hey taksi

Hey taksi 3. bölüm

Hey Taksi öykü dizisi, Herkes Dergisi öykü dizileri arasında yer alıyor. Erdal Fahlioğulları öykü dizisidir. Hey taksi öykü dizisinin ilk 2 bölümünü de okumanızı tavsiye ederiz.

1. bölüm

2. bölüm

Akşam olacaktı birazdan. Güneş batmak üzere yerini ayırtmıştı gökyüzünde. Bulutlar geçmesine izin vermeyecekmişcesine önünde sıralanmıştı, tam da ufuk çizgisinin üstünde.

Hemen ortalığı bir telaş kapladı tabi. İnsanlar işlerinden çıkmaya başlamıştı. Hiç bitmeyen bir tempoyla evlerine, onları bekleyen şeylere gidiyorlardı. Bu kimi için sıcak bir yuva, kimi için mikrodalgada ısıtılacak bir yemekti. İnsanlar farklı yerlere gidiyorlardı ama hepsi aynı düzen içinde gidiyordu.

Theodor Reik kitabı aşk ve şehvet üzerine

Taksi

Arabamın sırası geldi. Elinde evrak çantasıyla bir hanımefendi bindi. Tabi hanımefendi dedim çünkü elinde evrak çantası vardı. Elinde o olmasa, az biraz da geleneksel giyinse hemen abla-bacı olacak, öyle seslenecektim ona.

İnsanları görür görmez ilk önce dış görünüşüne göre yargılıyoruz hüküm veriyoruz tabi. Çoğu da bunun yanlış olduğunu söylüyor ama ne yapabilirim ki önce sesini duymuyorum, ya da ona dokunmuyorum. Onu görüyorum. Ee, önden gelen duyu organım hükmü veriyor hemen.

Bindi taksiye “Hemen Karanfil Sokağa gidelim.” Dedi. “Hemen abla.” Diye cevap verdim. Evet, kendi yargılamamı kırdım onu ilk gördüğümde hanımefendi demek istemiştim ama ben abla dedim. İçgüdülerimle sosyal benliğim kavga etti ve kazanan “abla” oldu. Bu küçük başarımla biraz avunduktan sonra tekrar eski dinginliğime döndüm.

taksi

taksi

Abla bir yandan telaşını bastırmaya çalışıyor bir yandan da çantasından çıkardığı boyaları yüzüne sürüyordu. Aynada tasdik ettikten sonra süslenme işinin diğer aşamalarını birer birer yapıyordu.  Tamam dedim bu kadın işini iyi biliyor çünkü taksime binen kadın ile inen kadın aynı olmayacak.

“Radyoyu açar mısınız? dedi. “Tabi hanımefendi.” Dedikten sonra açtım radyoyu. (Hay Allah! Nerden çıktı şimdi hanımefendi, süslendi diye mi abla, hanımefendi oldu?)

Haksız başarımı elimden alındı gibi hissettim. Sosyal benliğim bıyık altından güldü içgüdülerime. Bu sefer de kısa bir üzüntüden sonra tekrar eski dinginliğime döndüm.Benim meselem buydu, her olaydan sonra dinginliğime dönebilmek.

Radyo da açılan kanala itiraz etmedi abla. Demek ki sadece gürültü oluşmasını istedi kafasındakileri dağıtmak için.

Kalp atışının ucundaki hayat

İletilen bir mesaj

Düz bir yolda emniyetle devam ederken ben de mesaime başladım. “Bu memlekette trafik olmadığı aşikâr gerçi”. “Evet haklısınız. Hele kadınlar çok tehlikeli dedi” diye karşılık geldi arkadan ve hafif sahte politik bir gülüş attı. Gerçi politik dedikten sonra sahte kelimesini kullanmam anlatım bozukluğu oldu galiba. Lan !! Galiba gene dışımdan konuştum ama kadın bunu ona iletilen bir mesaj zannetti. Ben de “Estağfurullah” dedim ki bu kelimenin gizli anlamı; aynen öyledir.

