Maslow

Penisli Yargı ve Hakim Olamayan Avukatlar

Maslow kimdir? Maslow teorisi nedir? 1908’de Brooklyn’de Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Önce hukuk öğrenimi gördü. Daha sonra psikoloji bilimine yöneldi. University of Wisconsin’de psikoloji bölümünü bitirdi. 1943 yılında hepimizin lise ders kitaplarında kendine yer bulmuş olan teorisini ortaya koydu. Bu bilgiler bilinen bir arama motorunda yukarıda anılan kişinin adını arattığınızda ortaya çıkan sonuçlar arasında en tepede yer alan siteden alınmıştır.

Hegemonya ve sömürgecilik üzerine

Maslow teorisi

Maslow 1943 yılında hiyerarşi teorisini ortaya koyduğunda belki de bunun Türk adalet sistemindeki yansımalarının tespitine katkı sağlayacağından bihaberdi.

Anılan sitedeki bilgiye göre Maslow teorisi, insanların belirli kategorilerdeki ihtiyaçlarını karşılamalarıyla, kendi içlerinde bir hiyerarşi oluşturan daha “üst ihtiyaçlar“ı tatmin etme arayışına girdiklerini ve bireyin kişilik gelişiminin, o an için baskın olan ihtiyaç kategorisinin niteliği tarafından belirlendiğini söz konusu etmektedir. Maslow’un kişilik kategorileri kendi aralarında bir dizilim oluştururlar ve her ihtiyaç kategorisine bir kişilik gelişme düzeyi karşılık gelir. Birey, bir kategorideki ihtiyaçları tam olarak gideremeden bir üst düzeydeki ihtiyaç kategorisine, dolayısıyla kişilik gelişme düzeyine geçemez.

Bu hiyerarşide saygınlık, övülme, takdir edilme ihtiyacı 4. sırada kendine yer bulmaktadır. Bu teoriye göre 1, 2 ve 3. sıradaki ihtiyaçlar karşılanmadan 4. sıradaki ihtiyaçlar tam olarak ve gerektiği gibi karşılanamaz. 1, 2 ve 3. sıradaki ihtiyaçların toplumumuz nezdinde bireysel olarak ne ölçüde karşılandığı başka bir yazının konusu olmakla birlikte tam olarak karşılanamadığı ve her aşamanın bu nedenle sakat olarak geçilmeye çalışıldığı da yadsınamaz bir gerçektir.

Minnoş güçlüler

Peki konunun penis ile ne ilgisi var?

Dördüncü sıradaki ihtiyaçları karşılamada toplumsal tavır ve kültür ile bunun bireysel bazda ele alınmasının penis ile doğrudan ilgisi var. Toplumumuz saygınlık ve övülmek ihtiyacını tıpkı gazete okumadan televizyon izlemeye başlamamız gibi ihtiyaç sırasını atlayarak ve yanlış temellendirmeler üzerinden karşılamaya çalışmaktadır. Henüz 4-5 yaşlarındaki erkek çocuklarının penisleriyle övünmeleri gerektiği ve salt bunun fazladan ve sebepsiz saygınlık sağlamak için yeterli olduğu fikri çocuklara “Göster bakayım amcalara pipini”, “Sen erkeksin.”, “Erkek adamın erkek çocuğu olur”, “Çok can yakacak.” , “Erkeğin elinin kiri.” gibi klişe sözlerle enjekte edilmektedir. Bir güç sembolü olarak penisini gören çocuk tüm hayatını bu temel üzerine kurmakta ve bu ayinsel güç gösterisine maruz bırakılan kız çocuğu ise temelin doğru ya da yanlışlığını sorgulayamadan aynı temelde bir yaşam tarzı kurmaya itilmektedir.

Cezayir bağımsızlık savaşı ve Cezayir’de Fransa zulmü

Göster bakayım ruhsatını

Toplumu bütünüyle bir birey olarak ele alırsak benzer tavrın hakimlik mesleğinin tıpkı erkek çocuğunun penisi gibi sebepsiz ve salt var olmasıyla saygınlık için yeterli olduğu tavrıyla algılandığını görmekteyiz. Fakat 4-5 yaşındaki çocuğa “Göster bakayım amcalara pipini.” diyen kişilerin karşısında artık bu sözlerin laubali karşılanacağı ve şekil değiştirerek sunulmasını gerektirecek derecede haşmetli penisiyle bir hakim vardır. Bu nedenle sözler “Bak bu arkadaşım hakim, atar seni ha içeri”, “Hakime söz söylenir mi hiç?” , “Avukat olarak kalmayı mı düşünüyorsun yoksa terfi edip hakim olacak mısın?” ve benzeri cümleler olarak karşımıza çıkmaktadır. Ne de olsa koskoca hakime “Göster bakayım ruhsatını.” diyecek halleri yok.

