İttihat Ateşi

İttihat Ateşi 8. bölüm

Mehmet Başkan’ın yazdığı İttihat Ateşi öyküsünün 8. bölümüdür. İttihat Ateşi öykü dizisini daha iyi kavrayabilmek adına birinci bölümden itibaren okumanızı tavsiye ederiz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

5. bölüm

6. bölüm

7. bölüm

İttihat Ateşi

Selim, öncelikle siyasalcı çevreyi hedef almayı arkadaşlarına önerdi. Ancak Niyazi, Orhan ve Kemal bu fikre katılmadı. Siyasalcı çevre kadar Çekmeköy’de düşük ücretler ile çalışan işçilerin de, çalışanlarına maaşını verebilmenin çabasındaki esnafın da ikna edilmesi gerektiğini savundular. Siyasalcı çevre ve halkın aynı süreç içerisinde dahil edilmesi gerektiğini savundular. Aksi halde, halk temelli bir düşünce hareketi olmayacağı müdafaa edildi. Enver, İttihat Ateşi yanacak ise duyarlı vatandaşların talebi ve emeği ile yanabileceğini aksi durumda ise azınlık bir görüş olarak kalacağını belirtti.

Mustafa, ağrılı bir gecenin ardından daha ferah bir sabaha gözlerini açtı. Bünyesi yavaş yavaş iyileşme emareleri göstermeye başladı. Bıçaklı saldırının fiziksel etkileri yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladı. Bundan sonrasında geriye yalnızca psikolojik etkileri kalacak. Mustafa kafasında iki seçenek arasında gidip gelmeye evdeki ilk gecesinden başladı. Ya daha kararlı ve güçlü bir şekilde mücadelesine devam edecek, ya da ölüm korkusu ile her gün daha pasif bir şekilde yaşamına devam edecek. Ruhu vatan sevgisi ile kabaran Mustafa, ikinci seçeneği kişisel açıdan vatana ihanet olarak görüyor ve bu ihtimali düşündüğü için kendisine dahi kızıyordu. Ağrılı geçen bu gecesinde hiçbir bedensel ağrının fiziksel açıdan sağlıklıyken yaşayacağı baskı ve cehalet ortamından daha acılı olmadığını kendisine söylemeye çalışıyordu. Nitekim, gece “sizden korkmuyorum” diye sayıklayarak uyuyakaldı.

Sabah İttihat Ateşi sohbetini karar aşamasını yönlendirmemek adına Mustafa’nın yanında yapmadılar. Mustafa’nın uzun ve zorlu olacak olan bu yolda hiçbir yönlendirme olmadan var olması veya dinlenmeye çekilmesi gibi kararları bağımsız bir şekilde vermesi gerektiğini düşünüyorlardı. Sabah Mustafa henüz uyanmadan Selim arkadaşlarını tembihledi. Selim, Selanik göçmeni olduğu için esareti ve sürgünü çok iyi biliyordu. Çocukluğu, atalarının Selanik’te yaşadığı zulmü dinleyerek geçmişti. Ataları bu zulmü yaşamıştı. Ancak bir daha bu zulmü yaşamak gibi bir lüksleri de kalmadığını biliyordu. Anadolu’dan başka Türk’ün gidebileceği hiçbir yaşam alanının kalmadığını çok iyi  biliyor ve hissediyordu.

Anadolu’dan başka gidecek yerimiz yok

Enver, geçmişte esaret ve sürgün görenlerin daha hassas ve şüpheci olduğunu iddia ediyor. Enver, “benim ailem Makedonya’dan bir bavulla Anadolu’ya yani türkün son yurduna dönmek zorunda kaldı, Anadolu’dan da kovulur isek gidebileceğimiz başka hiçbir yer yok. Anadolu bizim sevdamız, yaşamımızdır.” dedi. Bir zamanlar üç kıtada hüküm süren Türk milleti için gidebilecek birçok kent vardı. Ancak artık sadece Anadolu var. İşte bu nedenle, sekiz genç de bir sevda gibi sarıldı Anadolu’ya! Enver dedesinin yetim büyüdüğünü söyledi. Enver’in dedesinin babası, Makedonya’dan Anadolu’ya göçmek zorunda kaldıktan kısa bir süre 1. Cihan Harbi patlak verince hiç şüphe etmeden cepheye koşmuş ve Çanakkale’de şehit düşmüş. Enver’in dedesi, babasını toprağa verdiği Anadolu’ya babasıymış gibi sarılmış.

İttihat Ateşi

İttihat Ateşi

Enver’in dedesi göçtükleri Balıkesir’de toprağı aşk ile ekinler ile donatmış. Ektiği her bir tahılın Anadolu’da açlık ve sefaletin önünde kocaman bir duvar olacağını düşünmüş. İşte Enver böyle bir vatan sevgisini ailesinden alarak büyümüş. Enver’in dedesi 1984’te hayata veda ettiğinde geride yüreği vatan sevgisi ile dolu evlatlar bırakmış. Ailesinin vatanperverliği ve bağımsızlık aşkı nedeni ile, Enver İttihat Ateşi için Balıkesir’de ailesiyle işe başlamaya karar verdi. Yoksulluk içerisinde geçen çocukluğunda memlekete hizmet için Mülkiyeli olabilmek için gecesini gündüzüne katarak ders çalıştı. Mustafa Kemal Atatürk’ün “köylü milletin efendisidir” sözünü hayatı boyunca toplum ve ekonomi anlayışının temeline oturtmaya henüz çocukluğundayken söz verdi.

Enver’in köylüye ve emeğe saygısı, birbirine gönülden bağlı sekiz arkadaşın tamamını etkiledi. Enver gibi Kemal ve Selim’in de köylü çocuğu olması, grubun tarım ve köylüye bakış açısını etkileyen önemli bir unsur oldu. İttihat Ateşi yanacak ise mutlaka köylüye refah, memlekete ucuz gıda getirmesinin şart olduğunu adeta koro halinde dile getirdiler.

Cemiyetin adını koymak gerekli

Niyazi, sekiz arkadaşın Mustafa’nın evinde temellerini attığı İttihat Ateşi hareketinin artık bir isme ihtiyaç duyduğunu söyledi. Mustafa her ne kadar bir süre bu konuların dışında bırakılmak istense de, Mustafa kararını vermiş gibi görünüyordu. Mustafa, bıçaklandığı anın öncesinden dahi daha hevesli görünüyordu. Mustafa, Düzen ve Adalet Cemiyeti adı ile anılmaları gerektiğini savundu. Mustafa’ya göre Türkiye’de birçok alanda yeniden düzenin inşa edilmesi gerekiyor. Ayrıca özellikle adalet vurgusu yapılması gerektiğini savunuyor. Adalete olan güvenin azaldığı bir ortamda insanlara öncelikle adalete kavuşma umudunun verilmesi gerektiğini belirtti. Niyazi ise İttihat Ateşi için hiçbir zaman intikam amacı ile hareket etmemesi ve adaleti herkes için istemesi gerektiğini belirtti. Kemal, cemiyete isim olarak  Vatan ve Huzur Cemiyeti ismini önerdi. Ancak, Niyazi ve Enver bu öneriye karşı çıktı. Vatan vurgusu yapmaya gerek olmadığını söylediler. Vatanın huzur ortamına kavuşması için yeniden adil bir düzen oluşturulması ve adalet duygusunun yayılmasının yeterli olduğunu ve bu kavramların ucunun vatan aşkına çıktığını savundular.

Sekiz arkadaş isim konusunda karar verebilmek için oylama yapma yoluna gittiler. Ancak oylamadan evvel uzun istişareler gerekliydi ve bu gereklilik de yerine getirildi. Selim, toplumun ortak karar verebilmesi ve hareket edebilmesi için toplumsal tabakaların birbiri ile iletişim halinde olması gerektiğini hatırlattı. Kemal, Güçlü bir iletişimin öncelikle kendileri arasında korunması gerektiğini savundu. Balık baştan kokar demişler ya, işte o misal öncelikle cemiyetin kurucu kadrosunun iletişim konusunda özenli olması gerektiği belirtildi. Kenan, bir gün Türkiye’yi yeniden inşa ettiklerinde ilkelerden ilkinin iletişim olması gerektiğini ortaya attı. Sekiz arkadaş yaptıkları gizli oylama ile cemiyetin adının Düzen ve Adalet Cemiyeti olmasına karar verdi. Hatta oylamada Düzen ve Adalet Cemiyeti’ne sekiz oy çıktı. Oy birliği ile alınan karar sonrasında Kemal’in kendi önerisi yerine Mustafa’nın önerisine oy vermesi, iletişimin bir sonucu ve Kemal’in bir erdemi olarak algılandı.

Uzun ve zorlu mücadele başladı

Saatler süren konuşmalar sonrasında 28 Aralık 2017 tarihinde Düzen ve Adalet Cemiyeti’nin temelleri atıldı. Artık sekiz arkadaş için uzun ve zorlu bir mücadele başladı. Daha fazla okuma, daha fazla insanla iletişim ve organizasyon çalışmaları ile ömürlerinin geri kalanı geçecek. Bir gün memleketi yönetmeye kararlı olan sekiz genç, önce Anadolu’ya sonra birbirlerine sonsuza dek sarılmak için söz verdi. Mustafa, cemiyetin kurulduğu gün yardım almaksızın ilk defa tuvalete tek başına gitti. Artık hayat normale dönmeye başladı ve aynı gün Türkiye’nin geleceği için yeni bir cemiyet tüm benliği ile mücadeleye başladı.

Henüz yolun başında olduğu için sekiz genç de nasıl zorluklar ile karşılaşacağından bihaber, kendisini memleket aşkı ile plan ve hayallere verdi. Cemiyetin kurucu kadrosu, henüz ilk günde faaliyetlerine başladı. Sekiz arkadaş da telefona sarıldı ve aileleriyle birlikte vatanperverliğine güvendikleri dostlarını aramaya başladı. Halkın bağrında doğan bu hareket, yalnızca halkın desteği ve mücadelesi ile var olmayı hedefledi.

9. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken öyküler:

Rahip

Zamana yolculuk

Recep ile Nadan

Haziran

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi

Kurtuluş

Benim Öyküm

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile

Benim Hikayem Biterken Başladı

Suçsuzum