sepya

Sepya rengine dönen rengarenk anılarımız

Dilan Güngör, Sepya rengine dönen rengarenk anılarımız yazısı ile okuyucularla buluştu.

Sepya rengi

Bakkala ekmek almaya gittiğimde bana şaşkın şaşkın bakan bir çift gözle karşı karşıya geldim.

‘’Di-di-di-lan, n-n-ne kadar b-b-büyümüşsün. Ge-ge-genç k-k-kız olmuşşşsun.’’

Köyün bakkalcısı Hüsnü Amca’nın bu tepkiyi vermesini bekleyerek girmiştim içeri, onunla birbirimizi uzun süredir görmemiştik. Eskiden olduğu gibi yine küçük bakkalındaki küçük, antenli televizyonda haberler açıktı. O hala kekeliyordu, içerisi hala rutubet kokuyordu, ve kolundaki kalp dövmesi hala yerindeydi. Bunun için bile onu çok seviyordum. Köydeki tek dövmeli insanın 65 yaşında olması bana değişik bir his veriyordu. Biraz sohbet ettik, ardından ekmeği aldığım gibi çıktım.

Bakkaldan çıkar çıkmaz köy kahvesi ile karşı karşıya gelmeyi bile çok özlemiş olduğumun farkına vardım. Kahvenin yanına doğru yürüdüm, içeride hiç kimse yoktu. Uzun süredir kapalıydı. Camlarına gazete çekmişlerdi, radyoda Erdal Erzincan çalmıyordu, dedem ağaçların dibinde çay içmiyordu, yaşlı amcaların siyaset kavgası yaptığı sesler yoktu. Ama yine de o kimsesiz dükkan hala bana çok samimi ve dolu geliyordu. Oraletin gücünü bir kez daha hatırladım, yürümeye devam ettim.

“Keşke Kemal Abi’yi görsem.” diye düşündüm içimden. Kemal Abi hiç evlenmemişti, ablasının evinde kalıyordu, bir işi yoktu, çok içiyordu. Herkes ona boş gözüyle bakıyordu fakat o tam tersine çok dolu bir insandı. Hayatı boyunca kitap okumuştu, yazmıştı, bambaşka düşüncelere sahipti ve ben ona çok inanıyordum. Ablası kanser olup öldükten sonra İstanbul’a taşındı.

Pablo Escobar ve Kolombiya

Eski kalabalık

Kerpiç evlerin arasından geçerken eski kalabalığı düşünüyordum. Funda Abla’nın fön fırçalarını, Cem Abi’nin sevgilisiyle basılmasını, Semra Abla’nın dibine kadar yaşadığı aşkını, Kemal Abi’nin Oğuz Atay kitaplarını, Mehmet Amcamın ağaçlarını, nenemin çiçekli şalvarını, özenle örülmüş saçlarımı…

sepya

sepya

Kanser mahallesi

Terk edilmiş bir mahalleydi artık burası. Anneannemin çeyizinden kalma sandıkdan farksızdı. İçi yüzlerce anıyla doluydu fakat açanı yoktu. Hiç çocuk yoktu, genç yoktu, hatta yaşlı bile yok denilecek kadar azdı. Kader midir, şans mıdır yoksa başka bir şeyden ötürü mü bilinmez, bütün yaşlılar tek tek kanser olup ölmeye başlamıştı bizim mahallede. Bu yüzden buraya “Kanser mahallesi’” adını vermiştim kendi kendime ama annem buna hep çok kızmış, “Uğursuzluğu çekme.” demişti. Ama artık çok geçti. Bu mahalle için olan olmuştu.

Melike Öğretmen’e…

Sepya

Küçükken hep büyümek isterdim. Bir telefonumun olmasını, kapının üst çizgisine boyumun yetişmesini, tek başıma gezmeye gidebilmeyi arzu ederdim. Çok pişmanım. Büyümek o değilmiş. Yitirdikçe büyürmüş insan. Capcanlı, rengarenk bir fotoğrafın zaman içinde sepya rengine dönüşerek bir sandığın içinde terk edilmesiymiş büyümek.

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Hintlilerin ve Parsilerin ölü gömme gelenekleri

Zamana yolculuk

Hey taksi 5. bölüm

Kirli Melek

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – (Final)

Aşk Nedir?

Hükümet-i alem: Yunan harfli Türkçe metin

Aşk en güzel kafa yapan uyuşturucudur

Recep ile Nadan – Bölüm 8