Mehmet Başkan

Neo-90’lar Süreci

1990’lı yılların Türkiyesi hakkında çok uzun bir girizgah yapmaya lüzum yok. Tek bir kelime veya tek bir olay ile insanların vatan haini ilan edilebildiği veya devlet politikası hakkında eleştirel bir kelam edenin cadı ilan edildiği bir dönem olduğundan bahsetmek yeterlidir. Ancak biz bu dönemi geride bıraktığımızı zannediyorduk.

Özellikle AK Parti’nin iktidara geldiği ilk senelerde liberalleşme konusunda olumlu adımlar atıldığı ve sivilleşme konusunda önemli adımlar atıldığı görülüyordu. Türkiye için büyük kazanımlar söz konusuydu, bir sarsıntı sonrasında askerin kışladan çıkacağı korkusunun silindiği bir dönem olarak AK Parti dönemi hatırlanacaktı. Ancak demek zorunda kaldık, “ancak” diyorum. Tüm kazanımlar neredeyse bir senede yok edildi. AK Parti hükümetinin politikalarına en ufak bir eleştirel yaklaşımı olanın vatan haini ilan edildiği bir dönem yaşanmaya başlandı.

Medya o kadar nüfuz altına alındı ki, medya eleştirisi yapmaktan iktidar eleştirisi yapmaya vakit bulunamaz oldu. Oysa eleştirdiğimiz medyanın bu şekilde olmasının sorumlusu medya değil, medyayı bu hale getirenlerdir. Hükümet yanlısı yayınların hiçbir şekilde hükümet rotasından dışarı çıkmaması, hükümet karşıtı yayınların hiçbir olumlu gelişmeyi olumlu karşılamaması ülkenin gerilmesinde önemli bir rol oynadı.

Beyazıt Öztürk’ün programında yaşananlar da 90’ların bir yansımasıdır. Programda “çocuklar ölmesin” vurgusunun yapılması dahi bir vatan hainliği olarak algılandı. Günlerdir süren bir yıpratma süreci başlatıldı. 1990’larda politize olmuş sanatçılar ve televizyoncular vatansever veya vatan haini ilan ediliyordu. Ancak, neo-90’lar sürecinde durum daha da vahim. Kariyeri boyunca siyasetten kaçınmış bir sunucu dahi politik sebeplerden dolayı vatan haini ilan edildi. Politikadan uzak durmak da politik sebeplerden dolayı yıpratılmamak için yeterli olmuyor artık.

Neo-90’lar orjinalinden de daha sert yaşanıyor. Ahmet Kaya’nın vatan haini ilan edilmesi bir politik temele dayanmaktadır ve kendi içerisinde bir tutarlılığı vardır. Doğru bir hareket olmasa da kendi içerisinde bir tutarlılığa sahiptir. Ancak, Beyazıt Öztürk’ün vatan haini ilan edilmesinin herhangi bir tutarlılığı yok. Politikadan ve politik söylemlerden kaçmaya çalışan bir sunucunun politik sebeplerden dolayı kariyerinin bitirilmeye çalışılması kesinlikle çok daha tehlikelidir. 90’larda yayılan bu virüse karşı Türkiye bir direnç kazanmıştı ama virüs kendisini yeniledi ve bu defa politik duruşu olmayan apolitik insanları da vatan haini ilan edebilme özelliğine büründü. Bu defa tedavi etmek çok daha zor olacak.

İnsanların bir çırpıda vatan haini ilan edilmesi, ülkede vatanperverliğin içini boşaltıyor. Barış kavramı çok daha evvel içi boş bir kavram halini almıştı ki bunu daha evvel bir yazıda kaygıyla belirtmiştim. Bu defa da vatanperverlik kavramının içi boşaltıldı. Vatanperver olmak ile biat etmek kaynaştı ve tek kavram halini almaya başladı. Türkiye’nin dahili ve harici politikalarından birini eleştirmek, AK Parti hükümetine yapılan bir saldırı olarak algılanıyor, aslında daha da ötesinde devlet mekanizmasına bir saldırı olarak algılanıyor. Bu çok daha tehlikeli bir durum.

Neo-90’lar bir süre daha devam edecekmiş gibi görünüyor. AK Parti hükümeti süresince de ara verilmesinin pek mümkün olduğu inancında değilim. AK Parti hükümeti her geçen gün daha sert politikalar ile gelmeye başladı. Neredeyse 10 sene boyunca çözmeye uğraştığı sorunların varlığını dahi reddeden bir tavır takınmış vaziyetteler. AK Parti hükümeti devam ettiği sürece, gerilen toplumu AK Parti’den başka hiçbir aktör yumuşatamaz. Elbette bunun için AK Parti yanlısı medyanın gevşemesi ve arkasındaki AK Parti politikalarının yumuşaması gerekmektedir.

AK Parti hükümetinin korkudan uzaklaşması ve çok daha kendine güvenmesi gerekiyor. AK Parti hükümeti korktukça desteği azalıyor ve bunun farkına varmaları gerekiyor. Aksi halde, iktidarı elde tutmalarının imkanı yok, en azından barış içerisinde iktidarını sürdürebilmesinin imkanı yok. Türkiye’de %49 istikrar umuduyla yeniden AK Parti’ye oy verdi ve yanıldıklarını anladıklarında bir daha istikrar denilerek kendilerine oy verilmeyecektir. Bu sebeple AK Parti neo-90’lar sürecini sonlandırması ve barış ortamını sağlamak adına adımlar atması gerekli.