aşk oyunu

Mezheplere yenilen aşk oyunu

aşk oyunu

Sonra ben dizilerden görüp de aşık olmaya karar verdim; 11 yaşımda, kendimden 3 yaş büyük bir çocuğa. Normalde utangacın teki olan ben, nasıl olduysa arkadaşım olur musun diye pat diye atladım çocuğun önüne. Aşk oyunu oynuyordum.

Sonra arkadaş olduk.

Park buluşmaları geldi peşi sıra, telefon mesajlaşmaları, gece sohbetleri, doğum günleri…

Yıllar geçti.

İlk sevgilim o oldu. Beraber Bülent Ortaçgil dinledik, birbirimizin defterlerini okuduk, babasının sevgilisinin peşine bile düştük. Zamanla birbirimizin her şeyini bilmeye başladık.

Ama birbirimizden çok farklıydık. İnsanlar öyle diyordu. O aslen Çorum’lu ve sunni bir ailenin çocuğuydu, ben ise Tunceli’li Alevi bir ailenin çocuğuydum. Ailelerimiz paylaştığımız onca şeyi yok sayıp, siz farklısınız, arkadaş olamazsınız dedi.

Hep böyle olurdu. Bu şehirde mezhep ayrılıkları çok büyük bir durumdu. Biz ailemizin mezhebiyle doğardık ve şartlandırılırdık. Büyüyünce onlar gibi yaşayıp, kendimiz gibi insanlarla evlendirilirdik. Bu şehirde bu yıllardır bu böyle sürüyordu. Aksi ihtimali olursa aileler çocuklarına küser, hatta çocuklarını reddederdi. Onları dinlemedik. Konuşmaya devam ettik.

Babasının tayini çıktı, taşındılar. Araya yollar girdi. Kamerada, telefonda konuşuyorduk. Aynı anda aynı şarkıyı dinlemekten bile mutlu olacak kadar masum bir şekilde avutuyorduk kendimizi. Arada bir geliyordu, gittiği zaman da ben onun yolunu gözlüyordum. Mesafelerin ve mezhep farklılıklarının hiçbir şeye engel olmayacağını düşünüyorduk. En azından ben öyle zannediyordum. Her geçen gün daha da emin oluyordum, 11 yaşımda kendi kendime oynadığım aşk oyununda kazandığıma. Gittikçe gururlanıyordum. Ben ve ilk aşkım, büyüyorduk ve yavaş yavaş topluma meydan okumaya başlamıştık.

Büyümek, kırmızı şarap ve aşk

Biz çok farklıyız

Ta ki bir gece aldığım mesaja kadar…
Bak Dilan, biz çok farklıyız, ailelerimiz haklı, çocukluk sevgisidir diye geçer sandım, ama büyüdük, olmuyor.

Aylarca toparlanamadım, dışarı çıkmadım. Ailem aşk acısı sanıyordu.

Aradan birkaç yıl geçti. Fark ettim ki, yaşadığım sarsıntının sebebi aşk değildi. Toplumun dayattığı şeylere yenilmekti. Yapamadık. Yenildik.

Ama bir daha olsa, bir daha yaparım. Başarısız oldum, çok sarsıldım fakat en azından denedim. Siz de deneyin. Toplumun herkese aynı yazdığı hayatı değil, senaryosunu kendiniz yazdığınız hayatı yaşamaya çalışın. Umursamayın. Sevin. Sarılın. Çünkü Livaneli’nin de dediği gibi; “Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey…”

İlgi çekebilecek kısa yazılar:

Recep ile Nadan

İran şahı Nasreddin

Ölüme yergi, Tamer Başkan anısına…

Dürdane Hanım roman tahlili

Facebook sayfamızı takip ederek yeni yazılarımızdan haberdar olabilirsiniz:

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası