Hey taksi 6. bölüm

Hey Taksi, Erdal Fahlioğulları öyküsüdür. Eserin tamamı Herkes Dergisi’nde yayınlanacaktır. Hey taksi öykü dizisinin önceki bölümlerini okumanızı öneririz. Aksi halde, hikayede kopukluk yaşayabilirsiniz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

5. bölüm

Hey taksi

Soğuk zamanlardan biriydi. Hani şu kışın en sert zamanında asla ama asla yazın sıcaktan şikâyet etmeyeceğinize yemin ettiğiniz günlerden. Allah’tan işim arabanın içinde olmamı gerektiriyor ki motorun sıcaklığı ısıtıyor beni. Durakta sıkılmış, müşteri avına çıkmıştım. Şöyle bol gelirli, kilolu bir müşteri gelse fena olmazdı. Genelde kiloluları gözüme kestiriyorum çünkü hem maddi imkânların iyi olmasından kilolu oluyorlar hem de kilolu oldukları için yürümeyi pek tercih etmiyorlar. Az ileride içinde ne bulunmuşsa atılmış, yanan bir tankerin yanında ısınmaya çalışan bir adam gördüm. “Hey Taksi!” dedi birden bana. Şaşırdım. İçimde kısa bir ahlaki muhakemeden sonra para vermeme ihtimaline karşı aldım onu taksiye.

Keskin sirke kokusu

Adam arka koltuğa oturduğunda ortama bir keskin sirke kokusu yayıldı. Günler boyu terle-kuru döngüsü içinde kalmış birisinin kokusuydu bu. Adam ellilerine merdiven dayamış, bolca yıpranmış birisiydi. Saçları omuz seviyesine kadar dağınık bir şekilde, yer yer karlar düşmüş. Sakalları keza aynı denebilecek tonda ve karlı bir şekilde boynunun aşağısına kadar düşüyor.

“Beni aldığın için sağ ol abi.” dedi. Ben ondan ya küçüktüm ya da onunla aynı yaştaydım. Abi dedi bana demek ki abilik yaşla olmuyormuş. Onu taksiye aldım ve abi oldum. Muhtemelen almasaydım o..pu çocuğu olacaktım arkamdan ellerini havaya sallayıp bağırırken.

İnsanlığın öldüğünü biliyordum

“Ne demek insanlık ölmedi ya.” dedim ama insanlığın öldüğünü biliyordum. Refleks bir cevaptı bu. Hani dizinize vururlar da istemsiz havaya kalkar ya, bana da teşekkür edilince istemsiz bu cevabı veriyorum.

“Beni şu adrese götürür müsünüz?” derken elinde eskimiş sarı bir kâğıdı uzattı. Trafik kuralları gereğince arkama bakmadan aldım uzattığı kâğıdı. Gurur duydum kendimle bu denli dikkatli bir şoför olduğum için(!)

taksi

taksi

Adres aslında genelde zengin muhitin oturduğu bir mahalledeydi. Galiba dilenmeye gidiyor diye düşündüm. Üstünde eskimiş dizlerine kadar uzanan bir palto vardı. Vücuduyla palto arasına da onu soğuktan koruyabilecek ne varsa sıkıştırmıştır herhalde. Ellerinde kalın birer eldiven de tabloyu tamamlayan son parçalardı.

Adamın yüzü bir yerden tanıdık geliyor ama çıkartamıyordum. Sokakta gezerken bir kaldırımın köşesinde mi görmüştüm? Ramazan bayramı sokaklarda kurulan, tokun-açın, niyetli-niyetsizin gittiği iftar çadırlarının sırasında mı görmüştüm? Hatırlamakta güçlük çeken beynim bu işe bir ara verip adama yöneldi tekrar.

“Çok üşümüşe benziyorsun.” (Bana abi dedi ya, sizi-bizi kaldırdım aradan hemen.)

Canım yanıyor

“Çok üşüdüm doğru ama canım ondan yanmıyor. Canım yanıyor çünkü çocuklarım sıcak evlerinde oturuyor! Canım yanıyor çünkü benim sokakta olduğumu önemseyen kimse yok!” Sesinde öfke değil, kırgınlık vardı.

“Bu yaşıma geldim başımı sokacak sıcak bir evim yok. Çok çalıştım ama birkaç ufak hata beni bu duruma soktu. Hem devlet de bakmıyor bana. Girdiğim yerlerden kiramı ödeyemediğim için atılıyorum. Kimse ondan sonra ne yapacağımı sorgulamıyor, merak etmiyor.”

Şimdi ne cevap vermeli ki bu adama? Ben de şu an ona yardım edebilecek mesafedeyim aslında. Ama hayat o kadar zor ki, aç-açıkta kalmamak için öylesine mücadele ediyoruz ki başkasına yardım edecek zaman bulamıyoruz. En azından vardığımız zaman taksi ücretini almam diyorum ve içimdeki acıma duygusu bir nebze geçiyor.

“Şimdi sen de bana acıyorsundur. Gecenin bu vakti buz gibi havada üşüdüğüm için aldın taksine. Ama helal olsun başkası gene de yapmazdı bunu. Sahi neden aldın beni taksiye? Ücreti çıkartamayacağımı az çok anlamışsındır.”

“Seni aldım çünkü ben de aynı durumda olabilirdim. Hem almasaydım arkamdan küfür edecektin öyle daha mı iyi olacaktı?”

Aynada kısa bakışmadan sonra hafifçe güldük ikimiz de. Bir an olsun yüzündeki o yorgunluğun gittiğini, güldüğünü gördüm. Nasıl da mahzun bakıyordu gözleri dışarıya. Dışarısı karanlık ama o baktığı yerde, baktığı şeyi görmüyordu ki. Kafasında gezinen hatıraların illüzyonu dans ediyordu karanlığın içinde.

Taksimetreyi sıfırladım

Vardık verdiği adrese. Çok ihtişamlı olmasa da şık bir villaydı bu. Arabayı durdurunca ışığı açtım ve taksimetreyi sıfırladım vicdanımı rahatlatarak. Arkaya baktım ve “Verdiğin adrese geldik. Şimdi ne yapacaksın burada?” diye sordum sonrasını merak ettiğimi göstererek.

Adam gülümseyemeye başladı. Yüzündeki o mahzunluk gitti bir anda. Yerini bir zafer duygusu aldı sanki. Yüzünde bir maske takıyormuş da onu çıkartmışçasına değişti bütün yüz ifadesi. Mimiklerini tek tek kontrol ediyormuşçasına hareket ediyorlardı yüzünde.

“İnandın mı gerçekten?” Paltosunun ünündeki düğmeyi açtı. İçinde tahmin ettiğim gibi doldurma şeyler yoktu. Çok iyi bir markanın giysileri vardı.

“Tanımadın mı la beni?” dedi ki aklımda şimşekler çaktı. Ankara’nın cinayet büro komiserini tanımadığım için ağıtlar yaktım içimde. Karşımda Behzat Ç. oturuyordu resmen.

taksi

taksi

“Ama sen…” diye tutuldu kaldı dilim. Ne demeye çalışsam garip sesler çıkıyordu ağzımdan. Sonra o müthiş Türkçesiyle konuşmaya başladı.

Seni kandırdıysam özür dilerim. Ama bir oyunculuk üzerinde çalışıyordum ve bu kılığa girdim. Daha doğrusu kılık değil, direkt kişinin kendisi oldum. Buna metod oyunculuğu deniyor. Ama sen anladığım kadarıyla beni televizyonlardan tanıyorsun. Ona rağmen tanımadın şu yolcuğumuz boyunca. Buna çok sevindim. Demek ki o kişi olmuşum gerçekten.” dedi ve iyi akşamlar diledikten sonra arabadan inerek evine gitti. Giderken yürüyüşünün bile değiştiğine yemin edebilirim!

Aptal aptal bir müddet oturduktan sonra yola koyuldum. Ama şaşkınlığımı uzun süre atamadım. Erdal Beşikçioğlu benim taksime binmişti hem de başkası olarak! Bunu kime anlatsam inanmaz düşüncesiyle üzüldüm.

Bir yandan da insanların dış görünüşlerinin ne kadar yanıltıcı olabileceği geldi aklıma. Dehşete düştüm. Benim hayatım boyunca yaptığım gözlemler yanlış mıydı şimdi…?

7. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Kirli Melek

Ölüm 2. bölüm

Kadıköy’de nargile kafeler neden popüler?

Sürgün ve Türkiye

Aşk Nedir?

Recep ile Nadan – Bölüm 8

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 9