasyonlar, belki de asimilasyonlar bir anda olabilecek işler değildi. Yahudi Cemaati, dernekler vesilesi ile Yahudi toplumuna Türkçe öğretmek için kampanyalar başlattı. Elbette, bir anda bu kampanya başarıya ulaşamazdı ama Türk basını ve yetkililer hızlı bir şekilde bunun gerçekleşmesini umuyorlardı ve her geçen gün Yahudi Cemiyeti üzerindeki baskıyı daha da arttırıyordu.

Yahudi cemiyeti Lozan’daki haklarından vazgeçti!

Lozan’daki imtiyazlardan vazgeçilmesi sonrası çok kısa süreli bir sessizlik yaşandı ve basın bu konu üzerine yazmayı bıraktı. Ancak, Elza Niyego adında bir Yahudi genç kızın Galata’da öldürülmesi sonrasında cenaze merasimini sabote eden bir kamyon şoförüne tepkiler sonrası basında Yahudi karşıtlığı yeniden baş göstermeye başladı. Yahudilerin Türk karşıtı sloganlar attığı iddia edildi ve manşetten verildi. Bir ay kadar bu konu gündemi meşgul etti ve Yahudilere karşı büyük bir algı yönetimi gerçekleşti. Birçok tutuklama gerçekleşti. Ancak, sonrasında iddiaların asılsız olduğu ortaya çıktı. Bir ay boyunca oluşturulan algı ise Yahudiler’in hanesine zarar olarak yazıldı. Özellikle bu dönemde Türk Ocakları, Yahudilere karşı çok sert bir tutum sergilediler. “Asil Türk gençliğinin, bir cinayet vesilesiyle Türklüğe hakaret eden alçak Yahudilerden talepleri” adında bir açık mektup hazırlandı. Mektupta bir takım talepler vardı.

Türkiye’de Yahudice hiçbir şeyin basılmaması,

Yahudi okullarının kapatılması,

Dua yöneten hahamlar dışındaki hahamların yurttan kovulmaları,

Askerlik yapmamış olan her Yahudi’nin yurttan kovulması,

Yurt dışından Yahudilerle ilgili hiçbir malzeme getirilmemesi.

Trakya olayları

Tüm bu saldırılar, şüpheler ve baskılar fiziki şiddet içermiyordu. Ancak, bu süreçte Türkiye Cumhuriyeti’nin Yasama ve Yürütme makamının konuya yeteri kadar duyarlılık göstermemeleri sonrasında fiziki saldırılara neden oldu. Çanakkale, İzmir ve Trakya’da binlerce Yahudi yurtlarından ayrılmak zorunda kaldılar. Türkiye’de gayrimüslim diğer kesimlere de baskılar devam ediyordu ama en zayıf halka olarak görülen Yahudilere karşı kampanya daha sert yürütülüyordu. 1934’te gerçekleşen Trakya Olayları’nda birçok kadına tecavüz edildi, öldürülenler ve malları yağmalananlar oldu. Bu olay sonrasında Türkiye Yahudileri büyük bir korkuya kapıldılar. Türkiye’de laiklik ilkesinin benimsenebilmesi için uyum ve benimsetme açısından azınlıklar büyük bir önem arz ediyordu. Lakin, azınlıkların ülkede kendine yer bulamaması sonrasında Hanefi Türk Devleti algısı önem kazandı ve çoğunluk olan Hanefiler’in laiklik ilkesini benimsemesi daha zor bir hal aldı. Burjuva sınıfını oluşturan azınlıkların barınamaması laiklik ilkesinin benimsetilmesi için gerekli olan iktisadi desteğin de zayıflamasına neden oldu. Hem toplumsal, hem iktisadi unsurlar ortadan kalktı azınlıkların Türkiye’de kabullenilmemesiyle birlikte.

Bir yandan Gayrimüslimleri etno-dinsel temizliğe uğratırken, bir yandan da Alevileri denklem dışına çıkararak hiç farkında olmadan yine kendine ayağına kurşun sıktı.

Baskın Oran der ki

Baskın Oran bu konuda “Kürt Barışında Batı Cephesi” kitabında şöyle der; “Gayrimüslimleri etno-dinsel temizliğe uğrattı. Kendi ayağına kurşun sıkmış oldu, çünkü bu insanlar ülkenin tek müteşebbüsleriydiler ve sanayileşme en az yarım asır ertelendi bu yüzden. Laik konusunda da büyük bir hata yapıldı. Laiklik meselesinde yaptığı hata şu: Bir yandan Gayrimüslimleri etno-dinsel temizliğe uğratırken, bir yandan da Alevileri denklem dışına çıkararak hiç farkında olmadan yine kendine ayağına kurşun sıktı. Karşısında Sünni İslam’ı yekpare bir dağ gibi aldı. Oysa, Fransa’da ve diğer Avrupa ülkelerinde laiklik çok kolay olmuştu, çünkü Protestanlar ve Katolikler birbirini dengelemiştir.

Burada Sünni İslam, Gayrimüslim ve Alevi vatandaşlar tarafından dengelenemediği için Kemalist devletin karşısına heyula gibi dikildi. Bu heyula karşısında panikleyen devlet, laiklik politikası uygulayacağına laikçilik politikası uyguladı ve sonunda AKP’yı iktidara getirdi, kendi eliyle. AKP’yi Kemalistler iktidara getirdi.

Laiklik meselesi

Türkiye’nin azınlıklara karşı tutumu elbette yalnızca Yahudilere karşı sert bir tutum izlemedi. Ancak, Cumhuriyet’in ilk yıllarında en zayıf halka olarak görülen Yahudiler hedef tahtasındaydı. Ancak, sonrasında benzer bir tutumun, belki de daha sertinin Rumlara uygulandığını Türkiye’nin toplumsal ve iktisadi dokusunun zedelendiğini göreceğiz. Laiklik ilkesinin benimsenmesi için gereken denge unsuru olan farklılıkların yok edilmeye çalışılması ve iktisadi gücün yurt dışına gönderilmesi Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik ilkesini benimsetememesinin ve 1950’den itibaren tutmayan devrimler kavramı üzerine politika yapan siyasi partilerin güçlenmesinin sonucu olarak laiklik ilkesi Türkiye’de rejimi kuranların hataları ile güç kazandı ve rejimi yönlendirdi.

Yahudi Cemaati, Mustafa Kemal Atatürk ve İnönü

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası