sosyal demokrasinin yükselişi

Sosyal demokrasinin yükselişi

Sosyal demokrasinin yükselişi incelenirken 20. yüzyılın ilk yarısındaki siyasi ve ekonomik atmosfer çok iyi incelenmeli. Alman Sosyal Demokrat Parti, 1875 yılında kurulduğunda Avrupa’nın siyasi yelpazesinde önemli bir değişim yaşandı. Yükselen Marksist hareketlerin etkisiyle liberal parlamentolar işçi hakları ve toplum refahı için önlem almak zorunda kaldı. Sosyal demokrasi ve 20. yüzyıl örnekleri büyük bir önem taşıyor. Sovyetler Birliği, devletçilik ve sosyalleştime politikası ve 1929 Büyük Buhran etkisi sosyal demokrasi ve devlet müdahalesini olağanlaştırdı. Sosyal demokrasi özellikleri ve İskandinav ülkelerinde sosyal demokrasi nasıl gelişti?

Sosyal demokrasinin yükselişi tek bir faktör ile gerçekleşmedi. Sosyal demokrasinin ortaya çıkması, 1875’te Almanya’da oldu. Ancak sosyal demokrasinin yükselişi 20. yüzyılda gerçekleşti. İhtilalci Marksistler ile parlamenter demokrasi yanlısı sosyal demokratların yolları, 20. yüzyılın başında ayrıldı. Bu konu hakkında “Sosyal demokrasi ve Türkiye” başlıklı yazıda ayrıntılı bir şekilde anlatıldı. Sosyal demokrasi özellikle 20. yüzyılın ilk yarısında kendisine siyasal, ekonomik ve sosyolojik altyapı buldu. Sovyetler Birliği’nin devletçi politikaları, Keynes’in müdahaleci ekonomi anlayışı, devletçilik ve en önemlisi 1929 Buhranı nedeni ile sosyal demokrasi kendisine ortam buldu. Sosyal demokrasi özellikleri itibari ile, Avrupa’daki işçi partilerinin gözdesi oldu. İşçi hakları, refah devleti ve liberalizm aynı pota altında eritilmeye çalışıldı. İskandinav ülkeleri, 2. Dünya Savaşı’nda sosyal devlet anlayışı üzerine kazanımlar elde etmekle meşguldü.

Türk Yahudiliği ve Kemalizm

sosyal demokrasinin yükselişi

sosyal demokrasinin yükselişi

1929 Büyük Buhran ve kapitalizm

Avrupa’da sosyal demokrasinin sesi duyulmaya 1929 itibari ile başladı. 1929 öncesinde devlet müdahalesinin gündeme gelmesi dahi gülünç kaçıyordu. Bernstein, bekleti oluşmasını dahi gülünç buluyordu. 1929 Büyük Buhran nedeni ile kritik bir sene oldu. Kapitalizmin yeniden şekillenmesinde Büyük Buhran önemli bir rol oynadı. 1929 sonrasında üretimin düşmesi ve işsizliğin artması, kapitalizmi büyük bir çıkmaza soktu. Liberal politikaların o dönemde sorunlara çözüm üretememesi nedeniyle ekonomide devlet müdahalesi tek seçenek halini aldı. Ekonomide devlet müdahalesi, yanında bonus olarak otoriterleşen devlet yapılarını da getirdi.

İngiltere’de 1930’lu yıllarda John Maynard Keynes, kapitalizmde büyük dönüşümün öncüsü oldu. Keynes, devlet eliyle ihracatın teşviki ve ithalatın önlenmesini öngören politikaları hazırladı. Ekonomide devlet müdahalesinin gündeme gelmesinde Keynes önemli bir pay sahibi oldu. Merkezi ve yerel yönetimler vesilesiyle toplu konut projelerinin başlatılması, İngiltere’de Keynesçi politikaların başlangıcı kabul ediliyor.

Organik toplum ve milliyetçilik

Roosevelt ve New Deal

Franklin Delano Roosevelt, New Deal politikası ile liberal anlayışa büyük bir darbe vurdu. Roosevelt’in politikaları, ABD’nin siyasi geleneklerinin aksine devlet müdahalesini öngörüyordu. 1929 Büyük Buhranı‘nın etkilerini azaltabilmek ve kapitalizmin çöküşünün önüne geçebilmek için çözümü devletin ekonomiye müdahalesinde buldu. Dünya politikasını kasıp kavuran sosyalizm tehlikesini de göz önünde bulunduran ABD Başkanı, kapitalizmin çöküşünün ABD’nin çöküşü olacağını bildiği için müdahale etme gereği duydu.