Neyse aynadan onu incelediğimden rahatsız olmaması için kısa kısa bakışlar atarak aklımdaki fotoğraflardan çıkarımlarımın tadını çıkardım.

Herkesten sakladığı boyalı yüzünün altında belli belirsiz çizgiler var. Belli ki hayat yormuş onu çünkü hareketleri ve ses tonundan genç olduğu kanısına varıyorum. Ses tonunda canlılık var, beklenti var, umut var.

taksi

taksi

İnsan yaşı ilerledikçe beklentileri azalıyor. Galiba hep unutmak istediğimiz, bir gün öleceğimiz gerçeği, içten içten etkiliyor onu. Kalp atışları öleceğini hatırlatan bir saat misali atıyor.

Hava çok sıcak terliyor ama bunu sıkıntı etmiyor. Güneyli birisi olacak ki güneşin fırın etkisine alışmış. Arabaya binen her on kişiden sekizinin kullandığı klişeleri kullanmıyor. “Hava sıcak değil de nem çok.” “Biliyor musun son 30 yılın en fena yazını yaşıyoruz.” Bunları kullanmadığı için “Şükür” diyorum.

Kadın ummalı çalışmasından kafasını kaldırıp bana bakıyor. Kahretsin! Gene dışımdan konuştum. Ama bir şey demiyor kadın. Kafasındaki garip kataloğuna koydu galiba beni ki hareketlerim ona normal geliyor. Deli olmak lazımmış, meydanın ortasına sıçsam herkes deli der. (Bu fikir hoşuma gitti ilerde değerlendireceğim.)

Kadınlar… yeter ki anlayın onları be kardeşim…

Yüzük yok parmağında

Yüzük yok parmağında. Demek ki toplumda beraber yaşamayı gerektiren evlilik müessesinden nasibini almamış. Müessese dedim özellikle evet çünkü artık işler öyle dönüyor. Herkes toplumdaki statüsüne göre birisini bulup evleniyor. Baktı ki aklı havada biri bu kutsal görevi onu doğuran kişilere veriyor büyük bir gururla.

Çocuğu olduğunu sanmıyorum. Çünkü anneler her zaman bir tutam merhametle yaklaşıyorlar insanlara. Galiba karşısındakinin de bir annenin çocuğu olduğu biliyor ve kendi çocuğuna davranılması gerektiği gibi davranıyor. Ama ya çocuğuna da kötü davranıyorsa? Hemen bu tezimi siliyorum kafamdan. (acaba bizim kafamızda da çöp kutusu da var mıdır diye düşünüyorum kısa bir an.)

Gelelim bu kadının nereye gittiğine…

taksi

taksi

Elinde evrak çantası var. Galiba bir toplantıya gidiyor. Yüzüne uyguladığı boya onu çoktan 5 yaş gençleştirdi. Ama neden bu kadar acelesi vardı ki derken geliyoruz tarif ettiği adrese. Süre doldu.

Sokağın önü kapalı bir şenlik alanı var belli ki.

“Teşekkür ederim” diyor taksimetredeki tutarı tamı tamına verirken. Parayı aldım ama hala bu yere neden böyle ciddi bir şekilde geldiğini anlamıyorum. Sonra ileride gelinle damadın masada otururken görüyorum ve boş bir koltuk.

Kadın hemen masasına oturuyor, çantasından çıkardığı cübbeyi aceleyle giyiyor. Birbirine eş iki kişiyi toplumda beraber yaşayabileceği evlilik bağıyla bağlıyor.

Durağıma dönüyorum usulca, evlilikten nasibini almayanların taşıdığı baskıyla.

4. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken yazılar:

Penisli Yargı ve Hakim Olamayan Avukatlar

Benim Öyküm – Son bölüm

Evimizdeki Konsomatris