konsomatris

Evimizdeki Konsomatris

Gece boyunca bir şeyler yazmaya çalıştım. Kahve içtim, sonra yataktan baş aşağı kendimi sarkıttım, ardından babaannem “düzelt kendini kızım, deli misin, beynine kan damlar.” dedi. Balkona çıktım. Gecenin 4’ünde bizim sokaktan hiç kimse geçmezken, mahallenin konsomatrisi Seda Abla işten dönüyordu. Seda Abla’nın mutlaka bir hikayesi olmalı, bir şey yazmalıysam onu yazmalıyım diye düşündüm. Konsomatris olduğu için mahalleli şüphe ile yaklaşıyor.

Serseriler için iyilik manifestosu

Konsomatris

Daha önce selamlaşmak dışında doğru düzgün konuşmamıştık. Zaten mahalledeki çoğu insan da onunla konuşmayı pek tercih etmiyordu. Konsomatris olduğu için mahalleli onunla selamlaşmamayı tercih ediyordu.

Ertesi gün babamın eşinden rica ettim, durumu anlattım. Numarasını bulup bize kahve içmeye davet etmesini, onu dinlemek istediğimi söyledim. Karşı binadaki komşudan numarasını buldu, aradı, ertesi gün bize gelmesini söyledi. Seda Abla ertesi gün 5-6 yaşlarındaki kızıyla birlikte bize geldi. 180’den daha uzun boylu, iri yarı bir kadındı. Ona baktığımda ilgimi çeken ilk şey şüphesiz upuzun saçları ve saçlarının tonunda boyanmış kaşlarıydı.

Kapıdan içeri girdiğinde bir tuhaf baktı eve. Sanki ilk defa gittiği bir ülkeye gelmiş gibi, turistmiş gibi. Yüzünde şaşkınlıkla karışık tuhaf bir gülümsemesi vardı. Doğruyu söylemek gerekirse bu bakış beni korkutmuştu. Zaten ben Seda Abla’dan nedense hep korkmuştum.

Halam Geldi ve Lal Gece

Bunun için çağrıldığını biliyor

Balkonda kahvesini içerken “Benimle kimse konuşmuyor mahallede, görünmek bile istemiyorlar.” dedi. Bir şey demedik. “Geçen gece işten gelirken gördüm seni.” dedim. “Evet, 2 alt sokaktaki yerde çalışıyorum.” dedi.
Konuyu açmak istiyordum ama hiçbir türlü yapamıyordum. Tepkisini kestiremedim önce, kızabilir ya da ağlayabilirdi. Sonunda cesaretimi toplayıp “Bir şeyler anlat bana Seda Abla, sen çok hayat görmüşsün, seni dinlemek istiyorum.” dedim. Korktuğum gibi olmadı, ağlamadı ya da beni terslemedi. Sanki o da bunun için çağrıldığını biliyormuş gibi anlatmaya başladı. Konsomatris olduğu için çağrıldığını ve merak edildiğini biliyor gibi.

“Gülüm nereden başlasam… 19 yaşımda eşime kaçtım. Seviyorduk da birbirimizi. Ailemi, her şeyimi bırakıp ona kaçtım.  Sonra da hamile kaldım, 20 yaşımdayken oğlum oldu. Önceleri evliliğimiz iyi gidiyordu ama sonra içki içmeye, beni dövmeye başladı. 2. çocuğuma hamileyken her Allah’ın günü dayak yiyordum. Oğlum zihinsel engelli doğdu. Çocuğumun engelli oluşundan bile beni sorumlu tuttu. Sonra da başka bir kadın buldu, beni kapıya attı.”

konsomatris

konsomatris

“Ailene gitmedin mi?” dedim.
Gözleri dolu dolu cevapladı.

“Gitmez olur muyum, almadılar beni. Zamanında kaçmasaydın, biz sana da o adamın engelli çocuğuna da bakamayız dediler, sırt çevirdiler. Aylarca çocuklarımla parklarda yattım, çöpten ekmek topladım, artık sigara izmaritlerini yerden toplayarak sigara diye onları içmeye çalıştım.”

“Sonra ne oldu?” dedim.

“Sonra Kenan’la tanıştım. Beni bu işe soktu, kendimi koyacak bir çatı buldum.” dedi, geçmişteki tüm artık izmaritlerin acısını çıkarırcasına sigarasını yaktı.

Sıcak gri

Konsomatris olmak

“Oradaki adamlarla ne yapıyorsun?” diyerek şansımı biraz daha zorladım.
İçki içiyoruz. Dertleşiyoruz, ağlıyor adamlar bazen. Emek hırsızıyız biz bence, adam 1 ay çalışıyor, gelip maaşını 1 gecede yanımızda yiyor. Bizim işimiz bu. Dünya adil bir yer değil yavrum.” Sigarasını söndürdü.

“Çocukların şimdi ne yapıyor?” dedim.
“Birisi evlendi, bütün takılarımı alıp beni dolandırdı, kaçtı eşiyle birlikte. Diğeri de hâlâ hasta, ben bakıyorum. En çok da onun o durumu beni mahvediyor.” diyerek iç çekti.

“Küçüğü? Sen gece çalışırken evde tek mi kalıyor, zor olmuyor mu?” dedim.
Bu hayatı ben de istemiyorum ama başka yapabileceğim hiçbir iş yok, İstanbul gibi bir yerde 2 çocuklu dul bir bayan ne iş yapabilir ki? Mesleğim de yok.” dedi.

“Senin çevren vardır, bir butik açmayı düşünmez misin? Kurtulursun bu hayattan, oğlun da, kızın da geceleri tek kalmaz hem. Daha düzenli, güzel olmaz mı?” dedim.

Yüzümüze baktı. “Olmaz. Filmlerdeki gibi değil hayat, ben artık hiçbir şeyden geri dönemem.” dedi.

Belki de haklıydı. Hayatını belki filmlerdeki gibi değiştiremezdik, geri dönmesi zordu. Ama kapıdan içeri girdiğindeki bakışı daha iyi anlıyordum artık, yuvasızlık, terk edilmişlik bakışıydı. Onu uğurlarken sarılıp öptüm, artık ondan korkmuyordum.

Facebook sayfamızı takip ediniz:

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çekici kısa yazılar:

Öykü Dizileri

İnsan için kısa yazılar

Theodor Reik kitabı aşk ve şehvet üzerine

3 Temmuz Fenerbahçe’ye şike kumpası