1920 ve 1930’lu yıllarda liberalizm çökme noktasına geldi. Sanayileşmenin en ağır şekilde yaşandığı Almanya’da dahi liberal politikalar terk edilmeye başlandı. Almanya’da liberalizm hegemonyasının yerle bir olması, Avrupa’da liberalizmi zayıflattı. Almanya’da Nasyonel Sosyalist rejimin dayattığı devletçi ve müdahaleci iktisadi politikalar nedeni ile kapitalizm güç kaybetti. Sovyetler Birliği sonrasında Almanya’da da kapitalizmin etkisini kaybetmesi, yeni iktisadi politikaların önünü açtı.

ABD, Almanya ve Sovyetler Birliği’nde gelişen müdahaleci ekonomik politikalar, liberal politikaların terk edilmesini cazip kıldı. Müdahaleci ekonomi politikaları tüm Avrupa’ya yayıldı.

Faşizmin doktrini ve faşist ideolojinin doğuşu

İskandinav ülkeleri ve sosyalleştirme politikası

Avrupa kıtasının Güney, Orta, Batı ve Doğu bölgeleri yükselen faşizm ile ekonomik ve sosyolojik travmalar yaşarken, İskandinav ülkelerinde farklı bir atmosfer hakimdi. Özellikle İsveç‘te olmak üzere tüm İskandinav ülkelerinde refah politikaları üzerine politikalar izleniyordu.

sosyal demokrasinin yükselişi

sosyal demokrasinin yükselişi

İsveç’te güçlü işçi sendikalarının olması, refah devleti anlayışının benimsenmesinde önemli bir etken oldu. İşçi sendikalarının desteğini arkasına alan sosyal demokrat partiler, Marksist anlayıştan uzak Lasalle’cı korporatist devlet sosyalizmi özelliği gösterdi. Birçok kere sosyalist ekonomiyi benimseyen Sovyetler Birliği‘nin politikaları ile İskandinav ülkelerinin politikaları birbirine karıştırılıyor. Özellikle Soğuk Savaş döneminde Türkiye gibi Gelişmekte Olan Ülkeler, refah devleti anlayışını sosyalizm tehlikesi olarak algıladı.

İskandinav ülkelerinde sosyalleştirme politikaları uygulanırken, sosyalist devletlerde devletçilik ilkesi benimsenmiştir. İskandinav ekonomilerinde de devlet müdahalesi ve kamulaştırma vardı ama amaç olarak kamulaştırma ve devletçilik benimsenmedi. 1929 Buhranı sürecinde Sovyetler Birliği’nin az etkilenmesi, müdahaleci politikaları cazip kıldı. Dünya ekonomisinde Büyük Buhran nedeni ile yaşanan panik, müdahaleci anlayışın benimsenmesini sağladı. İskandinav ülkelerinde de her ülke kadar sosyalizm etkisi yaşandı ama diğer ülkelerden farklı bir etkileşim olmadı.

Modern liberalizm ve modern liberalizmin özellikleri

Planlanabilir ekonomi

İskandinavya’da planlanabilir ekonomi, makul bir seçenek olarak kabul gördü. İskandinav sosyal demokrasisi, kapitalizmi diğer Avrupa ülkelerinden ve ABD’den farklı bir şekilde algıladı. İskandinav ülkelerinde kapitalizm serbest piyasa olarak algılanmadı. Aksine planlanabilir piyasa ekonomisi uygulandı.

sosyal demokrasinin yükselişi

sosyal demokrasinin yükselişi

Sovyetler Birliği’nde devletleştirme politikası izlendi. İskandinav ülkelerinde ise sosyalleştirme politikaları izlendi. Yani, üretim araçlarının mülkiyetinin devlete geçmesi değil, üretilen materyallerin gelirinin topluma adil olarak dağıtılması öngörülüyordu. Ancak önemli sanayi işletmelerinde ve doğal kaynakların işletilmesinde toplum mülkiyeti de seçenek olarak görüldü. Sovyetler Birliği’nde ise doğrudan kamulaştırma yapılma yoluna gidildi. Bu ayrım, sosyalizm ve sosyal demokrasi arasındaki en önemli ayrımlardan birisidir. Sosyal demokrasi, kapitalist ekonomik altyapıyı kabul ederken, sosyalizm Marksist ekonomik altyapıyı benimsemiştir.

Yeni yazılardan haberdar olmak için Facebook sayfamızı takip ediniz:

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

Kısa yazılar:

İran’da son şah Muhammed Rıza

Türkiye Cumhuriyeti’nde Yahudiler

Theodor Reik kitabı aşk ve şehvet üzerine

Friedrich Nietzsche ve faşizm