Bu şehir

Bu şehir beni fırlatırken içim sendeliyor

Yarın İstanbul’dan gidiyorum. Bu çocukken aldığım ve hiç kullanmadığım, üzerinde uyumak 11 yaşımdan sonra nasip olan Barbie’li yatağımdaki son gecem. Yatağım. İyelik eki kullandım, çünkü o yatak sanırım hâlâ benim. Yanlış ek kullandıysam da, gece benimmiş gibi hissediyorum. Burada bir hata yok. Bu şehir için gece bitti…

Eskisi gibi ağlamıyorum. Daha doğrusu ağlayamıyorum. Ben bu sene biraz büyüdüm. Hüznüm de, hüznümün sonuçları da değişti. Bunu hiç bilmezdim. İnsan büyürken okuduğu kitaplar, en sevdiği renk, en sevdiği arkadaşı değişir de, hüzün farklı sanardım. Büyümek kalıp haline gelmekmiş, biliyor musunuz? Ben kalıbım. Yıllarla birlikte şekillenen bir kalıp…

Başı ve sonu aynı

Milyonlarca insan hayatından bir tanesi benim hayatım. Geçen gün doktor odasından çıktığımda daha iyi anladım. Basit, başı ve sonu aynı. Doğum, ölüm.
Saat 4.36. Martı sesleri geliyor kulağıma. Burada sabaha karşı martılar ses vermeye başlıyor, bizim orada kırlangıçlar. Bu fark bile beni üzüyor; yatak diken gibi batıyor, uykum kaçıyor. Bu gece arkadaşımın sendeleyen bacağı gibi sendeliyor içim. Seslerden kaçmak için müzik dinliyorum. Cep telefonumdan, kulaklıkla.

Kelimeleri süslüyorum, sonra karınlarını doyuruyorum. Saat 4.42. Bir çocuk sevmiş, uzaklarda, öyle diyor Sezen Abla. Sevmek de zor, uzaklarda sevmek daha zor. Ne büyük şansmış Sezen’deki…

Bu şehir

Bu şehir

İsterdim ki Beyoğlu’nda bir evde, plaktan çıkan müziğin sesini dinleyerek uyuyayım. Birisine gönül verip onunla mektuplaşayım, günlerce bir postacının yolunu gözleyeyim. Böylece her şey daha anlamlı olsun. Kaldırım taşları bile.

Ama öyle sevmek, yani Sezen Aksu gibi,  bizim gibi zamane çocukları için çok büyük hayal. Biliyorum. Korna sesleri. Soğuk duvarlar. Kaslı kollar. Televizyonun kırmızı ışığı. Notalar. Karşı komşunun sesi. Harfler. Tüm bunların içinde sevmek benim kafamı karıştırıyor.

Düşünüyorum da, İstanbul’da sevmek çok farklı olurdu. Zor olurdu, acı olurdu ama hepsinden farklı olurdu. İçmeden sarhoş ederdi, sarsardı tüm bünyeyi. Baştan aşağı sarardı. Ruhu titretir, yerinden oynatırdı.

Bu şehir

Bu şehir böyle. Seversen farklı olur, neye uğradığını şaşırtır. Ama en ufak bir hatanda da sana resti çekmekten hiç çekinmez. Vazgeçilmeyen, bencil bir dost İstanbul. Seni severken bir bakıyorsun seni yutuyor, sorunca da “seni sevdiğim için yaptım” diyor.

Benimle de arkadaş oldu ben çok küçükken; sonra bana küstü, bambaşka bir şehre fırlattı. Ama hâlâ dostuz. Ve bu gece beni yine fırlatıyor, ben yine ondan vazgeçemiyorum; içim sendeliyor.

Hoş kalsın İstanbul, ben fırlatıldığım yere dönüyorum.

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Hey taksi!

Çeşme ve Alaçatı neden pahalı?

Kalp atışının ucundaki hayat