hey taksi

Hey taksi 9. bölüm

Erdal Fahlioğulları‘nın klasikleşen öyküsü Hey Taksi, 9. bölümü ile yayınlanmaya devam ediyor. Hey Taksi öyküsünün ilk 8 bölümünü okumanızı tavsiye ederiz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

5. bölüm

6. bölüm

7. bölüm

8. bölüm

Hey Taksi

Hafif hafif çiseliyor yağmur. Taksinin camları boncuk boncuk olmuş. Tabi silecekleri çalıştırmıyorum kendimi bu güzel manzaradan mahrum etmemek için. Su taneciklerinin arasından kesiyorum müşterileri. Artık kimse taksiye binmez oldu. Müşteri çıkmıyor kolay kolay.

“Hey Taksi!” diye bir ses dalgası su damlalarına çarpa çarpa, benim camımı da delerek geliyor kulaklarıma. İnce çerçeve gözlüklü, saçları genç yaşında hafiften ağırmış birisi taksimin kapısını açıyor ama binmiyor. Kapıyı arkasından kapatıyor. Tam arabadan inecekken taksinin diğer yanına geçip kapıyı açarak biniyor taksiye. “Kolay gelsin kusura bakmayın taksinizi de ıslattık ama…” diye lafa giriyor. Şaşkınlıktan ne yapacağımı-diyeceğimi şaşırıyorum. “Yok, önemli değil.” diyebiliyorum sadece.

“Nereye gidiyoruz?”

“Kuru bir yere gidelim lütfen.” dedikten sonra açıyorum taksimetreyi, düşüyoruz ıslak yollara.

Yeni evlenmiş almış diyeceğim

Elindeki alyans gözüme çarpıyor hemen. Nedense daha bir parlak gibi geliyor. Yeni evlenmiş almış diyeceğim ama yaşına ve göbeğine bakacak olursak evleneli hayli olmuş. Yüzüğünü kaybetmiş yenisini de almış olabilir gerçi. Şimdi yüzüğünü de sormak olmaz sanki göz koymuş gibi. Her gün parmağından çıkartıp silecek hali yok ya…

Üstü başı pek bir şık. Ama şık olmaya çalışmamış. Güzel markalardan yapılan alışveriş. Düzenli çamaşırların yıkanması ve ütülenmesi gibi etkenler onu böyle gösteriyor. Bunu yapacak maddi imkânı, zamanı ve kültürü varsa güzel bir işte çalışıyor olmalı. (Taksiyi ıslat-tık mı dedi az önce o?) İnsanlar sadece para kazandıkları zaman bakımlı gözükmezler. Bunun kültürünü de yaşıyor olmalılar. Her şey para değil sonuçta… Dış sesim iç sesime manidar bir gülümseme atıyor.

Aynadan adama bakıyorum ama adam bana bakmıyor. Dışarıya da bakmıyor. Takside yanına bakıyor. Gülümsüyor. Şaşırma nidaları yapıyor. Ne yaptığını anlayamıyorum. Galiba o da bir iç hesaplaşma yapıyor içinde. Ya da kimseye anlatamadığı şeyleri anlatıyor aynada kendine.

“Gerçekten öyle mi düşünüyorsun?” diye bir soru soruyor. Kafamı kaldırıp aynadan ona bakıyorum ama o gene bakmıyor.

“Bir şey dediniz duymadım?”

Taksiyi ıslat-tık mı dedi o

“Yok, size demedim.” diye cevap veriyor hödük. Ulan bana demediysen kime dedin. Kendimi korku filmlerinde gibi hissediyorum. Adamın deli olma ihtimalini düşünüyorum. Maddi durumları iyi olan insanlarda bu oran daha yüksek oluyor çünkü delirmeye zamanları oluyor! Bu ihtimali bir kenara bırakırsam kendi iç hesaplaşması da olabilir tabi. Bu ihtimal daha rahat hissetmemi sağlıyor o yüzden buna inanmayı seçiyorum. (Taksiyi ıslat-tık mı dedi o?)

hey taksi

hey taksi

Yağmur kesildi. Yollar hala ıslak ama. Sokak lambalarının ışıkları yoldaki sudan yansıyarak gözlerimize geliyor. Taksinin içini-tavanını aydınlatıyor. Adama bakıyorum yansıyan ışıkta. Gene yanına bakıyor. Sanki birisini dinliyor. Evet evet birisini dinliyor bu adam. Karşısındakinin dediklerine de tepkiler veriyor. Allah’ım! Şimdi sıçtım diyorum. Sonunda piyango bana vurdu. Ya şimdi bana bir şey yaparsa? Aniden bıçağı saplasa boynuma?!

