sürgün

Sürgün ve Türkiye

Türkiye Cumhuriyeti’nin geçmişinde büyük hatalar yapıldı. Deneyimlerden faydalanmak ve bir daha aynı hataları yapmamak gerekiyor. Türkiye’nin diktatörlük ile yönetilen ülkeler gibi siyasetçi, aydın ve sanatçılarını sürgün hayatı yaşamaya mecbur bırakmaması gerekiyor. Cem Karaca, Ahmet Kaya ve Nazım Hikmet Ran, Türkiye’de sürgün yaşamının en önemli temsilcileridir. Elbette yakın zamanda da Bedrettin Dalan örneğini atlamamak gerekiyor.

Türkiye Cumhuriyeti, birçok siyasetçiye, aydına ve sanatçıya mezar oldu. Kaçmayı başaramayan Sabahattin Ali acımasızca öldürüldü. Şanslı olup da kaçmaya fırsat bulanlar ise yaşama fırsatı buldu. Gurbet elde sürgün yaşamı sürmeye ne kadar yaşamak denilebilirse elbette. Cem Karaca hayatının en verimli yaşlarını Türkiye hasreti çekerek geçirdi. Ahmet Kaya ise kendi deyimi ile sabah 4’te yağmurlarla gitmek zorunda kaldı. Kısa bir süre sonra bu acıya dayanamayarak yaşama veda etti. Nazım Hikmet Ran ise uçak ile Türkiye’nin üzerinden geçerken dahi gözyaşı dökerek yurdundan uzakta yaşadı ve Moskova’da vefat etti. Bedrettin Dalan ise yurdundan ve ailesinden uzakta yaşamak zorunda kaldı. 70 yaşının üzerinde bir siyasetçi ve eğitime ömrünü adamış bir insanı terör ile yaftalamak, yapılabilecek en acımasız iftiralardandır. Koskoca adamın sıla hasretinden telefonda gözyaşı dökmesi, huzurlu bir ülke deneyimi değildir.

Güney Amerika’da oligarşi ve diktatörülük

Cem Karaca kavuşduğunda ise dönek olmakla suçlandı

Sürgün hayatı Turgut Özal’ın çabası ile bitirilen Cem Karaca ise döndüğünde de sıkıntılar yaşadı. Bu defa da ülkeye döndüğü için dönek olmakla suçlandı. Cem Karaca’yı sırf Turgut Özal‘ın yurda dönmesi için özel ilgisini karşılıksız bırakmadığı için dönek olmakla suçladılar.

sürgün

sürgün

Bir insan, senelerce iktidarların kurbanı oluyor. Yurda döndüğünde ise bu defa da toplumun bir kesimi tarafından dönek olmak ile suçlanıyor. Cem Karaca’nın oh be diye bir şarkısı var. Bir insanın memleketinin ışıklarına uzaktan bakmasının ve gelememesinin nasıl bir acı olduğunu etkileyici bir dille anlatıyor.

Sürgün

Türkiye’de bir insanın yurdundan ve ailesinden uzak kalması, sıradan bir hal aldı. Yıllar içerisinde sürgün yaşam biçimi halini aldı. Hatta Malta için hala sürgün adası gözüyle bakılır. Öyle gelişmiş bir ülke olmuşuz ki Osmanlı Devleti’nden bu yana sürgün adamız dahi var. Oysa gelişmişlik sürgün değil, birlikte yaşayabilme yetisidir.

sürgün

sürgün

Şu adadan şu bodrum’a yüzesim gelir
Yüzsemde çıkamam ki, of be!
Kuş olupta o yakaya uçasım gelir
Uçsamda konamam ki, of be!
Geceleri ben adadan bodrum’a bakardım
Işıkları ben görürdüm, of be!
Türküleri ben dinlerdim
Gökyüzünü ben koklardım
Ve de nasıl özlerdim, of be!

İyi ki dönmüş Cem Karaca! İyi ki dönek olmakla suçlanmış. İyi ki Nazım Hikmet Ran gibi bir dost eli uzatılmadan gurbet elde hayata veda etmemiş. Ahmet Kaya’nın yaşadıkları ise uzun uzun anlatıldı. Pek çok defa dile getirildi. Ancak açıklamalar ve derlemeler insani değil siyasi yönden oldu. Ahmet Kaya’nın bir insan olarak yurdundan, sevdiklerinden ve ailesinden uzakta yaşamasının nasıl bir yük olduğundan bahsedilmedi. Ahmet Kaya ve Cem Karaca ismini bildiklerimiz. Peki bu ülkede ismini bilmediğimiz ve yaşamına sürgünde veda eden kaç kişi var? Bu konu hakkında net bir bilgimiz yok. İnsanlar ile değil, siyaset ile ilgileniyoruz. Ancak unutmamalıyız… Siyaset insan içindir. İnsani olmayan hiçbir politika değer taşıyamaz.

Yurtdışında olmak istemem

Gezi Olayları esnasında İngiltere’deydim. Her gün Türkiye’de yaşananları kaygı ile televizyondan takip ediyordum. Talepleri olan gençleri ve ölümleri üzüntü ile takip ediyordum. Türkiye’de daha büyük olaylar çıkmasından ve Türkiye’de daha fazla insanın öldürülmesinden korkuyordum. Çok şükür ki Ağustos gibi Türkiye’ye döndüm ve kendimi güvende hissettim. Artık yurduma dönmüştüm ve biliyordum ki öleceksem de kendi yurdumda öleceğim.

Bugün de aynı kaygıyı hissediyorum. Yurtdışı planlarının kafamın bir ucunda olduğu bir dönemde yurtdışından korkmaya başladım. Türkiye’nin zor durumda olduğu bir dönemde Türkiye’de olmamayı kabul edemiyorum. Bir gün memleketimde güzel günler yaşanacaksa yaşamak, felaketler ile karşılaşılacak ise göğüs germek istiyorum. İşte bu deneyimi İngiltere’de olduğum günlerde kazandım. Uzakta olmak bu kadar zor, peki ya bir de istemeden uzaklarda olsam ve geri dönemesem ne kadar acı çekerdim?

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Kurtuluş

Herkes Dergisi yazar alımı hakkında

Fethullah Gülen ve Abdullah Öcalan projesi

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 1

Kadınlar… yeter ki anlayın onları be kardeşim…

Recep ile Nadan