İttihat Ateşi

İttihat Ateşi 15. bölüm

Mehmet Başkan‘ın yazdığı İttihat Ateşi öykü dizisinin 15. bölümüdür. İttihat Ateşi öyküsü, sekiz vatanperver gencin yurtlarını daha yaşanabilir bir hale getirmek için gösterdikleri çabaları ve projelerini konu alıyor. Sekiz gencin yaşadığı zorlukları konu alan öykünün önceki bölümlerini okumanızı tavsiye ederiz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

5. bölüm

6. bölüm

7. bölüm

8. bölüm

9. bölüm

10. bölüm

11. bölüm

12. bölüm

13. bölüm

14. bölüm

İttihat Ateşi

Düzen ve Adalet Cemiyeti’nin lokal açma fikri uygulamaya koyulacak. Nihayetinde sekiz arkadaşın da Kadıköy’de yeteri kadar çevresi var ve eşraftaki eğitimli insanları toplayabilmek için tematik böyle bir çalışma yürütmek faydalı sonuçlar doğurabilirdi. Sekiz genç de bu maksat ile lokal fikrine sıcak baktı. Yeni günün başlaması ile birlikte, Kadıköy’de Barış Manço Kültür Merkezi’nin önünden başlayarak tüm civara kiralık yer aramak için bakınmaya başladılar. Kadıköy kalabalık bir muhit olduğu için sekiz erkeğin bakınarak yürümesi çok da garip gelmedi insanlara. Kadıköy’de insanların bakınması hiç kimsenin dikkatini çekmiyor ama yoldan geçen kadınlara taciz eden bakışlar ile yaklaşmak insanların dikkatini çekiyor. Sekiz gencin de bu bezlerde işi olmadığı için böyle bir durum yaşanmadı elbette. İttihat Ateşi ilk olarak Kadıköy’de yanacak ve tüm yurda yayılacaktı. Sekiz genç de bu inanç ile çaba göstermekte hiçbir şüphe duymuyorlardı.

Lokal için dükkan arayışları bekledikleri gibi ilk gün sonuçlanmadı. Enver arkadaşlarını çay içmeye gidelim diye ikna etmeye çalıştı. Ancak bir çoğu paramız cebimizde kalsın gider evde çay demleriz diyerek pek yanaşmadılar. Nakit paraya ihtiyaç duyacakları bu süreçte her kuruş büyük önem taşıyordu. Bu nedenle, sekiz arkadaş doğrudan eve gitti. Öncelikle yemeklerini hazırladılar ve yediler. Yemek esnasında ve sonrasında çay içme faslında sohbet koyu idi. Türk Lirası’nın değer kaybetmesi üzerine başlayan konu, Türkiye’nin sanayi ve tarımda kendisine yetemeyen bir ülke olmasına kadar uzandı. Günün sonunda ise herkes yatağına geçti ve yeni güne heyecan ile hazırlanmaya başladılar. Nihayetinde sonunda ölüm yok ise her karanlık gecenin en koyu anında güneş doğar ve yeni gün başlar.

Görev ayrımı

Sabah kahvaltı için hazırlıklar yapılırken Niyazi bazı konularda arkadaşlarının fikrini almak istedi. Sekiz arkadaşın tamamının zaman yatırımını lokal için dükkan aramaya yapmasının zaman kaybı olacağını belirtti. Düzen ve Adalet Cemiyeti ile ilgili diğer çalışmalar için de belli bir kesim çalışma yapmalıydı. Bu konu hakkında Kemal’in bir fikri vardı. “Cemal, Orhan ve Kenan benimle birlikte lokal ile ilgili çalışmaları yürütsün, Niyazi, Mustafa, Selim ve Enver ise cemiyetin diğer meseleleri ile bir süre haşır neşir olsun. Bu sayede cemiyetin tüm meseleleri aynı süreç içerisinde işlemeye devam eder. Elbette lokal için dükkan arama aşaması için geçerli bu kadrolaşma, diğer zamanlarda dönemsel görev ayrımları yaparız.”

