şarap

Büyümek, kırmızı şarap ve aşk

Söylemekten korktuğumuz sözler, dinlemekten korktuğumuz şarkılar, ölmesinden korktuğumuz insanlar var. İşte tüm bunların içinde, küçük bir kız çocuğu sana “arkadaşım olur musun?” demişti. Hatırladın mı?
İlk önce ipi görürsün. Onu kendine yakıştırırsın. Tutarsın sımsıkı. Avucunun içinde sıkarsın. Fakat düşmeye başlayınca… Bilirsin, sıktığın kadar kanatır ip avuçlarını. İşte ben; ipi yakıştırdım, tuttum, sıktım, düştüm. Avuçlarımı kanattım.
Bir keresinde her şey geçtikten sonra, bir gece sabaha kadar sohbet etme şansımız olmuştu. “Elimizdeki son şeyi de kaybettik.” demiştim. Evet deyip başlamıştın anlatmaya, “neyi?” diye sormamıştın hiç. Bana hiç soru sormazdın. Anlaşırdık. Evlerimizden bahsettiğimi biliyordun.

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 1

Hiç utanmazdın

Sizin eviniz tozpembe, daireniz dublexti. Odanın duvarları posterli, yastığın ayıcıklıydı. O yaşa gelmiş hala ayıcıklı yastık kullanırdın ama hiç utanmazdın, sen bir tek yaptığın şeylerden utanırdın.
Biz o zaman daha az lüks, içinde kiracı olduğumuz bir evde oturuyorduk. Odamın kapısını yanlışlıkla kırdığım için kapı kapanmıyordu. Asansörü yoktu, bir iki kere de fare görmüştüm mutfakta ama hiç bağırmamıştım. Biliyor musun, şimdi bize ait çok daha yeni bir evde oturuyorum ama bu evi bana ait hissetmiyorum. İşte insanlar da aynı böyle, birisiyle her anını yan yana geçirsen de ait hissetmedikten sonra pek bir anlamı kalmıyor. Ben artık kimseye ve hiçbir yere ait hissedemiyorum.

Recep ile Nadan – Bölüm 7

İlk şarap

şarap

şarap

İlk defa alkol almıştım, ilk şarabımdı ve ağlamaya ihtiyacım vardı. Senin karşına dikilip hiçbir şey demeden yalnızca “Ağlat beni” Demiştim. “Seni nasıl ağlatayım ki” deyip sonrasında ağzını bıçak açmamıştın. Ondan sonraki 2 gün boyunca bunun için ağladım. Birisi bana çıkıp birdenbire “Ağlat beni” deseydi eğer, onunla sohbet eder, buna ihtiyacı var derdim. Aramızdan birisi çok acımasızdı, birisi de çok duygusaldı. Biz bunu hiç bulamamıştık.
O günden sonra anladım, hayatta abartıldığı kadar iyi olmayan 3 şey vardı: Büyümek, kırmızı şarap, aşk.
20’sin. Araba kullanıyorsun. Evini özlüyorsun. Yazdıklarımı hala okuyorsun. Polis oluyorsun. Aklım almıyor. Evin merdivenlerinden kayan çocuk, henüz 15 yaşında; nasıl olur da biber gazı sıkacak, nasıl olur da barikatların ardında yıllarını geçirecek, gerekirse insanlara tekme tokat dalacak… Bilseydin eminim çok düşündüğüm için bana kızardın. Sonra da asi olduğum için suçlardın.
Göğsüm mor. 17’min ortalarındayım. Biyopsi oluyorum. 35 gibi hissediyorum. Batıp çıkan her iğnede arkadaşımı hatırlıyorum. Anneme sarılıp ağlıyorum. Yeni insanlarla tanışıyorum. Saçlarımda hala beyazlar var, ama umursamıyorum. Babamı özlüyorum. Sınava hazırlanıyorum. Yazıyorum.
İpi çok sıkı tuttuğum için düşerken avucumun içi çok kanadı. Artık kanamıyor, acısından da ağlayıp bağırmıyorum. Kabuk tuttu. Her gördüğümde hatırlıyorum, sonrasında 15 yaşında bir çocuk beliriyor karşımda. Teni esmer, ele avuca sığmıyor. Üzerinde gri pijamaları var, merdivenlerden kayıyor. Bense çok uzaklardan onu izliyorum.

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken yazılar:

Bu şehir beni fırlatırken içim sendeliyor

Çeşme ve Alaçatı neden pahalı?

Pablo Escobar ve Kolombiya