İttihat Ateşi

İttihat Ateşi 13. bölüm

Mehmet Başkan‘ın yazdığı İttihat Ateşi öykü dizisinin 13. bölümüdür. Üniversite yıllarından beri hiç kopmayan idealleri olan sekiz gencin yaşadıklarını ve Düzen ve Adalet Cemiyeti adı ile toplanmaları sonrasında yaşadıklarını konu alan bir öykü serisidir. Öyküyü tam olarak kavrayabilmek için önceki bölümleri okumanızı tavsiye ederiz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

5. bölüm

6. bölüm

7. bölüm

8. bölüm

9. bölüm

10. bölüm

11. bölüm

12. bölüm

İttihat Ateşi

Dakikalarca süren uğultu ve sohbetin ardından Oturum Başkanı yeniden toplantının devamı için ortamı değiştirme teşebbüsünde bulundu. Cemiyetin sekiz kurucu üyesi de hemen toparlandı ve toplantı için uygun ortamı sağladı. Günlük hayatta yaşadıkları tüm zorluklar hatta Mustafa’nın hukuk tanımaz insanlar tarafından bıçaklanmasına rağmen çizgisinden hiç uzaklaşmayan sekiz genç, aynı idealler için eskisinden de daha kararlı bir şekilde yaşamlarına devam etti. İnsanların yaşadıkları mağduriyetler sonrasında ilkelerinden vazgeçerek mağduriyete neden olan kimselere benzemesi, toplum genelinde yaşanan ciddi bir sorun. Keza, cemiyetin sekiz kurucu üyesi de bu sorunun bilincinde hareket ediyordu. Düzen ve Adalet Cemiyeti’nin ortaya çıkmasında da ortak kaygı ve çare talepleri yer alıyordu. Oturum Başkanı Enver, hazırız anlamına gelen kısa bir sessizliğin ardından, cemiyetimiz için kural taleplerini bekliyorum diyerek yeniden söze girdi.

Enver’in sorusu sonrasında Selim söz almak istedi. Usulen bir kişi söz istediği için diğer hiçbir üyeden söz alma talebi olmadı. Enver de söz hakkını Selim’e verdi. Selim, Milli Mücadele döneminde yaşanan Kongreler süreci ve Ankara’da Meclis sürecinde Mustafa Kemal Atatürk ve diğer kurucu unsurların hukukun üstünlüğü bilincinden hiçbir zaman uzaklaşmadıklarını belirtti. Hareketin yasal bir zemin üzerine oturtulmasının yerle yeksan olan Osmanlı Devleti’nin küllerinden Türkiye Devleti’nin doğuşunu sağladığını hatırlattı. Selim, “bu nedenle, cemiyetimizin ilke ve kurallarını belirlerken ince eleyip sık dokumalı ve her aşamada kesinlikle kabul edilen ilke ve kuralların dışına çıkılmaması büyük bir önem arz ediyor.” dedi.

Selim’in sözleri sonrasında Orhan söz almak istedi. Konuşmaya başlayan Orhan, “o halde, hukukun üstünlüğü kesinlikle kural olarak benimsenmeli.” dedi. Orhan’ın kısa ve net konuşması sonrasında Selim tekrardan söz almak isteyen olup olmadığını sordu. Herhangi bir üyeden tepki gelmeyince oylama aşamasına geçildi. Gerçekleşen oylamada bir kez daha oy birliği ile karar alındı.

Düzen ve Adalet Cemiyeti hakkında kaygılar

Kuralları belirler iken ivmenin düşmesi sonrasında Kenan yeni bir pencere açtı. Kenan’a göre, Düzen ve Adalet Cemiyeti’nin ilk zamanlarda İstanbul’daki yapılanması ile ilgili kaygıların daha az olacağı ama diğer şubelerde düşünsel birlik ve denetimin sağlanmasının sorun teşkil edebileceğini dile getirdi. “Örneğin, Urfa’da teşkilatlanma içerisinde savunduğumuz görüşler kendisine taban bulamayabilir. Kendisine taban bulamaması bir sorun teşkil etmiyor ama cemiyetin zaman içerisinde ele geçirilmesi gibi bir durum söz konusu olabilir. Geçmişte Ahmet Rıza’nın ve arkadaşlarının fikir serüveni ile temelleri atılan Jön Türkler için yeni şubeler cemiyetleşme aşamasında sapmalara yol açtı. Hatta sürecin son aşamasında Mahmut Şevket Paşa ve Enver Paşa gibi şahıslar kaba tabir ile darbe gerçekleştirdi. Ne yazıkki İttihat ve Terakki Cemiyeti’nde gerçek İttihatçılar hedeflerin peşinde gidildiğini zanneder iken makam ve mevki sevdasında isimler önemli konumları ele geçirdi.” dedi.

Kenan’ın ortaya koyduğu ciddi kaygıları sonrasında diğer yedi kurucu üye arasında derin bir sessizlik yaşandı. Üye alımı ve yeni şubeler açma konusunda temkinli ve yavaş davranılmasının bir tercihten ziyade ihtiyaç olduğu fikri ortaya çıktı. Selim, “geniş kitleleri üye yapmaktan ziyade geniş kitleleri düşünce olarak etkilemeyi merkeze oturtmalıyız. Şuan 30’lu yaşlara göz kırpar vaziyette yaşıyoruz. Ancak bizlerin gayesine ulaşabilmesi için saçlarımızın beyazlaması ve gençliğimize veda etmiş olmamız gerekebilir.” dedi. Cemal ve Enver ise Selim’in sözleri biter bitmez konuşmak için hareketlendiler ama iki kişi birden söze girmek isteyince ikisi birden sustu. Nezaket ve saygıdan ileri gelen bu tutumları sonrasında Oturum Başkanı Enver, sözü kendisine değil, Cemal’e verdi.

Memleket ikbali açısından kaçınılmaz

Cemal ise “Düzen ve Adalet Cemiyeti’nin ilerleyen süreçte merkez yönetimi kurulabilir ve merkeze katılım konusunda kısıtlamalar getirilebilir. Geniş kitlelerin peşinden geldiği ama merkezinin kolay bir şekilde ele geçirilemeyeceği bir yapı oluşturabiliriz. Kısa bir süre içerisinde yol almamız memleket ikbali açısından kaçınılmaz bir gereksinimdir. Peşinen söylemek de gerekir ki bizden çok daha kapsamlı ve gelişmiş bir yapı ortaya koyan var ise gerekir ise kendimizi lağvedip onlara dahil de olabiliriz. Önce memleket gelir, cemiyet çok sonradan düşünülür.” dedi. Sözlerini noktalarken Cemal son bir söz daha söyleme gereği duydu ve “bizim için İttihat Ateşi memleketi ileriye taşımayı öne çıkartır. Önce memleket gelmelidir.” diyerek son sözünü söyledi.

Cemal’in lağvedilme ihtimalini ortaya koyması

Cemal’in cemiyetin lağvedilme ihtimalini ortaya koyması sonrasında Mustafa tepki gösterdi. Uzun süredir hiç olmadığı kadar Mustafa’nın kızardığını gözleri ile gördüler. Gençlik heyecanlarından bu yana birbirlerini tanıyan gençler, Mustafa’nın öfkelendiğinde kıpkırmızı olduğunu çok iyi biliyorlardı. Mustafa, sonra pişman olacağı sözler söylememek için susmayı tercih ettiği için kıpkırmızı oluyor ve öfkesi yüzünden dahi kolay bir şekilde anlaşılabiliyordu. Mustafa’nın öfkesini gören Enver tedbir almak istedi. “Cemal idealist bir yaklaşım ile bu sözleri sarf etti, kendisini ve yapısını hepimiz biliyoruz. Henüz yolun başında lağvedilme sözlerini sarf etmesinin nedeni de bu olmalı.” dedi.

Mustafa önündeki bardağın yarısına yakınını yavaş yavaş içti. Su içerken zaman kazanmak ve kırıcı olmayacak sözler seçebilmek için düşündüğünü odadaki herkese hissettirdi. Mustafa’nın bu tavrının yapıcı olduğu herkesin malumu idi. Mustafa, “Cemal’in sözleri sonrasında ilk aşamada bir vazgeçiş algıladım. Ancak Enver’in sözleri sonrasında düşüncelerimde bir değişim oldu. Tanıdığım Cemal’in ne manada söyleyeceğini düşündüğüm an, aklımdan geçenler için kendimden utandım. Cemal’in cemiyetin ele geçirilme ihtimalini hatırlatmasını ise oldukça gerçekçi bir yaklaşım olarak görüyorum ve hak veriyorum. Ancak henüz yolun başındayken kendimizi lağvetme ihtimalini dile getirmeyi, evlilikte bir pürüz sonrasında ayrılığı dile getirmeye benzetiyorum. Bu nedenle, o ihtimalin şuan  dile getirilmesini dahi yanlış buluyorum.” diyerek görüşlerini beyan etti.

Selim, Kenan, Kemal ve Niyazi de Mustafa’nın yaklaşımına benzer görüşler dile getirdi. Sonrasında ise Selim söze girdi. “İlişkilerde de ayrılık ihtimalinin sık sık dile getirilmesi, ilişkinin sağlıklı bir şekilde devam etmesinin önünde önemli bir engel teşkil eder. Eğer ayrılık ihtimali sık sık dile getirilir ise birliktelikler sürdürülebilir olmaktan uzaklaşır. Ayrılık korkusu ile yaşanan ilişkilerde karar mekanizmasında korku önemli bir yer tutar ve mantık dışı hareketler neticesinde ilişkinin kopma noktasına gelmesine neden olur. Cemiyetimizin bu oturumu sayemde Güzin Abla sayfasına dönüştü. Tarihte aşk doktoru olarak geçmem umarım.” dedi. Selim’in yumuşatıcı üslubu sonrasında yüzler güldü.

Kısa bir gülüşme sonrasında Enver oturumun sonlanmasını teklif etti. Zihin açısından yorgun düştük, öğle yemeğini kaçırdığımız gibi akşam yemeğini de kaçırdık. Enver, en azından gece yemek yiyerek kilolu insanlar olarak yeni güne başladıktan sonra yeni bir oturum yapılmasını önerdi. Sekiz arkadaşın da hemfikir olduğu dinlenme fikri sonrasında Niyazi mutfağa makarna yapmaya geçti. Alım gücünün düştüğü günlerde orta direğin en büyük aşkıdır makarna. Hazırlama aşaması sonrasında sekiz arkadaş afiyet ile yoğurtlu makarnalarını yediler ve yeni güne başlamadan evvel umut ve kararlılık ile uykuya daldılar.

14. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken öyküler:

Suçsuzum

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile

Recep ile Nadan

Zamana yolculuk

Hey taksi!

Haziran

Rahip

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi

Benim Öyküm

Kurtuluş