Üniversitelerin bağımsızlığı

Kemal’in bu görev paylaşımı fikri, cemiyet üyeleri arasında olumlu karşılandı. Görev paylaşımı sonrasında günlük rutin sohbetlerine devam ettiler. Niyazi, “dün gece yatarken düşündüm. Üniversitelerin ve yargının bağımsızlığı ile ilgili bir düşüncem var. YÖK aşamalı olarak pasif hale getirilmeli. Üniversitelerin rektör atamalarını Cumhurbaşkanı değil, üniversitelerde gerçekleştirilen seçimler neticesinde Rektör ve Dekan atamalarının gerçekleşmesi fikrini savunuyorum. Üniversiteler, evrensel bilim merkezleri olduğu için hiçbir siyasi baskı yaşamadan çalışmalar yürütebilmeli. Her değişen hükümette üniversite Rektörlerinin bıyıklarının değişmesi veya işleyiş tarzının değişmesi, Türkiye’nin gelişimini olumlu yönde etkilemiyor. Elbette Rektör ve Dekan olan bilimadamları kanunları dahilinde hareket etmek zorundalar. Herhangi bir usulsüzlük ve hukuksuz durumda yargı makamının Rektör ve Dekan olan şahısları görevden alma yetkisi olmalı. Yargıya intikal eden hukuksuzluklar ötesinde politik nedenler ile üniversitelerin yönetimine müdahale edilmemelidir.” dedi.

İttihat Ateşi

İttihat Ateşi

Niyazi’nin üniversitelerin bağımsızlığı ile ilgili sözleri sonrasında Enver söze girdi. “Üniversiteleri bağımsız kılabilmek için öncelikle yargının bağımsızlığı güvence altına alınmalıdır. Adalet Bakanlığı ve Cumhurbaşkanı’nın gözlerinin içine bakan bir yargı sistemi kesinlikle seçimle gelen Rektör ve Dekanlara karşı bağımsız ve adil bir yaklaşım ortaya koyamaz. Yargı bağımsızlığı, üniversitelerin bağımsızlığından da önemli ve öncelikli bir konudur. Sebebi ise üniversitelerin bağımsızlığı için ön koşul yargının bağımsızlığıdır.” dedi. Niyazi ise sözlerinin eksik kaldığını belirterek cümlesinin başında yargı ve üniversitelerin bağımsızlığı vurgusu yaptığını ama sıralama konusunda Enver’e hak verdiğini söyledi.

Yargı bağımsızlığı

Yargı bağımsızlığı konusunda öğle saatlerine dek süren yoğun tartışmalar yaşandı. Ancak yargının siyasiler tarafından değil, hukukçular tarafından ele alınması ve ideal bir sisteme oturtulması için projeler üretilmesi gerektiğinde hemfikir olundu. Sonuçta sekiz arkadaş da siyasi pencereden yargının ele alınmasını yargı sorunlarını aynı şekilde devam ettirmekten başka sonuç vermeyeceği konusunda hemfikir oldu. Yargı konusunda tartışmalar devam ederken birden Mustafa söze girerek asker arkadaşlarının bugün geleceğini hatırladı. İbrahim, Talat ve Muhammed bugün Ankara’dan gelecek ve cemiyete katılım konusunda yüz yüze evde bir görüşme yapacaklardı. Yan masa tedirginliği olmadan ev ortamında yapılacak görüşmelerin herkes açısından daha rahat ve elverişli olduğu düşüncesini savundular. Bundan sonra cemiyete davet edeceğimiz isimleri eğer İstanbul’a gelme imkanları var ise evde ağırlama fikrini bir gelenek haline getirme kararı aldılar.

Talat havadis ile geldi

Yargı konusu yarıda kaldı ve eve gelecek olan üç asker arkadaş ile yapacakları görüşme hakkında konuşmalar başladı. Hukukçu insanlara danışabilecekleri bir gün ayrıntılı bir şekilde yargı meselesini ele almaya karar verdiler. Kısa bir süre sonra kapı çaldı. Eve ilk gelen Talat oldu. Talat içeri girer girmez Mustafa’ya sımsıkı sarıldı.

– Eskisinden de sağlıklı görünüyorsun. Yaramış sana yiğidim.

– Bizi öldürmeyen acı güçlendirdi. İşte bu nedenle seni çağırdık Talat!

Tebessümle yaşanan bu diyalog sonrasında Talat’ı salona davet ettiler. Talat oturur oturmaz hemen önüne çay geldi. Talat çayından yudum alırken Muhammed ile konuştuğunu ve Muhammed’in yalnız gelmeyeceğini söyledi. Muhammed’in yalnız gelmeyeceğini duyan sekiz arkadaş da şaşkınlık yaşadı. Mustafa şaşkınlığını belirten kısa bir soru yöneltti.

– Nasıl yani?

– Kötü bir şey yok ya hu! Siz siyasalcılar da her şeye şüphe ve korku ile yaklaşıyorsunuz. Benim de tanıdığım bir asker arkadaş ile birlikte gelecek. Hava Kuvvetleri’nin özel eğitimli ekipleri vardır. Muharebe Arama Kurtarma ekibinde yer alan Turan da gelecek. Kendisi demokrasiye inanan vatanperver bir askerdir. Muharebe Arama Kurtarma (MAK) ekipleri, düşman bölgesine sızıp hedef işaretler ve düşen bir dost unsur var ise onları kurtarır. Kısacası, ordunun gizli kahramanlarıdır onlar. İşte Turan da bu ekipte kıdemli başçavuş olarak yer alıyor.

Turan kimdir

– Bize biraz Turan’ı anlatır mısın?

– Turan, 45 yaşında gözümüzün nuru, hayatını orduya adamış muazzam bir askerdir. Hava Astsubay Meslek Yüksek Okulu mezunu kendisi. Sonrasında ise açıktan Kamu Yönetimi okudu. Hiç evlenmedi, erken yaşta babasının vefatı sonrasında kazancını kardeşlerini okutmaya ve annesinin geçimine harcadı. Annesi geçen sene vefat etti, kardeşi ise öğretmendi. Geçen sene ise bir banka üzerinden kredi çekip ev aldığı için açığa alındı. Kısacası, ordudaki görevi gibi yaşamında da hiçbir zaman rahat yüzü görmedi. Hiçbir zorluk ve hüsran kendisini görev aşkından koparmadı.

– Turan’ın da acı bir yaşamı varmış. Gerçekten de her yaşam bir dünya, herkesin bir dünyası var ve ne yazık ki başkalarına kendi dünyasını dar ediyoruz. Peki annesinin vefatı ile kız kardeşinin açığa alınmasının bir alakası var mı?

– Ne yazık ki sana bu konuda bir bağlantı yok diyemem. Nebahat teyzeyi ben de tanırım. Elini öpmüşlüğüm, bir acı kahvesini içmişliğim vardır. Kızının açığa alındığını öğrendiğinde kalp krizi geçirdi ve hastaneye götürmeye fırsat olmadan oracıkta can verdi. Melis’in hiçbir terör örgütü ile bir bağı yoktu. Annesi ile oturdukları evi alırken kredi şartlarından dolayı o malum bankayı tercih etmişti. Lakin bunu açıklama fırsatı dahi olmadan hayallerini gerçekleştirdiği öğretmenlik mesleğinden uzaklaştırıldı.

– Mekanı cennet olsun. Elbet bir gün ak ile kara…

Kapının çalması ile birlikte Mustafa’nın sözleri yarıda kaldı. Kapının arkasında Muhammed’in ince ve etkileyici sesi duyuldu. Mustafa bu güzel sesi nerede duysa tanırdı, senelerce onun sesinden nice Türk Sanat Müziği eserini dinleyerek ruhunu beslemişti. Mustafa heyecan ile kapıyı açtı ve doğrudan Muhammed’e sarılarak seni özledim dostum dedi.

İnsan insana kavuşurmuş

Muhammed, “dağ dağa kavuşmazmış ama insan insana kavuşurmuş biricik Mustafa’m” dedi. “O kalleşin saldırısı sonrası hepimizi çok korkuttun. Terörle mücadelenin yoğun olarak yaşandığı bugünlerde nice yiğidin kara haberini aldım. Bir de seni kaybedecek olmaktan çok korktum.” dedikten sonra Niyazi’nin salona daveti sonrasında salona doğru yürümeye başladı. Tam da salona girerken hatırladı: “aa pardon, Turan başçavuşum heyecandan size tanıtmayı unuttum. Kendisi şerefli ordumuzun şerefli bir kıdemli başçavuşudur.” Mustafa gülümseyerek karşılık verdi.

– Turan ağabeyden evvel, şanı geldi bizlere Muhammed’im. Kendisi ile tanışmak için can atıyoruz biz de.

Turan duyduğu sözler sonrasında gülümsedi ve yüzünün kırışıklıkları ve acılar daha da belirginleşti. Turan’ın hikayesini duyduğu için Selim’in içine hüzün çöktü kırışıklıkları görünce. Henüz 45 yaşında olmasına rağmen saçları kırlaşmış ve yüzündeki kırışıklıklar belirginleşmişti. İyilerin üzüldüğü dünyada nasibini almış güzel bir insana bakar gibi baktılar Turan’ın yüzüne. Sessizce gülümsedikten sonra Turan birkaç sözü varmış gibi teşebbüste bulundu.

– Sizler gibi vatanperver gençler tarafından böyle güzel karşılanmak ve anılmak, benim gibi bir asker için büyük bir motivasyon kaynağıdır. Sivilde pek tanıdığım yoktur, tanıma fırsatım da olmadı. Beni bir silah arkadaşlarım bilir, bir de dağlar ve kuşlar. Sizler hakkında ben de pek güzel sözler duydum. Sağ olsun, Muhammed üsteğmenim de bana güvendi ve bana sizlerden bahsetti. Sırf sizler ile tanışmak ve konuşmak için atlayıp geldim. Görevim dışında İstanbul’a koca ömrümde 2 defa geldim. İkincisi de siz oldunuz.

Sivil – asker teması

Düzen ve Adalet Cemiyeti’nin sekiz kurucu üyesi de Turan’ın sohbetini ve ağırbaşlı tavrını çok beğendi. Turan’ın özellikle tevazu göstermediği, tevazunun karakterinde olduğu konusunda hemfikir oldukları bakışlarından anlaşılıyordu. Özellikle Selim sorular yöneltmek için uygun zamanı bekliyor gibi tetikteydi. Turan’ın politik dünyasından ziyade deneyimlerini dinlemek için sabırsızlık duyuyordu. Halbuki Turan’ın gelme nedeni askeri deneyimlerini dinlemek değildi. Ancak kendisini onun vazifelerini dinlemekten geri tutamadı. En sonunda dayanamayarak Turan’a ilk soruyu yöneltti.

– Eğer hadsizlik yapıyor isem kusura bakma Turan ağabey. Düşmanın bulunduğu konuma giderek lazerle işaretleme yapmak büyük bir cesaret ister. Düşmanın içine kadar sızdığın için her türlü tehlikeyi barındıran bir görev yapıyorsun. Sonunda ölüm veya işkence olabilir. Hiç mi korkmuyorsun ağabey?

Turan tebessüm ederek, “bu hayata bir kere geleceğim. Şerefli bir şekilde can vermek de, yatağımda ölmek de nasip işidir. Dilerim ki vazifem uğruna bu hayata veda ederim. Elbet bir gün hepimiz öleceğiz ve ben bu ölümün milletim uğruna olmasını tercih ederim. Hiçbir göreve giderken zerre kadar korkmadım.” dedi.

Turan’a yeni bir soru yöneltecek iken Kenan araya girdi. “Turan ağabeyi her gördüğü sivilden duyduğu sorular ile yormamak gerekli. Turan ağabeyimiz İstanbul’a kadar bunun için gelmedi. İttihat Ateşi hakkında konuşalım Turan ağabey ile. Kendisinin zahmetlerinin boşa gitmesini istemem.” dedi. Kenan’ın araya girmesi sonrasında sivillerin askerlerin yaşamında merak ettiği noktalar geride bırakıldı. Niyazi ile Mustafa kısa bir süre göz göze geldi. Bu esnada Mustafa’ya gözleri ile istersen söze başla manasında hareket yaptı. Sonrasında ise Mustafa söze girdi.

– Tekrardan hoş geldiniz. Muhammed’in de geldiği o bıçaklı saldırı sonrasında Düzen ve Adalet Cemiyeti’nin temellerini atmaya karar verdik. Cemiyetimizin ilke ve kurallarını belirledik. Dosya halinde sizlere sunacağım. Öncelikle okumanız ve yorumlamanızı istiyoruz. Memleketimiz için arzu ettiğimiz hedeflere ulaşırken sizleri de aramızda görmekten kıvanç duyacağız. Muhammed’e imanım gibi güveniyorum, kendisinin bizleri yanıltmayacağı konusunda hiçbir şüphem yok. Elbette Muhammed’in güvendiği ve saydığı Turan ağabey için de dolayısı ile aynı durum geçerli.

