İttihat Ateşi

İttihat Ateşi 3. bölüm

Mehmet Başkan‘ın yazdığı İttihat Ateşi öyküsü, toplum içerisinde yaşanan sorunlara çözüm üretmeye karar veren bir grup eğitimli gencin başlarına gelen talihsiz hadise sonrasında örgütlenerek ellerini taşın altına koyarak cemiyetleşme çabalarını ve memleket sorunlarına çözüm arzusunu konu alıyor. İttihat Ateşi öyküsünün öncelikle ilk 2 bölümünü okumanız öyküyü kavramanız açısından önemlidir.

1. bölüm

2. bölüm

İttihat Ateşi

Enver’in İttihat Ateşi Fenerbahçe’yi de sardı sözü ile yumuşayan ortam, futbol sohbeti ile devam etti. 3 Temmuz Şike Kumpası ile Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım’ın yaşadıkları ayrıntısına dek konuşuldu. Öğrencilik yıllarında 8 arkadaş hep beraber maçlara gitmezdi, çünkü Kemal, Cemal ve Kemal Fenerbahçe taraftarı değildi. Ancak 3 Temmuz 2011 sabahından itibaren üçü de Fenerbahçe’ye karşı sempati beslemeye başladı. Vatan hainleri tarafından spor camiasında ilk hedefin Fenerbahçe olması, üçünün de Fenerbahçe’ye karşı sevgi beslemesine yetti. Fenerbahçe taraftarı ve Trabzon ahalisi arasında yaratılacak bir kutuplaşmasının sert ortamını çatışma seviyesine ulaştırmak isteyenlerin ekmeğine yağ sürmemek için kumpas sürecinde Trabzon ahalisine karşı kutuplaştırıcı söylemlerden kaçınmaya özen gösterdiler. Hakları yenildiği hissine kapılmasını sağladıkları Trabzon halkı üzerinden kutuplaşmayı daha ciddi boyutlara taşımak isteyenlere malzeme verilmemesi gerekiyordu.

Futbol muhabbetinin uzamasını istemeyen Mustafa araya girerek Murat Bardakçı’nın Enver kitabını sohbetin merkezine oturttu. Uzayan futbol sohbetinin hiç kimseye bir şey katmayacağını düşünüyordu. Koyu Fenerbahçe taraftarı olmasına rağmen uzayan futbol muhabbetlerini zaman kaybı olarak görüyordu. Vatandaşın Fenerbahçe ile Galatasaray arasında oynanan müsabaka sonrasında penaltı pozisyonunu tartışmaya verdiğinde, hangi gündemin üzerinin örtülmek istendiğini aramakla meşgul olayı tercih ediyordu.

Türkiye’de özellikle 1980 sonrasında futbolun hayatının merkezine oturtulmak istenmesi, Mustafa açısından tehlikeli algılanıyordu. Sporda şiddet ve fanatizmin tırmanması, yurttaşların politika yerine futbola kanalize olmasına zemin sağlıyordu. Bu amacın peşinden koşanlara fırsat verilmemesi gerekiyordu. Fırsat buldukça her maça gitmesine rağmen fanatizm ile gözlerini kör etmemeye dikkat ediyordu.

Devir terakki devri

Niyazi, “çıkar grupları arasındaki mücadelenin ilerlemeye zemin oluşturması, düşünsel bir rekabet ortamı yaparak gelişimi sağlaması amaçlanmalı” dedi. Devir terakki devridir arkadaşlar diye sözüne devam eden Niyazi, değişen dünya düzenini vurguladı. Orhan ise sekiz arkadaşın birlikte oturup tarih, felsefe ve siyaset  bilimi çalıştıklarını ama yeni dünyanın teknolojisi olan yazılım konusunda cahil olduklarını söyledi. Sanayi Devrimi trenini kaçıran Türk toplumu, bedelini esaret altına düşerek ödedi, bir kez daha teknolojik hadiselere kayıtsız kalmak, henüz 100 yaşını doldurmayan devletlerinin de yakın zamanda yıkılması ile sonuçlanabilirdi. Aydın kişi, tarihi bir magazin olarak değil, geçmişteki hatalardan ders çıkarmak için kullanmalıydı.

Pokemon Go uygulamasının kısa sürede Koç Holding’in Tüpraş’ından dahi daha değerli hale gelmesi, Türk aydınları tarafından dikkatle incelenmeliydi. Enver, ekonomik açıdan ayakları yere basmayan devletlerin esaret altında ancak varlığını devam ettirebileceğini söyledi. Üretim kapasitesi ve yaratıcılığını kaybeden bir topluma dönüşmek, her açıdan büyük bir yıkım yaratırdı. Dış borç batağı ile kıskaca alınan devletin yeni Vahdettin’ler yaratarak toplumun elini ve ayağını bağlayacağı, Niyazi tarafından dile getirildi.

Para alan emir alır

Sekiz genç evde sohbet ederken bir anda kahkahalar atıldı. Niyazi, İstanbul’da bir konferansta tanıştığı Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın’ın “evladım para alan emir alır” diyerek dış politikada bağımsızlığın ekonomik bağımsızlığa vurgusu anlattı. Caşın’ın kendisine has üslubu, Niyazi’nin ona hayran olmasında etkili olmuştu. Öğrencilere altın muamelesi yapan bir akademisyen görmek, Niyazi’nin üniversiteler açısından umutlarını devam ettirmesini sağlamıştı. Kemal, Japonya’nın ekonomik dev, diplomatik cüce olmasının nedenini sordu. Niyazi ise İkinci Dünya Savaşı sonrasında Japonya’nın yeniden ayağa kalkabilmesi için aldığı ekonomik ve teknolojik destekleri anlattı. Geçmişte yapılan büyük hatalardan dolayı, Japonya’nın askeri açıdan bir ateş çemberi içerisine sıkıştığını vurguladı.

Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın ile Yeditepe Üniversitesi’nde bir konferansta tanışmıştı. Aynı üniversitede birçok kıymetli akademisyen ile tanışma ve irtibatını devam ettirme fırsatı yakalamıştı. Özellikle Prof. Dr. Feroz Ahmad ve Doç. Dr. Seda Ünsar ile tanışmaktan mutluluk  duymuştu. Jön Türkler ve sonrasında İttihat ve Terakki Cemiyeti hakkında birçok kaynak ve bilgiye onlar sayesinde ulaşmıştı. Bu nedenle, Niyazi için Yeditepe Üniversitesi’nin önemli bir yeri vardı. Tarih sohbeti sonrasında artık günümüze dönme vakti gelmişti. Yakın bir zamanda bir saldırı ile karşılaşma ihtimaline karşı ne gibi önlemler alabileceklerini düşündüler. Sekiz arkadaşın hiçbirisi geçmişte eline silah almamıştı, hatta silah almayı da tehlikeli buluyorlardı. Bundan sonra da ellerine silah almadan yaşamlarını sürmeyi hedefliyorlar. Meşru şiddet kullanma hakkına sahip olan devlet mekanizması dışında silahlanmanın devletin meşruluğuna zararlı olduğunu düşünüyorlar. İşte bu noktada İttihat ve Terakki Cemiyeti ile yolları ayrılıyordu. Jakoben bir anlayışın 21. yüzyılda varlık gösteremeyeceğine inanıyorlar. Orta Doğu, Güney Amerika ve Afrika ülkelerinin çatışma ortamından ders çıkarılması gerekiyor.

Beklenmedik teklif

Selim hiç beklenmedik bir teklifle geldi. Bir hafta boyunca gerekirse yıllık izin kullanarak veya rapor alarak işe gitmemeyi teklif etti. Can ve mal güvenliklerinin sağlanıp sağlanmayacağını anlamak için bir hafta beklemenin faydalı olacağını söyledi. Enver ise alaycı bir dille İttihat Ateşi dedik ama bu ateş değil, bir çakmak ateşi mi diye soru yöneltti. Aslında yanıtı olmayan bir soruydu. Tepki içeren bir sözdü. Selim sakinliğini koruyarak ne olacağını görmek için bir süre tedbir alıp izlemek gerektiğini söyledi. Lidersiz hareket eden sekiz arkadaş, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin toplantılarında olduğu gibi karar verilmesi gereken her anda gizli oylama ile günlük bir lider belirlenmesini kararlaştırdı. Ancak bir farklılık olacaktı, yedi kişinin oyu birer oy sayılacak ama belirledikleri Başkan’ın oyu çift sayılacaktı. Bu sayede %50 artı 1 oy ile karar alabileceklerdi.

Gizli oylama ile bir Başkan belirlemeye karar verdiler ve hemen uygulamaya koyuldu. Mustafa, aday olarak Niyazi’nin ismini zikretti. Elbette Niyazi’nin aday olarak belirmesi sonrasında başka bir aday çıkmadı. İlk kararlarında tek aday çıktı. Niyazi önderliğinde bir hafta işe gitmeme teklifi oylandı. 7’ye karşı 2 oy ile bir hafta işe gitmeme kararı alındı. Enver ise gülerek ben kesin “evet” oyu verenlerdenim dedi. Enver’in muzip tavrı da olmasa, karar sonrasında gündem değiştirmeleri hiç de kolay olmazdı. Enver’in toparlayıcı tutumu, uzun yıllar sekiz arkadaşın da kopmadan arkadaşlıklarını devam ettirmesinde etkili oldu. Enver ve Selim, uzun yıllardır her ortama girebilmeleri ve kolaylıkla zorluklardan sıyrılabilmelerini sağladı. Etnik siyaset yürütenlerin üniversitedeki ablukalarında dahi bir şekilde Selim ve Enver ablukadan kurtulmayı başarmışlardı. Nasıl başardıklarını soran altı arkadaşlarına ise Enver satrançtaki at gibi iki ileri bir  yana harekete ettiklerini söyleyerek güler geçerdi.

Güne veda vakti

Saatin geç olmasından dolayı artık yatakların kurulma zamanı gelmişti. Sekiz arkadaş arı gibi çalışarak iki dakikada yatakları hazırladılar. Mustafa yatakları kurarken saatin de geç olduğunu vurgulamak için Fikret Kızılok’un Gecenin Tam Üçünde şarkısını mırıldandı. Kızılok’un dinginlik veren sesi kadar olmasa da Mustafa’nın sert ve kaba sesi de içi yumuşatıyordu. Nihayetinde Fikret Kızılok’un can verdiği bir eseri söylüyordu. Yataklara girilmiş sohbetler edilirken Cemal’in gözünden akan bir damla yaş ile anlattığı anısı, odada sessizliğe neden oldu.

Senelerce gecenin tam üçünde sözlerini anlamaya çalıştığını ve aşk şarkısı olarak algılamadığını söyledi. Cemal, “ancak bir gün gecenin tam üçünde babamın kollarımda vefat etmesi sonrasında Fikret Kızılok’un anlatmak istediğini çok iyi anlıyorum” dedi. Rahmetli Reşit amcaya dualar edildikten sonra odada sessizlik yerini hüzünlü bir uykuya bıraktı.

DEVAM EDECEK

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken öyküler:

Benim Hikayem Biterken Başladı

Recep ile Nadan

Zamana yolculuk

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi

Kurtuluş

Kirli Melek

Gün Karanlık

Haziran