Bir süre endişe duyduktan sonra kendimi sakinleştiriyorum. Ben de normal bir insan değilim sonuçta. Arada kendi kedime konuşuyorum. İlginç hobilerim takıntılarım var. Mesela insanlar taksinin camını tam yarıya kadar açınca sinir oluyorum. Ya biraz aşağıya ya da yukarıya kaldırıyorum. Tam orta noktada kalmasına katlanamıyorum.

İkimiz de deliyiz

O yüzden bu adamla iletişim kurabilirim. Sonuçta ikimizde deliyiz…

“Yanınızda kim var?” diye bodoslama dalıyorum muhabbete. Tabi şansımı da zorlamış oluyorum. Onunla dalga geçtiğimi zannetme ihtimali benim yaşama ihtimalimle ters orantı oluşturuyor. (Matematik öğretmenim bu örneği verdiğimi duysa oturup ağlardı herhalde.)

Adam bana aynadan bakıyor. Anladı benim de deli olduğumu. Onun seviyesinde olduğumu. İndirdi şaşkın kaşlarını. Düzeltti bütün mimiklerini ve cevap verdi.

“Sevgilim oturuyor.”

“Ben neden göremiyorum onu?”

Çünkü kendisi iki yıl önce öldü.” Beynimde yankılanıyor bu kelime. Öldü, öldü, öldü, öldü… Tüylerim diken diken oluyor. Arkamda hayali birisi değil bir hayalet oturuyor!

Onunla nasıl konuşuyorsun?

Hemen toparlanıyorum adamla iletişimimi kaybetmemek için. Tüylerimi yatıştırdıktan sonra sohbetimize devam ediyoruz.

“Öldü mü? Peki, öldüyse onunla nasıl konuşuyorsun?”

“Kafan karıştı anlıyorum. Ben deli değilim. Biliyorum onun öldüğünü. Toprağın altında olduğunu biliyorum. Öldükten üç gün sonra geldi oturdu yanıma. Konuştu benimle. Kafayı yediğimi düşündüm. Psikologlara gittim. Tedavi dedikleri şeyler uyguladılar bana. Ama onu kafamın içinden atamadılar.”

Adam bunu anlatırken o kadar samimiydi ki bir an kendime küfür ettim onu görmediğim için. Suçlu hissettim adama kendisini deli hissettirdiğim için. Hatta onu görmeyen herkese bir küfür salladım ta içimden.

Bir süre sonra ben de onunla konuşmaya başladım. Bana iyi gelmeye başladı bu. Hem kendisi de biliyor ölü olduğunu. O benim kafamın içinde yaşıyormuş öyle söylüyor. Kendisi de bilmiyor ne zaman öleceğini. Yani kafamda ne zaman öleceğini bilmiyor. İkimizde çaresiziz.”

Adama anlıyorum demek istedim ama anlayamadım. Üzüldüm demek istedim ama üzülemedim. Hangi duyguyu hissetmem gerekiyorsa onu hissedemedim. Bu olayın bana normal gelmesine şaşırdım sadece. Demek bu kadar uç yaşıyormuşum ben.

Yollar kuruyunca durdum. Kuru yere gelmiş olduk çünkü. “Geldik abi.”

“Teşekkür ederiz. Bu arada o sizi çok sevmiş öyle söylüyor. İlk defa ona birisinin olduğuna çok mutlu oldu. İletmemi istedi. Tekrar teşekkür ederim dinlediğiniz için.” dedikten sonra taksiden indi. Diğer tarafa geçti kapıyı açtı. Bekledi ve kapattı kapıyı. Kolunu kaldırdı hafifçe, o da koluna girdi galiba yürümeye başladılar.

Taksiyi sürmeye devam ettim. Yağmur da devam etti…

DEVAM EDECEK…

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Hayal, evim ve eşim

Sokak kedilerinin İstanbul’u

Benim Hikayem Biterken Başladı – 2

Descartes’in yöntem üzerine konuşmalar eseri ve tarih uyarlaması

Zamana yolculuk 6. bölüm

Alice kitaplarında Darwinci hiciv 5. Bölüm

Karanlıkta aynaya bakmak

Söven adamın bir günü

Kirli Melek – 6

Güven kırıntıları