Muhammed ve Turan dosyayı alıp okumaya başladı ve tam o esnada kapı çaldı. Kemal ise “aha İbrahim de geldi” diyerek Mustafa’ya baktı. Mustafa kapıya yöneldi ve İbrahim’i karşıladı. Mustafa’ya tıpkı diğer dostları gibi İbrahim de sımsıkı sarılarak geçmiş olsun dileklerini tekrardan iletti. Mustafa ve İbrahim sohbet ederek salona doğru gelirken, diğer arkadaşlar salonda oturan Muhammed ve Turan’ın yanından ayrılmadı. Salondaki misafiri yalnız bırakarak kapıya gitmek yakışık kaçmazdı.

İbrahim yorgundu

Uçak rötar yaptığı için uykusuz kalan İbrahim, bitkin görünüyordu. Görev sonrasında uykusuz kaldığı için üzerine rötar aksiliğinin de eklenmesiyle İbrahim uyumaya fırsat bulamadı. Erkenden İstanbul’a inmeyi ve biraz uyuduktan sonra Mustafa’nın yanına geçmeyi planlıyordu. Ancak uçaktan iner inmez Mustafa’nın yanına gelmek zorunda kaldı. İbrahim yaşadığı aksilikleri anlattı ve bitkin görünmesinin nedenini açıklayarak sözlerini noktaladı.

İbrahim’in yorgunluğunu dile getirmesinin ardından Orhan, “istersen içeride biraz dinlenebilirsin. Nihayetinde hep buradayız, kalktığında gelirsin.” diye kibar bir teklifte bulundu. İbrahim ise Orhan’a nezaketinden dolayı teşekkür ettikten sonra gerekir ise konuştuktan sonra geçer uzanırım diye yanıt verdi. İbrahim sözlerini noktaladıktan sonra Mustafa hiç oyalanmadan konuya girme kararı aldı.

– Sen de yorgunsun, seni çok fazla yormadan doğrudan konuya gireceğim. Benim bıçaklandığım günü hatırlıyorsundur, işte o gün aldığım yara hepimizin dirilişi oldu. Aldığım bir bıçak yarası, bir ulusun karanlıktan aydınlığa çıkabilmesi için bir umuda dönüştü. Düzen ve Adalet Cemiyeti’nin temellerini attık. İşte İttihat Ateşi böyle başladı. Cemiyetin ilke ve kuralları geçtiğimiz gün belirlendi ve önümdeki dosyada bu ilke ve kurallar yazıyor. Öncelikle ilke ve kuralları incele, sonrasında ayrıntılar hakkında konuşabiliriz.

28 Şubat sürecinin etkisi

İbrahim, Muhammed, Talat ve Turan dosyaları inceledikten sonra birbirlerine bakmaya başladılar. İbrahim, 28 Şubat sürecinde askerlerin herhangi bir dernek, vakıf veya sendikaya üye olması yasaklandığını söyledi. Ardından ise “ancak TSK’nın izni ile onay verilen yerlere üye olunabildiğini açıkladı. Turan kıdemli başçavuşum o dönemlerde orduda olduğu için o günleri bizzat yaşamıştır.” diyerek sözlerini noktaladı.

Turan, “28 Şubat süreci sivil yaşamı ve siyaseti yasaklar ile kısıtladığı gibi askeri de kısıtladı ve sosyal yaşamdan kopardı.” dedi. Sivil yaşama ve siyasete askerin müdahalesi yapılırken aynı zamanda askeriye içerisinde çatlak seslerin çıkmasını engellemek ve askerin sosyal yaşamda aktif olması engellendi. Salondaki 12 kişi de 28 Şubat konusunda olumsuz bir yaklaşım sergilemede hemfikir oldu. Siyasete ve topluma asker müdahalesi, hiçbir koşul altında kabul edilemez olarak görüldü. Konukların askeri darbe yatkınlığında olmaması Niyazi’nin içine biraz olsun su serpmişti. Cemiyetin sekiz kurucusu da dört askerin de cemiyete katılım gösterme konusunda nasıl bir tavır takınacağı konusunda meraklarını gizleyemediler. Sonunda ise Mustafa söze girdi.

– Peki, cemiyete katılım hakkında ne düşünüyorsunuz?

Devam edecek

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken öyküler:

Hey taksi!

Recep ile Nadan

Bir Hatıra Defteri

Zamana yolculuk

Benim Öyküm

Haziran

Kurtuluş

Suçsuzum

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile