Ölüme yergi

Ölüme yergi, Tamer Başkan anısına…

Doğdu, arada yaşadı ve farkına bile varmadan öldü. Canlının hayatı bundan ibaret. İnsanın yaşamı ve ölümü arasında sıkışan ailesi, sevgisi, üzüntüleri, hayalleri, hayal kırıklıkları ve ailesi dahil hiç kimsenin bilmediği duyguları var. Ölüme yergi gerekiyor artık. Tamer Başkan vefat etti ve geriye özlem ve derin bir boşluk kaldı.

Birbirinden farksız zannedilerek yaşanan rutinlere büyük bir özlem ortaya çıkıyor. Ölüm, insanı yaşama bağlıyor. Ölüm, insanı onsuz yaşamdan usandırıyor. Hem yaşamak, hem ölmek istiyorsun. Ancak sonunda mecburen onsuz yaşıyorsun. Ölüm, Tanrı’nın insanı terbiye etme yöntemlerinden biriymiş. Ölüm, her sabah 8’e uyanınca işe yetişebilecekken 6:45’te uyanmayı özletiyor. Her sabah babam ile 6:45’te uyanırdık, acele etmezdik. Geç kalmayacağımızdan emindik. Her yere zamanında giderdik hatta işe çok erken giderdik. Her gün onunla güne başlayamamak, ölüme yergi ile sonuçlanıyor…

Her yere olduğu gibi mezara da erkenden gitti

Babam yine aynısını yaptı. Her yere olduğu gibi mezara da erkenden gitti. 54’ünde emeklilik hayalleri kurarken gitti. Bafra’da, Çanakkale’de zeytinlik bakıyorduk, artık emeklilik hayalleri vardı. Ancak yine erkenden gitti, emekliliğin de ötesine geçti. Babam sonsuz ve derin bir uykuya gitti.

Tamer Başkan

Tamer Başkan

Ölümle de hiç savaşmadı

Babamla tek fikir ayrılığımız kahve fincanlarımızdı. Benim çok sevdiğim yeni bir fincan takımını babam hiç sevmemişti. Hatta onu Zonguldak’taki eve göndermiştik. Babam makul insandı, hiç kimseyle çatışmazdı. Ölümle de hiç savaşmadı babam… Baba demeye fırsat vermeden ölüme bıraktı kendisini. Güçlü olmanın verdiği kabulleniş ve farkındalıktı belki. Bir gün o güç bende olursa ben de ölümden korkmayacağım. Ben de teslim edeceğim kendimi ölümün soğuk kollarına. Babam uzlaşırdı Maliye Bakanlığı, EPDK ve Enerji Bakanlığı gibi nicesiyle. Ancak Azrail ile uzlaşma yoluna gitmedi. Tüm şartları kabul etmiş gibiydi babam. Geride beni ve ailesinin tamamını bırakarak gitti. Babam öldü ise vardır bir bildiği, belki gerçek İstanbullu olmamız için onun İstanbul’da sonsuza dek yatacağımız bu evleri alması gerekiyordu.

Artık İstanbulluyum

Gecenin tam 3’ünde babam hayata veda edene dek İstanbullu hissetmiyordum kendimi. Bir gün ailemle bir başka yerde yaşamayı hayal ediyordum. Artık İstanbulluyum, yedi göbek İstanbullu olandan daha İstanbulluyum. Benim canım, benim babam bu topraklarda hayata veda etti, benim babam bu topraklarda yatıyor. İstanbul benim yeni sevgim, yeni vazgeçilmezim oldu. Babam Anadolu yakasında yeni aile mezarlığımızda uyuyor. İstanbul’un Avrupa Yakası’nda dahi kendimi gurbette hissediyorum. Senelerce üzerimi örten babamın üzerini toprakla örttüm üşümesin diye. İstanbul’un Anadolu Yakası’nın sahiplenici toprağından bir başka yere gitmek artık zor geliyor.

İstanbul sokakları

Babam İstanbul’a hem çok kızardı ama içten içe severdi. En sevdiği şarkılara dahi sirayet etmişti İstanbul Sokakları… Kenan İşler’in sesinden İstanbul Sokakları dinlemeyi çok severdi. Ailece gece dışarı çıktığımızda müzisyenlere mutlaka “İstanbul Sokakları”nı çaldırırdı.

Onu benden siz aldınız İstanbul Sokakları… Bir daha bana babamı geri vermeyeceksiniz, bunu sessizce de olsa kabul etmeye çalışıyorum. Aslında itiraf ediyorum kabul de etmiyorum. Fotoğrafına baktığımda hala gözlerimin içine bakıyor babam. Ölüme yergi yapmazdı hiç babam ama son günlerinde sık sık “son yıllarda hep iyiler gidiyor” diyordu. Kendisi de erkenden gidenler kervanına katılacakmış.

Ölüme yergi

Senelerce dedemin 58 yaşında vefatına çok erken diye hayıflanırdık. Bir gün 55’indeyken halam hayata veda etti. Kucağımıza bıraktı ölüm acısını ve babasının yanına gitti. Gencecik yaşında ölen dedem meğerse evlatlarından da çok yaşamış. 54 yaşındaki küçük oğlu Tamer Başkan yanına geldi. Ölüme yergi, çaresiz bir seçenektir. Doğumu gibi ölümü de mukadderattı. Tam olarak 50 gün önce hayata veda etti babam. Her geçen gün keşke bugün ilk gün olsa diyorum. Ölüme yergi işte bu yüzden gerekli. Ölüm, uzaklaştıkça etkisi azalıyor ve 50 gündür onsuz bir yaşam sürüldüğünü bilmek ölümü gibi acı veriyor. İlk gün babam sıcacıktı, babamın ölümünün bende açtığı yara sıcaktı. Lakin babam 50 gündür yok ve bundan sonra da bir an dahi bu dünyada olmayacak. İşte bu fikir baba ölümü kadar ağır, baba yokluğu kadar çaresiz.

Babamın gidişinden sonra dünyada bir melodi duyuyorsam o melodi Yalçın Tura‘nın Yılmaz Güney‘in Umutsuzlar filmi için bestelediği eseridir.

İlgi çekebilecek çalışmalar:

Adil Salih tablolarına dair

Bayram, Yalnızlığa Baş Kaldırıdır

Sonbahar Üzerine

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası