İttihat ateşi

İttihat Ateşi 4. bölüm

Mehmet Başkan‘ın yazdığı İttihat Ateşi öykü dizisinin 4. bölümüdür. Öyküyü tam olarak kavrayabilmek için öncelikle ilk 3 bölümü okumanızı tavsiye ederiz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

İttihat Ateşi

Sekiz arkadaş derin bir uykunun ardından sabah 7’de güne başladı. En azından tamamı derin bir uykuya düştükleri zannediyordu. Niyazi gece boyunca tilki uykusunda uyumaya dikkat etti. Gece herhangi bir tehlikeli durumun olma ihtimalini düşünerek uyumaktan kaçındı. Ancak zihninde gerçek sebebi kesinlikle bu değildi. Bitmek bilmeyen işsizlik sürecinin yarattığı benlik çöküntüsü ile uyku tutmuyordu. Geceleri derin bir uyku çeken Niyazi, şimdilerde gece uykusunda sıkıntılar yaşıyor. Kaygılarını derinlemesine dile getirerek Mustafa’yı da olumsuz etkilemek istemediği için bu konuda sessiz kalarak mücadeleyi kendi içinde veriyor.

Sabah ilk uyanan Enver oldu. Kahvaltıyı hazırlamaya başlayan Enver, lise yıllarında okuduğu Zeytindağı kitabını düşündü. Mustafa Kemal önderliğinde kurulan yeni ülke, İttihat ve Terakki Partisi ile kıyasıya bir mücadeleye, daha doğrusu bir temizliğe giriştiği bir süreçte Falih Rıfkı Atay’ın Zeytindağı kitabı büyük bir önem arz ediyor. Enver’den kısa bir süre sonra uyanan Selim oldu. Sessiz yapısı ile bilinen Selim, her zaman olduğu gibi yine sessiz ve sakin tavırlar ile Enver’in yanına geldi ve sohbete başladı. Enver zihnindeki Zeytindağı anımsamasını Selim’e anlatmaya başladı. O dönemde dahi Cemal Paşa’nın ve Talat Paşa’nın vatanperverliğini Falih Rıfkı Atay eserlerinde dile getirebilmişti. Oysa günümüzde siyasi cepheler birbirlerini vatan haini veya dış mihrak olmak ile suçluyor.

Mustafa ve Selim’in mutfaktaki sesi ile kısa süre sonra Niyazi de uyandı. Kısa bir süre içerisinde ise herkes uyandı ve yüzünü yıkayarak güne başladı. Niyazi, kahvaltı masasında arkadaşlarını Çemberlitaş’a gitmeyi önerdi. Uzun süredir Çorlulu Ali Paşa Medresesi’ne gitmediklerini ve hatta Türk Ocağı’na uğramadıklarını söyledi. Kenan, “hazır hepimiz bugün beraberiz, İstanbul’un çalıştığı bir saatte medresede sakin bir şekilde oturabiliriz” dedi. Eski İstanbul söz konusu ise mutlaka Ahmet Hamdi Tanpınar kitaplarına da değinmeden olmazdı. Orhan giderken Ahmet Hamdi Tanpınar kitabı ile gitmeyi ve satır aralarında İstanbul’u aramayı teklif etti.

Sorunlardan kaçmamalıyız

Kahvaltı masasında Ahmet Hamdi Tanpınar eserleri ve intihal iddiaları üzerine dönen hararetli sohbet, Cemal’in bitirici yanıtı ile son buldu. “Edebiyat dünyasında konu alınmayan hadise pek azdır, konularda benzerlik olabilir. Hatta yazar iç dünyasında bir kitabın etkisinde dahi olabilir.” sözleri ile intihal ve esinlenme kavramlarının karıştırılmaması gerektiğini hatırlattı. Edebiyat sohbeti Niyazi’nin ciddi bir ifade ile artık sorunlarımıza gelelim demesi ile son buldu. Arkadaşların hiçbiri böyle  bir çıkış beklemiyordu. Niyazi,  “şuan 8 arkadaş aynı evde kalıyoruz. Hatta sizler işe dahi gitmiyorsunuz tedbir için, o halde biraz bu konu üzerine konuşmamız gerekmez mi?” dedi.

Mustafa ise beklenmedik bir olumsuz yanıt ile geldi. “O halde ne yapabiliriz, bir öneri sunabilirsin” dedi. Ne yapmalıyız sorusuna yanıt bulamamak, çözümsüzlüğün devamlılığına neden oluyor. Türkiye’de siyasi ve toplumsal çıkmazların bu hale gelmesinde eleştirilerin bir süre sonra yerini çözüm önerisine bırakmamasından kaynaklanıyor. Eleştirilen tezlere karşı herhangi bir anti-tez üretmek yerine yalnızca tezi bertaraf etmek hedef alındığı için bir çıkış yolu bulunamıyor. Senelerce kıyasıya mücadele eden toplumsal tabanların dahi birbirinin talepleri ve hassas noktaları konusunda cahil olması, çözümsüzlüğü her geçen gün derinleştiriyor.

Mustafa’nın bu sözlerini Niyazi şahsi olarak algılamadı. Eleştirileri şahsi olarak algılamayacak kadar birbirlerini tanıyan ve güvenen insanlar oldukları için doğrudan konuyu merkeze ele alarak arkadaşlarının sözlerini dinliyor. Senelerdir de bu şekilde iletişim kurmaya dikkat ediyor. Niyazi, “şuan için yalnızca beraber kalarak yalnız yakalanmamaya dikkat etmek dışında yapabileceğimiz hiçbir şey yok, en azından benim aklımda başka alternatif yok” dedi. Kenan ise “sonuçta elimize silah alıp eşkiyalık yapacak değiliz, 19. yüzyılın sonunda yaşamıyoruz” dedi.

Ölüm dışında her şey değişiyor

Yıllar içerisinde aile yapısı değişti, iş dünyası değişti, askeri yapı değişti. Ancak ölüm baki kaldı. Hayatta her şey gelir ve yerini yenisine bırakır iken ölüm ilk canlının var olmasından bu yana tazeliğini koruyor. Enver çağa ayak uydurmaya dikkat ettiği için sık sık tarihi grup ve cemiyetleri çağa uygun hale getirmek gerektiğini vurguluyor. Hatta Türkiye’nin en eski siyasi partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin de ilk günün aynısı olamayacağını ve devrimcilik ilkesi gereği değişime açık olması gerektiğini savunuyor. Bir dönem CHP’ye yakınlık besleyen Enver, zaman içerisinde mevcut siyasi partilere karşı önyargılı yaklaşmaya başladı. 21. yüzyılın ilk yarısında dünyadaki değişimlerin Türkiye’deki siyasi partilerin gündeminde olmamasının Türkiye’nin yeni Sanayi Devrimi’ni de ıskalamasına neden olacağını düşünüyor.

Birlikte dolaşmak ve yaşamak dışında hiçbir çözüm üretemeyen sekiz arkadaş, başka hiçbir çözüm üretemedi. Selim’e göre başka herhangi bir çözüm de yok ve yapılması gereken her şeyi yapıyorlar. Büyük bir hata yapmak yerine cılız da olsa doğrunun peşinden gitmeyi doğru buluyor. Belki de Selim ve Enver’in her tehlikeli hadiseden zarar görmeden çıkabilmelerinin nedeni de budur. Soğukkanlı ve çevik olmaları, iki dostu her tehlikeden sıyrık almadan kurtulmalarının en önemli unsurudur. Niyazi’ye göre eğer bir satranç tahtasında var olsalardı, Selim ve Enver kesinlikle at olarak başarılı olabilirdi.

Tehlike geçiyor mu?

Çorlulu Ali Paşa Medresesi’nde kırmızı elma içen sekiz genç, önümüzdeki günlerde tehlikenin geçebileceğini konuşmaya başladı. Ancak Niyazi’ye göre her şey yeni başlıyordu, hoyratça sanat galerisi basan insanların intikam almaktan da geri durmayacaklarını söyledi. Cemal ve Kenan ise tehlikenin uzun sürmeyeceği kanısındaydılar. Eğer bir durum olur ise korkacakları hiçbir şey olmayacak kadar özgür olduklarını söylediler. Niyazi ise itiraz etti. Topluma ve ailelerimize karşı sorumluluklarımız var. Yaşam mücadelesi içerisinde ayakta kalmak ve sorumlulukları olabildiğince uzun süre yerine getirmek gerektiğini söyledi.

Nargilesi yanan Mustafa ise ağzını ekşiterek “peki şimdi tehlike geçiyor mu? Yoksa geçmiyor mu? Karar verin” diyerek güldü. Niyazi ise “senin evin bizim evimiz oldu” Mustafa diyerek tebessüm etti. Niyazi, “cehalet, kötülükten daha tehlikelidir” dedi. Kötü ve akıllı bir insan veya grupla mücadele ederken ne ile karşılaşılabileceği tahmin edilebilir ve ihtimaller ortaya konabilir. Lakin cehalet ile mücadele ederken şuur unsuru devre dışı kaldığı için herhangi bir öngörüde bulunmak kolay değildir. İstanbul’da milyonlarca insanın tinercilerden korkmasının sebebi de budur. Akıl çerçevesinde hareket etmedikleri için beklenilen ile gerçekleşen uyuşmuyor.

5. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken öyküler:

Recep ile Nadan

Zamana yolculuk

Kirli Melek

Kurtuluş

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile

Toprak ana

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi

Benim Öyküm

Haziran

Rahip

Gün Karanlık