İttihat Ateşi

İttihat Ateşi 7. bölüm

Mehmet Başkan‘ın hayat verdiği İttihat Ateşi öykü dizisinin 7. bölümüdür. İttihat Ateşi öyküsünü tam anlamı ile kavrayabilmek için öncelikle ilk 6 bölümünü okumanızda fayda var.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

5. bölüm

6. bölüm

İttihat Ateşi

Hastanede 24 saat bekleyişin ardından Mustafa normal odaya alındı. Emniyet Müdürlüğü’nden ekipler hasta odasına gelerek Mustafa’nın ifadesini almaya çalıştı. Mustafa, ağrısı olduğu için oldukça kısık sesle ve yavaş bir şekilde olay anını anlattı. Apartmanın önüne çıktığında köşe başında telefonuna bakan adamın hiç hareket etmeden durduğunu ama onun yanından geçtikten kısa süre sonra aniden arkasından bıçakladığını söyledi.

– Peki saldırganı daha evvel görmüş müydünüz?

– Birkaç gün evvel Beykoz’da bir sergide görmüştüm. Kendisi ve tanımadığım diğer kişiler eserleri tahrip etmeye çalışıyordu, arkadaşlarım ile müdahale ettik. Sonuç olarak bizler gözaltına alındık, onlar ise serbest bırakılmıştı.

– Peki kaç kişiydiler?

– Dört kişiydiler.

– Teşekkürler, bir süre polis korumasına alınacaksınız. Geçmiş olsun.

Polisler odadan çıktıktan sonra annesi Emine teyze içeriye girdi. Oğlunu doyasıya öptü, çocukluğunda olduğu gibi ateşinin olup olmadığına baktı. “Çok korktum oğluşum, her saniyesi azaptı” dedi. Bir süre sonra Mustafa ve annesinin yanına Niyazi girdi. Mustafa’nın o da ateşine baktı, Mustafa tebessüm ederken Emine teyze ise güldü. “Oğluşum seni canları gibi seviyorlar” dedi. Niyazi, Mustafa’yı canlarından ayrı tutmadıklarını ve iyide ve kötüde beraber olacaklarını söyledi. Sekiz arkadaş birbirine canını, malını, şerefini emanet etmişti, bir an olsun birbirlerine şüphe ile bakmaya lüzum dahi görmediler. Dostluk, koşulsuz teslimiyet ve güven gerektirir. Mülkiyeli bu sekiz genç de birbirine koşulsuz teslim olmuş ve güven duymuştu.

Emine Hanım odadan çıktıktan sonra Mustafa, Niyazi’ye saldırganı sordu. Niyazi ise nöbetçi mahkeme tarafından tutuklu olarak yargılanmak üzere cezaevine gönderdiğini söyledi. “Zaman zaman adamın cenahtan vicdanını hizipçiliğe satmış şahıslar araya girmeye çalışsa da, sağ olsun Cemal’in amcası kendi meselesi gibi sahiplendi. Hatta Cemal’in amcasını dahi sıkıştıran meslektaşları oldu.” dedi. Memlekette şerefliler gibi şerefsizler de olur. Mühim olan şereflilerin şerefsizlerden daha cesur olmasıdır.

İş görüşmesi hüsran oldu

Mustafa tüm acısına rağmen iş görüşmesini düşünüyordu. “Niyazi’ye iş görüşmesine gidemedim” dedi. İşsiz kalan bir gencin bir süre sonra iş görüşmeleri canı gibi kıymetli oluyor. Manevi çöküntü kendisini gösterdikçe yetersizlik hissi tüm bünyeyi kaplar. Niyazi hiçbir işin Mustafa’nın canından kıymetli olmadığını söyledi. Mustafa, “adamları arayıp görüşmeye gelirken bıçaklandım ben diyemem. İpsiz sapsız bir herif zannederler beni, daha başlarken kaybettim işi” dedi.

– Senin hakkında ne düşünürlerse düşünsünler! Sen Mustafa’sın, sen canımızsın. İşin olsa da, olmasa da kıymetli bir mücevhersin.

Niyazi sözleri ile Mustafa’yı biraz olsun rahatlatmayı istedi. Mustafa’ya her zamankinden daha fazla sarılma zamanıydı. Fiziksel ağrının yanı sıra psikolojik bir travma yaşayacağını düşündü. Niyazi’nin korktuğu başlarına geldi ama erken müdahale edilmesi sayesinde Mustafa hayatta ve yanlarındaydı. Eğer tedbir alarak birlikte hareket etmeselerdi, bir gece evine girerken bıçaklar ve sabaha kara haber ile uyanırlardı. Belli ki o günden bu yana takip ediyorlardı ve ancak bu saatte yalnız yakalayabildikleri için yalnızca yaralanma ile kurtulmuşlardı. Alınan tüm tedbirler, Mustafa’nın hayatta kalmasını sağlamıştı. Ancak her şey bitti mi? İşte bu soru Niyazi’nin saatlerdir kafasında dönüyor, dolaşıyor ve bir baş ağrısı olarak sonuçlanıyordu.

Halkın içerisinden çıkan liderler

Niyazi, Mustafa’nın odasında beklerken kafasında hastane sonrasındaki günlerin planlarını yapmaya başladı. Bundan sonrasında çalışmalara hız vermek ve etkinlikler düzenlemek gerekliydi. Cehalet ile mücadele ederken halkın cehalet ağına düşmemesi için önce yerel ardından ulusal bir çalışma başlatmak gerekli. Senelerce halkın içerisinden bir lider çıkmadı. Halkın içerisinde çıkan iki isim oldu. Biri Süleyman Demirel, diğeri ise Recep Tayyip Erdoğan oldu. Halkın çoğunluğu onları sevdi çünkü onlardan biri olduklarına inanıyor ve koruyorlar. Bülent Ecevit, Osmanlı’nın soylu bir ailesinden gelen bir saraylı idi. Türk solu kendi içinden lideri çıkarırken dahi soylu bir lideri tercih etti. Ancak çoban Sülo onlardan biriydi, tüm hatalarına rağmen kabul gördü. Ecevit ise her şeye rağmen bir kesim tarafından hep istenmeyen oldu. Sorun sadece halkın eğitimi değil, sistemin orta kesim yerine üst tabakadan liderler çıkartması oldu.

Bülent Ecevit veya Erdal İnönü’nün hizmetleri veyahut şahısları ile ilgili bir sorun değil. Her iki siyasetçi de naif ve mütevazi bir yaşam sürmesine rağmen halk kendilerinden biri olmadıklarını biliyordu. Oysa Recep Tayyip Erdoğan ve Süleyman Demirel çok daha lüks bir yaşam sürüyordu. Ancak halk için nerede oldukları değil, nereden geldikleri önemli oldu. Sekiz arkadaş da halkın bağrından kopan, ay sonunu zor getiren çoğu zaman ise getiremeyen bir ailenin bireyleri olarak bir şansa sahipler. İnsanlar ne söylendiği ile ilgilenmiyor, kimin söylediği ile ilgileniyor. Talat Paşa, halktan biri olduğu için sevilmezdi. Çarkları emekleri ile tırmanarak en yukarıya kadar çıkmayı başarmıştı. Soylular sevmese de, halk Talat Paşa’yı sevmişti. Tıpkı halktan gelen Mustafa Kemal Paşa’yı sevdikleri gibi… Mustafa Kemal Atatürk de halktan gelen ve yoksulluğun ne olduğunu bilen bir asker idi. Dönemin birçok paşası, paşa bir baba veya dededen geliyordu. Ancak Mustafa Kemal Paşa ve İsmet Paşa halkın bağrından çıkmış vatanperverler idi.

Aydınlığa uzanan bir ışık

Sekiz genç de halkın bağrında yetişip, kendisini geliştirmeyi başarmış yurttaşlardı. Bu nedenle, halkın kabullenmesi olağan bir seçenek olabilir. Halkın içinden aydınlığa uzanan bir ışık olmaları gerektiğini hepsi adı gibi iyi biliyordu. İyi veya kötü sorgulamadan halkın dışarıdan gelen müdahaleleri olumlu gelişmeler dahi olsa benimsemediğini görmeleri ve kabul etmeleri gerekiyordu. Bu nedenle, beraber oturup ne yapmalıyız sorusuna yanıt ararken özellikle bu noktayı hiçbir zaman atlamamaları gerektiğini konuştular. Selim, İttihat Ateşi yanacak ise öncelikle çevremizi aydınlatmalıyız diyerek siyasalcı çevre ile  temasları güçlendirmek gerektiğini belirtti. Selim’in bu önerisi üzerine istişare sonucunda artık ilk adımlar atılacak.

8. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken öyküler:

Suçsuzum

Rahip

Zamana yolculuk

Gün Karanlık

Recep ile Nadan

Kurtuluş

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile

Haziran

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi