Demokrasi ve Şehitler Mitingi

Demokrasi ve Şehitler Türkiye’nin Geleceği

Türkiye 7 Ağustos 2016’da bir tarih yazdı. 15 Temmuz’da darbenin püskürtülmesinden sonra ortaya çıkan en büyük gelişme 7 Ağustos’ta Türkiye’nin birlik ve beraberliği oldu. Türkiye’nin milli iradesinin tecellisine darbe vurulmaya çalışıldı. Ancak TSK içerisindeki demokrat askerler, Emniyet içerisindeki darbe karşıtları ve halk darbeye karşı dik duruş sergiledi. Demokrasi ve Şehitler Mitingi’nde Türkiye’nin gelecek senelerinin kodları belli oldu.

Demokrasi ve Şehitler Mitingi

Türkiye’de darbenin ardından yeni bir siyasi atmosfere kavuştu. İç politikada yaşanan gerginlikler ve kutuplaşmalar son buldu. Farklı cephelerde olduğunu zanneden AK Parti, CHP ve MHP tabanı aynı tabanda buluşmayı başardı. Türkiye’nin ortak nokta olduğu her kesim tarafından idrak edilebildi. Özellikle 2011 Genel Seçimleri sonrasında tutumunu sertleştiren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yaptığı hatayı fark etti ve Türkiye’nin tüm kesimlerini kucakladı. 7 Ağustos Demokrasi ve Şehitler Mitingi ise bu tutum değişikliğinin ilanı olarak algılanabilir. Kemal Kılıçdaroğlu ilk daveti kabul etmese dahi, birlik ve beraberlik adına bir kez daha Kılıçdaroğlu’na davette bulunarak samimi bir davet olduğunun mesajını verdi ve CHP saflarını iyi niyetine inandırdı.

Recep Tayyip Erdoğan’ın samimiyetinin yanı sıra, Kemal Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli’nin samimi tutumu da Yenikapı’daki birlikteliği taçlandırdı.  Kemal Kılıçdaroğlu yaptığı konuşmada suçlayıcı ve agrasif bir tutum sergilemedi. Aksine yapıcı ve birleştirici bir konuşma yaptı. Geçmişte yapılan hatalardan bahsetti ve bundan sonrasında aynı hatalara düşülmemesi gerektiğini vurguladı. Geçmişte hatalar yapıldı fakat biz bugün beraberiz ve yarınları hep beraber inşa edeceğiz mesajı verdi.

Hakimiyet Milletindir

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Hakimiyet Milletindir “ sözü Türk Siyaseti’nin gelecekteki ilkeleri arasında yer alacak. Artık millet hakimiyetinin ne kadar önemli olduğu konusunda tüm siyasi partiler birbirinin söylemlerine güveniyor. Bugünden sonra siyasi partiler birbirlerini darbeyi desteklemekle ve vesayeti savunmakla suçlayamayacak. 15 Temmuz gecesi TBMM bombalanırken AK Parti, CHP ve MHP milletvekilleri hep beraber milli iradeyi koruyabilmek adına mecliste kalarak ölümü göze aldılar. 15 Temmuz 2016 sonrasında meclisteki siyasi partiler birbirlerine karşı daha az şüpheyle yaklaşacaklar.

CHP’de ilçe yönetimleri dahi Yenikapı’daki Demokrasi ve Şehitler Mitingi’ne katılım gösterdi. Eski Şişli Belediye Başkanı “Mustafa Sarıgül” ve Şişli İlçe Meclis üyesi “Emir Sarıgül”, Şişli’yi Yenikapı Mitingi’ne davet etti. Hep beraber Türkiye olduğumuzun mesajını verdiler topluma. CHP içerisinde Sarıgül’ün ne kadar önemli bir unsur olduğu ve Genel Merkez için bir güvence olduğu anlaşıldı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve ekibinin Yenikapı’ya gitme kararını açıklaması sonrası Sarıgül büyük bir destek verdi  ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun tabana karşı daha güçlü olabilmesini sağladı. CHP, Mustafa Sarıgül’e güvenmenin ne kadar doğru bir hamle olduğunu bir kez daha görme fırsatı buldu. Yenikapı Demokrasi ve Şehitler Mitingi, CHP içerisinde birlik ve güven konusunda bir fırsat oldu.

15 Temmuz 2016’da ve sonrasında sosyal medya konusunda herhangi bir kısıtlama yaşanmadı. Türkiye’de yayın yasağı ve interneti yavaşlatmanın Türkiye’nin çıkarına olmadığı ve halkın haberdar edilmesinin ülkenin çıkarına olduğu fark edildi. 15 Temmuz 2016 sonrasında internet yavaşlatma ve yayın yasağı gibi yöntemlere başvurmayı talep eden siyasetçilerin iyi niyetinden şüphe edilmesi gerektiğini AK Parti de, CHP de öğrenmiş oldu.

Türkiye, İç Politika’da büyük değişimler yaşanacağının sinyalleri verildiği gibi, Türk Dış Politikası’nda da köklü değişimler yaşanabileceğinin sinyalleri hem Başbakanlık, hem Cumhurbaşkanlığı tarafından hissettirildi. Türkiye’nin ABD ve AB’ye karşı güveni ve yakınlığı her geçen gün azalacak. Geçmişte de dile getirdiğim gibi Rusya ve İran ile yakınlaşmalar hız kazanacak. İncirlik Üssü konusunda AK Parti tabanının tepkili olması ve bu tepkinin desteklenmesi, Türk Dış Politikası’na değişimin ayak seslerinden birisi olarak algılanabilir. Bunun dışında, Başbakanlık Resmi Hesabı’ndan Fethullah Gülen Terör Örgütü gibi, örgütün arkasındaki güçlerinde vurgulanması Türkiye için Batı odaklı politikaların dondurulacağının sinyalleri olarak okunabilir.

Demokrasi ve Şehitler Mitingi’nde idam vurgusu ise kaygı duyulacak bir konu olarak göze çarptı. Geçmişte kumpaslar sonucu insanların neredeyse vatan haini ilan edildiği bir ülkede hukuk reformu gerektiği şüphesizdir. Örnek vermek gerekir ise, Türkiye’de idam cezası olsaydı Ergenekon ve Balyoz’da yargılananlar ve kumpasın mağdurları idam edildikleri için bugün mezarları başında anılacaktı. Gelecekte olası bir hukuksuzlukta temyizi olmayan idam cezası gibi yöntemler toplum vicdanını yaralayacaktır.

 

1993’de katledildiği güne dek Uğur Mumcu bugünlerden bahsetmişti ve bu sebep ile kalleşlerin bombalarıyla öldürüldü. Birçok gazeteci ve CHP milletvekili Fethullah Gülen Cemaati’nin devlete sızmasının tehlikeli olduğunu vurgulamıştı. Ancak geçmişte AK Parti tarafından bu tehlike göz ardı edildi. Fethullah Gülen ve haşhaşileri gibi gelecekte devlete sızması için yeni cemaatlerin, siyasi yapıların veya örgütlerin sızmaması için devlet kadrolarının adaletli bir şekilde dağıtılması gerektiğini Türkiye olarak acı bir şekilde deneyimledik. Bir daha benzer bir sıkıntı yaşamamak için geçmişimizle ve birbirimizle barışarak bu zorlu süreci geride bırakmalıyız.