Benim Öyküm

Hakime ses yükseltmek

Hakim meslektaşlar ise ekseriyetle 4. sıradaki ihtiyaçlarını tıpkı tutuklamayı esas kabul etmeleri gibi bu şekilde karşılamayı esas olarak kabul etmektedirler. Bu durum tıpkı yine ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisine göre 1. sırada yer alan cinsellik ihtiyacını karşılamada esas olanı mastürbasyon olarak kabul etmeyle aynı duruma tekabül etmektedir.  Süreklilikle tekrarlanan ve devam eden bu tavır ve davranışlar karşısında gerçek ile yapay arasında ayrım yapamaz hale gelen beyinsel aktiviteler; beklenmeyen bir davranış ile karşılaştığında bu nedenle beklenmeyen tepkilere dönüşmektedir. Sesini yükselttiği bir avukattan benzer tepki alan hakimin şaşkınlığı bundan ileri gelmektedir. Zira ona ilk kez birisi saygınlık ihtiyacını yanlış şekilde karşıladığı gerçeğini sarsıcı bir şekilde ifade etmiştir.

Kandırıldık

Seçici pozitivizm

Burada, esasen Türk yargı kültürünün doğal hukuk-pozitif hukuk karşılaştırması sonucu bir tercihten ziyade pozitivizmin ötesinde belki de “seçici pozitivizm” olarak adlandırılabilecek bir temele dayanmasıyla ilgili bir parantez açmak gerektiği kanaatindeyiz.

Bu halde, seçici pozitivizmin pozitif kısmı yasaların katılığını, ne olursa olsun yasanın gücünü ifade ederken; seçici kısmı ise yargıçların, kişisel değerlendirmelerine göre –ancak pozitif hukuktan bile ayrılarak- pozitif hukukun yazılı metinlerinden vermek istediği karara ulaşmakta –kendi düşüncesine göre- en işlevsel olanını seçmesini ifade etmektedir. Elbette pozitif hukuk en azından görünüşte de olsa bunu engellemekte ise de yine birçok yönüyle ve aslında yasanın tavrıyla özellikle gerekçelendirme kısmında yasanın yargıcı aklayıcı gücü nedeniyle etkin bir denetim imkanı sağlamaması ve yargıçların sorumluluk hissetmemesine imkan sağlayabilecek metinleriyle seçici pozitivizmin oluşmasına sebep olmaktadır.

Değişen Politik Güç Kavramını Anlamak

Vicdani kanaat

Yargıcın takdirinin ve vicdani kanaatinin, kavramsal olarak bu denli çıplak bırakılmış olması pozitif hukukun seçici pozitivizme evrilmesinde en etkin materyallerdir. Bu -aslında- ‘durum’ olan halleri materyal olarak tanımlamak yanlış olmayacaktır. Zira, bu durumların seçici pozitivizme evrilmede en etkin araç olarak tasarlandığını yazı bakımından değil; fakat amaç bakımından söylemek, ülkemiz sosyolojik ve tarihi gerçekleri tarafından inkar edilememektedir.

Maslow

Maslow

Seçici pozitivizm temeline dayanarak yine amaçsal olarak değil yazısal olarak vicdani kanaat ve takdir yetkisi ile ilahi bir yetkiyle yargılayan, yani yargıç, toplum nazarında her türlü fenalığa da iyiliğe de imza atma yetkisine sahip kutsal kimse olarak tanımlanmakta ve ‘yaşanmaktadır’. Oysa ki yargıcın görevi, iyi olmak da kötü olmak da olmadığı gibi, yalnız ve yalnız hukuku –asla yalnızca yazıyı değil- uygulamaktır. Varlık sebebi ortadan kalkan yargıç, kaçınılmaz olarak varlık sebebi açıklanamaz iş ve işlemlere imza atacaktır. Gördüğümüz ve yaşadığımız da budur.

Hakim, insandan ve doğadan bağımsız değildir, olamaz. Yargılama yaparken, kürsüdeyken, karar verirken insana, doğaya ve olayın ruhuna temas ederek karar vermelidir. Ancak bu yolla 4. sıradaki ihtiyacını karşılayabilecektir.

Peki hakim olamayan avukatlar mı?

Onlar “Peki efendim. Siz nasıl buyurursanız.” demekle meşgul.

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

 İlgi çekebilecek kısa yazılar:

Modern liberalizm ve modern liberalizmin özellikleri

Friedrich Nietzsche ve faşizm

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 1

Öykü dizilerimizi takip edebilirsiniz.

Öykü Dizileri