hayat

Hayat içi dopdolu bir kitaptır

Telefonunu açıp Facebook’a girdi, bir akrabamızın paylaşmış olduğu yazıyı açtı annem. ‘’Bak, bunun gibi yazmaya çalış. Ne kadar güzel ifade etmiş kendini Sinan.’’ Kafamı diğer tarafa çevirdim. İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyordu. İstanbul’dan döneli yalnızca 3 saat olmuştu ve masanın etrafında konuşulacak onlarca konu varken, bu konunun şu an konuşulması canımı sıkıyordu. Teyzem atıldı sonra, ‘’Aslında sen de güzel yazıyorsun ama biraz karışık geliyorsun bana.’’
Yıllar önce bir kitapta okumuştum, o an o geldi aklıma. ‘’Bir yazarın kişiliğini anlarsanız o yazarın yazdıklarını da anlarsınız.’’ diyordu. Doğruydu.

Kalp atışının ucundaki hayat

Kendimi attım dışarıya

‘’Yazdıklarımı anlamanız için ilk önce beni anlamanız lazım, hiç öyle bir çabanız olmadı. Anlamamanız normal.’’ dedim. ‘’Senin bu asiliğin ne olacak bilmiyorum, sanki ne dedik.’’ dedi annem. ‘’Yorgunum, eve gidiyorum, sen sonra gelirsin.’’ deyip masanın üstündeki anahtarı kaptığım gibi attım kendimi dışarıya.
Bazı şeylerin içini görmek gerekirdi hayatta, nedenini sorgulamak, hissetmek gerekirdi. Ama benim ailem dümdüz bakıyordu olaylara. Sanki ben bir kitaptım; ailem yalnızca ön ve arka kapağımı okumuştu, iç sayfalarıma hiç bakmamışlardı. Oysa baksalar ne çok şey görürlerdi… İşte canımı acıtan, evden çıkıp gitmeyi istememi sağlayan şey de tam olarak buydu. Onlar bana sadece bakıyordu. Görmüyorlardı.

Çeşme ve Alaçatı neden pahalı?

Hayat

Eve geldiğimde biraz uyumuştum, yıllardır hiç görüşmediğim çocukluk arkadaşımın attığı mesajın sesiyle uyandım. ‘’Sence hayata yeniden başlayan birisi ne yapar? Canım çok yanıyor.’’ Şaşırdım ilk önce. Sonra biraz da iyi hissettim. Yıllardır konuşmuyorduk, yalnızca birbirimizde arkadaş olarak ekliydik ama benimle dertleşmek istiyordu. ‘’Hayata yeniden başlayamazsın Murat.’’ Yazdım, bastım gönder butonuna. Onu sahte sözlerle avutamazdım. Murat’tan gelen 2. mesajla öyle bir çarpıştık ki; içimdeki hava yastığı hızla şişti, aniden tüm iç organlarımı ezdi.
‘’Deniz öldü.’’

Bu şehir beni fırlatırken içim sendeliyor

Ben onunla evlenmem

Yıl 2010, ben o zamanlar son derece hareketli bir kız çocuğuyum. Annem ayda bir kez mutlaka okula çağırılıyor. Deniz daha kanser olmamış. Sınıfta Mert’in üstüne sıra fırlatmışım, pantolonu kan içinde. Tüm öğretmenler onun başında toplanmış. Sınıfın kapısında dayanmışım Deniz’in omzuna, ‘’Ya çocuğu olmazsa, ben onunla evlenmem.’’ Diyerek hüngür hüngür ağlıyorum. Öğretmenler duyuyorlar, gülmeye başlıyorlar.
İçim acıdı ama gülümsedim.
Evet, biliyorum yazmadım Murat’a. Yazsaydım eğer ailemin yaptığı gibi yapmış olup Deniz’in sadece ölümünü görmüş olacaktım. O yalnızca doğmuş, ölmüş ve olay bundan ibaret değildi. Bir hayat yaşamıştı. İçinde biz de vardık. Başladım konuşmaya…

Pes et

Kanser ve hayat

‘’Kanser olduğu süreçte ben onu hiç sormazdım ama o beni sorardı. Hep zayıf bir çocuktu sence de bu hastalığıyla alakalı olabilir miydi? Hatırlıyor musun biz ona iskelet diyorduk… Ablası vardı bir de hani…’’
Sabaha kadar konuştuk. Konuşmadığımız süre içerisinde yaşadığımız şeyleri anlattık birbirimize. Ve fark ettik ki, Deniz’in yanına gideceğimiz güne kadar hayata yeniden başlamak diye bir şey yoktu. Birkaç güçsüz insan bizi kandırmıştı. Yaşadığımız her şeyi cebimize atıp yolumuza devam edecek, böyle büyüyecektik… Ve hayat her şeyiyle hayattı aslında. Aşkıyla, çocukluğuyla, ön ve arka kapağıyla, iç sayfalarıyla, müziğiyle, deniziyle…

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Pablo Escobar ve Kolombiya

Brezilya’da sömürgecilik ile savaşa hazırlık süreci

Yalnız takılan Komiser Şekspir sancısı

Minnoş güçlüler